Sinemada devrim olan kadın: Müjde Ar

0
2656
Aşk-ı Memnu’daki güzelliğine âşık olduğumuz, düşlerimizin Bihter suretindeki Müjde Ar’ı, sonrasında sanki hayatın ve aşkın ‘sado-mazo hallerini’ bize göstermek istercesine başka suretlerde karşımıza çıkıp kimilerince ‘seks tanrıçası’ görüntüleriyle beyazperdeye yansıdığında düşlerimizdeki yerini yıkmadan başarmıştı bunu. Fotoğrafları, afişleri duvarlarımızı süslemeye başladığında ilk gençlik düşlerimizin Bihter masumiyetindeki Müjde Ar’ı, sinemada devrimin adı olmaya da adımını atmıştı.

Aşk-ı Memnu’nun daha ilk sahnesinde, sandalda gördüğümüz haline çarpılmıştık; düşlerimizin, ütopyalarımızın izini sürmeye başladığımız ilk gençlik günlerimizde. Hayatı anlamaya, tanımaya çalıştığımız günlerdi. İlk gençlik aşkımız oluvermişti Müjde Ar, duvarlarımızı posterlerin süslediği yıllarda

Agâh Özgüç imzalı, ‘Nasıl Artist Olabilirsiniz’ isimli kitapta, ‘Nasıl Artist Oldular’ bölümünde Müjde Ar şöyle tanıtılıyordu: “Gerçek adı Suat Ebrem’dir Müjde Ar’ın. Eğer Halit Refiğ’in TV için yönettiği ‘Aşk-ı Memnu’ adlı dizide oynamasaydı, belki de Müjde Ar diye bir yıldızı tanımayacaktık. 21 Haziran 1954’te doğan Müjde Ar, ‘Aşk-ı Memnu’da oynayıp sinemaya geçmeden önce tiyatro oyunculuğu yapmıştı.”

Sonrasında ‘deliliğe övgü’ çağrışımlı kadın hallerinde defalarca izlediğimiz Müjde Ar, 70’li yılların ortasında ‘Baldız’, ‘Pisi Pisi’, ‘Köçek’, ‘Batsın Bu Dünya’ gibi filmlerde kendini kanıtlarken, henüz sinemada ‘devrim’ yapacağından biz de habersizdik, kendisi de.

Evet; Adile Naşit’li, Münir Özkul’lu, Şener Şen’li, Halit Akçatepe’li aile komedisi Ertem Eğilmez filmi ‘Gülen Gözer’de de; yine Ertem Eğilmez’in yapımcılığında Kartal Tibet’in yönettiği ‘Tosun Paşa’da da; Orhan Gencebay’lı Şerif Gören filmlerinde de (‘Aşkı Ben Mi Yarattım’, ‘Kır Gönlünün Zincirini’, ‘Feryada Gücüm Yok’); Atıf Yılmaz’ın yönettiği ‘Kibar Feyzo’da da oyunculuğunu geliştirip kanıtlarken hem sinemada hem de gönlümüzde devrim yapacağından habersizdik.

‘KADIN FİLMLERİ’ DÖNEMİNDE, KADININ ADI MÜJDE AR’DI
Müjde Ar, bu filmleri tamamladığında 70’li yıllar geride kalmış 1980’lere gelinmişti. Karanlık günlerin başladığı, dönüm noktası olan 80’ler, sinemadaki Müjde Ar için de yeni bir başlangıcın, büyük değişimlerin ve ‘sinemada kadın konumlarının karşı-devrimine’ inat, devrimin başlangıcıydı. 12 Eylül birçoğumuz gibi Müjde Ar’ı da yakından etkilemişti. O günleri ve entelektüel birikimindeki dönüşümü, Nuriye Akman’la yaptığı söyleşide şöyle anlatıyordu: “Toplumsal olaylar insanı çok etkiliyor. 12 Eylül’de İzmir Fuarı’nda şarkı söylüyordum. Birdenbire dediler ki, ‘Fuar muar bitti, hadi evinize.’ Bahçede çay içerken aniden tankları gördük. 12 Eylül’ün etkisi çok fazla oldu üzerimde. Asılan gençler, idam cezaları, Özal Türkiye’si, değerlerin hızla yok oluşu, değişimi, aydın düşmanlığı… Orada şunu hissediyorsun: Karşı bir tavır içine girmeliyim ve kendimi geliştirerek farklı bir yerde var etmeliyim.” (14. 04. 2002)

Müjde Ar, Sinan Çetin’in ‘Çirkinler de Sever’ (1981), Ömer Kavur’un ‘Ah Güzel İstanbul’ (1981), ‘Göl’ (1982), Kartal Tibet’in ‘İffet’ (1982), ‘Şalvar Davası’ (1983), Şerif Gören’in ‘Güneşin Tutulduğu Gün’ (1983) filmleriyle, sinemadaki uzun yürüyüşünün başarılarını bizimle paylaşmayı sürdürüyordu beyazperdede. Gerçekleştirdiği sessiz devrimin ürünü olan, unutulmaz oyunculuklar sergilediği bu filmlerin arkasından Müjde Ar adıyla anılan dönem başlıyordu sinemada. Atıf Yılmaz’la başlayan ‘kadın filmleri’ döneminde, kadının adı Müjde Ar’dı.

