Bir TUNÇ OKAN filmi: OTOBÜS

1
1532

sinematik_otobus00 Otobüs

OTOBÜS ile Büyüyenler

Bir garip ergenlik :

1970’li yıllarda Yeşilçam ‘ın erotik furyası olduğunu fısıltılardan ibaret sayan bir kuşak olarak, 1990’ların ortasına denk gelen reşitlik günlerimizin gelmesini iple çekiyorduk.

1980’ler de yılbaşında dansöz çıkmasının yetişkin erkek aile bireylerinin konuşmalarıyla dinleyip anlam veremediği bir hevesle bu anı bekleyen, batıya özgü “fetiş” objelerin yine batılı bir neferin algılayabileceğinden çok daha büyük anlamlar verip aklımızın bir köşesinde ki gizemli bir odacıkta yaşatıyorduk.

1990’ların başında özel televizyon kanallarının, toplum üzerinde ki potansiyel yönlendirici güçlerini keşfetmelerinin arifesinde, izleyicileri (yani herkesi) bir çeşit çıkmaza (veya sistemli bir yönlendirme politikasının ilk adımlarına) sürükledikleri bir dönemde OTOBÜS ile tanıştık.

Bir garip Sihirli Kutu:

1992 yılının televizyon rehberini düşünürsek günümüzün “Grup” kavramına ait büyük kanallarının bolluğundan eser bulunmamaktadır. Bir tarafta kuruluşu bugün içinde hukuki olarak tartışma konusu sayılan ilk özel kanalımız “Sihirli Kutu” ve devamı, diğer yanda da “Gösteri” kanalı bulunuyordu.

Çocukluğumuzun TRT‘sinin bile dallanıp budaklanmak zorunda kaldığı bu yıllarda özel televizyon kanalları argo, erotizm, şiddetle Kriminal seviyede bir Porno kültürünün de beklentisi olarak bilinçaltında yer almaktaydı. Yerli dizilerin ve nefret kusan haber bültenlerinin esamesinin bile okunmadığı; Tutti Fruttiler, Cumartesi Erotikleri ve Yeşilçam Bombardımanı‘nın sürdüğü bu yıllarda bir pazartesi gecesi rating kuşağına takılan OTOBÜS ile tanıştık.

sinematik_otobus03 sinematik_otobus04

Bir Tunç Okan Filmi:

OTOBÜS hakkında aklımda kalan en temiz iki detay şu şekildedir;

Birincisi, video furyasında kesinlikle yabancı filmlerin hepsinden görmeye alışkın olduğum bir jenerik yazısını ilk kez gördüğüm Türk filmidir. “A film by …” nın yerini “Bir Tunç Okan Filmi” yazısı almıştı.

İkincisi, o dönemde herkesin izlediğinden emin olduğum tüm lise arkadaşlarımın ertesi gün yaptığımız sabah kritiğinde ki ilk cümle “Telefon Kulübesi” ve ardından gelen gülüşmelerdi.

sinematik_otobus05 sinematik_otobus06

OTOBÜS:

İsveç’in başkenti Stockholm‘un Taksim‘i olarak düşünülebilecek Sergels Torg (Hemen karşısında Taksim’de bulunan Kültür Sarayı gibi kendi kültür sarayını da barındırmaktadır) meydanı şehrin kültür ve sanat noktasıdır. Refahla yeşeren ve onun gelişimiyle büyüyen bu iki kavramın dans ettiği meydanın davetsiz bir konuğu bulunmaktadır. Bu konuk hurda bir otobüs ve içinde barındırdığı dokuz Türk işçisidir.

Bu konuğun gelişinin arifesinde kısa bir geri dönüşe başvuracak olursak, İskandinavya‘ya kaçak yolla getirilip sahte bir gelecek vaadiyle dolandırılmış bu dokuz insanın dramı filmin konusunu oluşturmaktadır. Fiziksel özellikleri, kıyafetleri ve davranış tarzlarıyla Anadolu‘nun ücra köşelerinden İstanbul‘u dahi görmeden Avrupa’nın zirvesinde ki şehirlerden birinde terk edilmiş insanların öyküsüdür…

Bir dişi kalmış canavar :

Umutların sömürüldüğü bir noktada günün dönüp geceye kavuşmasıyla her bir işçi, o ana kadar bilinçaltındaki dile dökülmeyen insani umutlarının da izdüşümlerini çevrede görmeye başlar.

