Mesut Kara – Değişen Güldürünün Yükselen Değerleri

0
857
Küçüksu’da bir orta oyunu (1900’ler)

Güldürünün Tarihsel Serüveni
Binlerce yıl öncesine uzanan ‘geleneksel temaşa sanatımız sözlü öykü anlatma geleneğiyle orta oyunlarında, meddahlarda, seyirlik köy oyunlarında, kukla ve gölge oyunlarında, operetlerde insanları eğlendirirken düşündürmüş, zaman zaman toplumsal bilinç oluşmasında öncü bir rol oynamış ama hep güldürmüştür.

Komik halk kahramanlarımız aslında birer anti kahramandır. Karagöz, Nasreddin Hoca, Keloğlan yarı hayal yarı gerçek kahramanlarımızdır.Yüzyıllardır güldürürken düşündürmeyi ve ders vermeyi sürdürdüler dilden dile geçen hikayeleriyle. Sinema öncesinde var olan bu gelenek sinemanın ilk dönemini de etkiler, perdeden akan görüntülere yansır.

Komik Naşit Bey, Kel Hasan, İsmail Dümbüllü gibi Tuluat kumpanyalarının, çadır tiyatrolarının ya da sinemanın komikleri yaşadıkları tüm zorluklara karşın, acılarını, sorunlarını içlerine atıp güldürmeyi sürdürür beyazperdeden bize yansıyan görüntülerinde. Komiklerimizin maceraları ilk filmlerden itibaren başlar. Sigmund Weinberg’in 1916’da çekimine başlayıp, 1918 yılında ise Fuat Uzkınay’ın tamamladığı Himmet Ağanın İzdivacı ve çekimi yarım kalan Leblebici Horhor Ağa, Türk sinemasının ilk güldürü denemeleridir.

Tuluat kumpanyalarının, gezici çadır tiyatrolarının, direklerarasının ete kemiği bürünmüş komiklerinin serüvenleri farklı suretlerde beyazperdeye de yansımaya başlar Muhsin Ertuğrul döneminde. İsmet Fahri Gülünç, Şadi Fikret Karagözoğlu ve Naşit Özcan da sinemadaki ilk komik tiplemelerimizdi. 40’lı yıllarda İsmail Dümbüllü halk komiği olarak yıldızlaşır. 50’li yıllarda yeni komikler tanırız. Aziz Basmacı, Settar Körmükçü, Vahi Öz, Zeki Alpan, Münir Özkul gibi oyuncular beyazperdenin sevilen komiklerinden bazılarıdır sadece.

1960’lı yıllara gelindiğinde salon komedileri dönemi başlar. Yine bu dönemde etkisi yıllarca sürecek tiplemeler de yaratılır. Feridun Karakaya’nın oynadığı Cilalı İbo, Öztürk Serengil’in Adanalı Tayfur’u ve Sadri Alışık’ın Turist Ömer’i güldürü sinemasının üç büyükleri olarak öne çıkar. Adanalı Tayfur gibi Adanalı Celal’de de izleriz Öztürk Serengil’i.

Sadri Alışık’ı da dramla güldürüyü iç içe barındıran filmlerde izleriz. Komedi filmlerinin jenerikleri de komik ve yaratıcı olmaktadır. 60’lı yıllar bol kadrolu yıldızlar geçidi komedi filmlerinin bolca yapıldığı ve çok sevildiği verimli bir dönemdir.

Kimler yoktur ki unutulmaz güldürü ustaları arasında… Vahi Öz, Necdet Tosun, Cevat Kurtuluş, Ali Şen, Mualla Sürer, Mürvet Sim, Hulusi Kentmen, Suphi Kaner, Cevat Kurtuluş hemen akla gelenlerden bazıları sadece. Vahi Öz, Horoz Nuri tiplemesiyle birçok filmde yansır beyazperdeye. Vahi Öz’ün, Mualla Sürer’le oluşturdukları ikili ise unutulmaz bir neşe kaynağıdır o filmleri izlediğimizde.
Türk sinemasının hüzün yüzlü komiği Suphi Kaner ise ne yazık ki trajik bir hayat sürdürür. En verimli döneminde intihar ederek ayrılır aramızdan. Hulusi Kentmen de Mualla Sürer’le haylaz çocuklar gibidir bir çok filmde.

70’li yıllar erotik komedilerle geçerken, Türk sinemasına damgasını vuran Ertem Eğilmez 60’lı yıllarda yaptığı Fatoş’un Fendi Tayfur’u Yendi, Helal Adanalı Celal gibi komedi filmlerle bu tarzda da başarısını göstermiştir. Erotik komedilerin ağırlıkta olduğu 70’li, 80’li yıllarda, iyi komedi filmler Ertem Eğilmez imzasıyla geçer tarihe.

