Yeşilçam’ın tarihi filmlerinin şifreleri ve Cüneyt Arkın fenomeni

9
20926

cuneyt arkın fenomeni ve tarihi filmlerimiz

Malkoçoğlu’ndan Kara Murat’a tarihi filmlerimiz 

geceyarisi-ekspresi1978 yılında Oliver Stone imzalı senaryosuyla Alan Parker’ın yönetiminde çekilen GECEYARISI EXPRESİ (Midnight Express) ülkemizde büyük tepki çekmişti, “bizi barbar, vahşi gösteriyorlar, ülkemizi kötü tanıtıyorlar” denilerek de gösterimi yasaklanmıştı. Belki hapishanelerimiz böyle değildi ama bir hapishanenin de gül bahçesi olarak tasvir edilmesi mantıken pek düşünülemez. Öyküyü biraz daha vurucu yapabilmek için başvurulan ideolojik de olsa sinemasal bir dramatizasyondur. Film Billy Hayes’in anılarından çıkan, belki de gerçekten de bire bin katan, öznelliği nesnelliğinden yoğun, pek de dürüst işlenmemiş olduğu görülen bir öz yaşam öyküsüdür. Geçtiğimiz yıllarda ülkemize gelen Oliver Stone da filmi fazlasıyla dramatize ettiğini itiraf etmişti.

Halkın büyük tepkisini çeken bu filmden yaklaşık 20 yıl sonra da Türk yönetmen Ferzan Özpetek’in HAMAM’ı da homofobik yaklaşımlara neden olmuş, başta hamamcılar olmak üzere yine Türk izleyicilerinin büyük tepkisini çekmişti.

1964 yılında Jules Dassin’in çektiği TOPKAPI filmi de çoğunlukla ülkemizde çekilmiş (hatta usta aktörümüz Danyal Topatan da oyuncularından biridir) ama sempatiyle yaklaşılmıştı. Çünkü ideolojik olmaktan çok bir macera filmiydi ve Topkapı sarayında bir hırsızlığı konu ediniyordu. Oysaki alt metin olarak detaydan yaklaşıp, bizim aslan nöbetçilerimizi atlatıp basbayağı soygun yapıyorlar, Türk halkını saf yerine koyuyor diyen çıkmamıştı!

Ülkemizi bir şekilde “kötü” gösteren filmler zaman zaman yapılmış, istisnasız hepsi çoğunluk tarafından lanetlenmiştir. GECEYARISI EXPRESİ’nde Oliver Stone’u suçladık, HAMAM’da Ferzan Özpetek’i. Ve bir şekilde bizi “kötü” gösteren her filme tepki koyduk. Peki biz ne yaptık? Biz kesinlikle onlardan aşağı kalmadık, hatta birkaç adım daha ileri gittik. Özellikle tarihi filmlerimizde Bizansı, Macaristan’ı, Yunanistan’ı, İtalya’yı daha doğrusu Türk harici bütün milletleri tamamen kana susamış vampirler, vahşi cellatlar, ve bir o kadar da aptal insanlar olarak tasvir ettik. Bu yaklaşımın başlıca “aktörü” belki başlatan olmasa da tamamen doruğa çıkartıp, geniş kitlelere ulaştıran ve körükleyen maalesef Cüneyt Arkın olmuştur.

TARİHİ TÜRK FİLMLERİNDE CÜNEYT ARKIN DAMGASI

Cuneyt Arkın fenomeniCüneyt Arkın sinemamızda en fazla sayıda tarihi film çevirmiş oyuncumuzdur. 1964 yılında GURBET KUŞLARI’yla başladığı sinema serüveninin henüz 2. yılında yani 28 yaşında başladığı tarihi film serüvenini 45 yaşına kadar tam 17 yıl boyunca sürdürecek, bu 17 yılda yaklaşık 40 tane tarihi film çevirecektir.

Çok çeşitli ve çok sayıda tarihi filmi bulunmasına rağmen, onu zirveye çıkartan özellikle 3 ayrı seri (Malkoçoğlu, Battal Gazi, Kara Murat) olmuştur. 1966’da MALKOÇOĞLU’yla başlayan bu seri 1978’de KARA MURAT – Devler Savaşıyor’la sona ermiştir.

12 senede bu üç filmden oluşan 17 filmlik seriyle Türk sinemasında tarihi filmlere damgasını vurmuş, türün en büyük oyuncusu ve yönlendiricisi olmuştur.  Bu seri filmler şunlardır:

 MALKOÇOĞLU Serisi

YIL

FİLM YÖNETMEN YAPIM ŞİRKETİ
1 1966 MALKOÇOĞLU Süreyya Duru

Duru Film

2 1967 MALKOÇOĞLU – Krallara Karşı Süreyya Duru
3 1968 MALKOÇOĞLU – Kara Korsan Süreyya Duru
4 1969 MALKOÇOĞLU – Cem Sultan Remzi Jöntürk
5 1969 MALKOÇOĞLU – Akıncılar Geliyor Süreyya Duru
6 1971 MALKOÇOĞLU – Ölüm Fedaileri Süreyya Duru

BATTAL GAZİ Serisi

YIL

FİLM YÖNETMEN YAPIM ŞİRKETİ
1 1971 BATTAL GAZİ Destanı Atıf Yılmaz

Uğur Film

2 1972 BATTAL GAZİ’nin İntikamı Natuk Baytan
3 1973 Savulun BATTAL GAZİ Geliyor Natuk Baytan
4 1974 BATTAL GAZİ’nin Oğlu Natuk Baytan

KARA MURAT Serisi

YIL

FİLM YÖNETMEN YAPIM ŞİRKETİ
1 1972 KARA MURAT – Fatih’in Fedaisi Natuk Baytan

Erler Film

2 1973 KARA MURAT – Fatih’in Fermanı Natuk Baytan
3 1974 KARA MURAT – Ölüm Emri Natuk Baytan
4 1975 KARA MURAT – Kara Şövalyeye Karşı Natuk Baytan
5 1976 KARA MURAT – Şeyh Gaffar’a Karşı Natuk Baytan
6 1977 KARA MURAT – Denizler Hakimi Natuk Baytan
7 1978 KARA MURAT – Devler Savaşıyor Natuk Baytan

Öncelikle bu seriler üzerinden yazımızı konumlandıracağız ama yukarıda belirttiğimiz gibi Cüneyt Arkın’ın çevirdiği 300’ün üzerinde filmden yaklaşık %15’i tarihi filmlerden oluşmaktadır. Bu da çok önemli bir istatistiktir, başka bir aktörde bu şekilde bir istatistik bulunmamaktadır. Bu önemli bir ayrıntıdır ve diğer önemli ayrıntı ise zamanının en büyük ne kadar yapım şirketi varsa Cüneyt Arkın’la mutlaka tarihi bir film çekmişliği vardır, bu da gerçekten onun tarihi filmlerine duyulan ticari ilgiyi açıklamaktadır. Kısacası Türk sinemasında, tarihi filmleri en fazla iş yapan Cüneyt Arkın’dır. Bu konuda bir dönem KARAOĞLAN ve TARKAN’larla bir seri yapan Kartal Tibet en büyük rakibi olarak görülse de Cüneyt Arkın’ın başarısına ulaşamamıştır.

