İlyas Salman & M. Ali Erbil: Uyanıklar Dünyası 1985

2
2606

sinematik_uyaniklar_dunyasi00

Ertem Eğilmez‘in orijinal Hababam Sınıfı serisine nokta koyduğu 1981 yapımı “Hababam Sınıfı Güle Güle” filminin bir sahnesinde öğretmen Mehmet Bülbül rolündeki İlyas Salman, Ali rolünde kariyerinin en masum rollerinden birini oynayan Mehmet Ali Erbil‘in başında sabahlar.

Ateşlenmiştir Ali, yorgan döşek yatmıştır. Arkadaşları tarafından neşeli tavırlarıyla bilinen Ali, içinde kocaman bir hüzün saklamaktadır. Babasına karşı cephe almış ve yalnızlıkla mücadele etmektedir. Hababam Sınıfı’nın abileri (Tarık Akan, Kemal Sunal, Halit Akçatepe ve diğer oyuncular) kadar sevimli olamayan, fakat iyi çizilmiş haşarı öğrencilerinin yaşam kavgası, hocasından(Münir Özkul) feyz alarak yardıma koşan Mehmet Bülbül’ün el vermesiyle mutlu bir sona doğru emin adımlarla ilerleyecektir. 

Öğrencisinin başında bekleyen İlyas Salman, dört yıl sonra şakıyan bülbülünü özgür bırakarak farklı bir karaktere, aslında adaşı olan karaktere dönüşecek ve eşiyle birlikte bir kez daha İstanbul’a gelecekti. Hasta yatağından kalktıktan sonra babasıyla barışan Mehmet Ali Erbil ise, okulundan mezun olacak ve İstanbul’un yozlaşmış koşulları eşliğinde kendi adı Ali’yi bırakarak dolandırıcı Dolap Osman’a bürünecekti.

Bahsi geçen karakterlerin karşımıza geldiği 1985 yapımı Uyanıklar Dünyası, sinemamızın ön planda olmayan komedi şaheserlerinden. Sık sık televizyonda rastladığımız film, alengirli olmayan ve mantık sınırlarını aşan senaryosuna rağmen oyunculuk performanslarıyla dikkat çeken bir seyirlik. 

sinematik_uyaniklar_dunyasi01

Dikkat acil uyanık aranıyor:

Türk Sineması’nın Arzu Film ekolünün dışında varlığını sürdürebilen az sayıda yönetmeninden biri olan Aram Gülyüz, çektiği yüzün üzerinde filmle sinemamıza tuğla koyan bir isim. 60’lı yıllarda başladığı yönetmenlik kariyerini hâlâ sürdürmekte, televizyon filmleri ve dizilerle ara ara seyirciye merhaba demektedir. Yapımcı Erol Şenbecerir ile 1985 yılında kafa kafaya veren Gülyüz, seyirciyi sıkmayan, nesillere aktarımı kolay, kullandığı jargonla yer yer izleyici şaşırtan bir film çekmeye çalışmış.

Uyanıklar Dünyası, 1960’lar sonrası artık sinemamızda tür olan tası toprağı toplayıp kente göç temasını (kısa bir süre için de olsa) ve “her köşede bir milyoner” vurgusuna kobay olmaya niyetlenmiş insanları anlatısı içine yediren bir film. Senarist Erdoğan Tünaş‘ın (Safa Önal ve Bülent Oran ile birlikte üç senaryo rekortmenini tamamlar) bu denli ciddi bir yaklaşımla hareket ettiğini bilmiyoruz, ama eşi Ayşe (Ayşen Gruda) ile gurbete gelen İlyas bizlere fazlasıyla tanıdık geliyor. 

Bilindik karakterleri komedi içinde değerlendirmek yönetmenin sinemasına aykırı gelmeyen bir düşünce. Yazdığı çok sayıda senaryoyla nicelik-nitelik çekişmesini kendi içinden ziyade, seyircinin algısı içinde yaşatan Tünaş, yarattığı her karakteri renkli birer kişilik olarak sunmakta başarılı. Fakat nicelik-nitelik çekişmesinin karakter uzantısında sorunlar var.

Sözgelimi, filmde yer alan beş çocuktan birini zekâsıyla (Barış Altay) öne çıkarayım derken diğer dördünü bir kalemde silmek kötü duruyor. Dört çocuk sadece “istedikleri” eşyalarla varoluyor, nefes alıyor, ancak işlevsiz bir şekilde ekranda(perdede demeyi ne çok isterdim) gözükmekte. İçlerinden birisi ara sıra teyit etme amaçlı sallıyor kafasını, o kadar.

sinematik_uyaniklar_dunyasi04

Filmde İlyas Salman, Mehmet Ali Erbil, Ayşen Gruda ve Neriman Köksal, Barış Altay başlıca rollerde. Mükemmel bir yüze sahip olan Salman’ın jest ve mimikleri karakterleri oldukça canlı kılmış. Karakterler diyoruz, zira İlyas Salman iki rolde. Saf İlyas’ın dışında bir de mafya babasına can veriyor Salman. Film boyunca enayi, keriz gibi sıfatlara maruz kalan ve kaba kuvvet göstermeye meyilli olsa da uzlaşmacı bir görüntü çizen İlyas’a nazaran mafya babası mizacına uygun bir şekilde öldürmekten haz alıyor.