Müjde Ar’ın ve tabii ki sinemamızın bu dönemi Atıf Yılmaz;’ın ‘Dağınık Yatak’ (1984) filmiyle başlıyordu. Arkasından yine Yılmaz imzalı ‘Adı Vasfiye’ (1985), ‘Dul Bir Kadın’ (1985), ‘Asiye Nasıl Kurtulur’ (1986), ‘Ah Belinda’ (1986) filmlerinde Müjde Ar; sırasıyla Vasfiye, Suna, Asiye, Serap/Naciye suretlerinde kimi zaman gerçekliğin acımasızlığında kimi zaman da fantazyanın traji-komik öykülerinde gezindi. Yine bu dönemde Yavuz Turgul’un yazıp yönettiği ‘Fahriye Abla’ (1984), Şerif Gören’in ‘Gizli Duygular’ (1984), senaryosunu Ümit Ünal’ın yazdığı, Halit Refiğ’in yönettiği ‘Teyzem’ (1986), Başar Sabuncu’nun ‘Asılacak Kadın’ (1986), ‘Kupa Kızı’ (1986), ‘Kaçamak’ (1987), Şahin Kaygun’un ‘Afife Jale’ (1987) filmleri, unutulmaz Müjde Ar filmleri olarak belleğimizdeki ve sinema tarihindeki yerini aldı.

VE KURALLAR BİR BİR YIKILIR
Sinemamızdaki ‘Müjde Ar devrimi’ni Atıf Yılmaz filmlerinden önce Ömer Kavur’un ‘Ah Güzel İstanbul’uyla başlatmak doğru bir tespit olur sanırım. Sinemanın ‘kurallı sultanı’ Türkan Şoray da bu filmden sonra “Sen cesaret etmeseydin biz de edemezdik. Biz de seninle gördük bir şeyin ucuzlatmadan, bayağılaşmadan olabileceğini” der, ‘Mine’ filminden başlayarak kurallarını yıkan, yok eden bir değişim içine girer. Öpüşmeyen sultan, filmlerinde öpüşmeye başlar. Müjde Ar devriminin açtığı kapı ve gösterdiği cinselliğin de hayata ve sevgiye dahil/dair olduğu gerçekliği sinemanın kurallarını, tabularını yıkma yolunun da kapılarını açar. Katı kuralları olan Türkan Şoray’ı da sinemayı ve sinemacıyı da değiştirir. Sinemadaki erkek egemen bakışta/yaklaşımda önemli bir kırılma yaşanır. Kadını, alınıp satılan bir mal gibi gören, sadece erkeğin gösterebileceği kadar sevgiyle, sahiplenmeyle sulanan bir çiçek gibi gören anlayış, Müjde Ar filmlerinde mahkûm edilir. Kadın sorunlarının, kadının insan/birey olarak sorunlarının sinemaya yansımasının, görünür kılınıp gündeme getirilmesinin ötesinde bir adımdır yapılan.

Müjde Ar’ın ‘tabu deviren’, ‘ikonları yıkan’ kadın olarak sinemadaki yeri de ayrıca ve mutlaka filmlerinden örneklemelerle kapsamlı yazılması gereken önemli bir konudur.

80’li yılları Ertem Eğilmez’in unutulmaz filmi ‘Arabesk’le tamamlayan Müjde Ar, Yavuz Turgul imzalı ‘Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’ (1990) filminde de göstermişti bize kendini. Son dönem filmleri ‘Yolcu’ (Başar Sabuncu, 1994), ‘Ağır Roman’ (Mustafa Altıoklar, 1997), ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ (Serdar Akar, 2000), ‘Komser Şekspir’ (Sinan Çetin, 2000) ve ‘Eğreti Gelin’de de (Atıf Yılmaz, 2004) farklı suretlerde Müjde Ar’ı izlemek, bizim kuşak için Bihter’le başlayıp bugünlere uzanan tutkunun özlem gidermeleriydi.
Müjde Ar için, oyunculuk kariyerleri 70’li yıllarda başlayıp 80’li yılların büyük yıldızları olan Kemal Sunal ve Şener Şen, yine 80’li yılların ve sonrasının ‘star sistemli’ sinemamızın son yıldızıdır diyebiliriz. 80’lerle birlikte Türkiye sinemasında ‘star sistemi’nin bittiğini, bunun yerini ‘yönetmen sinemasının’, buna bağlı olarak da starın değil oyuncunun önemli olduğu sinemanın aldığını söyleyebiliriz. Müjde Ar da ‘iyi oyuncu’ olarak sinema tarihine adını yazdırdı.

Müjde Ar, ‘Adı Vasfiye’ filminin ‘Yaratıcı Ekipten Notlar’ kitapçığında “Bedensel değil, ruhsal bir yolculuğa çıktım senaryonun içinde ve her kasabada kadın denen varlığı Vasfiyelerin maskesiyle gördüm.  Sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyen Vasfiyelerin maskesiyle. Ben de bir Vasfiye değil miydim?” diye yazmıştı.

Mesut Kara

Yorumlar