Tarihi filmlerimiz Cuneyt Arkın serit 002

Yazımızda da bazılarına değineceğimizden, Cüneyt Arkın’ın diğer önemli tarihi filmlerini anımsayalım:

CÜNEYT ARKIN’ın Diğer Tarihi Filmleri

YIL

FİLM YÖNETMEN YAPIM ŞİRKETİ
1 1965 HORASAN’IN 3 ATLISI Tunç Başaran Artist Film
2 1965 HORASAN’DAN GELEN BAHADIR Natuk Baytan Artist Film
3 1967 ALPASLAN’IN FEDAİSİ ALPAGO Nejat Saydam Acar Film
4 1967 HACI MURAT Natuk Baytan Acar Film
5 1968 HACI MURAT GELİYOR Natuk Baytan And Film
6 1968 GÖKBAYRAK Natuk Baytan Acun Film
7 1969 OSMANLI KARTALI Osman F. Seden Kemal Film
8 1970 SELAHATTİN EYYÜBİ Süreyya Duru Akün Film
9 1970 ADSIZ CENGAVER Halit Refiğ Erman Film
10 1971 İKİ ESİR Natuk Baytan Erler Film
11 1975 KILIÇ ASLAN Natuk Baytan Uğur Film
12 1976 KORKUSUZ CENGAVER Duygu Sağıroğlu Uğur Film
13 1977 HAKANLAR ÇARPIŞIYOR Natuk Baytan Uğur Film
14 1982 KANİJE KALESİ Yılmaz Atadeniz Dadaş Film
15 1982 SON AKIN Yılmaz Atadeniz Dadaş Film

Cuneyt Arkin 0067Tabloda görüldüğü üzere Cüneyt Arkın’a büyük yapım şirketleri hep güvenmiş, zamanının en gözde yönetmenleriyle tarihi filmler yapmış ve gişede de karşılığını almıştır. Bu Cüneyt Arkın’ın çok fazla seyirci kitlesine hitap etmesiyle açıklanabilir. Cüneyt Arkın bu güce, çok ciddi emekler vererek (Zamanında bu filmlerdeki aksiyonlara daha başarılı ve kareografik zenginlikler katabilmek için Medrano sirkinde akrobasi öğrenmiş, özel karate dersleri almıştır.) ve güzel fiziğiyle erişmiştir. Fakat Cüneyt Arkın bu gücü doğru kullanabilmiş midir? Bu filmlere tamamen “eğlencelik filmler” olarak mı bakmaktadır? Öyle baksa bile çok ciddi bir manüplasyon yaptığını gerçekten bilmemekte midir? Aslında bu filmlere Cüneyt Arkın kesinlikle art niyeti olmayan, eğlencelik filmler olarak bakmamaktadır çünkü bu filmlerden ne zaman söz açılsa “tarihimizin güzelliklerinden, gençlerin bu tarihi yeterince bilmediğinden, çok şanlı bir tarihimiz olduğundan” dem vurmaktadır. Bu bakış açısı tarihi filmlerinde temel aldığı bakış açısıdır gerçekten de. Tarihte yaşayan devletleri karikatürize ele alan, iyiler ve kötüler diye ayıran, Türklerin ne kadar şanlı, yiğit ve mert tarihleri varsa Türk dışı nerdeyse bütün milletleri (bunlar filmlerinde mücadele ettiği milletlerdir elbette, dünyanın tüm milletlerini kapsamayabilir!) Türk düşmanı, hain, gaddar, ödlek, salak, sakar gören bir zihniyettir ve bu zihniyet neredeyse tüm tarihi filmlerinde yansımış durumdadır.

Çektiği 40 civarında tarihi filmi nerdeyse 2 deyimle özetlemek mümkündür:

 “Bir Türk dünyaya bedeldir”

 “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur”

PEKİ, GERÇEKTEN BÖYLE Mİ?

Elbette bunu tarihçiler değerlendirebilir, ne kadar şanlı bir tarihe sahip olduğumuzu veya “Türk’ün Türk’ten başka dostunun olmadığı”nın gerçekliğini filan. Bizim amacımız tarihi irdelemek değil, çünkü o düzeyde bilme şansımız çok yok, bizim amacımız bu yaklaşım tarzının bize ne kazandırdığı veya ne kaybettirdiği, bizi nasıl etkilediğine dair bir çözümleme sunmaktır.

Yukarıdaki bazı filmleri, birkaç yönden analiz etmenin bu noktada bize fayda sağlayacağını düşünüyorum.

TARİHİ FİLMLERİN TEMEL ÖZELLİKLERİ ve KODLAMALARI

1-   Tarihi Filmlerde İntikam Olgusu

battal gazi destani 003Çok çeşit tarihi film vardır elbette ama tür olarak rahat ayrıştırılabilirliği vardır. Bir kere Cüneyt Arkın’ın tarihi filmleri temelde macera türündedir. Macera türünü de daha ilgi çekici kılmak için “coşku garantili intikam sosu” mükemmel bir seçimdir. Üstelik bu sadece o film özelinde bir Battal Gazi’nin bir Malkoçoğlu’nun değil, bir “Müslüman”ın, bir “Türk”ün de intikamı olarak seyirci için tam bir keyif verici maddeye dönüşür.

Üstelik bu intikamları almadan türlü badireler atlatır, türlü işkenceler görür Cüneyt Arkın. Bununla paralel olarak Türklere yapılan zulüm de en acımasız şekliyle tamamen kıyım olarak gerçekleşir. Sırf Müslüman ve Türk oldukları için katledilen bir halk vardır. Ve kundaktaki bebekten en yaşlısına kadar, canice katliam yapılmakta, kadınlara da tecavüz edilmektedir. Böylece seyirci de alınacak intikamın aynı derecede şiddetli olmasına hazırlanmakta, bir duygu birliği sağlanmakta, alınacak intikamın vahşiliği de meşruluk kazanmaktadır.

MALKOÇOĞLU serileri direkt iki ülke savaşını ve akıncı Malkoçoğlu’nun fedailiğini, kahramanlıklarını işlemektedir genellikle. KARA MURAT serisi de bu minvalde seyretmektedir. Kara Murat da Fatih Sultan Mehmet’in fedaisi olup işlevsel ve dönemsel olarak James Bond tarzında casusluk öyküleri içermektedir. Fakat iş BATTAL GAZİ serisine geldiğinde çok önemli bir farklılık göz çarpmaktadır: Yalnızca iki ülkenin savaşı

değil, aynı zamanda Battal Gazi’nin kişisel intikamı da işin içinde girmektedir. Ve 4 bölümlük bütün seri tamamen bu eksende döner. Kara Murat’ın bazı bölümlerinde de kişisel intikamın işin içine girdiği olur fakat film genelde ana öyküsünü de bir yere kadar korumakta, belli bir dengeyi sağlamaktadır.

