Mesut Kara: Sinemamızın Yarattığı İlk Büyük Yıldız: Sezer Sezin

3
980
Araştırmacı/Yazar Mesut Kara‘dan çıktısı alınıp arşivlenmesi gereken bir yazı: Sinemamızın Yarattığı İlk Büyük Yıldız: Sezer Sezin.
Bu güzel yazı, fotoğrafları ve videosu ile birlikte sinema tarihimize ışık tutan ve Sezer Sezin‘i anlatan detaylı ve tamamlayıcı bir çalışma. Yazının Sonunda konu ile ilgili Mesut Kara‘nın Sezer Sezin‘le yaptığı röportajın videosunu da izleyebilirsiniz.

Türk Sineması’nın ilk ve gerçek yıldızı Sezer Sezin’dir kuşkusuz. Kuşkusuz böyledir diyoruz çünkü tarihi doğru okumak ya da doğru yazmak gerekir. Bilgi eksikliğinden, varolan eksik ya da yanlış bilgilerin çoğaltılmasından, kişisel nedenlerle yok saymaya yönelik metinler üretmekten kaynaklanan yanılgılar zincirinin her yeni yayınlanan kitapta, metinde sürdüğünü görüyoruz. Henüz ve iyi ki Sezer Sezin hayatta, Lütfi Akad’da, Memduh Ün de, o dönemi yaşamış bir çok sinemacı da… “İlk” ve önemli çalışmalar, kitaplar, metinler ürettiğini söyleyen araştırmacı arkadaşlarımızın, akademisyenlerin, tarih yazıcıların, sinema üzerine fikir üretenlerin kendilerine ve “sahici” belgelere ulaşmaları zor değil.

Sinemamızın, “Damga” (Seyfi Havaeri, 1948) ve “Vurun Kahpeye” (Lütfi Akad, 1949) filmiyle başlayan süreçte ilk yıldızlarını yarattığı fakat henüz bunun bir sisteme dönüşmediği günlerin yıldızlarını yok saymak, öncesinde sadece Cahide Sonku’dan söz edip “yıldızlar geçidini” Ayhan Işık ve sonrasına bırakmak, dahası baş rol oyuncularıyla yıldızları ayırt etmemek bir yanılgı ve bilgi eksikliği olarak tanımlanabilir.

Yaptığımız çalışmalara, kitaplara, metinlere, söyleşilere son yılların reyting kaygılı televizyon kültürünün bir dayatması olan “ilk kez”, “ilk çalışma”, “ilk adım” gibi tanımlamalardan, kibirden vazgeçip, bizden önce üretilenleri yok saymadan, yapılan çalışmaların bir halkası olma mütevaziliğiyle, bilginin bir iktidar aracı değil bir paylaşım aracı olması gerektiği bilinciyle sürdürebilirsek çalışmalarımızı, binanın üstüne bir tuğla daha eklemiş oluruz.

Eksik bilgiyle yanılgılara düşebileceğimiz, yanlış bilgilerin çoğaltılmasına neden olabileceğimiz gibi, bizden önce yapılan çalışmalar karşımıza dikildiğinde güç durumda da kalabiliriz. Tıpkı “Yeşilçam’da Unutulmayan Yüzler” kitabı yayınlandıktan kısa bir süre sonra, günlük bir gazetenin o günlerdeki bir milyonluk satışına güvenerek ve bir eksik bir fazla kitapta yer alan aynı isimleri bulup “ilk kez” konuşarak “Unutulan Yıldızlar” başlığıyla tefrika edilmesi örneğinde olduğu gibi; ya da örneğin Atilla Dorsay’ın 1997’de yayınlanan “Sümbül Sokağının Tutsak Kadını”, Giovanni Scognamillo’nun 2005’te yayınlanan “Türk Sinemasında Şener Şen” (Burçak Evren’in ve başka araştırmacıların çalışmalarıyla örnekleri çoğaltmak mümkün) kitapları varken, daha sonra yayınlanan benzer çalışmalarımızın önsözüne “Bu kitap bir ilk adımdır” benzeri cümleler eklemek ne o çalışmaya ne bize, ne de yazanına bir şey katmaz.
Nijat Özön
’den Giovanni Scognamillo’ya, Rekin Teksoy’dan Agah Özgüç’e, Burçak Evren’den Atilla Dorsay’a, Taner Ay’dan bu satırların yazarına, Kaya Özkaracalar’dan, İbrahim Türk’e, Orhan Ünser’e, Alican Sekmeç’e kadar sinemamızın tarihi, oyuncuları, yönetmenleri, senaristleri gibi bir çok alanında değerli çalışmalar üreten onlarca isim var. Özellikle son yıllarda bu alanda da üretim artmış, akademisyeninden öğrenci genç arkadaşlarımıza kadar yeni yeni isimler eklenmiştir sinema üzerine fikir üretenler arasına. Kıskançlıkla, kibirle, hırsla, bencillikle, dedikoduyla değil fakat paylaşımla eksik ya da yanlış bilgiden kurtulabiliriz.