Seks, içten içe büyüyüp tabularla sınırlandırılan bir ayıp iken bir Türk’ün gözünden dışarıda tabu olmayan ahlaksızlıklar kameraya yansır. Eşcinsellik ise tamamen bir hastalıklı olma sembolüdür, böyle bir işkence kime reva görülebilir?

Teknoloji harikası yürüyen merdivenler ise bir başka mücadele noktasıdır.

sinematik_otobus09 sinematik_otobus10

Bir “Barbar Türk”:

İşçileri dolandıran Türk şöförün aceleyle uçtuğu Almanya‘da gördüğü muamele dolandırdığı insanların karşılaşacağından farklı değildir. Zaman ilerlerken ufak bir oyunla gününü kurtarmak için dokuz insanı harcayan bu zavallının kendi cebinde ki son kuruşta izbe bir genelev köşesinde çalınır.

İsveç’te ki ilk gece de sürüden ayrılan talihsiz Tuncel Kurtiz‘in oyunculuk şaheseri “Otobüsü gördün mü kardaşım?” ile dillere döktüğü umut sözcükleri karşısında köpeğini gezdirmeye çıkmış kendi halinde ki Avrupalı’nın ürkek davranışlarıyla kaynaşır.

Seks Klübü’ne götürülen Tunç Okan‘ın o ana kadar dinden başka sığınacak bir limanı olmayan insana tabu olarak dayatılmış her doğrunun veya yanlışın acımasızca ardı ardına verilişi (Porno film gösterisi, eş seçme yarışması, canlı seks şovu, oburluk) ve nihayetinde kendi hemcinsinden gördüğü sarkıntılıkda isyan edişi, en keskin yöntemle cezalandırılır.

sinematik_otobus11 sinematik_otobus12

Bir Dünyalı :

Avrupalı olmak, Türk olmak veya her iki taraf arasında binamaz kalmaktan ziyade sinema tarihimizin bu ilginç yapımının ana konusu zamanın kendisidir. 48 saatlik bir zaman diliminde dünyanın farklı bir ucuna dünyanın farklı bir ucundan misafir gelmiş insanların evrensel ihtiyaçlarının dışavurumudur.

Hepimiz gün içinde susarız, yemek yeriz, ihtiyaç gideririz, kimi zaman zorunlu olarak sabırla ihtiyaç gidereceğimiz anı bekleriz. Zaman sabrımızı tımarlamaya devam eder …

Açlık konusunda, Metro istasyonunda ki banka bırakılan plastik oyuncakları yiyecek sanan işçilerin bunu bizzat ağızlarıyla test edişleri, klasik müzik eşliğinde piliç çevirme görüntüleri, “Aza tamah etmeyen çoğu bulamaz” deyişine göndermeler içeren açılışta ki gazete kağıdı üzerine serpilmiş Anadolu usulü kahvaltı bizleri gün boyu tımar eden zaman ve ihtiyaç birlikteliğinin birer örneğidir.

sinematik_otobus13 sinematik_otobus14

Bir yargılama, bir kara mizah :

Tunç Okan‘ın sert çizgilerle belirlediği yurtdışına çalışmaya giden insanların üzerinde ki simsarlık oyunları, İlyas Salman ve Şener Şen klasiği Banker Bilo‘da daha mizahi yönüyle hiciv edilmiştir. Bununla beraber her iki filmin de dayandırıldığı bu tip dolandırıcılıklar yurtdışına ekmek kapısı olarak göçün yaşandığı yıllarda sıkça karşılaşılan Şark Kurnazı Zeka‘nın ürünleridir.

Bu nokta da Otobüs’ün Türklüğü aşağıladığı gibi bir önyargıdan ziyade kendimizden başka kimseyi dost olarak görmeyip bu eşitliği Kapıkule‘nin bir adım dışın da yine tersine döndürenlerin de başkası olmadığını göz ardı etmemek gerekmektedir.

Filme getirilen yaygın eleştirilerde “Biz nasıl olsa yolumuzu bulurduk, o kadar Türk’ü meydana bırakmanızın ardından öncelikle bir hemşeri lokantası bulunur ardından bir kaç İsveçli hatunla gönül eğlendirilip kısa sürede kendi işlerinin patronu olarak bu kişileri Dönerci, Fırıncı, Lahmacuncu ..vs olarak görebilirdik.” teması işlenmektedir.