Kişisel intikamı da suçun şekliyle aynı paralellikte gerçekleştirir Cüneyt Arkın, böylece düşmana son nefesini vermeden empati kurmayı da öğrenmektedir! Bununla ilgili örnek olarak tablodaki filmleri verebiliriz.

FİLM BATTAL GAZİ Destanı
DÜŞMAN İmparator Leon
NE YAPIYORDU? Hüseyin Gazi’yi 17 kılıç ve ok darbesiyle öldürüyordu
İNTİKAM NASIL ALINIYORDU? Battal Gazi de düşmanını aynı sayıda kılıç darbesiyle öldürüyordu
FİLM Savulun BATTAL GAZİ Geliyor
DÜŞMAN İgor Yanoş ve şövalyeleri
NE YAPIYORDU? Battal Gazi’nin kız kardeşine tecavüz ediyorlardı
İNTİKAM NASIL ALINIYORDU? Battal Gazi tecavüze katılan herkesi hadım ederek öldürüyordu
FİLM KARA MURAT – Fatih’in Fedaisi
DÜŞMAN 3. Vlad (Kazıklı Voyvoda)
NE YAPIYORDU? Türkleri kazığa oturtarak öldürüyordu
İNTİKAM NASIL ALINIYORDU? Kara Murat Kazıklı Voyvoda’yı kazığa oturtuyordu

2-    Tarihi Filmlerde Düşman Olgusu

Cüneyt Arkın’ın onlarca tarihi filminde elbette onlarca düşmanı olmuştur. Fakat düşmanların fiziksel görünümleri çok değişiklik göstermemektedir. Bu dikkate değer bir konudur. Örneğin fiziksel olarak bıyıklı düşman çok nadir görülmektedir Cüneyt Arkın filmlerinde. Çünkü bıyık daha çok “Türklük”e ait bir simge gibidir. Özellikle MALKOÇOĞLU CEM SULTAN filmindeki Malkoçoğlu’nun tarzında bıyık. Ama bıyık SAVULUN BATTAL GAZİ GELİYOR’daki İbrahim Kurt ve Süheyl Eğriboz bıyığı ise, işte o düşmandır. Bu filmde zaten İbrahim Kurt Petro, Süheyl Eğriboz ise Dimitros rollerindedir ve Battal Gazi’nin kız kardeşine tecavüz eden şövalyelerdendir.

Tarihi filmlerimiz serit 001 bıyık

Tarihi filmlerde düşman genelde top sakallıdır. BATTAL GAZİ DESTANI’nda “içimizdeki hain”in de top sakallı olması düşmanı hemen seçmemize olanak sağlamaktadır. Önemsiz bir detay gibi gelse de tiplerin bu kadar üzerinde durmamızın nedeni; tarihi filmlerimizin toplumsal belleğimizde “gavur” kodlamasına öncülük etmesiyle açıklayabiliriz. Örneğin top sakallılar uzun yıllar önce toplum tarafından pek benimsenmeyen tiplerdi. Gençliğinde top sakal bırakanlara anne babalarının, akrabalarının tepkisini çekenlerimiz aramızda mutlaka olmuştur. Top sakallı olanların siyasal anlamda uç bir noktada olduğu düşüncesi de bildiğiniz gibi çok yaygındı bir dönem ve bu popülerliğini çok da yitirmiş sayılmaz. Bu tipler için “bunlar dinsiz, imansız” denildiğine rastlamışlığım vardır. İşte bu filmler bilinçli veya bilinçsiz toplumsal belleğimizde böyle bir kodlamayı oluşturan önemli etkenlerden olmuştur. Aşağıda tabloya baktığımızda konunun daha net görüleceği, algılanacağını düşünüyorum. Cüneyt Arkın’ın en çok seyirci çeken başlıca tarihi filmlerindeki düşman tipleri işte bunlardır:

TARİHİ FİLMLERDE TEMEL DÜŞMAN TİPLEMELERİ

FİLM DÜŞMAN OYUNCU NASIL BİR TİPTİ?
MALKOÇOĞLU Akıncılar Geliyor Nikola Behçet Nacar Top sakallı
MALKOÇOĞLU Cem Sultan Omerro Özdemir Han Sakalsız, bıyıksız, kır saçlı
MALKOÇOĞLU Ölüm Fedaileri Arnold Tuncer Necmioğlu Top sakallı
BATTAL GAZİ Destanı İmparator Leon Kerim Afşar Sakalsız, bıyıksız, kır saçlı
Abdüsselam (hain) Ekrem Gökkaya Top sakallı
BATTAL GAZİ’nin İntikamı Şövalye Andrea Bilal İnci Top sakallı
Savulun BATTAL GAZİ Geliyor Prens Alfons Kayahan Yıldızoğlu Top sakallı
BATTAL GAZİ’nin Oğlu Antuan Bilal İnci Top sakallı
KARA MURAT Fatih’in Fedaisi 3. Vlad (Kazıklı Voyvoda) Turgut Özatay Top sakallı
KARA MURAT Fatih’in Fermanı Nikol Kenan Pars Sakalsız, bıyıksız, kır saçlı
KARA MURAT Ölüm Emri Kumandan Laskaridis Atilla Ergün Top sakallı
KARA MURAT Kara Şövalyeye Karşı Carlos Turgut Özatay Top sakallı
KILIÇ ASLAN Papaz Basaryos Ekrem Gökkaya Top sakallı
KORKUSUZ CENGAVER Anton Tarık Şimşek Sakalsız, bıyıksız

3-   Tarihi Filmlerde Aşk Olgusu

Elbette aşk, macera filmlerine belli bir çekicilik katan, önemli bir unsurdur. Hele ki o aşk “düşman belde”nin “yaman güzeli” ile yaşanırsa! Bir kere düşmanını alt eden Cüneyt Arkın, düşmanın prensesini de alt ederek Türk’ün gücünü katmerli gösterir! Her tarihi filmde müslümanlığın şanından dem vuran Cüneyt Arkın, dini zinayı yasaklamış olsa bile” vatanı için, görev icabı!” filmdeki amacına ulaştırabilecek yol yatak odasından geçiyorsa, o yatak odalarında ne kadar prenses varsa onunla yatarak ya bilgi öğrenir, ya bir zindanın anahtarını gizlice alır. Filmde Türk kızlarıyla pek gönül ilişkilerine girmez, onun uzmanlık alanı “kahpe Bizans’ın yiğit güzel”leridir! Yiğit güzellik de şu şekilde tarif edilir: Kendisi düşman, gayri müslim ama içinde bir yiğitlik, mertlik barındıran, yani bir “Türk gibi olan”, Cüneyt Arkın’ı kendi askerlerine teslim etmeyen, gerektiğinde saklayan prenses “yiğit güzel”dir. Bu bakış açısı RAMBO 2’deki yiğit güzel”le örtüşür mahiyettedir. Bilindiği gibi RAMBO 2’de Rambo’ya yardım eden kız, güzeller güzeli, asil duruşlu, ceylan bakışlı bir Vietnam’lıdır. Filmde Rambo’ya yardım eder, onu kurtarır ama kendi askerleri tarafından öldürülerek, Rambo’yu da iyice intikam makinesine dönüştürür. Aslında ülkesine ihanet eden bir haindir ama Amerikan filmlerinde bir insan iyiyse “ya Amerikalı’dır ya da Amerikalı’ya yardım eden”dir!