Sinemanın Yarattığı İlk Büyük Yıldız Sezer Sezin

Muhsin Ertuğrul sonrası dönemin, sinemacılar kuşağının ilk büyük yıldızı Sezer Sezin’dir. Kendi kendini yaratan insanlardandır Sezer Sezin. Çok küçük yaşlarda, annesinden habersiz evden kaçarak “Hürriyet Apartmanı” (1944) ve “Yayla Kartalı” (1945) filmlerinde küçük rollerde oynar. Yapımcı Necip Erses’in isteğiyle, “Köroğlu” filminde oynar; biraz daha iyi bir rolde. Atilla Revüsü’nde sahneye çıkıyor, dans ediyordur. “Damga” (1948) filmindeki ilk önemli oyunuyla ünlenir. Filmin bir hafta salonlarda kalmasını umarlarken, dört hafta gösterilir, kapılarda uzun kuyruklar oluşur. Arkasından “Vurun Kahpeye” (1949) filmi ile yıldızlaşır.

Üstelik sadece oyuncu olarak da yer almaz sinemada. Oynadığı filmlerin öykü-senaryo seçiminden, yönetmen seçimine, oyuncuların belirlenmesine kadar bütün aşamalarında yer alır. Çeşitli araştırmalarda, kitaplarda Sezer Sezin’i kendisinden sonra sinemaya gelmiş ve başrol oyuncusu olarak yer almış oyunculardan sonra saymak, kişisel nedenlerle bile bile yok saymak değilse en azından bilgi eksikliğinden ve yanlış bilgiyi çoğaltarak üretmekten kaynaklanmaktadır. Kimi çalışmalarda da yine aynı nedenlerden kaynaklanan, o dönemin ve sonrasının başrol oyuncularını, yıldızlarını sayarak “Sezer Sezin (…) gibi oyuncular yönetmenlerin kendilerini beğenmeleri ile sinemaya başlamışlardır” gibi cümlelere rastlayabiliyoruz. Oysa biraz araştırıldığında bunun böyle olmadığı görülür.

“(…) Erman Kardeşler’de müdür olarak çalışmaya başlamıştım. Erman Kardeşler’in ilk filminde Sezer Sezin oynamıştı. Onun getirdiği bir teklifle Hürrem Bey, ‘Vurun Kahpeye’ üstünde düşünmeye başladı. (…) Satın aldık telif hakkını. Sonra da oturduk, Hürrem Bey, Sezer Sezin, Temel Karamahmut, İbrahim Serpil, Selahattin Küçük ve ben tartıştık. Sanıyorum bir iki günlük bir ön çalışma yaptık. (…) Bir gün sordum Hürrem Bey’e ‘bunu kim yürütecek?’ diye. ‘Sen yapacaksın’ dedi. (…) ‘Bu ağır bir iş. Ben şimdiye kadar böyle bir şey yapmadım’ dedim. ‘Yaparsın, yaparsın!’ dedi. O zaman tereddüt ettim. Sanıyorum Hürrem Bey’in bu teklifinde Sezer Hanım’ın bir etkisi olmuştur. Tabii karar veren Hürrem Bey’di ama Sezer Hanım’ın teşviki olmuştur, sanıyorum. Sezinlediğim kadarıyla böyle oldu.”(1)

Lütfi Akad usta, “Işıkla Karanlık Arasında” adıyla yayınlanan anılarında o günleri tekrar şu cümlelerle aktarır: “Bir gün Hürrem Erman bir kitap uzattı ‘Bunu oku bakalım’ dedi. Halide Edip Adıvar’ın ‘Vurun Kahpeye’ adlı kitabıydı, Sezer Sezin getirmiş. (…) Bir gün sırf merakımı gidermek için sordum: ‘Yönetmeni kim olacak bunun?’ Hürrem Erman gülerek ‘Sen’ dedi. Gülüyordu ama şaka eder bir hali yoktu. Ciddi olduğundan kuşkulanarak ‘Ben böyle bir şey yapamam’ dedim. Sakin bir şekilde ‘Yaparsın, biz düşündük yaparsın’ dedi. Biz dediği Sezer Sezin’di. ‘Vurun Kahpeye’ kitabını o seçtiği gibi ’Aliye öğretmen’ rolünü kendisinin oynayacağı doğaldı. Bu nedenle kafa dengi, rahat konuşacağı, ortak çalışma yapabileceği bir yönetmen arıyordu. Benim bu işin altından kalkabileceğime kendince inanmış olacaktı.”(2)

