Bülent Pelit ile Yeşilçamlı Yıllar 02

2
1401

bülent pelit banner
Sinematik Yeşilçam sitesi olarak dağınık Türk Sineması Tarihi arşivinin düzenlemesi konusunda birkaç site ile birlikte elimizi taşın altına koyma gayreti içerisindeyiz. Yönetmen Bülent Pelit‘in paylaştığı bazı anılarının çok kıymetli olduğunu düşündük ve onun izniyle bunların bazılarına sitemizde yer vermeye devam ediyoruz. Bülent Pelit ‘ede verdiği destek için çok teşekkür ederiz

ulku ulker suskun duvarlar

Ülkü Ülker‘in anısına

1985 yılı. Babam Suskun Duvarlar diye bir film çekiyor, kalabalık bir ekip var, o günde çekimler terkos gölünde Cavit Çiçek‘in çiftliğinde. Yeşilçamdan bir çok karakter oyuncu var. Kazım Kartal, Atilla Ergün, Toygun Ateş, Fahri Aktürk, Yadigar Ejder, Hüseyin Zan, Alpay Ziyal, Ülkü Ülker, Atilla Ertüz gibi. Çekilecek sahnelerden birinde Alpay Ziyal, Ülkü Ülker saldıracak, tecavüz etmeye kalkacak, kocası duyup gelecek, onu dövecek vs. Alpay’ın piyasadaki namı Deli Alpay. Çok renkli bir karakter. Anlatmaya satırlar yetmez. Başka sahneler çekilirken Alpay, çiftlikteki buzdolabındaki zulayı patlatıp bir şişe viski ele geçirir içki kadehini alıp, Ülkü Ülker‘in karşısına oturur. Babam fırına iki kuzu attırmış, kuzuların gelmesini bekliyoruz. Alpay, Ülkü Ülker‘in karşına geçmiş kesik kesik gülüyor, biraz sonra çekilecek sahnede Ülkü Ülker‘e tecavüze kalkışacak, ustasının Süheyl Eğriboz olduğundan dem vuruyor ulu orta, onun gibi tecavüz edeceğim diyor, sonradan kahkaha ile gülmeye devam ediyor . Ülkü Ülker‘de meraklı sorar. Beyefendi karşıma geçtiniz, sürekli gülüyorsunuz, bir şey mi var? Alpay cevap verir, biraz sonra sana tecavüz edeceğim ona hazırlık yapıyorum.

Ülkü Ülker manyak diye fırlar yerinden, sete koşar hemen. Babama: “Hidayet bey bu adam, sürekli bana bakıp gülüyor, sana tecavüz edeceğim diyor, deli midir nedir?” Babam hiç bozuntuya vermeden az sonra size pusu kurup saldıracak adam deyip yürüyor.. Ülkü Ülker bu cevapla tatmin olmaz, iyice huylanır Alpaydan. Viski bardağı dibini buluyor bu arada, diğer sahne bitiyor sıra tecavüze geliyor ama Ülkü Ülker‘in imdadına yemek arası geliyor, Kuzular settedir, Yadigar Ejder bir kuzunun başına geçmiş bıçakla et kesmektedir, Alpayın bütün dikkati artık kuzudadır, oraya doğru hamle yapar, iki kuzu vardır ama o gider gelir Yadigar’ın başında olduğu kuzuya salça olur, ciğerlerini almak ister, Yadigar çek elini der o aldırmaz, tekrar saldırır bu arada eli şaplak şeklinde kuzunun üstüne gelir, ne kadar yağ varsa takım elbiseli Yadigar Ejder’in pantolonuna bir güzel nüfus eder. Yadigar, okkalı bir tokat sallar Alpay’a. Alpay, hamle yapar boşa gider, Yadigar tekrar saldırı pozisyonuna geçtiğinde Alpay tabanları yağlar, set araya girer, olay yumuşar, kuzular yenir, tecavüz sahnesi ertesi güne kalır, Ülkü Ülker o günlük yırtmıştır. Sonraki yıllarda onlarca filmde seslendirme sanatçısı olarak çalıştığım Ülkü Ülker ablamın mekanı cennet olsun.

suphi-kaner-mehmet-sezer-ayvaz-kasap-1964

Konusu açıldığında babam, hayatı boyunca içini en çok kanatan olaylardan birinin Suphi Kaner olduğunu söylerdi ve çok yanardı intihar etmesine. Yeşilçam içinde iyi bir dostlukları varmış o yıllarda, sokak küçük herkes birbirini tanıyor tabi. İntihar etmeden bir kaç ay önce babamın yazıhanesine geliyor Suphi Kaner, soğuk bir ocak ayının akşamüstü vakti, ramazan ayının da ortaları. Babam bir taraftan sipariş edilmiş senaryoları yetiştirmeye çalışırken, bir taraftan iftar hazırlığı yapıyor, karavana kaynıyor, yanında iki üç çalışanı var ve bir kaç Yeşilçam emekçisi de iftar vakti gelip orucunu açıyor.

