Türker İnanoğlu – Hülya’dan sonra star gelmedi

0
4257

hulya avsar 002 banner

Bu hafta sizin için seçtiğimiz Yeşilçam söyleşisi Aslı Çakır‘ın 2004 yılında Milliyet gazetesi için Türker İnanoğlu ile yaptığı söyleşi. Bu söyleşide Yeşilçam’ın bir dönemine damga vurmuş Türker İnanoğlun‘dan özellikle Hülya Avşar ve Cüneyt Arkın hakkında hikayeler ve İnanoğlu’nun pek çok yıldız hakkında ne düşündüğü gibi önemli tespitler yer alıyor. Biz de yazıyı biraz daha fazla görsel ile destekliyerek sizlere sunuyoruz.

——————–o———————

Bay Sinema Türker İnanoğlu” isimli kitapta tüm hayatı, başarıları, filmleri anlatılan yönetmen ve yapımcı Türker İnanoğlu: “Son star Hülya Avşar‘dır. Ondan sonra star çıkmadı. Yine kadınlardan ümit verenler var ama erkeklerden hiç yok” (Aslı Çakır)

Turker_Inanoglu_makineyleKocaman odasına bizi aldıkları zaman masasının başında, Alfred Hitchcock‘a çok benzeyen bir adam karşıladı bizi. Deri koltuklar, ahşap büyük masalar, odanın önünde uzanan balkonda bir ileri bir geri giden beyaz kurt köpekleri. Fotoğraf çekimi için dışarı çıktığımızda kapıda bizi yine büyük, deri koltuklu bir BMW ve kapılarımızı açmaya, kapamaya çalışan dört kişi bekliyordu. Hele ki çatı katındaki salonu ayrı bir ihtişamlıydı. Boydan boya pencereyle kaplı, çok zevkli döşenmiş büyük bir salon, büyük bir TV, bir büyük “mini” bar ve kocaman bir yemek masası. İşte, gerçekten bir yapımcıyla beraberdim. İngilizcesi daha afilli: Bir prodüktör ile… Türk sinemasının en ünlü isimleriyle en ünlü filmlerini çeken Türker İnanoğlu ile.

“Türk sinema tarihinin yüzde 60’ına tekabül eden bir sinema yaşamım var. 90 yıllık bir sinema tarihimiz varsa ben de 48 yılının içindeyim” diyor 68 yaşındaki Türker İnanoğlu. Şimdi onun çalıştığı isimleri, yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği filmleri, başarılarını, ödüllerini, kendi deyimiyle “Türkiye’de video olayını patlatmasını” anlatmaya kalkışsak sayfalar yetmeyecektir. Zaten birkaç gün önce Doğan Kitap’tan çıkan, Giovanni Scognamillo’nun hazırladığı, İnanoğlu’nun hayatını ve işlerini anlatan “Bay Sinema Türker İnanoğlu” isimli kitaptan da bu anlaşılıyor. Türk sinemasının en güzel karelerinin bulunduğu bu kitap büyük boy ve 511 sayfa.

Önünde dosyalar vardı. Türkiye’de bir senaryo sıkıntısı olduğunu anlatırken o dosyadakilerin ne olduğunu da bize açıkladı: “Bunlar muhtelif filmlerden çıkan özetler, kaset numaralarıyla. Bunları hazırlayıp bana getirirler, ben de seyrederim, not alırım, iyi-kötü diye. Binlercesini okuyup seyrediyorum. Sonra bunlardan senaryolar çıkıyor.”
“Bu kitapta magazinsel neredeyse hiçbir şey yok. Çünkü bu bir belge kitap” diye anlattığı “Bay Sinema”da zaten hayatı, filmleri, ailesi, her şeyi var. Biz de kendisiyle bugünkü oyunculardan, yönetmenlerden, Türk filmlerinden bahsettik.

afsfKadın oyuncularda dört büyükler vardı: Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit. Şimdi gençlerden böyle bir dörtlü oluşturabilir misiniz?
Starlık sistemi Hülya Avşar ile bitti. Son star Hülya Avşar’dır. Şimdi kafalarını uzatmaya çalışan genç kabiliyetler var. Ama henüz star değiller.

Özellikle de yarışmalar yüzünden star kavramı çok tartışılıyor. Siz Türkiye’nin en büyük starlarıyla çalışmış birisiniz. Siz starın ne demek olduğunu açıklar mısınız?
Star gökteki yıldızdır. Erişilmesi çok zor olan bir yıldız. Star kitleleri arkasından sürükleyebilecek kişidir. Onun filmini halk bekleyecek, onun işi gelsin diye sabırsızlanacak. Son yıllarda projeler ön planda, starlar değil. Eskiden Türkan’ın (Şoray) filmi, Cüneyt’in (Arkın) filmi beklenirdi.