Filme çekilecek öyküyü Sezer Sezin belirlemiştir, sonrasında senaryo çalışmalarına katılmış, filmi kimin yöneteceğini belirlemiş ve başrolünü oynamıştır.

Seze Sezin sadece bir oyuncu, sadece bir yıldız değildir. Öncesinde “Erman Kardeşler” film şirketinin kurulmasında, “Damga” filminde yaşanan süreçte, sonrasında kimi oyuncuların, yönetmenlerin sinemaya kazanılmasında Sezer Sezin’in önemli katkıları vardır. “Sezer Sezin’in bulduğu bir hikaye ile Hürrem Erman kararını verdi ve ‘Damga’ adını koyacakları filmi Adapazarı’nda çekmeye koyuldular. (…) Baş erkek oyuncunun, elektrik idaresinde çalışırken Sezer Sezin’in zoruyla filmde oynamaya razı olduğu söyleniyordu. Adı Memduh’tu. İleriki yıllarda sinemamızın sözü edilen yönetmenlerinden biri olacaktı.”3) Sözü edilen başrol oyuncusu Memduh, filmde Turhan Ün adıyla oynayan sonraki yılların usta yönetmeni Memduh Ün’dür.

Sezer SezinDamga’ filmindeki başarısına ‘Vurun Kahpeye’ filmindeki başarısını da katarak Türk sinemasının ilk gerçek yıldızı oluyor.”(4) Bu cümleler Lütfi Akad ustanın “Işıkla Karanlık Arasında” (2004) adıyla yayınlanan anılarından. Örnekler çoğaltılabilir, belge ve kaynak çok, tanıklar hayatta; yeter ki araştırılsın. 1996 yılında “Sezer Sezin Türk sinemasının ilk star oyuncularından, öncü sinemacılarındandır” cümlesini yazdığımda çeşitli eleştiriler almıştım. Oysa o günlerin en önemli tanığı Lütfi Akad usta, anılarında bu gerçeği gerekçeleriyle ve yaşanmışlıklarla anlatıyor, açıklıyor, belgeliyor.

Atıf Yılmaz’ın anılarında da benzer cümlelere rastlarız. “Bir yandan Nuri İyem’in atölyesine devam edip ressam, yazar dostlar edinirken, öte yandan da sinema çevresinden dostlar edinmeye başlamıştım.Bugün hiçbir kadın starımızın cesaret edemediği, özgür, serseri, atak, cesur, kararlı kişiliğiyle Sezer SezinSezer, gerçekten olağanüstü bir insandı.”(5)

“Meğer Hürrem ErmanHıçkırık’ filmine çok önem veriyormuş. Filmin yönetmenliğini ve baş kadın oyunculuğunu Sezer Sezin üstlenecekmiş. Bunları daha sonra filmin yönetmenliği bana teklif edildiğinde öğreniyorum.”(6) Sezer Sezin, ‘Hıçkırık’ filminin yönetmenliğinden de, oyunculuğundan da vazgeçip, Erman Film’le ve Hürrem Erman’la ilişkisini bitirip ayrılırken Hürrem Bey’in “Hiç değilse bu filmi bitir de öyle ayrıl. Peki filmi kim yönetecek?” sorusunu “Tabii ki Atıf Yılmaz” diye yanıtlamıştır.

Sezer Sezin’in de, sonraki yıllarda çokça konuşulan ve en çok Ayhan Işık’tan, Türkan Şoray’dan bildiğimiz “star kanunları, kuralları” vardır. Ayhan Işık, Türkan Şoray kanunlarını, kurallarını bilenlerin Sezer Sezin kanunlarını, kurallarını da bilmesi, araştırması gerekir. Yıldız olanın bütün özelliklerini taşıdığını, kitleleri salonlara çekmekten aldığı ücrete, ‘kanun’larına, kurallarına kadar bir çok kriteri nasıl uyguladığını o dönemin tanıklıklarından kolayca öğrenebiliyoruz. Kişisel nedenlerle bunları yok sayarak, gerçekleri yok edemeyiz. Bilgi tekelinin kırıldığı, iletişim araçlarının, olanaklarının yaygınlaştığı günümüzde, bunu ranta çevirenlerin dışında da bilgi paylaşımını gerçekleştirmek mümkün olabiliyor.