70’lerin hemen başında Tarık Akan’lı Tatlı Dillim, Sev Kardeşim, Oh Olsun, Yalancı Yarim, Mavi Boncuk’la başlattığı duygusal aile komedilerini, Kemal Sunal’lı, Zeki Alasya’lı, Metin Akpınar’lı, Halit Akçatepe’li Köyden İndim Şehire, Salak Milyoner izler. Her oyuncu bir kez daha yıldızlaşır bu filmlerde.

Çok tutan dev kadrolu filmlerle sürdürür gençlik ve halk komedisi aile filmlerini Ertem Eğilmez. Kemal Sunal’lı, Tarık Akan’lı, Münir Özkul’lu, Adile Naşit’li, Halit Akçatepe’li Hababam Sınıfı serisi unutulmazlar arasına girer. Kemal Sunal da, Şener Şen de, İlyas Salman da büyüdükçe büyür Ertem Eğilmez filmlerinde. Tabii ki Adile Naşit, Münir Özkul, Halit Akçatepe, Ayşen Guruda, Şevket Altuğ ve diğer oyuncular da.
Sinemamızın son çeyrek yüzyılına damgasını vuran Şener Şen gibi, Uğur Yücel de Ertem Eğilmez filmlerinde yıldızlaşır.

Değişen Güldürü ve Yükselen Değerleri
Yeni Dünya Düzeninin ve yükselen değerlerin toplum mühendisleri çalışıyor mizahtan edebiyata, sinemadan hayatın her alanına kadar duygular, beğeniler, tercihler, bilgiler, bilinçler değişiyordu. Sura üçüncü kez üflendiğinde sapla saman, at iziyle it izi birbirine karışmış, psikolojik savaşın tüm unsurları sokulmuştu artık hayatımıza. Hayat mahşer gününe dönüşmüştür, “Göklerde olanlar da yerde olanlar da korku içinde kalırlar”. Zorlu günler sürmektedir.

Hayat bugün de özlemini çektiğimiz saf, naif günlerinden yeni yükselen değerleriyle yeni dünya düzenine evrilirken güldürü katarı da kendi yükselen değerlerini yaratıyordu.
Tüm bunlar yaşanırken Yeşilçam sineması ve seyircisi salonlardan çekilmiş, televizyona taşınmıştı seksenli, doksanlı yıllarda. Filmlerle birlikte sanki iyiliklerde çekiliyordu hayattan. Sonu belirsiz bir maceraya sürükleniyordu dünya. Kötüler, tüm insani değerleri ve insanları ezmeye girişmişken tanklarıyla, silahlarıyla bir adam dünyayı kurtarmaya kalkışmıştı sessiz sedasız. Hepimizin çok yakından tanıdığı, sevdiği bu adamın dünyayı kurtarma çabalarından habersizdik o günlerde.

Boğaziçi Üniversitesi Sinema Kulübü’nün esefle sunduğu Cüneyt Arkın filmi Kara Korsan ve iftiharla sunduğu Dünyayı Kurtaran Adam gösterimleri yeni bir keşfin başlangıcı oldu. Kinema dergisinin Dünyayı Kurtaran Adam ve Cüneyt Arkın özel sayısıyla her şey değişti. Dünyayı Kurtaran Adam bu keşfin dönüm noktası oldu. Yeni kültürle yetişen genç kuşak 90’lı yılların ortalarında başlayıp bugünlere dek süren bu keşif ve televizyonda gösterilen Yeşilçam filmlerinin etkisiyle yeni eğlencesini, mizah malzemesini bulmuştu. Yeni mizah malzemesi ve güldürünün yeni yükselen değeri Yeşilçam’ın B filmleri, çöp filmleriydi ve bunun yeni adı da fantastik sinemaydı.

Popüler Yeşilçam döneminin furyalara dönüşen en önemli damarıydı “fantastik sinema”. Fantazyanın sınırsız evreninde gezinen Yeşilçam, türün her alanında örnekler verdi, furyalar yarattı. Kimi zaman masal filmleri furyası esti, kimi zaman tarihi filmler, süper kahramanlar ya da kovboy filmleri furyası. Bilim kurgu filmleri de yapıldı, korku sineması örnekleri de.
Zamanında büyük kentlerde seyirci karşısına çıkamayan, büyük kentlerin iyi salonlarında yer bulamayan fakat Anadolu’da, taşrada büyük işler yapan bu filmler gençliğin yeni eğlencesi, mizah malzemesiydi. Alaycılıkla, mizahla, dalga geçmeyle başlayan bu keşif zamanla, sevgiye, benimsemeye ve beğeniye dönüştü. Bu beğeni yeni-genç sinema seyircisinin beğeni çıtasını da belirliyordu. Arabesk ve Kahpe Bizans filmleri bu mizah beğenisine karşılık gelmişti.