Tarihi filmlerimiz serit 002

Aynı şekilde yiğit güzel, gerçekleri gören, doğrunun yanında biri olarak tasvir edilir.

Gerçek nedir? Kendi abisi, annesi, babası, ülkesi v.s. gaddar ve kana susamıştır.

Doğru olan nedir? Türk’ün yani doğrunun, mertin yanında saf tutmak!

Cüneyt Arkın da film sonunda yiğit güzelin bu davranışını ödüllendirir: Tek gecelik bir kadın olmadığını onunla evlenerek gösterir. Onu müslüman yapar adını da Elanora’dan Ayşe Hatun’a dönüştürür (bkz. BATTAL GAZİ DESTANI)

TARİHİ FİLMLERDE BAŞLICA PRENSES TİPLEMELERİ

FİLM PRENSES OYUNCU
MALKOÇOĞLU Akıncılar Geliyor Beatrice Esen Püsküllü
MALKOÇOĞLU Ölüm Fedaileri Elza Leyla Selimi
BATTAL GAZİ Destanı Elanora Meral Zeren
BATTAL GAZİ’nin İntikamı Angela Meral Zeren
Savulun BATTAL GAZİ Geliyor Isabella Zuhal Aktan
BATTAL GAZİ’nin Oğlu Iren Zerrin Arbaş
KARA MURAT Fatih’in Fedaisi Angela / Zeynep Hale Soygazi
KARA MURAT Fatih’in Fermanı Elen Melda Sözen
KARA MURAT Ölüm Emri Prenses Olimpia Feri Cansel

4-   Tarihi Filmlerde Türklük ve Müslümanlık Olgusu

Fikret hakan Cuneyt Arkin dua islam

Tarihi filmlerde son olarak ele alacağımız bu konu aslında tarihi filmlerin temelini oluşturur. Cüneyt Arkın tarihi filmlerde filmde sıklıkla, “Türkoğlu Türk’üm” demektedir. Bunu her zaman vurgulu, gururlu ve keskin bir şekilde söyler. Bununla kastettiği güzel ve doğru olan ne varsa “ben O’yum”dur. Türk olmak varılabilecek en büyük bir mertebe, soyluluğun artık bütünüyle zirve noktası olarak gösterilir ki KARA MURAT FATİH’İN FERMANI’ndaki Bizans imparatoru bile “Bir Türk verdiği sözden asla dönmez” demektedir. Türklüğe övgü tüm filmlerine o kadar sinmiştir ki, film bittiğinde ne kadar şanslı olduğumuzu düşünmeden edemeyiz. Ve Türklüğümüzü korumak, ona laf getirmemek gayelerimizden biri olur çıkar. Nasıl Hollywood bazı simgelerle zihnimizi ablukaya alıyorsa, kültürel yaşantımızı, bakış açımızı yönlendirebiliyorsa, bu temelde Yeşilçam için de geçerlidir. Türklük, Müslümanlık algımızın harcını zamanında önemli ölçüde Yeşilçam atmıştır.

Tarihi filmlerde Türklük yalnızca vatan sevgisi ve onu muhafaza etme, yeni topraklar fethetme olarak işlenmiştir. Yüzeysel ve kuru milliyetçi bakışa odaklı bir Türk kimliği çizilmektedir. Ama bir ülkenin vatandaşı olmak, kendini o ülkeye ait hissetmek, o ülkenin yükselmesine katkıda bulunmak yalnızca vatan toprağına toprak katmak için değil aynı zamanda o ülke için bir şeyler üretmekten geçmektedir. Bugün Japonya’nın dünyanın her açıdan sözü geçen, en etkili 10 ülkesinden biri olmasının yaptığı savaşlarla ilgisi var mıdır? Yoksa daha çok çalışarak, üreterek mi bunu başarmışlardır? Battal Gazi’nin, Kara Murat’ın aşıladığı Türklük anlayışı yalnızca Türk’ün gücünü kanıtlamak ve toprak savunmak ve genişletmekten öteye geçememiştir.

Cuneyt Arkın hac 0098Tarihi filmlerde Türklüğün ve Müslümanlığın işlenişi çarpıcı olmaktan çok çarpıktır. Battal Gazi müslümandır, ama prenseslerle, kraliçelerle zinadan geri durmaz. Malkoçoğlu müslümandır fakat şarap içer (bkz. MALKOÇOĞLU CEM SULTAN). Namaz kıldığı sahneleri pek görmeyiz örneğin. Ancak BATTAL GAZİ’NİN İNTİKAMI filmindeki gibi gerdek gecesi falan söz konusu olursa namaz kılar Battal Gazi. Aslında bugünkü geleneksel İslam anlayışından farklı olmayan bir anlayış hakimdir: Yeri gelince içkisini de içer, zamparalık da yapar ama müslümanlığına dil uzatıldığında aslan kesilir. Türklere yapılan zulme misliyle karşılık verir.

Hepsinin ötesinde daha da ilginci vardır: Devamlı “Türklük’ten dem vuran Battal Gazi tarihte gerçekten yaşamış bir şahsiyettir fakat Arap kökenlidir. Fatih’in fedaisi Malkoçoğlu da tarihte yaşamış gerçek bir kişidir ama Rum asıllı olduğu konusunda fikir birliği vardır. Bu kahramanların içinde bir tek Kara Murat devşirme olmayan öz be öz Türk’tür. İlginçtir bu karakterlerin içinde hayali olan, yaşamamış tek kahramandır.  Malkoçoğlu ve Battal Gazi’ye oranla daha nadir Türklük propagandası yapması da başka bir ilginç konudur.

Düşman karakterleri de olabilecek en itici şekilde çizilir. Düşman vergi vermek istemez, Fatih Sultan Mehmet’e kafa tutar, savaşır fakat bu çok anormalmişcesine işlenir, oysaki nasıl Cüneyt Arkın, toprağını savunma/yeni topraklar fethetmek derdindeyse aslında düşmanın derdi de temelde çok farklı değildir. Zaten Osmanlı Devleti o zamanlar Bizans’a ait olan toprakları fethetmiş, onları yurdundan etmiştir. Düşmanların derdi Türkler’in derdiyle paralel olduğundan düşmanın haksızlığını ortaya koymak için neden lazımdır. Bu neden de onların, çocuk yaşlı demeden Türkler’i ve Müslümanları, kısaca kendinden olmayanları hunharca katletmesi ve merhametten tamamen yoksun, sözünde durmayan, alçak insanlar olarak tasvir edilmesiyle oluşturulur. Hatta kendi halkına bile zulmetmekten geri durmamaktadırlar. Öyle ki çoğunlukla “hristiyan olmak”tan utanıp Müslümanlığı seçerek kahramanımızın yanında saf tutanlar olur.

