MAYIS Anketi 2010: Yeşilçamda En Kral Cüneyt Arkın

4
1137

Mayıs 2010 anketimizin sonucunda Yeşilçam’ın En Kralı gelen oyların neticesinde Cüneyt ARKIN.

Anketimize başlarken “3’ünüde seviyoruz ama hangisi En Kral” sorusunu yöneltmiştik. Sinematik ekibi olarak sevgiyi anketimizin merkezine taşıdık ve üç büyük sinemacımızıda eşit değerde sevdiğimizi belirterek sizlerden aynı objektif yaklaşımı göreceğimizden emindik.

Anketin ilk 10 gününün ardından arayı açan Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın ikilisine karşı Ayhan Işık’ın oy adedinin sabit kalmasının, sanatçının temsil ettiği dönemin 30 yıldan bu yana toplumsal iletişim organlarında yer almaması, ölümünden bu yana geçen 3 kuşağın, Ayhan Işığın devrinin Türkiyesiyle bugün arasındaki köklü değişimlere bağlı olduğunu düşünüyorum. Basit bir örnekle ne İstanbul nede Beyoğlu Ayhan Işık döneminin teatral kesitlerindeki şehir ve kültür öğesi olarak yaşamaya devam etmiyor. Kadın erkek ilişkileri ve toplumsal yaşam tarzındaki pozitif yada negatif yönleri tartışmaya açık değişimler sinemamızın ilk kralının (saygıda kusur edilmeksizin) bugünde krallığını devam ettirip ettirememesinin cevabını bulmakta yol gösterici bir rol oynamakta.

Anketin son 10 gününde ise Yılmaz Güney ve Cüneyt Arkın arasındaki yarışın başa baş bir hızda ilerlediğini gördük. Bu aşamada anketimizin web üzerinde sanatçılara yönelik çeşitli hayran platformlarında duyurulması ve ardından aldığımız çeşitli geri dönüşümler bu yazının başlığını oluşturan üç kavramı Kral terimiyle beraber sorgulamamız gerektiğini hatırlatıyor.
Hayranlık, söz konusu temaya kimi zaman kendi öz güvenini geri plana atarak duyulan bir bağlılıktır. Büyük bir oranla fiziki çekicilik sebebiyle doğduğundan bazı durumlarda gizli bir kıskançlığıda beslemekte ama insanın kendini yalnız hissetmemesine, bir çeşit hobiye sarılarak içinde doğan sevgiye vesile olan bir duygunun tanımıdır. Düşünsel bir sorgulamadan ziyade dışa yansıyan görüntüdeki beğeniler üzerine inşa olur.

Sempatizanlık, söz konusu temaya fikir ve ruh olarak yatkınlığın ve destekleyiciliğin karşılığıdır. Hayranlıkta bahsedilebilecek fiziki bir çekicilik söz konusu olmayabilir ama insanın mantık açısından kendisiyle aynı çizgide olduğuna inandığı temaya karşı kendi varlığını ön plana koyarak beslediği sorgulamaya açık bir sevgidir. Düşünsel sorgulamalar her zaman dış görüntünün önündedir ve zamanla değişime açıktır.

Fanatiklik ise bir çeşit biat kültürünün devamıdır. Sorgulamadan yoksun, bedensel ve zihinsel koşulsuz bir bağlılık söz konusudur. Zamanın kesinlikle önemi yoktur ve eğer fanatizmin merkezindeki öğe insan ise, tabiatı gelişmeye ve değişime açık bu öğeye duyulan fanatizmin desteklenebilecek hiç bir yanı yoktur.

Anketimiz üzerine yaptığımız tanıtım çalışması esnasında Cüneyt Arkın ve Yılmaz Güney platformlarından aldığımız bazı fanatik geri dönüşümler yukarıda sayılan üç terimin, kavram karmaşasına her zaman açık olan insanlarımızın merkezinde sevginin bulunduğu bir anketi söz konusu üç ismin sadece sinema alanındaki başarılarıyla değerlendirebilme kabiliyetine ne kadar sahip olabileceğini sorgulatıyor.

Sinematiğin fanatikliğe karşı olan cevabını Yılmaz Güney’in kendi sözleriyle vermeyi uygun buluyoruz:

“Filmler yaparken bir takım toplumsal sorumululuklar taşırız… Yani sözümüzü söylerken acaba bu söylediklerimiz şu an halkımızın içinde bulunduğu koşullara ters düşermi, onlara yanlış bir takım düşünceler verirmi, onları yanlış düşüncelere itebilirmi, biz işte yalnızca bundan korkarız… Bizim gerçek yargıcımız halktır.”

Sinema insanlarının, politik değil sinematik yönüyle değerlendirilmesi dileklerimizle;

Yorumlar