Mesut Kara – 1980’lerden günümüze sinemamız (Bölüm 1)

0
1251

13729_37926_18062014170037_3

1985-1995 Yılları, Yeni Yönelimler ve Yönetmen Sineması
Yeşilçam sinemasını üç ana eğilim belirlemişti: Başlangıcından itibaren ticari popüler eğilimin egemen olmasının yanı sıra, 1960’lı yıllarda ilk örneklerini veren toplumsal gerçekçilik eğilimi ve ulusal sinema arayışları.

Yeşilçam sinemasının gittikçe yok olduğu, yeni arayışların ön plana çıktığı 1970’lerin ikinci yarısı ve 1980’lerin ilk yarısında, sinema en bunalımlı günlerini yaşar, ölüm kalım mücadelesi verir. 1980 darbesinin yarattığı boşluk ve baskı ortamında, öne çıkan bireye dönüş, bireyin iç yolculukları, sorunları, arayışları, kadın filmleri sinemaya da yansır. O güne kadar ülkede yaşanan politik koşullar, devlet baskısı, gelenek gibi sebeplerle bastırılmış bireye yönelik sorunlar, arayış içinde olan sinemanın ilgi alanına girer. Üretim ilişkileri, sermaye ve film yapma biçimindeki değişim de farklı arayışlara yöneltir sinemacıları. Örneğin, bölge işletmecileri dönemi bitmiş, seyirciden gelen paralarla film yapma imkânları ortadan kalkmıştır artık. Bunun yerine sinema dışı kaynaklar/destekçiler dönemi başlar. Yıldız sistemi sonlanır, yıldızların ve yapımcıların, bir anlamda da seyircinin istekleri, kuralları geçerliliğini yitirir, bu da Yeşilçam kalıplarının belli oranlarda yıkılmasını sağlar. Yıldızların değil oyuncuların yer aldığı yönetmen sineması dönemi başlar bu yıllarda.

090911-12eyluldarbe

1970’lerin ikinci yarısından itibaren görmeye başladığımız yönetmen sinemasının örnekleri, ülke genelinde 1980 darbesinin ilk etkileri atlatıldığında ve Yeşilçam’ın üretim ilişkilerinin neredeyse tamamen çözülmesiyle film yapmak isteyen yönetmenlere başka yükler de getirir. 1975 sonrası genç yönetmenlerle başlayan bu değişim ve değiştirme isteği, Yeşilçam dışı arayışlar, toplumsal koşulların değişmesiyle kendine bir zemin bulur, dahası, bir zorunluluğa dönüşür 1980’lerin ortalarından itibaren. Çözülen Yeşilçam sineması ve üretim ilişkileri, üretim biçimi bu anlamda da yeni arayışları ve zorunlulukları ortaya çıkarır. Bölge işletmeleri, alışıldık yapımcılar yok olur, Yeşilçam sinemasının senaryoları geçerliliğini yitirir, yeni bir sinemanın yolu açılır.

54271-3-4-d8597Yeni koşullar, hem senaryo hem yapımcı-sermaye bulma sorunu yeni üretim ilişkilerini, üretim biçimini dayatır. Film yapmak isteyen yaratıcı-yönetmen artık yapımcı ve sermaye bulmak zorundadır bu koşullarda. Sermaye arayışı sponsorları, sponsorluklar ve fon destekleri yapımcılığı getirir. Kimi Yeşilçam’da usta-çırak ilişkisi içinde yetişmiş, belgeseller, kısa filmler çekmiş, Yeşilçam yönetmenlerine asistanlık yapmış, senaryo yazmış, kimi tamamen dışarıdan gelen genç yönetmenler yeni oyuncularla ve ‘yeni temalar’la filmler yapmaya koyulurlar. Filmlerinin yapımcılığını üstlenir, kendi öykülerini, senaryolarını filme alırlar.

Avrupa kültürüne katkı sağlamayı, Amerikan sinemasına karşı Avrupa sinemasını korumayı, geliştirmeyi amaçlayan Eurimage, bu yıllarda sanatsal ve estetik kaygı taşıyan projeleri desteklemekte, parasal destek sağlamaktadır. Bu desteğin koşullarından biri gereği de, yönetmenler projelerini sunabilmek, destek alabilmek için yapımevleri kurup filmlerinin yapımcılığını üstlenirler.

34942tanıdıkbbbbbCahiers du Cinéma dergisi yazarları 1950’lerde auteur sözcüğünü filmi yaratan yönetmen için kullanır ve yönetmen-senaryo yazarı ayrımı yerine metteur en scène (sahneye koyan) ile auteur (yaratıcı yönetmen) arasında bir ayrım yaparlar. Auteur yaklaşımının bakış açısından yönetmen, filmsel metnin yazarı olarak görülür. Metnin kuruluşunun temel öğelerinin pek çoğu bu ‘yazar’ tarafından belirlenir; ‘yazar’ filme kendi kimliğini, kendi bakışını ve bireysel özelliklerini taşır. Bu nedenle, auteur’lerin filmlerinde biçem ve temalar arasında bir tutarlılık söz konusudur. Bu yaklaşımda bir filmin her şeyden önce bir sanat eseri olduğu ve bu nedenle de bir yaratıcısı bulunduğu, bunun da yönetmen olduğu fikri kabul edilir. Auteur yaklaşım içerisinde yönetmen, bir sahneleme ustasından farklı olarak filmine kendi kişiliğini ve dünya görüşünü katar” (Nilgün Abisel, Umut Tümay Arslan, Pembe Behçetoğulları, Ali Karadoğan, Semire Ruken Öztürk, Nejat Ulusay, Çok Tuhaf Çok Tanıdık-Vesikalı Yârim Üzerine, Metis Yayınları, 2005).