1Soylarında adilik, canilik olduğu o kadar gözümüze sokulur ki örneğin BATTAL GAZİ’NİN OĞLU filminde Battal Gazi’nin oğlunu küçükken kaçırıp hristiyan yapan Antuan (Bilal İnci), onca sene emek, sevgi verdiği oğlunu en ufak bir tartışmada sürgünlere, zindanlara yollar, gerçek ortaya çıktığında da hemen kellesinin vurulması emrini verir. Antuan’ı yıllarca gerçek babası zanneden Battal Gazi ise o yıllar boyunca hep dürüst, mert, merhametli bir şövalye olduğu çeşitli olaylarla gösterilir. Mert ve dürüsttür, çünkü “Türk kanı” taşımaktadır! Kara Gülle rolündeki yiğit Türk Yavuz Selekman da hristiyan bir şövalye olmasına rağmen kendisini kurtaran Battal Gazi için aynen şu ifadeleri kullanır:“Öyle bir yiğidin o domuzların arasında ne işi var anlamıyorum. Kılıcına baksan bir Türk kadar usta ve çabuk, yüreğine baksan bir müslümanınki kadar temiz.” Kara Gülle’nin bu kafa karışıklığı da filmin ilerleyen bölümlerinde Battal Gazi’nin Türk olduğunun anlaşılmasıyla son bulacaktır.

KILIÇ ASLAN filminde de, Kılıç Aslan’ın oğlu olan fakat bunu yıllarca bilmeyen ve kendisini Antuan’ın (Yıldırım Gencer) oğlu olduğunu sanan Altar (Cemil Şahbaz) yine benzer şekilde karakterize edilir. Yıllar boyu oğluyla kıvanç duyan, ona sevgisini sunan Antuan gerçek ortaya çıktığında oğlunu hemen öldürmeye koyulur. Yıllarca Antuan’ı babası bilen Altar ise babası olmadığını öğrendiği anda, yıllar yılı kendisine emek, sevgi veren babasına Köpek Antuan”diyecek, Antuan’ın soyuna da “it soyu” diyecektir.

Yani bunlar o denli kötüdürler ki hem yurtlarından olmayı hem de misliyle cezayı sonuna kadar hak etmişlerdir. Bu nedenle “Kahpe Bizans”ın “kancık kelle”sini ödlek bedeni”nden ayırmak farzdır. Hatta Müslümanlık durumu nedeniyle işin cihat yönü de olduğundan, sevabı da büyüktür.

KORKUSUZ CENGAVER 0003Bütün bunlar yetmezmiş gibi düşman gaddar olduğu kadar salak ve sakardır da. Bu düşman mı o kadar toprağa sahip çıkabilecektir, bu toprakların kıymetini bilecektir? Hatırlayanlarınız vardır, Cüneyt Arkın, KORKUSUZ CENGAVER filminde bir düzine düşman askerini domates, karpuz ve unla haşat etmektedir.

Cüneyt Arkın özellikle 70lerde, yalnızca tarihi filmlerde değil, en sıradan aksiyon filmlerinde bile “Türk olmanın dayanılmaz yüceliğini” üstüne basa basa vurgular. Örneğin, İNSAN AVCISI (1975) filminde de “Türk olmayan her şeye karşıyım!” der.

Faşizan ve kafatasçı düşünce tarihi filmlerinin her karesine sinmiştir. Milliyetçi hatta giderek ırkçı söylem ve dünya görüşü, yanına bir de Müslümanlığı katarak, yıllardır “din elden gidiyor” çığırtkanlığından öteye gidemeyen, kısır bir algı yaratmıştır. Bu algının zihinlerdeki karşılığı “Dünyadaki devletlerin en korktuğu şey Türk’lerin güçlenmesi, Müslümanlığın yaygınlaşması” şeklinde temelsiz inançlar olmuştur. “Dış mihraklar bizi birbirimize düşürmek istiyor, güçlenmemizi istemiyor”, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” gibi söylemleri bu kafa yapısındaki insanlarda çok görürüz. Oysaki hiçbir bilimsel, sosyolojik temeli olmayan, mantık dışı bir yaklaşımdır bu. Kültürel ve ekonomik bir emperyalizm vardır aslında ve bu ırka, dine bakmadan, tüm insanları egemenliği altına almak isteyen bir olgudur, yoksa dünyada egemen güçlerin ne Türk’ten ne müslümandan korktuğu vardır. Korktukları toplumsal bilincin güçlenmesidir, herhangi bir ırkın, dinin değil.

Toplumda “Türkler ve diğerleri” şeklinde bir ayrım oluşturma ve ırkçı zihniyeti körükleme hususunda bu sözünü ettiğimiz tarihi filmlerin etkisini yadsıyamayız. Dönemsel olarak da 1970’lerde gittikçe büyüyen sağ – sol kavgasına paralel bu tarihi filmlerin bu yıllarda üretiminin hayli arttığı gözlenmektedir. Elbette bu ayrımcılıkta çok büyük r
güneş ne zaman doğacak afisolü olmuştur demek bilimsel bir zemine oturmaz ama rüzgarı kuvvetlendiren elementlerden biri olduğunu görmemek de saflık olur.

1980 darbesine giden yolda en önemli etkenlerden biri olarak gösterilen Maraş Katliamı’ın da Cüneyt Arkın’ın GÜNEŞ NE ZAMAN DOĞACAK (1977) filminin Maraş’ta Çiçek Sineması’nda gösterimi sırasında patlayan bir bomba ile olayların kıvılcımlarından birini çaktığı bilinmektedir. O dönemde siyasal zemin iyice kayganlaşmış, su zaten kaynama derecesine gelmiş, iyice yükselen siyasi tansiyon en ufak gerilimde patlak verecek bir durumdayken Cüneyt Arkın’ın hangi amaca hizmet ettiği net olarak görülen, yıllardır durduğu çizginin zirve noktası sayılabilecek, aynı zamanda hem sinemtografik anlamda hem siyasi anlamda rezalet olduğu kadar da dönemi itibariyle sorumsuzluğun dik alası ve kışkırtıcı olan GÜNEŞ NE ZAMAN DOĞACAK filminin gösterimiyle fitili ateşlenen, yıllarca hafızalardan silinmeyecek vahşi bir katliam yaşanır Maraş’ta.