Suphi Kaner, moralsiz bir şekilde oturuyor, babam aç olduğunu hissediyor, yemek yersin değil mi diye teklif ediyor. Ama ben oruç tutmuyorum diye cevaplıyor Suphi Kaner. (Yeşilçam insanı gururludur, açta olsa, ulu orta hissettirmez bunu) Babam ne fark eder diyor ve beş dakika ben geliyorum diye çıkıyor şirketten. Köşe tekel bayisinden bir şişe şarap alıp getiriyor, Suphi Kaner‘e uzatıyor, ya nasıl olur Hidayet ben iftar sofrasında nasıl şarap içebilirim diyor, babamda nasıl olsa buradan çıkınca içmeyecek misin ne fark eder, ha iftar sofrasında, ha sokakta, ha evde. Hem dışarı soğuk sokakta içersen bir de hasta olursun. Suphi Kaner boynuna sarılıyor hüngür hüngür ağlıyor. İşte Yeşilçam insanları birbirlerine karşı böyle hoşgörü sahibi idiler. Suphi Kaner‘i boykot ettirip intihar etmesine sebep olan yapımcı Nevzat Pesen, bir kaç yıl sonra aynı yolla kendisi hayatına son vermişti. Ah değerlerimi iyi kötü huylarıyla kabul edip, idare etmeye bir öğrenebilsek. Ölenlere rahmet, kalanlara hayırlı ömürler diliyorum.

kızım sana emanet pelit

Yetmişli yılların başı, babamın yapımcı olarak üçüncü, yönetmen olarak ilk filmi Kızım Sana Emanet‘e motor diyor. Kadın kadrosu o dönemin en alımlılarından Mualla Omay, Feri Cansel ve Melek Görgün‘den oluşuyor. Zengin bir Karadenizli Mualla Omay‘a sırılsıklam aşık. (Yakın akrabası şu anda büyük bir medya grubunun sahibi) Aşırı kıskanç biri, nereye gitse peşinden geliyor, tabi setlere bu tiplerin girmesi yasak. O dönemin yapımcıları çok sağlam sözleşmeler yapıyor. Babamda yapmış ağır tazminat şartları var. Sette de çok yakışıklı biri olan Tufan Giray var erkek oyuncu olarak. Ekip toplanırken falan uzaktan aşık amcamız görüyor ve kıskançlık krizine giriyor. Kıskanıyor Tufan Giray‘ı. Zaten Mualla, adamı sürekli aşağılıyor, burnun yamuk diyor, adam gidip burun ameliyatı oluyor, dişlerin kötü diyor, dişlerini yaptırıyor.

Bir set günü silahı çekiyor ve Mualla‘ya baskı yapıyor, çekime gitmeyeceksin diyor. Mualla, bakıyor adamın gözü dönmüş çaresiz kabul ediyor. O gün iş yatıyor, ekip dağılıyor. Ama Mualla‘nın yandığına işaret bu iş yatması, çünkü ağır tazminat şartları var sözleşmede. Evleri hemen santral sokakta, prodüksiyon görevlisi gidiyor, Mualla‘nın annesi iki gözü iki çeşme açıyor kapıyı, yalan yanlış bir şeyler söylüyor netice çıkmıyor tabi. Uygun bir zamanda Mualla adamın zayıf bir noktasını yakalıyor ve evden kovuyor. Film sahibini ikna etmedikçe de yanıma yaklaşma diyor, çünkü verdiği zararın farkında. Adam babamı yakalıyor, filmin bütün masraflarını ben yapayım, ne olur Mualla işe devam etsin yoksa beni yanına hiç yaklaştırmayacak. Babam şaşkın, tabi adamı sete yaklaştırmıyor, işe devam ediyorlar, set neredeyse o semtin en ünlü kebapçısından bütün ekibe kebaplar, dönerler geliyor, tabi biz o zamanlar işin tek o tarafıyla ilgileniyoruz. Mualla, naza devam ediyor adama karşı yanına yaklaştırmıyor. Film bitiyor, adam sürekli babamın peşinde, ne olur aracı ol bir kere yüzünü göreyim, ilave bir çekim koy sete hiç yaklaşmayayım sadece uzaktan göreyim vs. Babam derdi o kadar çok ağlıyordu ki adam, gözünden yaş yerine kan gelen ilk onun gördüm. Eline bıçak alıp bileklerimi keseceğim ne olur bir gün olsun iş koy uzaktan göreyim, bir taraftan film çek, bir taraftan böyle saçmalıklarla uğraş, Yeşilçam bu tip gariplikleri sıkça yaşadığından bunlar filmlerine de sirayet etmiş olabilir, onun için gördünüz her saçma Yeşilçam sahnesinde mutlaka bir gerçekli payı vardır.

Yazan: Bülent Pelit 2015

Bülent Pelit Kimdir?
14.09.1965 İstanbul doğumlu. Sinemaya babasının çektiği filmlerde çocuk oyuncu olarak başladı.
Sektöre profesyonel olarak 1984 yılında montajcı ve ses kayıt teknisyeni olarak girdi. 1985 yılında seslendirme yönetmenliğine başladı. Bu süreçte birçok yabancı ve yerli filmin dublajına katkı verdi. Video film üretim sürecine girmiş Yeşilçamda sayısız yönetmenle çalıştı. 1996 yılında Almanya’nın Hamburg şehrinde çektiği ilk sinema filmi Kaybolan öyküler laboratuarda kazaya uğrayınca, bunu gerçekleştirmek 2002 yılında nasip oldu. 2002 çektiği Martılar Açken adlı filmi 39.Antalya Altın Portakal Film Festivalinde Meral Oğuz’a en iyi kadın oyuncusu ödülünü getirdi.
1998-2005 yılları arasında Film Yönetmenleri Derneğinin yönetim kurulunda çeşitli görevlerde yer aldı. 2004 yılında 41. Antalya Altın Portakal Film Festivalinde ana jüride yer aldı.
2010-2011 yıllarında Adana’da sinemaya amatör olarak gönül vermiş, çoğunluğu doktorlardan oluşan bir grupla, senaryo ve sinema atölyesi çalışması yaptı. Hali hazırda Sinebir meslek örgütünün danışma kurulu üyesidir.

Yorumlar