Uyarlama Mizahın Çaresizliği: Galip Derviş

6
2418

monk vs galip dervis banner 02

Konuk Yazar: Yigilante Kocagöz

Televizyonlarımızın yabancı dizileri uyarlama çılgınlığından sonunda Monk da nasibini aldı. 2002-2009 tarihleri arasında yayınlanan ve büyük bir hayran kitlesi edinen Monk dizisinin yerli versiyonu hakkında yaklaşık bir senedir konuşuluyordu. Her ne kadar yerli uyarlamalara mesafeli de olsam Monk’un iyi tahlil edilmesi durumunda televizyonculuğumuza katkıda bulunacağını düşünüyordum. Yerli Monk, prime time’ı ele geçirmiş vasat altı soap operalarından bunalanlara nefes alanı açabilecek bir fikir. Komedi-drama ve polisiyeyi abartıya kaçmadan harmanlamak ve bu harman ile akşam saatlerinde televizyon dünyasında hayatta kalmak zor bir iş, ama gerçekleştiğinde bir fenomene dönüşmek de garanti. Özellikle Yeşilçam’dan gelme karakter odaklı mizahtaki başarımız da dikkate alındığında Monk’u yerelleştirerek muhteşem bir senteze kapı açılabilir.

galip dervis vs monk banner

Tabii bunlar Galip Derviş’in ilk bölümünü seyretmeden önce kafamda geçirdiğim güzel hayallerdi. Dizinin ilk reklamını seyretmemle felaketin adım adım yaklaştığını algılamam bir oldu. Engin Günaydın’ın Tony Shalhoub’un mirasını iyi taşıyabileceğini düşünüyordum ancak yanılmışım. İnanılmaz kötü bir oyunculuk ve yapay replikler Günaydın’la adeta vücut buluyordu. Sadece Günaydın değil, genel olarak yerli Monk ekibi kötü tercihlerin kalesi halini almış. Proje için cast sanki bir gece aceleyle seçilmiş gibi. Günaydın’ın Monk ve Ersin Korkut’un (Teğmen Randy Disher’ın yansıması) Komiser Ahmet Tekin olarak seçilmesi dışında düşünülerek yapılmış gibi duran hiçbir seçim bulunmamakta. Hele ki Ted Levine’nin canlandırdığı Leland Sottlemeyer’i Başkomiser İzzet rolüyle Orhan Güner’e oynatmak? Ted Levine, Kuzuların Sessizliği’nde Buffalo Bill’i canlandırmış bir isim. Keza Monk’ta canlandırdığı Scottlemeyer da tüm komedi unsuruna rağmen teşkilatın en sert polislerinden biriydi. Orhan Güner ise her an “bu sene apartman aidatını geciktirmemek lazım, bir sade soda içsem de midemin ekşiliği gitse” diyecekmiş gibi bakıyor seyirciye. Ekibin bu noktada bize bir Hulusi Kentmen tatlı-sert otoritesi sunması gerekiyordu, İzzet Başkomiser’i değil.

monk-galip-dervisCast kötü, peki dizi iyi mi? Hayır değil. Plan plan kopyalanan sahneleri kaldırabilirim, bölümler için seçilen vakaların orijinal Monk’tan alınmasını da kaldırabilirim. Ama neredeyse tüm diyalogların orjinalinin aynısı olması? Esprilerden dramatik anlara her şey! Dizinin ilk iki bölümü sahne sahne aynen kopyalanmış! Barış Pirhasan’ın nasıl bu projenin altına gönül rahatlığıyla imzasını attığına şaşıyorum. En azından Engin Günaydın’ın dervişi oynarken biraz daha doğallaşması için çaba sarf edilebilirdi. OCD (Obsessive-Compulsive Disorder) hakkındaki bir dizi için sanırım hiç araştırma yapılmamış, aynen Adrian Monk’un orijinal dizideki tavırları karbon kağıdına kopyalanmış.