Film işin bahanesi olur elbette ama ne olursa olsun dönemi itibariyle bu son derece kışkırtıcı, ırkçı filme imza atan herkes de büyük bir sorumsuzluk örneği göstermiştir. Resmi rakamlara göre 116 ama gerçekte yaklaşık 500 vatandaşımız vahşice öldürülür. Katliam o denli vahşidir ki hamile kadınlar bıçak ve satırlarla öldürülür, bebeklerin boğazı kesilir, yaşlıların tornavidayla gözleri oyulur. Kimilerinin kafası kazmalarla parçalanır, kimilerinin kolları bacakları kesilir, kimilerinin kafasına çivi çakılır. Yani bir insanın yapabileceğini tasavvur etmenin bile çok güç olacağı vahşet yaşanmıştır ve bunları yapan da ne Bizans’tır ne de Yunan. Hatta tarihi filmlerimizde bile bu denli vahşicesini hiçbir Bizanslı da yapmamıştır. Bunları yapan tarihi filmlerdeki yü

celtilen “Türklük”le gurur duyan, “din elden gidiyor”çığırtkanlığı yapan kendi halkımızdır. Aynı zihniyet 15 yıl sonra Sivas’ta da hortlayacak, 33 aydınımızı diri diri yakacaktır. Şanlı Türk tarihinde bu tip olayların azımsanmayacak kadar fazla oluşu bu tarihi filmlerin de fantezi dozunun iyice ölçüsünün kaçtığını göstermektedir. Olaylarda provakasyon olmasının ise hiçbir önemi yoktur. “Allah için bu komünistleri öldürün” diyenlerin saflarına hemencecik katılmak ve büyük katliamlara ortak olmak, zaten katliamları gerçekleştirenlerin kafa yapısıyla ilgili de yeterli doneyi bize vermektedir. Her geçen yıl Türk – Kürt ayrımı ve düşmanlığının da gitgide daha keskinleşmesinde, aradaki düşmanlığın gitgide çoğalmasında, en yakın örnek olarak Van depreminde hayatını kaybeden yüzlerce vatandaşımızın ölümünü gerek internet gerek medya organlarında nefret kusan ifadelerle “cezasını buldular” diyen bu zihniyetin rolü yok mudur?

YEŞİLÇAMIN İZLEYİCİ PROFİLİ

karamratdevlerbx6

Yeşilçam sahiden bir kaç filmle bizi farklı dünyalara sokacak,  düşüncelerimizi yönlendirecek, bir paradigma oluşturacak denli güçlü müdür? Yoksa fazla mı abartmaktayız bu konuyu? Aslında bir halk sanatı olarak çıkan sinemanın temelde halkta yaratabileceği belli bir etki gücü vardır. Özellikle bu halkın eğitim düzeyi, sosyal konumu pek gelişme göstermemişse… Çünkü tarih bilinci olmayan halkın gördüğü filmlerle tarihi algılaması çok da anormal bir şey değildir. Nitekim bir konuda hiçbir bilgisi olmayan biri için o konuyla ilgili verilecek ilk bilgiyi doğru bilip sahiplenmesi olağandır. Tarihi filmleri bizler okula gitmeden önce seyretmeye başladık ve onların verdiği bilgiyi hep sahiplendik, olumsuz bir şekilde de bakamazdık çünkü ruhumuzu da okşayan, bizi yücelterek anlatılan bir bilgiyi sahiplenmememiz mümkün müydü?

Sinemanın Türkiye’de yaygınlaştığı zamanlar köyden kente göçün de hızlı olduğu döneme rastlar. Filmlerin en büyük izleyicisi de kırsal kesim ve kırsal kökenli kentlilerdir. Özellikle bu kesimlerin sinemayla kurduğu ilişkiye bakılacak olursa, o filmi izlerken sadece izlemez, aynı zamanda yaşarlar da…

SULTAN (1978) filminde, Türk sineması izleyicisinin profiline dair güzel bir gözlem vardır. Gecekondu mahallesindeki kadınlar Ferdi Tayfur’un DERBEDER (1977) filmine gider. Kötü adamın her yaptığı kötülükte filmi izleyen kadınlar  “Yuhhh!!! gözün kör olsun herif senin” diye haykırmaktadırlar. Öyle içten lanet okurlar ki karşılarında kötü adam olsa neredeyse dövecek kıvamdadırlar. Sahne basit, eğlenceli olduğu kadar, “Yeşilçam izleyicisi”nin genel tavrını iyi betimlemektedir.

Daha da Ötesi Var…

Aşağıda Erol Taş’ın anlattığı olay gerçektir, lütfen alıcılarınızın ayarıyla oynamayın:

aslan beyErol Taş, ASLAN BEY (1968) filminde acımasız bir Rus generali oynar ve filmde Türkler’e zulmetmektedir. Bu film Erol Taş’ın evinin de bulunduğu Fındıkzade’de Nilgün Sineması’nda oynar. Filmden çıkanlar Erol Taş’ı arar, birisi “Biz onu bulamayız, çocukları şuradaki ilkokulda okuyor” der ve gider çocuklarını döverler. Çocukları kan revan içinde hastaneye kaldırılır.

Erol Taş’ın evini telefonla arayıp gecenin köründe küfür edenler çok olmuştur. Erol Taş’ın çok festivalde domates ve taş yağmuruna tutulmuşluğu vardır. Tabi yalnızca tebessüm ederek “işte iyi oyunculuk bu, çok inandırıcı oynamış” demek fazlaca iyimser bir bakış açısıdır. Evet, Erol Taş gerçekten büyük oyuncudur ve gerçekten de sinemada unutulmaz kompozisyonlar çizmiştir. Ama gören duyan var mı bir yabancı oyuncunun oynadığı kötü karakter nedeniyle ona küfür edildiğini, taş atıldığını, çocuklarının dövüldüğünü? Yani filmlerimizin bizi ciddi anlamda etkilemediğini kim iddia edilebilir Erol Taş’ın başına gelenlerden sonra?

 BERBER KENAN’dan BARBAR CONAN’a

Yıllar önce sanıyorum Galatasaray, bir Şampiyonlar Ligi maçında (Galatasaray ve şampiyonlar ligi diyorum, demek bayağı uzun yıllar önce gerçekten de) bir Macar hakemin yanlış bazı kararlarının da etkisiyle elenmişti. Ertesi gün bir berberde traş olmaya gittiğimde berber, bir müşterisiyle bu maçı konuşmaktaydı.

Macar hakem için “Biz zamanında bunları iyi becerdik, hınçları var bize” gibisinden şeyler anlatıyor, müşteri de onaylıyordu. Berber dün akşamki olayı 400-500 yıl öncesiyle açıklayabilecek tarih bilgisini nasıl edinmişti acaba? Neye dayanarak böyle bir yorumda bulunuyordu? Elbetteki yaşantısıyla, yetişme tarzıyla, çevresiyle ilişkileriyle, izlediği filmlerle, okulda resmi ideolojinin aktardığı tarih bilgisiyle böyle bir yorumda bulunuyordu berber.

