Mesut Kara – 1980’lerden günümüze sinemamız (Bölüm 2)

0
1676

post yesilcam

Yeni Dönem Türk Sineması… Post-Yeşilçam…
1996 yılı birçok bakımdan bir dönüm noktası oluşturur sinemamızda. 1990’lar ve 2000’li yıllar ‘başka bir sinema’ya dönüşümün yaşandığı yıllardır. Sinemanın gençleştiği, teknik imkânların yükseldiği, hem gişeyi yakalayan popüler ve ticari sinemanın hem de ‘sanat filmleri’nin, özgün arayışların olduğu, önemli dönüşümleri içeren bir süreçtir bu.

Öncelikle bu tarihten itibaren, (öncesinde yaşanan on yıllık sürecin sonucu) Yeşilçam geleneğinden ve farklı temalara yönelmesiyle, bireyin iç yolculuğunu anlatmasıyla ayrıksı dursa da Yeşilçam içinden doğan sinema anlayışından bir kopuş yaşanır.

Yukarıda alıntıladığımız tanımlamaya uygun olarak, auteur sinemacıların kendi kimliklerini, kendi bakışlarını ve bireysel özelliklerini filmlerine yansıttıkları, biçem ve temalar arasındaki tutarlılığın öne çıktığı filmler büyük bir cesaretle, riskleri göze alarak, hem sayısal hem de niteliksel bir artışla gerçekleştirilmeye başlanır. Filmin her şeyden önce bir sanat eseri olduğu ve bu yüzden de bir yaratıcısı bulunduğu, bunun da yönetmen olduğu düşüncesinin benimsendiği, tartışıldığı bu süreçte, “her eline kamera alan film çekmesin”, “yaşanan bir film enflasyonudur” türünden olumsuz eleştiriler olsa da birçok genç yönetmen ilk filmini gerçekleştirir. Bu yönetmenlerin çoğu arka arkaya yeni ürünler vermekte gecikmez.

10531327_10151895624763039_1946463728_nÖnceki yıllarda ilk filmlerini çekmiş olan ve bu döneme de (1996 sonrası) damgalarını vuran Kutluğ Ataman, Zeki Demirkubuz, Yeşim Ustaoğlu, Handan İpekçi gibi yönetmenlerle birlikte, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, Reis Çelik, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu, Serdar Akar, Kudret Sabancı, Mustafa Altıoklar, Semir Arslanyürek, Ferzan Özpetek, Ezel Akay, Özer Kızıltan, Ahmet Uluçay, Çağan Irmak, Kazım Öz, Hüseyin Karabey, Tayfun Pirselimoğlu, Ümit Cin Güven, Yağmur ve Durul Taylan, Ümit Ünal, Turgut Yasalar, Yüksel Aksu, Ömer Vargı, Ömer Uğur, Sırrı Süreyya Önder, Özcan Alper, Aydın Bulut, Orçun Benli gibi bir iki isim dışında tamamen Yeşilçam geleneği dışından gelen genç yönetmenler önemli özgün ve yaratıcı ürünler verir, sinemamızın uluslararası alanda da tanınmasına, ödüller almasına katkıda bulunurlar. 2000’li yıllarda ilk filmini yapan genç yönetmenler de eklenir bu isimlere.

Bu dönemde Atıf Yılmaz, Tunç Başaran, Yavuz Turgul, Zeki Ökten, Erden Kıral, Ömer Kavur, Engin Ayça, Sinan Çetin, Biket İlhan, Yusuf Kurçenli, Ali Özgentürk, Yavuz Özkan gibi ‘eski kuşak’ yönetmenler de film çalışmalarını sürdürürler.

Post-Yeşilçam/Yeni Dönem Türk Sineması ya da farklı adlarla tanımlanabilecek yeni süreci 1996 yılından başlatabiliriz. 1980-1990 yılları arasında yaşanan bunalımlı dönemin atlatılmaya çalışıldığı 1990’lı yılların ilk yarısında gerçekleştirilen iyi filmler ya da Amerikan filmlerinin etkisindeki seyirciyi salonlarda yerli filme de yönlendirebilme kaygısındaki filmler seyirciyle sınırlı da olsa ilişki kurabilmeyi başarır. Yeşilçam dönemiyle kıyaslanamasa da, salonları işgal eden Amerikan filmlerine rağmen ‘iş yapan’ filmler sinemacıları umutlandırır.