Erkeklere gelirsek de Göksel Arsoy, Ayhan Işık zamanlarından sonra Cüneyt Arkın var, sonra Tarık Akan, Kadir İnanır… Ee, hâlâ da onlar var…
Evet, arkası gelmedi. Kadınlardan ümit veren bazıları çıkıyor da erkek yok.

Türk sinemasına baktığımız zaman en iyi ikililer hangileriydi sizce?
Kadir İnanır-Türkan Şoray, Göksel Arsoy-Hülya Koçyiğit, Ayhan Işık-Belgin Doruk, Cüneyt Arkın-Gülşen Bubikoğlu.

Son star dediğiniz Avşar’ı saymadınız. Demek ki Avşar “Jön bulamıyorum” derken çok da yanlış bir şey söylemiyor.
Evet, doğru söylüyor. Artık jön çıkmıyor. O ters zamanda ortaya çıktı.

zirvedekiler.sahne.haberkupurleriBirçok ünlüyü bir araya getirip filmler çekiyordunuz. Bunu nasıl başarıyordunuz?
Çok starlı filmleri ben başlattım. Şimdi de televizyonda, dizilerde aynı şeyi yapıyorum. En son “Gurbet Kadını” adlı dizide Meltem Cumbul ve Fatma Girik birlikteler. Bir komedi dizisine başlıyorum, onda da yine Zeki Alasya, Müjdat Gezen olacak. Atak bir insandım. İstasyona gelen treni kaçırmazdım, binerdim. Yanlış yere gidiyorsa da bir istasyon sonra inerdim. Benim yapım bu. Kafama koyduğum şeyi yapmak isterdim. Bu işe girdiğim zaman büyük şirketler vardı. Ben ise 20’li yaşlarda bir çocuktum. Büyük yıldızlar da o büyük şirketlerle çalışıyorlardı. Göksel Arsoy, Belgin Doruk, Ayhan Işık… Hayatlarında göremeyecekleri parayı teklif ediyordum, kendi şirketime bağlıyordum. Beyinleri dönüyordu, geliyorlardı. Bir de güvenmek önemli çünkü harcanmak istemezlerdi ve benim de harcamayacağımı bilirlerdi.

Nasıl veriyordunuz o paraları?
Kendim kazanmıyordum, tüm parayı starlara veriyordum. Onlara çalışıyordum ama filmlerim tavan yapıyordu.

Yapım şirketinizi de nakit sermaye ile kurmuştunuz.
Evet, biraz sermaye ile girmiştim bu işe. Aileden zaten paramız vardı. Benim ailem varlıklıydı. Ama biz rahmetli kardeşimle (Berker İnanoğlu) çöp satmadık. Kendimize baktık. Bu işte olay para değil; kredi, dürüstlük, doğru yoldur.

124302İç içe film çekermişsiniz siz. Ne demek?
Tarihi filmlerde yapıyordum o işi. Bir mekan alıyorsun, bir dekor yaptırıyorsun, çok pahalıya mal oluyordu. Oraya girdiğim zaman iki tane film tezgahı sokuyordum. Erkek başrol oyuncusu ikisinde de aynı oluyor ama kadınlar değişiyor… Zaten birçok oyuncu bizim şirketin kadrolusu gibiydi, her filmimde oynuyorlardı. Aynı sette iki gün bir filme, iki gün öbürüne çalışıyordum. Yani bir filmi bir ayda bitiriyorken ben iki filmi 40-45 günde bitiriyordum. Zamandan ve maddi yönden kazanıyordum.

“Bilmem kim göğsüne kadar açtı, sen neden açmıyorsun?”
Kitapta ticari bir dehayla da karşılaşıyoruz. Hiçbir trendi kaçırmayan, halkın neyi beğeneceğini çok iyi bilen biri.
Ben bu işe eleştirmenler filmlerime bayılsın diye girmedim. Ben gişeden alkış alıyordum. Halkı mutlu ederseniz onlar da sizi mutlu ederler.

Eleştirmenlerle çok tartışır mıydınız?
Hayır, dikkate almıyordum ki. Ama seneler geçti, “Biz Türker’e haksızlık ettik” diyenler oldu. Benim filmlerim televizyonda verildiği zaman hâlâ iyi reyting alıyor.

cuneyt arkin betul cureklibaturKitaptan anladığım kadarıyla o zamanlar bir içki problemi varmış.
Ben içki içmem. Bir tek Cüneyt’in içkiyle ilgili bir problemi vardı. İçkiyi seviyordu ama bünyesinde bir rahatsızlık vardı ve içkiyi kaldıramıyordu. Ama keşke bugün de Cüneyt gibi bir adam gelse de ben yine onun içki problemiyle uğraşsam. (Kitapta, Cüneyt Arkın’ın Tahran’da bir otelde içip resepsiyon görevlisini dövdüğü anlatılıyor.)