UĞUR FİLM’İN UĞURU

ugur film logoAslında yazıya başlarken daha çok tarihi filmlerin teknik analizine ağırlık vermeyi düşünmüştüm, fakat zihinlerimize enjekte ettiği kavramlarla oluşturduğu olumsuz etkisi hayli ön planda olduğundan göz ardı edemedim.  Yoksa başta söyleyeceğimi en sonda söyleyecek olsam da, Cüneyt Arkın’ın tarihi filmleri teknik açıdan gerçekten hayran olduğum filmlerdir. Üstelik sinemaya da çok yakışan fiziğiyle, coşkuyu arttırabilecek atletik yetenekleriyle,bu filmleri tam bir şölen Malkoçoğlu aslında Cüneyt Arkın için tarihi filmlerde ilk parladığı dönemde çekilmiş, üzerinde çok çalışılmamış olduğu görülse de yine de belli bir seyir zevki veren önemli bir başlangıç olmuştur. Hemen sonrasında gelen Battal Gazi serileri ise teknik ustalık ve hikaye örgüsü açısından bence zirveyi hak etmektedir. Çünkü Battal Gazi bir kahraman olarak çok daha farklı konumlandırılmıştır. Malkoçoğlu ve Kara Murat Fatih’in Fedaisi iken Battal Gazi, Malatya serdarıdır, kısacası görevi fedailik yapmak değil, topraklarını korumak olan bir kahraman, bir validir. Fedailik söz konusu olmadığından her bölümde ayrı bir casusluk veya fedailik öyküsü değil, kendi tebasını koruyan bir kahramanlık öyküsü içerir. Bu öyküler de değişik kaynakların taranarak, çeşitli efsanelerin çok sırıtmayan yerelleştirilmesiyle olağanüstü bir kokteyle dönüşür. Battal Gazi’de Hz. Musa öyküsü de vardır Excalibur da mitoloji de. Bu açıdan en zengin yerelleştirmeye sahip olan serinin son iki filmi olmuştur: SAVULUN BATTAL GAZİ GELİYOR’da Battal Gazi, düşmanının en yetenekli 7 şövalyesinin, boynunda taşıdıkları 7 anahtarla, 7 kapı ardına kilitlenmiş babasını kurtarma derdine düşer. Her bir şövalyenin kendine özgü bir yeteneği, kendine özgü bir silah kullanma becerisi vardır. Konu kıyıdan köşeden mitolojik unsurlar içerir ki bence serinin de en güzel filmidir. Serinin son filmi BATTAL GAZİ’NİN OĞLU da karışan bebekler (karışma hikayesi de KAHPE BİZANS (1999) filminde hayli tiye alınmıştır, yani o derece enteresandır) ve kılıcını sadece Battal Gazi’nin Oğlu’nun çıkartabileceği bir kılıç, Battal Gazi’nin oğlunun bir hristiyan olması, ucube olduğu kadar da her dediği çıkan bir falcı gibi enteresan karakterler ve olaylarla örülüdür. Tüm bu öğeler ancak efsanelerde, masallarda karşımıza çıkabilecek türdendir ve çekiciliğini de büyük ölçüde oradan almaktadır.e dönüştürmektedir Cüneyt Arkın.

Tarihi filmlerimiz serit 004

İlk Battal Gazi’de (BATTAL GAZİ DESTANI) Atıf Yılmaz’a verilen yönetmenlik, sonraki bölümlerde Natuk Baytan’a verilecek, Natuk Baytan serinin geri kalanlarını çekecektir. Uğur Film’le çekilen Battal Gazi serisinde Natuk Baytan’ın Cüneyt Arkın’la yakaladığı müthiş uyum ve gişe başarısı Erler Film’in ilgisini çekecek, ikili Erler Film’de tam 7 bölümlük dev bir Kara Murat serisi çekeceklerdir. Gerek teknik kalite gerek öykü ve film çeşitliliğinde Uğur Film’in üstünlüğü ise tartışılmazdır. Tarihi filmlerde sadece Battal Gazi serisi değil aynı zamanda KILIÇ ASLAN, KORKUSUZ CENGAVER, HAKANLAR ÇARPIŞIYOR gibi çok başarılı hitlere de imza atar Uğur Film. Aynı zamanda çoğunluğunda Fatma Girik’le partnerlik yaptığı salon filmleriyle de Uğur Film, Cüneyt Arkın’ın sinemada yıldızını en çok parlatan film şirketi olmuştur. Halit Refiğ, Cüneyt Arkın’ı sinemamıza nasıl kazandırdıysa onun büyük bir yıldız olmasını sağlayan da Memduh Ün olmuştur.

RÜZGAR NEREYE CÜNEYT ARKIN ORAYA

cüneyt arkin battal gazi70’li yıllar kuşkusuz Cüneyt Arkın’ın sinemada en parlak dönemidir. Döneminin gişe rekortmenlerinin başında gelmektedir. 70’lerin ikinci yarısında başlayan erotik film furyası Yeşilçam’ı büyük ölçüde olumsuz etkilediyse de Cüneyt Arkın bu ikinci yarıda da devam eden başta Kara Murat serileriyle de yine hep revaçta olmayı bilmiştir.

1980’ler geldiğinde video film salgını nedeniyle Yeşilçam’ın film üretimi hayli azalmış, artık salonlardan para kazanamayan yapımcılar video sektöründen kazanabilmek için daha düşük bütçelerle filmler üretmeye başlamıştır. Pazar artık çok sınırlı bir durumdadır, o yüzden kemerler iyice sıkılmalıdır. Bu dönemde çoğunlukla video sektörüne hizmet eden küçük yapım şirketleri Yeşilçam’ın film üretimini büyük oranda sırtlamışlardır. Dönemin de getirdiği koşullarla Cüneyt Arkın düşük bütçeli filmlerde oynamış, doğal olarak estetik açıdan en kötü filmlerine bu dönemde imza atmıştır. Bu imzanın altında Çetin İnanç’ın da imzası vardır. Natuk Baytan’ın görkemli dönemi bitmiş, Çetin İnanç’ın mütevazi dönemi başlamıştır. Ne Yeşilçam melodramları ne de tarihi filmler artık iş yapmaktadır. Çare nedir? Dünyada üretilen örnekleri inceleyerek, 80’ler izleyicisinin benimseyebileceği filmler üretmektir elbette ki. Dünyada eğilim neyse onu alıp birebir uygulamaya girişir Çetin İnanç’la Cüneyt Arkın ikilisi. STAR WARS mı modadır, hemen DÜNYAYI KURTARAN ADAM (1982) çekilir,  RAMBO mu modadır, hemen VAHŞİ KAN (1983) çekilir vs. Nerede tıkanma varsa orayı yeniyle açmak gayretinde olurlar. Aslına bakılırsa Cüneyt Arkın’ın sinema kariyerinin de bütünüyle böyle gerçekleştiği görülmektedir. Önce salon filmleriyle sinemaya başlayan Cüneyt Arkın, sonrasında iyi talep gören tarihi filmler ve köy filmleriyle yola devam eder. Siyasal içerikli filmler mi revaçtadır, gider hemen çeker. Bilimkurgu mu modadır, onu çeker. Yani sinemadaki rüzgarı hep takip etmiş, rüzgar nereye eserse oraya gitmiştir Cüneyt Arkın. Değişken pazar koşulları dışında sinema anlayışını yönlendiren bir etken olmaması oyunculuktaki başarısının da sınırlı olmasına neden olmuştur. Yılmaz Güney elbette ki çok ayrı bir örnektir bu noktada. Avantür döneminden sonra sinema için ciddi anlamda hem siyasal hem de teknik etki için çabalamış ve dünyada ilk akla gelen sinemacımız olmuştur. Ama siyasal kaygı çok gütmeyen Türkan Şoray da hem oyunculuk hem sinema kalitesi açısından hep üzerine koyarak gitmiş ve unutulmaz filmler kazandırmıştır sinemamıza. Şener Şen de bu tarz bir yolu benimsemiş ve halen Türk sinemasında en iyi oyuncular sayılırken ilk sıralarda kendine yer bulmaktadır. Jönler üzerinden gidersek de örneğin Cüneyt Arkın’dan çok sonra sinema dünyasına adım atan Tarık Akan romantik komedilerden sonra iş sıkıntısı çekme pahasına daha çok inandığı yoldan yürüyerek kendine bir yol çizmiş, oyunculukta ve sinemaya bakış açısında genelde üzerine koyarak ilerlemiş, bu sayede dünya sinemasında da saygın bir konumu olan YOL (1982) gibi bir filme imza atmayı bilmiştir.