“2 gündür adam öldürmedim, canım çekiyor” diyen mafya babası hükmettiği mafya üyelerine karşı daha karizmatik. “Kadın kiralık katiller” zannettiği Ayşen Gruda ve Neriman Köksal‘a karşı plan hazırlayıp pratiğe geçmesi komedi unsuru olarak gayet iyi. Peki kahramanımız İlyas ne yapıyor? O, parasını kaptırdığı Dolap Osman’ın “özür dile yoksa paranı vermem” şartına “özür dileyerek” karşılık verecek kadar ılımlı davranıyor. Saflık mertebesindeki durumundan mütevellit, enayilik mertebesine geçişi kolay oluyor.

Filmin diğer başrolü Mehmet Ali Erbil, Dolap Osman rolünü adeta benimsemiş. Ülkemizin sıklıkla eleştirilen figürlerinden biri olan Erbil’in 10 yıl önce başladığı sinema kariyerinde( Ayhan Işık ile oynadığı Harakiri filmi) basamak atladığını görmek sevindirici. Tiyatro kökenli olması da avantaj. Fakat günümüzde bu gelişmeyi sürdüremediğine dair görüşler yavaş yavaş ortak bir kanaat ekseninde toplanıyor. Keza film eleştirmenlerinin aralıklarla sorduğu “Mehmet Ali Erbil’i ne zaman iyi bir filmde, başarılı bir performans sergilerken göreceğiz?” sorusu bu bağlamda manidar. 

sinematik_uyaniklar_dunyasi03

Filme dönecek olursak, uçan kuşa borcu olan, sosyetenin güzel kadınlarıyla gününü gün eden Dolap Osman’ın “keriz görünce dayanamıyorum” söylemi kahramanımızın görevini layıkıyla çiziyor. Av varsa avcı da vardır. Envai çeşit oyunla defettiği İlyas’a karşı kalıcı bir çözüm üretemeyişi, enayi diye etiketlenen saf insanımızın sözlüğünde yılgınlık kelimesinin yer almamasıyla açıklanabilir. Buna mukabil, karakterler arası didişmenin sonlanacağı kimi anlarda şaşkınlıkların devreye girmesinin kaynağını daha başka yerlerde aramak gerekiyor!

O dönemin insanına sırt çeviren devlet büyüklerimiz, insanımızı ne hale getirdiğini düşünmekten yoksundu. Öyle ki -biraz abartılı da olsa- can mı tatlı, para mı sorusuna “para” diyebilecek kadar hissizleştirilmiş. Ayşen Gruda’nın verdiği bu cevap, ne yazık ki filmin içinde kaybolup gidiyor. Söz Gruda’ya gelmişken söyleyeceklerimizi cebimizden çıkaralım. Gruda, filmde kocasıyla epeyce münakaşa ediyor. Tarlanın parası uçup gitmiş. Osman defalarca elden kaçmış. Tüm bunlara rağmen, kocasını sonsuz sevgiyle seven tipik bir Yeşilçam karakteri.

Eğer film 7+ ibaresiyle gösteriliyorsa, bunda argo konusunda imtihan veren Gruda’nın rolü büyük. Senaryodaki en ağır laflar (bugün masum görülebilir) onun ağzından dökülüyor. Bunun nedeni nedir, bilinmez. Neriman Köksal ise bütün sempatikliğiyle, kayıtsız kalamayacağımız gülüşü ve oyunculuk becerisiyle ana kadronun en deneyimli ismi. 50’li yıllarda sokaktan geçtiğinde herkesi hayran bırakan Köksal, yaşlandıkça -doğal olarak- anne rollerine kaydırılmıştı. Buradaki abla ceketi de anne gibi gözüküyor.

sinematik_uyaniklar_dunyasi02

 

Filmin küçük oyuncusu Barış Altay ise ustalarının altında ezilmeyen bir performans sergiliyor. Tabi bunda oyuncuyu seslendiren Oya Küçümen’in de katkısı fazla. Ayrıca Altay’ın ağzından çıkan “O hıyara münasip bir yer buluruz enişte” sözü de senaryonun argoya kolaylıkla başvurduğunun bir başka kanıtı. O dönemlerin küçük oyuncusunu Şaban Pabucu Yarım, Atla Gel Şaban, Davetsiz Misafir ve Faize Hücum filmlerinden de hatırlayabilirsiniz.

Uyanıklar Dünyası, ele aldığı konuyu olabildiğince eğlenceli kılmaya çalışan, oyuncuların rollerinin hakkını fazlasıyla verdiği, akılda pek bir şey bırakmasa da 71 dakikalık süresinde tebessüm ettiren bir çalışma. Kadrosunda güzel oyuncu Seher Şeniz, babacan aktör Tevhit Bilge, İhsan Baysal, İbrahim Kurt, Yadigâr Ejder, Süheyl Eğriboz, Ali Güney, Faruk Savun gibi Yeşilçam emekçilerinin yer aldığı filmi televizyonda gördüğünüzde ıskalamayın.

Dikkat acil seyirci aranıyor!!

Sinematik Yeşilçam için Yazan: Oğulcan Çomak

KAYNAK: www.sinematurk.com

Yorumlar