Mesut Kara – Maden ve kapanmayan yaralar… İsyan, Direniş, Grev

1
1439

tarik akan madenGeçtiğimiz Salı günü Evrensel manşetten verdi haberi; “İsdemir grevde”. Greve giden işçiler ekonomik kriz dönemlerinde meydana gelen kayıplarının, bu toplusözleşme döneminde telafi edilmesini talep ediyordu. Grev haberlerine sıkça rastlıyoruz Evrensel’de. İşçilerin hak mücadeleleri ve grevler sürüyor. Gezi dayanışmasıyla başlayan isyan ve direniş de.

İlk grev filmi ‘Karanlıkta Uyananlar’dan önceki yazılarımızda söz etmiştik. Senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı filmi Ertem Göreç yönetmişti. Geçen haftaki yazımızda söz ettiğimiz Demiryol filminde de Yavuz Özkan demiryolu işçilerinin mücadelesini ve grevini anlatıyordu.

Yavuz Özkan 1978 yılında ilk politik sinema örneğini verdiği Maden’i, 1979 yılında da yine politik sinema örneği olan Demiryol’u çeker.

maden vcdHer an ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalan maden işçilerinin çalıştıkları ocaklarda gereken önlemler alınmadığı için, uyarı amacıyla imza toplanır, ama birlik ve dayanışma sağlanamaz. İşçilerin birleşmesi konusunda çaba harcayan İlyas davasında yalnız kalır. İlyas direnmesini sürdürünce sendika ağaları tarafından kurşunlatılır. Bir süre sonra İlyas’ın göçük altında kalıp ölmesinden sonra işçiler bir araya gelir ve “birleşin” sloganıyla film biter. Film, gerçek mekânlarda gerçek maden işçileriyle çekilir.

Maden’in öyküsü yıllar önce yazılmış, senaryosu uzun süre sansürde kalmış, çekimiyse çok güç koşullarda gerçekleştirilmiştir. “Bu Türk sinemasında bir madende çekilen ilk film değildir. İşçi-işveren ilişkilerine değinen ilk film de değildir. Ama bir Karanlıkta Uyananlar’ın, Şehirdeki Yabancı’nın ötesinde (ve bunca yıl sonra) başka bir şey getirmektedir. En azından değişik bir gerçekçilik ve değişik bir toplumsal ilişki bakışı” (Giovanni Scognamillo, “Maden”, Hey Dergisi, Sayı 16, 26 Şubat 1979).

“Bu filmde gelişen işçi sınıfı hareketine, işbirlikçi burjuvazinin indirmek istediği darbe girişimlerini sergilemeye çalıştım. Bir kamu kuruluşu olan demiryollarındaki greve ekonomik planda hiç ilgisi olmadığı halde politik planda ilgilenenlerin oynadıklarını sergilemek istedim. Bu ana tema içinde toplumun çeşitli kesimlerindeki örnekleri alarak bu baskı, terör ve demagojiyi örgütlü ve birlik içinde püskürtmenin mümkün olabileceğini vurgulamak istedim,” diyen Yavuz Özkan’ın Demiryol filmi de greve hazırlanan demiryolu işçilerinin Haydarpaşa tren garında hummalı biçimde pankartlarını hazırladığı görüntüyle başlar.

Hayat da çekildikleri dönemi oldukça gerçekçi ve başarılı biçimde yansıtan Maden ve Demiryol filminde aktarıldığı gibi akıyordur, o yıllarda.

“Gerçek, kapitalist despotluğun mutlak hâkimiyetini ilân ettiği günümüz dünyasında, ‘barış çağı’nın da ‘şer imparatorluğu’ gibi bir palavra olduğunun açığa çıkmasıyla birlikte, militarizmin ve çatışmaların tırmanması oldu. Bir çırpıda sayabileceğimiz Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Ortadoğu ve Afrika’nın birçok bölgesinde etnik, dinsel, mezhepsel, kabilesel ayrımcılık ve çatışmalar şaha kalktı. Halkları birbirine boğazlatmakla yetinmeyen emperyalist burjuvazi, beri yandan bu dönemde dünyanın geri ülkelerine yönelik kudurgan bir emperyalist saldırganlık dalgası da başlattı” (Deniz Moralı, 21 Şubat 2002, marksist.com).