Öncesinde de gişe yapan filmler olmasına karşın, 1993 yılında Şerif Gören’in yönettiği Amerikalı filmi önemli bir seyirci patlaması oluşturur. Yılın gişe rekorunu kıran film, sinemacıların uzun süredir hasretini çektiği seyirciyi salonlara çekmeyi başarır. Bu bir umut oluştursa da, önemli sayıdaki seyircinin yerli filmler için salonları doldurup kalıcılığını sağlamak, buna paralel olarak da film sayısında yaşanacak artış, yeni arayışlar ve niteliksel dönüşümlerin başlangıcı için birkaç yıl daha beklemek gerekecektir. 1995 yılında Mustafa Altıoklar’ın yönettiği İstanbul Kanatlarımın Altında filmi de beklenmedik bir gişe başarısı yakalar.

eskiya 002

1996 yılındaysa hem popüler, ticari sinema hem de yönetmen sineması açısından önemli gelişmelere yol açabilecek, bir dönüşümü sağlayacak başlangıçlar yaşanır. 1980 sonrasının rekor sayılan ilk büyük gişe patlaması, Yavuz Turgul’un 1996 yılında yönettiği Eşkıya filmiyle gerçekleşir. Seyircisiz yıllarda Muhsin Bey ve Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni gibi önemli filmler yapsa da Eşkıya’yla gişede de büyük ve beklenmedik bir başarı elde eder Yavuz Turgul. Filmi 2,5 milyonun üzerinde seyirci izler. Yeşilçam sonrasında milyon seyirciden söz etmek o tarihe kadar hayaldir. Sinemacıları da umutlandıran, cesaretlendiren bir başarıdır bu. Film yıllardır salonlarda yerli filmlere uzak duran seyirciyi salonlara çekmeyi başarır.

10514785_10151895624713039_2083915973_nYeni dönem sinemanın popüler kanadı daha çok komedi ve gençlik filmleriyle seyirciyi salonlara çekmeyi, gişe rekorları kırmayı başarır bu dönemde. Artık popüler ticari sinemanın seyircisi milyonlarla ölçülüyor, bu sinema gelir geçer seyirciyi de salonlara çekebiliyordur. Oluşan bu olumlu hava sinemacıları da, sinema yapmak isteyen genç yönetmen adaylarını da, destekçileri de umutlandırır.

Eşkıya’yla aynı yıl gösterime giren Derviş Zaim’in Tabutta Röveşata, Nuri Bilge Ceylan’ın Kasaba ve bir yıl sonra gösterime giren Zeki Demirkubuz’un Masumiyet (1997) filmleri yalın anlatımlarıyla yeni üslûp arayışlarının öncüleri olur. Umduğu seyirciyi yakalayamasa da ya da zamanla seyirciyi önemsemese de hem ulusal hem de uluslararası festivallerde başarılar sağlayan bu yönetmenlerin arka arkaya filmler üretmesi bu umudu geliştirir, yeni kuşağı cesaretlendirir.

Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim gibi genç kuşak yönetmenler başlangıçta kendi sınırlı imkânlarıyla, küçük bütçelerle, sınırlı tanıtım fırsatlarıyla yalın anlatımlı filmler yaparak, zaman içinde kendi seyircilerini oluştururlar, festivallerde büyük başarılar elde ederek birçok ödül kazanırlar. Diğer yandan, büyük reklâm kampanyaları ve tanıtımlarla, televizyon yıldızlarının yer aldığı popüler filmler de büyük iş yapar, kapalı gişe oynar. Antrakt sinema gazetesinin belgelerine göre, örneğin bu filmlerden Vizontele’nin 3.308.320 bin, Kahpe Bizans’ın 2.472.162 bin ve Propaganda (1998), Her Şey Çok Güzel Olacak (1998), Kahpe Bizans (1999), Güle Güle (1999), Komser Şekspir (2000), Deli Yürek (2001), O Şimdi Asker (2002) gibi filmlerin 1 milyon sınırının üstünde seyirciye ulaşması bu umudu ve iyimserlik havasını pekiştirir.