Yeşilçam’ın üretim ilişkilerinin çözülmesi, bölge işletmelerinin hâkimiyeti ve baskısının ortadan kalkması yönetmenleri daha özgür kılar ve farklı arayışlara yöneltir. Seyircisiz kalan sinemanın daha ziyade festivaller için üretilen seyircisiz filmleri, kısmen özgürleşen yönetmenin sanat eseri olarak film üretmesini getirir. Bir yandan da toplumsal dönüşümler ve 12 Eylül darbesinin oluşturduğu baskı ortamı, kapalı anlatımları olan kişisel bir sinema oluşturur. Bu sinema televizyonun ve Amerikan sinemasının şartlandırdığı seyirciye yabancıdır ve ilgi görmez. Televole kültürünün, paparazzi programlarının, magazinleşen haber programlarının egemen olduğu, şekillendirdiği ve şartlandırdığı bir toplumsal dönüşüm yaşanmaktadır. Amerikan sinemasının şartlandırdığı seyirci de aksiyon ve fantastik filmlerin etkisinde Hollywood’un dayattığı bir sinema dilinin seyircisidir.

nunikmakarios_anayurtoteli2Bu süreç yönetmen sinemasının oluşmasını, ‘auteur’ yönetmenlerin yeni bir sinema ve sinema dili oluşturma çabalarını ortaya çıkarır. Yeni temalar işlenir, yeni üslûplar denenir. Bu dönemde 1970’lerin ikinci yarısında film yapmaya başlayan yönetmenlere, 1990’larda Yeşilçam dışından gelen başka ve birçok genç yönetmen eklenir. Atıf Yılmaz, Memduh Ün, Halit Refiğ, Tunç Başaran gibi usta yönetmenlerle birlikte, sinemanın içinden gelen, usta-çırak ilişkisi de görmüş Yavuz Turgul, Ömer Kavur, Başar Sabuncu, Nesli Çölgeçen, Yavuz Özkan, Bilge Olgaç, Yusuf Kurçenli, Sinan Çetin, İrfan Tözüm, Şerif Gören, Zeki Ökten, Ali Özgentürk, Erden Kıral, Biket İlhan, Orhan Oğuz, Osman Sınav gibi yönetmenler bu dönemin önemli çalışmalarına imza atarlar.

Bu sürecin devamını oluşturacak, birçok yazar, araştırmacı tarafından ‘yeni dönem Türk sineması’ ya da post-Yeşilçam olarak adlandırılan 1996 ve sonrasında önemli ürünler verecek genç ve yeni bir kuşak da bu dönemde ilk filmlerini gerçekleştirir. Bu yönetmenleri ve filmleri şöyle sıralayabiliriz:

Fehmi Yaşar, Camdan Kalp (1990), Seçkin Yasar, Sarı Tebessüm (1992), sari_tebessum_1992_width300Zeki Demirkubuz, C Blok (1993), Kutluğ Ataman, Karanlık Sular (1993), Yeşim Ustaoğlu, İz (1993), Mahinur Ergun, Ay Vakti (1993), Aydın Sayman, Gelincik Tarlası (1993), Handan İpekçi, Babam Askerde (1994).

Bu dönem üretilen filmler ve yaratıcı olarak yönetmenlerin arayışları için kimi araştırmacılar/yazarlar ‘bunalım’, ‘mastürbasyon’ filmleri tanımlarını kullansalar da, gittikçe salonlardan çekilen seyirciyi bu dönemde yapılan filmlerin tamamen kaçırdığı söylense de, birçok olumluğu ve gelişmeyi barındıran bir süreçtir yaşanan. Öncelikle değişim isteğinin ve çabasının ürünlerini vermesi, genç ve yeni yönetmenlerin, oyuncuların, senaryo yazarlarının sinemaya gelmesi, dokunulmaz-tabu konuların, karakterlerin işlenmesi, yeni anlatım biçimlerinin denenmesi bu olumlulukların başlıcalarıdır; seyirciye ve var olan duruma rağmen iş yapmanın güçlükleri de cabası. Elbette olumsuzluklar, anlaşılmazlıklar, yabancılaşma unsurları da içeriyordu bu dönem yapılan filmler; yaşadığı coğrafyadan ve toplumdan kopuk bir Batılılaşma çabası gibi…

Bir yandan genel anlamda çözülme yaşasa da Yeşilçam’ın etkilerinin sürdüğü, Yeşilçam sineması yönetmenlerinin de film yaptığı, fakat yönetmen sinemasının oluştuğu 1980 ortalarında başlayan ve 1995’e kadar süren bu süreç yeni bir sinemanın doğmasına da hizmet eder. Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, Serdar Akar, Handan İpekçi, Yeşim Ustaoğlu, Semih Kaplanoğlu gibi yönetmenlerde (sonrasında eklenen yeni isimlerle birlikte) kimliğini bulan yönetmen sineması sonraki yıllara damgasını vurur.

Haftaya: Yeni Dönem Türk Sineması… Post-Yeşilçam…4

Not: 2 bölüm halinde yayınladığımız bu yazı Mesut Kara’nın 12 Eylül kitabının ek bölümünde yer alan 80 sonrası sinema değerlendirmesi ile ilgili yazıdır

*Sarı Tebessüm film afişi tsa.org.tr sitesinden alınmıştır

Yorumlar