Bu tip bir yaklaşım, bir Avrupalı’dan Kemal Sunal filmlerinde ki jargonu anlamasını beklemekle eşdeğer bulmaktır. İlkel sayılabilecek temel komedi öğeleri ne kadar evrensel ise toplumların kendilerine özgü argoları da o derece de ulusaldır. Tunç Okan’ın hem Avrupa hem de Türkiye açısından ele aldığı filmi kara mizahtan komediye kaçacak bir çizgiye taşımak ta filmin insanlarda yarattığı keskin bir duraksamayı ortadan kaldıracaktır.

Zülfü Livaneli‘nin ilk kez müzik bestelediği, jeneriği, postmodern yaklaşımı ve sürrealist öğeleriyle Otobüs, eksik veya uç noktaları her ne olursa olsun zamana direnebildiğini kanıtlamış bir filmdir…

Teşekkürler Tunç Okan

Yazan: Gökay Gelgec

sinematik_otobus15 sinematik_otobus16

Yorumlar

PAYLAŞ
Önceki İçerikFilm Karelerinde Yeşilçam: OTOBÜS filmi özel paylaşım
Sonraki İçerikYazar ve eleştirmenlerin film üstüne görüşleri: Aziz Nesin – Otobüs
1982 - Abisi ile beraber Cüneyt Arkın'ın SON SAVAŞÇI filmini sinemada seyrederek Fantastik kulvara erken giriş yaptı. 1980'li yıllar - Video furyası ve TRT de yayınlanmış her tür filmi izleyerek geçirdi. Bu dönem özellikle ilerleyen yıllarda film müzikleri deşifreleri ve remake çalışmaları için bir ön kültüre sahip olmasını sağladı. 1992 - Film muzikleri koleksiyonculuğu ve Yeşilçam filmlerinde kullanılan yabancı müziklerin deşifresine başladı. Son 20 yılda kaset, cd, plak ve sanal formatlarda olmak üzere 5000 adedin üzerinde film müziği albümü edindi. 1998 - Çetin İnanç Koleksiyoncuları ÇIKO'yu kurdu. Grup amaç olarak filmlerin esinlendiği orjinal yapımları, filmlerde kullanılmış olan müziklerin deşifresi ve filmlere ait afiş - lobi kartı gibi dökümanların arşive eklenmesini seçti. 2007 - Utku Uluer ile beraber SINEMATIK blogunun kurdular ve konsept dosyası CEMIL, Mesut Karanın katkılarıyla Cinemascope dergisinde yeraldı. Konsept dosyalar olarak Cemil ve Adalet filmlerinin yanısıra Tunç Okan Cumartesi Cumartesi ve Otobüs, Erotik Türk Sinemasının giallo örnekleri, Yeşilçam Remakeleri ve bir akım olarak Anadolu Westernleri konularında yazılı çalışmaları bulundu. 2008 - Onar Films adına Jet Director ve Vendetta isminde iki kısa dökümanter hazırladı. Bu çalışmalar Demir Pençe Korsan Adam ve Cellat dvdlerinin basımlarında dünya pazarında yayınlandı. Hollanda kökenli Shockkend News sinema dergisi tarafından hazırlanan Turkish Trash Weekend film gösterimleri etkinliğinde konuşmacı ve danışman olarak yeraldı. Ayrıca yine aynı dergi için Türk Fantastik Sineması üzerine bir dosya hazırladı. 2009 - Amerikan Dark Maze Studios dvd ve film yapımcılığı şirketi adına Korkusuz ve Kara Şimşek filmlerinin basım aşamalarında Çetin İnanç ve Serdar Kebapçılara ait dökümanterleri hazırladı. Aynı dönemlerde Melih Gülgen, Cüneyt Arkın ve Çetin İnançla kişisel sohbetlerini Sinematik için yazılı kaynak olarak paylaştı. Yönetmen Cem Kaya tarafından Alman ZDF kanalı için hazırlanan Remake Remix Ripoff belgeselinde konuşmacı olarak yeraldı. Massimo Italiano'nun hazırladığı Poliziesco kitabının Türk - Italyan ortak polisiyeleri bölümünde İnsanları Seveceksin filmi üzerine bir makale hazırladı. Ege Üniversitesi Sinema Kulübü tarafından hazırlanan etkinliklerde Cüneyt Arkın - Çetin İnanç dönemi filmlerinden Vahşi Kanın sunumunu ve anlatıcılığını üstlendi. KargART Geceyarısı Filmleri etkinlikleri kapsamında Kilink filmleri gecesinin anlatıcılığını yaptı. 2010 yılından bugüne Macaristan'da yaşamaktadır.