Ömer Kavur, Erden Kıral, Ali Özgentürk, Yavuz Turgul gibi yönetmen sinemasının öncüleri eski kuşağın yanı sıra, auteur sinemasının sürdürücüsü genç kuşak yönetmenler de 1996 yılından sonra başarılı film örneklerini gişe başarısını önemsemeden arka arkaya verirler.

1996’dan bu yana yaşanan bütün bu gelişmelere karşın, bu süreç kendi olumsuzluklarını da içinde barındırır. Sektörün işlemesi ve devamlılığı için gerekli olsa da seyirciyi ve gişeyi yakalayan yapımcıların, yaratıcı-özgün sinemaya prim vermemeleri, kapılarını bu tür projelere tamamen kapatmaları, sadece gişe başarısı yakalayabilecek popüler, ticari sinema örneklerini çoğaltmaları, seyirciyi de dönüştürmeyi hedefleyen yaratıcı sinemanın geldiği önemli noktada yolunun kesilmesine sebep olmaktadır.

10543191_10151895616478039_93539227_nYeni dönem Türk sinemasını şekillendirecek ve geleceğe taşıyacak olan popüler, ticari sinema değildir. Bu, bütün dünya sinemalarında olduğu gibi, sektörün var olabilmesi, kendini sürdürebilmesi için hep olacaktır. Televizyonun önemli bir yer tuttuğu günümüzde televizyon yıldızlarının, magazin programlarının bildik yüzlerinin yer aldığı filmler iş yapmaktadır.

Haber programlarına kadar birçok televizyon programına konuk olan televizyon yıldızlarının yer aldığı filmler karşılığını gişede de alır. Fakat sanat olarak sinema dediğimizde görmemiz ve konuşmamız gereken yaratıcı ve özgün sinema arayışları olacaktır. Sorun iş yapan kitle filmi yapmayı başarmakta değildir gelinen noktada. Bunu gerçekleştirmek kolaydır; seyircinin şartlandırıldığı alışıldık dil de, formüller de bellidir. Her dönem olduğu gibi bugün de sinemaya ticari bir meta olarak bakan bir sektör vardır. Gişede başarı elde edemeyen filmlerin yönetmenlerini kitle filmi yapmadıkları, kişisel filmi yapmakla eleştirmek de yerinde bir tartışma değildir. Önemli işler çoğu zaman bir şeylere rağmen yapılabilir. Bu sinemada da seyirciye rağmen, yapımcıya rağmen yapılması gerektiği gibi…

1996’dan bu yana yeni üslûp arayışlarını sürdüren, zamanla kendi kimliğini oluşturan önemli yönetmenler vardır. Bu yaratıcı ve özgün sinemanın konuşulması, tartışılması, yapım imkânlarını geliştirmesinin yollarının aranması gerekmektedir. Bu, özgün bir sinema dilini yaratmak, var olan sinemanın sınırlarını zorlamak, bunun dışına çıkmak önemlidir. Devrimi öncüler yapar, yeni dönem sinemamızda da böyle dönüşümleri sağlayabilecek arayışlar içinde olan sinemacılar vardır. Bu sürecin başlatıcısı diyebileceğimiz yeni kuşaktan Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan, Derviş Zaim, Handan İpekçi, Yeşim Ustaoğlu, Ümit Ünal, Semih Kaplanoğlu gibi yönetmenlerle, son yıllarda sayıları artan yeni ve genç yönetmenler kendilerine özgü yaratıcı, özgür ve özgün sinema örneklerini çoğaltmayı sürdürmektedirler.

Yeni dönemin, geleceğin sinemasını bu farklı arayışlar oluşturacaktır.

1980’lerden günümüze sinemamız – mESUT kARA

Yorumlar