Söz Sezer Sezin’de

“Arkadaşlarım oldu, Şakir Sırmalı, Hürrem Erman arkadaşımdı. Adapazarı’nda sinemaları vardı Hürrem’in ailesinin, buradan film alıp gönderiyordu. O sıralar Şakir Sırmalı bir film yapıyordu. Önceleri Muhsin (Ertuğrul) Bey çekiyordu, Sonraları Baha Gelenbevi, Faruk Kenç filmler yaptı. Amatör bir sevgi içindeydiler. Hiçbir zaman Türk sineması bir sanayi olamadı. Arap filmleri zaten almış başını gidiyor. Taksim Sineması tamamen Arap filmi, ecnebi filmler. Türk filmleri zaten çok az, o da sinema buluyorsa buluyor, en fazla bir hafta oynuyordu. Şakir’le de iyi arkadaşız, o film yapmaya başlayınca ben de Hürrem Erman’a baskı yaptım, ‘İlla film yapalım’ diye. ‘Ben anlamam, nasıl yapacağız’ dedi. ‘Yaparız, niye yapamayalım; bak Şakir de yapıyor, yapıyorlar. Sonra bana ‘Param yok benim’ dedi. Ben de ‘Borç buluruz’ dedim. O, ailesinden borç buldu, ortak kurduk şirketi. Hürrem’i ben zorladım film yapmaya, hiç niyeti yoktu. İsim ne koyalım diye düşünürken ‘Erman Kardeşler’ olsun dedim.

Eseri seçiyorum, senaryo aşamasında da oturup beraber çalışıyorum, yönetmeni seçiyorum, oyuncu seçimine kadar benim inisiyatifimdeydi. Hürrem’le anlaşmamızda şu vardı; O, işletmeye bakacak, ben ona karışamam, zaten anlamam, o da bu işleri bana bırakacak. Ama tabii ki fikir birliği yapacağız, sen benim işime karışma ben senin işine karışmayayım diye bir şey yoktu aramızda. Bana çok inanıyordu, yaptığım işler de çok iyi netice verdiği için çok az dayattığı şey oluyordu ki zaten dayatmıyordu.

Fikret Arıt’ın ‘Güzel Yuana’sını okumuştum. Bunu film yapalım dedim. Okudu, çok beğendi ve hemen bunu senaryo şekline getir dedi. Seyfi Havaeri o zaman filmler yapıyordu, yönetmen olarak onu seçtim, filme (Damga) başladık. O ara Şakir’le çalışan, hesap işlerine bakan Lütfi Akad, Hürrem’le tanışıyor, sonra benle tanıştırıyor Hürrem. Arkadaş oluyoruz. Biz bu işlere girince Lütfi Akad da bizim muhasebemize, mali işlerimize bakmaya başlıyor. Sonuçta biz ‘Damga’ filmini yaptık. Bir hafta oynasın diye biz böyle can havliyle bakarken dört hafta oynadı. İlk beni meşhur eden ‘Damga’dır. ‘Damga’ damgalamıştır Türk sinemasını. Arkadan ‘Vurun Kahpeye’ gelince işte Türk sinemasının ilk starı oldum. Starlık benim için o kadar önemli değil, tabii star olmak çok parlak bir şey. Oğuz Aral’ın söylediği bir şey vardı benimle ilgili söyleşisinde, ‘Starlar ekseriyetle oyuncu değildir ama Sezer Sezin hem oyuncuydu hem de stardı” demişti. Sezer Sezin iyi bir oyuncuysa, yaptığım işi iyi yapıyorsam benim için başarıdır.” (7)