Onun ismini kullanarak Kartal Tibet’i dolduruşa getirirmişsiniz. “Cüneyt olsa böyle oynardı, şöyle atlardı” diye.
Ben oyuncuları birbirleriyle yarışa sokmaya bayılırdım. Mesela o zaman fazla soyunma yok. Hanım sanatçılara “Bilmem kim göğsüne kadar indi, sen neden açmıyorsun?” derdim.

Sizin inanılmaz bir arşiviniz vardır. Eski Türk filmlerinin o müziklerini, şarkılarını, o şarkıcıların ağzından dinlemek isteyen çok kişi var.
Müzikle uğraşan arkadaşlarımızdan biriyle bunu yapmayı düşünüyoruz. Bütün Türk filmlerinin fon müzikleri elimde.

Yaptığınız filmleri de VCD, DVD olarak çıkarmayı düşünüyor musunuz?
Çıkaracağım. Bu işin temelini zaten ilk ben attım, videoyla. Şimdiye kadar bu korsan meseleleri yüzünden bekledim.

En çok zorlandığınız film hangisiydi?
“Kara Murat” filmlerinin hepsinde çok zorlandım. Şimdi yap desen yapamam. Binlerce asker falan…

Peki “Hay Allah, keşke şöyle çekseydim, bu filmde de şu hataları yapmışım” dedikleriniz hangileri?
Kendi kusuruma da bakmıyorum açıkçası.

Ama komedi olmadığı halde izlerken güldüğünüz, biraz saçma gelen filminiz vardır.
İtalya’da çektiğim “Üç Süpermenler“. Cüneyt Arkın‘la birlikte bir İspanyol, bir İtalyan aktör rol alıyordu.

“Cüneyt Arkın benim filmlerimde çok yerini kırdı. Elleri, parmakları kalmadı”

Senaryoya çekim sırasında ekler yapardık. Mesela “Bulunmaz Uşak”ta Hüseyin Baradan ve Necdet Tosun beni kızdırdılar. Hemen senaryoya elbiseleriyle denize atlama sahnesi ekledik.
Cüneyt Arkın dublör kullanmazdı, çok cesurdu. Benim filmlerimde çok yerini kırdı. Elleri, parmakları kalmadı.
Neriman Köksal çok saftı. Sadri Alışık onunla çok uğraşırdı. Neriman gözünden rahatsızdı. Sadri ona sahte bir doktor ayarladı. axpaz012Kadın haftalarca o doktorun peşinden gitti, “Şimdi ne yapayım, hangi ilacı alayım?” diye.
Tarık Akan‘a bütün İranlı kadınlar hayrandı. Göksel Arsoy‘un da hayranı boldu. Bütün liseli kızlar çalıştığımız mekanın önüne gelirlerdi Göksel için. O da onlara “Tebaam benim” derdi. Bir gün de Cüneyt Arkın‘la birlikte Bodrum’da çekime gittik. Karşıdan bir güruhun geldiğini gördüm. Maçtan çıktılar zannettim. Meğer Cüneyt öndeymiş, arkasında da o kalabalık.

“Eşlerimi sette kıskanmazdım, zaten aile ortamıydı”

Karınız Gülşen Bubikoğlu artık hiç film yapmayacak mı?
Yapacak. Bu sene ona hikaye arıyoruz.

Eski karınız da Filiz Akın. “Karım artist olmasın” gibi şeyler geldi mi hiç aklınıza? Ya da setlerde kıskançlıklar yaşadınız mı?
Hayır çünkü birincisi, ben zaten önce onlarla çalışıyorum sonra evleniyorum, yani biliyorum işlerini. İkincisi, benim şirketimde çalışıyor. Üçüncüsü de çalıştığımız tüm oyuncular benim arkadaşım, kardeşim. Aile ortamı zaten.

Oğlunuz İlker’i “yumurcak” yaptınız. Küçük yaşta filmlerde rol aldı. Ama kızınız Zeynep bu işe hiç adım atmadı.
İlker’de annesiyle çektirdiği bir fotoğraf dergilerde basılınca ünlendi, sonra filmlere geçti. Zaten istiyordu. Zeynep’in ise bu işlere hiç ilgisi olmadı. O hep okumayı tercih etti. Yakında profesör olacak zaten.

Yorumlar