Bunları biliyor muydunuz? Sansüre uğrayan ilk Türk filmi…

3
1474

Sansür uygulanan ilk Türk filmi 1919 yılı yapımı Mürebbiye filmidir. Filmin sansürlenme sebebi olarak çeşitli kaynaklarda şu bilgiye rastladık:

İşgal kuvvetleri komutanı Fransız General Franchet D’Esperey “Bir Fransız kızının, bu şekilde ahlaksızca gösterilemeyeceği, Anjel’in şahsında Fransızların küçük düşürüldüğü” gerekçesiyle filmi yasaklar. Fakat film yasak olmasına rağmen gizlice gösterilir ve büyük ilgi görür. (Alıntı: Odatv.com)

Nijat Özön, “Türk Sinema Tarihi” kitabında film hakkında şunları yazmaktadır:

Görsel Çizgili forum sitesinden alınmıştır
Görsel Çizgili forum sitesinden alınmıştır

“….film gösterilmeğe başlandı. Birer dakika fasıla ile bir prolog ve dört kısımdan ibaret olan mevzu bir buçuk saat zarfında hitam buldu. Film hakkındaki fikirlerimizi üç kısma ayırabiliriz.

Birincisi senaryo hakkında, ikincisi suret-i temsil ve üçüncüsü manzaraların alınışı ve dekorlar hakkında olacak. Evvela Milli hayatımızdan, milli ahlak ve adatımıza ait bir safha göstermek maksadiyle intihap edilen mevzuu Hüseyin Rahmi Bey gibi bizde, en şahsi ve yegane Humorist edibimizden almak büyük bir isaabet olmuş. Bizde her sınıf halk tarafından büyük bir zevkle okunmuş. Takdir edilmiş yegâne romancımız Hüseyin Rahmi Bey‘in bu eseri ekseriyetçe okunmamış meçhul bir roman olsaydı senaryo hakkında biraz daha şedit bir tenkid yapmak haklı olabilirdi. Filhakika 0 gün müdavele-i efkar ettigimiz bazı muharrirlerce dermeyan edildigi veçhile dört kısımlık büyük bir mevzu olarak imal edilen film Hüseyin Rahmi Bey’in “Mürebbiye” romanı ile mukayese edilirse bir hayli sönük kaIır. O halde ki romanı okumamış olan, Dehri Efendi’yi, Amca Bey’i, Eda Kalfa’yı tanımamış olan bir temaşager ekranda gördüğü tipleri müphem, mütereddit, her halde natamam ve gayr-i mükemmel görür Zaten bundan dolayıdır ki herkesçe malum ve meduh olan bir roman tercih edilmiş.

İitikadımızca Hüseyin Rahmi Bey‘in romanIarı senaryo haline ifrag olundugu takdirde esasından, ruhundan, telafi edilemiyecek Kadar kaybetmiş olur. Çünkü, mumaileyh, kahramanlarını size hem sahife sahife tah’il ve hem de bir vesile ile mükamele suretiyle kameraya e tanıttırır. vak’alarını bir fotograf plak’ı Kadar ince ve keskin bir surette kaydeder. Gözlerinizin onünde her kahramanın şahsiyetine göre kullandığı tarz-ı beyan ile yaşatır. kullandığı tabirler – ekspresyonlar- hiçbir muharririmizin yetişemeyeceği kadar hakikate sadık ve sanatkaranedir. Halbuki ekran üstünde temaşager için vak’a, sade vak’a lazımdır.

Mevzuun, psikolojisi, tiplerin hayatı, ahengi hep tertib edilen vak’alarla tebarüz etmelidir. Mesela en ziyade anladığımız tip Suret-i temsile gelince: Objektif karşısında oynamak bizde daha pek yeni bir şeydir. Avrupa’da bile namları dünyayı saran deha-ı temaşa adese karşısında bir dilsiz kadar aciz kalıyorlar. Bu şubede muvaffak olmak için fevkalade bir hususiyetle yaratılmış olmakla beraber ciddi tecrübeler geçirmiş bulunmak icab eder zannındayız. Prolog manzaralarında oynayan Rum kumpanyası artistlerinden bazısı tavr-u hareket ile itibariyle fena değildi. Fakat Maksim rolünü yapan müsün zat bize eski rıhtımdaki pandomim tiyatrolarında mazlum peder rolüne kurulu manken zannını veriyordu. Verruti denilen bu kuklanın yerine, hatta bütün bu kısmı oynayan aktörlerin yerine bizde mevcut olanlarıyla iktifa edilseydi belki daha az soğuk bir prolog yapılabilirdi.

Nijat_özön_türk_sinema_tarihiDiğer eşhas-i esasiyeyi yapan mümesiller heyet-i umumiye itibariyIe kendilerinden ümit edilenden daha iyi idiler. Bilhassa Fehim Efendi üstadımızın ifade-i veçhiyede bizce müsellem olan kudreti burada da bütün manasiyle temeyüz ediyordu. Madam Kalitea cidden rolünü pek iyi anlamıştı. Senaryoda gösterilebilecek her şeyi mükemmelen ifa etti.

Çehresi, gözleri, evzaı, desas kokot ruhlu mürebbiyeyi tamamen ifade ediyordu. Eda rolünde Madam Bayzar ve Şemi rolünde Raşit Rıza, aşçıbaşı rolünde Behzat Beyler de şayan -ı takdir idiler. Diğer rollerde ve hatta Fehim Efendi’den başka bütün mümessillerde ifade-i veçhiye eksikliği göze çarpıyordu. Her ne kadar bunda film almak usullerinin de dahli olsa bile yine bu mühim noksan şöyle manasiyle nazar-i dikkate çarpıyordu.

Mamafih pek yeni olarak objektif karşısına geçen mümessillerimizin az zaman zarfında tecrübelerini ikmal ederek daha ziyade muvaffak olacaklarına itimadımız ber-kemaldir. Her halde şimdilik pek yabancısı olduğumuz bu sanatta da sahib-i ihtisas arkadaşlarımızı aklayacağıma eminim.

Bütün bu ufak tefek tafsilatan sarfıi zarar edildiği takdirde, başta dedigimiz gibi bu eser bilhassa sinema alınış itibarı ile bir hatve-i muvaffakiyettir. Amil-i gayyuru Fuat Bey’in ikinci ve üçüncü filmlerde birincisinde göze batan kusurlardan azade, daha temiz ve muvaffak iler vücuda getireceğinden emin olmalıyız. Bu fedakarlıklara karşı halkımızda da bir parça hissitakdir ve idrak uyanırsa bu ümidi uzun ve parlak bir istikbal için de besliyebiliriz.” (Nijat Özön, 1.6.1919 Temaşa d.)

Yorumlar