Sezer Sezin 50’li yıllar boyunca “Lüküs Hayat” (1950), “Allah Kerim” (1950), “Tahir İle Zühre” (1952), “Arzu ile Kamber” (1952), “Kaçak” (1954), “Dağları Bekleyen Kız” (1955), “Kalbimin Şarkısı” (1956), “Ölmüş Bir Kadının Evrakı Metrukesi” (1956), “Meyhanecinin Kızı/Mapushane Çeşmesi” (1958), “Meçhul Kahramanlar” (1958), “Altın Kafes” (1958), “Vatan Uğruna” (1959), “Kıbrıs’ın Belası Kızıl Eoka” (1959), “Ana Kucağı” (1959) gibi filmlerle sürdürür sinemadaki başarısını. 1960 yılında oynadığı “Şoför Nebahat” filmi ile ikinci önemli çıkışını yapar Sezer Sezin. “Şoför Nebahat” filmleri seri olarak çekilir. Önünde uzun kuyruklar oluşan, tıka basa dolu salonlardan çıkanlar filmdeki şarkıyı söyleyerek çıkıyordur: “Haydi Nebahat abla, Dodge arabana atla / Dümenimiz yolunda, gazla ablacığım gazla…” Sonrasında daha çok Neriman Köksal ve Fatma Girik filmlerinde göreceğimiz, (kimilerinin erkeksi kadın diye tanımladığı) erkek dünyasında tutunmaya çalışan güçlü kadın imajını izleriz Şoför Nebahat’de. “Fosforlu Cevriye”de ise yapımcı firma ile arasında oluşan bir anlaşmazlık nedeniyle oynamaz. Ayhan Işık’la birlikte oynadıkları “Üç Tekerlekli Bisiklet” (1962) filmi de önemli başarılar elde eder.

Sezer Sezin 1955 yılında Türk Film Dostları Derneği’nin 3. kez düzenlediği Türk Filmleri Festivali’nde “Kaçak” filmindeki oyunuyla “En Başarılı Kadın Artist ödülünü, 1965’te de 34, İzmir Enternasyonal Fuarı 1. Film Şenliğinde “Üç Tekerlekli Bisiklet” filmiyle En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alır. Çeşitli festivallerden aldığı onur ödülleri ve çok sayıda özel ödülü de vardır.

Sinemayı kişisel nedenlerle çok erken bırakmak zorunda kalır Sezer Sezin. Sinemadan uzaklaştıktan sonra Kadıköy İl Tiyatrosu’nu ve Sezer Sezin Tiyatrosu’nu kurar. Tiyatrosunda Muammer Karaca da dahil Erol Günaydın, Perran Kutman, Hüseyin Kutman, Sermet Serdengeçti, Esmeray, Nezih Tuncay, Sevim Çalışgir gibi pek çok önemli oyuncu yer alır. Modacılık, dekorasyon işleri, deri ticareti yapar. Sinemadan erken kopuşuyla ilgili konuştuğumuzda, o tuttuğunu koparan, güçlü, güleç, neşeli Sezer Sezin gidiyor, o konuda kendini affetmeyen, buruk Sezer Sezin geliyor ama yine de her zamanki içten, candan üslubuyla yanıtlıyor: “O benim günahım. İkinci kızımı dünyaya getirince bırakmak zorunda kaldım. Eşim dayattı. Dayatınca, çocuk da olmuştu direnemedim. Bu benim hatam, hiç kimsenin hatası değil. En büyük günahım olarak kabul ediyorum.”

“Damga filmi Türk sinemasını canlandırmıştır, sanayi olabilmesi yolunda ilk adımı atmıştır. ‘Damga’ büyük bir iş yapınca, arkasından ‘Vurun Kahpeye’ de büyük iş yaptı, Taksim meydanında kadar uzun kuyruklar oluştu ve sonra ne oldu, biraz para bulan, evini barkını satan geldi filmciliğe girdi. Ben de biraz sebep oluyorum sanırım, payım vardır.”(8)

(1) Alim Şerif Onaran. lütfi Ö. Akad, Sf 23, 24, 25. Afa Yayınları Mart 1990
(2) Lütfi Akad. Işıkla Karanlık Arasında, Sayfa 54, 56. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Nisan 2004
(3) a.g.e., Sf. 47. Nisan 2004
(4) a.g.e., Sf. 91. Nisan 2004
(5) Atıf Yılmaz. Hayallerim, Aşkım ve Ben, Sf. 44. Simavi Yayınları, 1991
(6) a.g.e., Sf. 82. Simavi Yayınları, 1991
(7), (8) Sezer Sezin’le Temmuz 1996’da başlayan ve günümüze kadar süren görüşmelerimizden… Bu görüşmelerden edindiğim bilgilerin küçük bir kısmı “Yeşilçam’da Unutulmayan Yüzler” adlı kitabımda, bir kısmı yaptığım bir televizyon programında yer aldı.

Not: Fotoğraflarda da görüldüğü gibi her filminde ayrı bir yüz, ayrı bir kimlik, bambaşka bir fotoğraf olduğu görülüyor…

Mesut Kara

Sezer Sezin ile Söyleşi videosu:

Yorumlar