Bir başrol oyuncusu için en fazla film çeviren Cüneyt Arkın, en yakışıklılar sayıldığında başta hatırlanır fakat hem en iyi oyuncular, hem nitelikli filmler sayıldığında akla gelen ilk oyunculardan değildir, verdiği onca emeğe karşın. Nitekim 2011 Kasım ayında Sinema dergisinin okurlarının seçtiği En İyi 100 Türk Filmi anketinde ilk 10’da hiçbir Cüneyt Arkın filmi yer almaz. Ancak 86. sıradan GURBET KUŞLARI ile listeye girebilmiştir. Enteresandır listeye giren 2. filmi ise DÜNYAYI KURTARAN ADAM’dır, o da sıralamada 95. sırada kendine yer bulabilmiştir. Kaldı ki GURBET KUŞLARI’nda bir takım tesadüfler sonucu yer almıştır, o tesadüfler de olmasa o listede hiç olmayabilirdi de (DÜNYAYI KURTARAN ADAM’ın listede olması işin biraz eğlenceli yönüdür tabi). Listede ilk 10’da 5 tane Şener Şen filmi yer almaktadır. İlk 20’de tam 9 filmi bulunan Şener Şen 100 filmlik toplama giren 20 filmiyle listeye damgasını vurur. Çevirdiği 110 filmin 20’si ilk 100’e giren Şener Şen’e karşılık, çektiği 320 filmin sadece 2’si ilk 100’e giren Cüneyt Arkın. Üstelik bu sinema yazarlarının değil seyircinin seçimidir. Ankete katılan 42 sinema yazarının oluşturduğu 10’luk listelerde de kendine yer bulamaz Cüneyt Arkın. 42 sinema yazarının 37’sinin listesinde hiçbir filmi yer almayan Cüneyt Arkın, yalnızca 5 sinema yazarının listesine, o da tek filmiyle (GURBET KUŞLARI) girebilecektir.

Sinematurk.com verilerine göre en çok başrol oynayan, başlıca jön aktörlerimiz ve aktristlerimizin oynadığı film sayısı tablodaki gibidir.

OYUNCU

ÇEVİRDİĞİ
FİLM
SAYISI

1 CÜNEYT ARKIN 318
2 TÜRKAN ŞORAY 207
3 SADRİ ALIŞIK 200
4 FATMA GİRİK 198
5 HÜLYA KOÇYİĞİT 182
6 KADİR İNANIR 160
7 AYHAN IŞIK 140
8 KARTAL TİBET 130
9 İZZET GÜNAY 123
10 FİLİZ AKIN 120
11 TARIK AKAN 115
12 EDİZ HUN 115

Görüldüğü gibi Cüneyt Arkın döneminde diğer güçlü rakip jönlerden Kadir İnanır’dan 2 kat, Tarık Akan, Kartal Tibet ve Ediz Hun’dan nerdeyse 3 kat fazla film çevirmiştir. Fakat bugüne kalan, geleceğe kalacak olan, bakışları ve akrobatik hareketleridir gibi görünüyor. Bence sinemamıza gelmiş en yakışıklı jön olan Cüneyt Arkın, hem fiziksel artısı, hem verdiği emeklerle çok daha saygın bir konumda olabilirdi. Türk sinemasında kameranın bu kadar sevdiği bir yüz olan, yıllarca en çok hayranlık duyduğum aktör Cüneyt Arkın’ın çizdiği yolun hep daha iyiye gitme eğiliminde olmasını istemişimdir. Oyunculuk ve sinemamıza katkı anlamında üzerine hiç koymamış, belli özelliklerinin etkisini kullanarak maalesef kolaycılığa kaçmıştır. Hali hazırda dünya çapında bir yıldız olabilecek yetenek ve karizması varken, biraz da sinema anlayışını geliştirebilseydi çok daha da iyi bir oyuncu olabilirdi. Olmayışı yalnızca hakim rüzgara göre yön bulması, kendine hep daha iyisi için bir yol çizmeyi ilke edinmediğindendir.

Fikret Hakan ve Cuneyt ArkinHollywood’un John Wayne’inin Yeşilçam’daki karşılığıdır Cüneyt Arkın. Onun gibi daha çok kahramanlık öyküleri anlatan tarihi filmlerle (Tabi Hollywood’un tarihi filmleri de westernlerdir) tanınmışlığı vardır ve hep o tipte filmlerde hatırı sayılır bir başarı göstermiştir. John Wayne siyasi iktidarların kendisini hep baş tacı tutmasına neden olacak kadar koyu bir Amerikan hayranı, koyu bir milliyetçidir, filmleri de o çizgiyi takip eder. Cüneyt Arkın da koyu bir Türk milliyetçisidir, filmleri de aynı minvalde şekillenmiştir. Ama onun dışında ne oyunculuğunu ne de sinemaya bakışını geliştirmiştir, tıpkı John Wayne gibi. Ve yine John Wayne gibi en iyi oyuncular sayılırken akıllara pek gelmez, kahramanlık filmleri dışındaki filmlerinin esamesi pek okunmaz.

Oysaki bir Clint Eastwood olabilirdi, en azından Yeşilçam ölçeğinde. Clint Eastwood da yaklaşık aynı tarzda bir gelişim çizgisi izlemiştir. Westernler, sonra Kirli Harry’ler (Cüneyt Arkın da tarihi filmlerden sonra Cemil’lerle devam etmiştir)… Ama sonrasında gerçekten de daha iyisini üretme çabasında oldu hep Clint Eastwood. Kendi filmlerini de yönetmeye başladı. Ve bugün sinemanın en saygın yönetmenleri arasında yer alıyor. Cüneyt Arkın da neredeyse Clint Eastwood’la aynı dönemlerde yönetmenliğe başladı ve ondan da fazla yönetmenlik yaptı ama tek bir filmi bile Türk sinemasında saygın bir yer bulamadı. Sinemayı yönlendiren bir rüzgar olamadı Yılmaz Güney gibi… Mevcut rüzgara göre şeklini aldı sadece. Bu biraz da sinemaya yalnızca ticari olarak bakmanın sonucu. 80’lerdeki partneri Çetin İnanç’ın da zaten en büyük sorunu bu değil miydi? Ürettiği filmlerle gelecek kuşaklara sadece geyik muhabbeti bıraktı.

Yazan: Ekrem Yaşar Pınarbaşı

Tarihi filmlerimiz serit 005

Yorumlar