Yükselen yeni değerler

2000’li yılların yükselen değerleri bir yanıyla gençlik-komedi filmleri (Hababam Sınıfı Askerde, Maskeli Beşler İntikam Peşinde, Hababam Sınıfı 3,5, Maskeli Beşler: Irak, Maskeli Beşler: Kıbrıs, Amerikalılar Karadeniz’de, Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu, Gora, Arog, Avanak Kuzenler, Çılgın Dersane, Adadab-ı Muaşeret, Ayakta Kal, Kutsal Damacana, Kadrinin Götürdüğü Yere Git, Şeytanın Pabucu v.d.) diğer yanıyla da tür sinemasıyla, korku filmleri olarak (Okul, Dabbe, Araf, Gomeda, Musallat, Gen) yansıdı sinemaya.

Yeni kültürle yetişen genç kuşağın mizah anlayışını, beğeni seviyesini belirleyen diğer etken de döneme denk gelen yeni anlayışlarıyla yeni mizah dergileri olmuştu. Gırgır’dan Hıbır’lı, Limon’lu, Leman’lı günlere geldiğimizde artık hayat 40’lı yaşların sonuna gelmiş olan bizim kuşağın algılamakta zorlanacağı denli dönüşmüştü. Meraklısı bu dönüşümü anlamak için adı geçen dergileri ve dönemlerini inceleyebilir, Modern Zamanların “Türk Güldürü Sineması”nı konu edindiği 7. sayısına göz atabilir.

Bu dönüşüme denk gelen figür tartışmasız Cem Yılmaz’dı. Çıkışının ve mizah anlayışının geçmişin değerlerleriyle, erdemleriyle dalga geçildiği döneme denk gelmesi, karşılık bulması kısa sürede yıldız olmasını, yükselen değere dönüşmesini sağladı. “Bugüne kadar ‘söylenmeyen’ her şeyi, Gırgır’ın bir orta sınıf tutuculuğuyla söylemediği her şeyi (başta cinselliği) ortaya ‘foş’edecektir: Yani İtiraf Kültürü. Ama asıl büyü, Türklüğün Parodileştirilmesidir.

Resmi ideolojinin ve iddialı 1930 sonrası ‘Türk Tarih Tezi’nin hamasetine karşı, halk arasındaki utangaç bir inançsızlığı gösteren Türk’ün Aklı (ya kaçarken ya da…) anlayışı, 1994 sonrası Leman’da Ahmet Yılmaz’ın yorumuyla vazgeçilmez bir trüğe dönüşmüştü. Kısa sürede reklamcılar tarafından de keşfedilen (AlaTurca, Cola Turka vb.) Türklüğe gülmek, Cem Yılmaz ile Gora filminde büyük bir gişe başarısı da yakalayacaktır. Cem Yılmaz öğrenci gözünden yapılan “’boşunalığın ve mırıldanmanın’ mizahını geniş halk kesimlerine yaymayı başaracaktır. Geniş kesimler, ilk defa kendi boşunalıklarının ve başkaları tarafından onlara yapıştırılmış ‘beş para etmezliklerinin’ keyfini çıkarmayı öğrenmiş görünüyorlar: Bir kere daha ‘biz adam olmayızın’ dayanılmaz keyfi! Yılmaz’ın mizahındaki diğer koz ise acıklı Türk filmleriyle melodramlarla dalga geçmektir. 1988 yılında güldürünün Gani Müjde ve Ertem Eğilmez’in Arabesk filmiyle başlayan ve yine Müjde’nin Kahpe Bizans’ı ile devam eden bir sinik alaycılık furyası. Acıya duyarlılığa ve empatiye uzak bu ironik yüzey, daha uzun bir süre devam edeceğe benziyor; bitme sinyalleri verse de.

Ata Demirer ise, Leman ve Yılmaz’ın oluşturduğu stratejiler üzerinden giden ama bunu zaman zaman Gırgır mizahına yakın bir samimiyet ve sıcaklıkla da yapan biri. Bir tür ‘yeni’ mahallenin veledi. Ama söylem aynı: Yurdum İnsanı, durumlar yaratmak ve itiraf kültürü.” (Kıllanan Mizah, Ali Şimşek. Modern Zamanlar, Sayı 7)

Popüler gişe filmlerini düşündüğümüzde tek tek film isimlerini, kahramanlarını saymadan da gelinen noktayı, beğeni düzeyini, yaşanan dönüşümü anlayabiliriz 80’lerden bu yana yaşanan büyük dönüşümü, yeni dünya düzenini ve dayatılan yükselen değerleri düşündüğümüzde, gerçekleştirilen toplum mühendisliğini algıladığımızda. Cem Yılmaz ve Recep İvedik filmleriyle Şahan Gökbakar başlı başına bir araştırma ve yazı konusu olabilir yaşanan dönüşümü, gelinen noktayı anlayabilmek için.

Tüm bunlara rağmen post Yeşilçam döneminde sinemada yeni arayışlar, yeni yönelimler başlamıştı ve başarılı, umut veren filmler de yapılıyordu.

Mesut Kara – Değişen Güldürünün Yükselen Değerleri

Kaynakça: ilk görsel www.ekrembugraekinci.com/ sitesinden alınmıştır

Yorumlar