Dizinin tek orijinale yakınsayan kısmı müzikleri. Tabii o da eğer jenerik şarkısını kaçırdıysanız. Gerçi hakkını yemek istemiyorum, dizinin genel performansına baktığımızda jenerik şarkısının gerçekten projedeki tek orijinale yakın üretim olduğunu söyleyebilirim. Randy Newman’ın It’s a Jungle Out There belli ki dinlenmiş ve biraz olsun yerelleştirilmeye çalışılmış.

Tamam, elimizde bir felaket bulunmakta. Reytinginin yüksek olması da aslında çok umrumda değil, bu projeye katılıp da yaptığı iş içine sinen kimsenin olmaması gerekir. Peki nasıl olmalıydı? Monk gibi bir dizi Galip Derviş olacaksa yerel öğeler belki arttırılabilirdi. Herkesin mahallesinde takıntılarıyla meşhur komşuları vardır. Galip Derviş, mahalledeki çöpler yarım saat geç toplanıyor diye belediyeye sayfalarca dilekçe yollayan biri olabilirdi. Apartmanın merdivenleri niye iyi temizlenmiyor, en az üç kere yıkanmalı diye yönetici ya da temizlikçi ile ilginç kavgalar verebilirdi. Amerikan versiyonunun aksine manavdan alışveriş edebilir ve esnafı çıldırtabilirdi. Bunların hiçbiri yapılmamış, orijinal dizi kötü bir cast ve google translate ile Türkçe’ye çevrilmiş bir senaryo ile ekranda hayat bulmuş.

Komiser Ahmet Tekin (Ersin Korkut)Galip Derviş projesini affedemiyorum çünkü bu tarz bir özensizliği göstermemesi gerekiyordu. Yeşilçam ki pek çok yabancı eseri alıp itinayla yerelleştirmiş ve muhteşem eserler çıkarmış bir sinema kültürü. Polisiyede zayıf olabiliriz, ama Turist Ömer filmleri ile pek çok zayıf olduğumuz türde de bir şeyler üretilebileceğini göstermemiş miydik zaten? Kopyadan öteye gitmeyeceğiz diyelim, Charlie Chaplin’in Şehir Işıkları (1931) elli sene sonra En Büyük Şaban filmi ile uyarlanmadı mı, bu kadar yapaylık hissi alıyor muyduk seyrederken? Bu filmleri bugün değerli kılan kendi toplumunun dinanmiklerini yaptıkları işe eklemlendirme çabası değil mi? Turist Ömer’in özgünlüğüne her çalışma ulaşamaz öyle bir şeyi Galip Derviş’ten beklemem, ama bir eser taklit edilecekse en azından En Büyük Şaban hassasiyeti ile yola çıkılabilirdi.

Turist Ömer, İnek Şaban, Cilalı İbo… Belki de tüm o yavan senaryolu seyredilir kılan şey o içimizden karakterlerin ipleri ellerine almaları, sıkıcı başı sonu belli hikayeleri kendilerince bize anlatmalarıydı. O yüzden Bazıları Sıcak Sever (1959) seyrettikten sonra heyecanımızdan bir şey yitirmeden Fıstık Gibi Maşallah’ı (1964) da seyredebiliyoruz. Açıkçası Galip Derviş’i Engin Günaydın değil de şu an canlandırdığı karakter yapısıyla Ersin Korkut canlandırsa çok daha özgün bir şey oluşabilirdi. Bu haliyle Galip Derviş esin değil, yavan bir imitasyondur.

Not: Yerli versiyonun kendinden kattığı tek öğe arada çay getirip işlere maydanoz olan Çaycı Neşe (İrem Şentürk)karakteri olmuş. Gözümde gerçekten değerli olan tek şey budur Galip Derviş için. Zaten sanırım senaryoyu baştan sona bilen biri olarak tek güldüğüm nokta da Neşe’nin olduğu iki sahne oldu.

galip-dervis-dizisi-com
monk-header
hulya-ucar

Yorumlar