2000’li yıllar halkları birbirine kırdıran tek kutuplu yenidünya düzeni efendisinin, küresel sermaye güçlerinin “kudurgan bir emperyalist saldırganlık dalgası” ile başladı, Ortadoğu merkezli yeni “adımlarla/saldırganlıkla” sürüyor.

10379137_10151797195443039_500874246_n

Irak’la başlayan süreç Suriye’ye kadar uzandı. Tunus, Mısır, Libya; ‘Arap Baharı/Sonbaharı derken beklenmedik bir şey oldu, Türkiye’de halk sokağa döküldü. Hayat bizde ve içinde bulunduğumuz coğrafyada böylesine karmaşık akarken yine madenlerden ölüm haberleri geliyordu, yine birçok kentten iş cinayeti haberleri geliyordu, yine emekçiler hak/ekmek mücadelelerini sürdürüyor, eylemler grevler yapıyordu. Tüm bunlar oluyordu fakat tüm bunlar haber olamıyordu, yaygın medyada.

İktidarlar hayatın her alanında olduğu gibi kültür alanında da ideolojik egemenliğini oluşturmak, yeniden üretmek için sanatı ve kitle iletişim araçlarını kullanırlar. Sinema da hem sanat olarak hem de yaygın/etkili bir kitle iletişim aracı olarak, egemen ve muhalif ideolojiler açısından toplumların kültürel yaşamlarında önemli bir yere sahiptir. Muhalif sanat dünyayı, içinde yaşadığı toplumu, her anlamda iktidarı sorgular. Yalnızca sorgulamayla yetinmeyip dönüştürmeyi de önerebilirler.

Sinemanın siyasetle ilişkisi sinemanın ortaya çıkışıyla başlar. Siyasal olan hayatın her yönüne içkin olduğundan sinemaya da içkindir. Siyasetin olmadığı bir alan yoktur. Yaşayarak oluşturduğumuz kültür, ahlâk gibi değer sistemleri hep siyasal olanla ilişkili olmuştur. Bu durum sanat alanı için de geçerlidir. Sanat yapıtlarının da bir seçim olarak ‘siyasi’ olanları gibi, sanatçının seçiminden öte, siyasal yanları vardır. Sanatçının, bilinçli ya da bilinçdışı olarak, yapıtlarında siyasal bakışını yansıttığını söyleyebiliriz. Bu yüzden, siyaset sanata içkindir. Siyasal olan bir sözden, ufak bir ayrıntıdan tutun da filmin bütününü kapsayacak şekilde filme girebilir. Siyasal olan yalnızca filmde izlediklerimizle ilgili değildir.

soma bosbakan

Bir insan ömrü kısalığındaki Cumhuriyet tarihinde yaşanan hafıza kaybında, geçmişe yönelik bilgisizlik ve ilgisizlikte yaşanan darbelerin çok önemli payı vardır. Darbelerin doğrudan toplumsal hafızayı silmeye, yok etmeye yönelik uygulamalarının yanı sıra yarattığı korkunun ve ürettiği suç unsurlarının da payı büyüktür.

AKP iktidarının devlet olma sürecinde yaşanan sivil darbe/lerle geçmişte yaşanan darbelerin zihniyeti, uygulamaları devlet kurumları eliyle ve gücüyle sürdürülüyor. Devleti tüm kurumlarıyla ele geçirip devlet partisi olan, devletin kendisine dönüşen AKP ‘hükümeti, tek adam partisinden tek adam devletine/tek adam diktatörlüğüne geçerken “kantarın topuzunu da kaçırmıştı”. Kendine uygun kindar-dindar nesilden söz ediyor yaşam biçimlerine müdahale ediyor, tek tip toplum yaratma konusunda geri dönüşü zor adımlar atıyordu.

R.T. Erdoğan bütün diktatörler gibi gücünü yarattığı yanlı/yandaş/besleme iktidar medyasından aldı; fakat bağımsız/muhalif medyanın güçsüz olduğu, muhalif sanatın/sanatçının zayıf olduğu, devletin tüm araçlarıyla baskın olduğu günlerde hiç beklemedikleri bir halk ayaklanmasıyla, isyan ve direnişle karşılaşmalarına ne egemen medyaları, ne egemen devlet gücü engel olamamıştı.

Haftalardır tüm ülkede isyan ve direniş sürüyor. Fabrikalarda, sermayenin kalelerinde emekçilerin grevleri de. “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam.”

Yorumlar