Zengin ve yoksul ya da Züğürt Ağa

0
808

Sistem, üretim ilişkileri insanları emek sermaye temelinde zenginler (mutlu azınlık) ve yoksullar (mutsuz çoğunluk) olarak ikiye ayırıyor. Hayatın birçok gerçeği gibi bu da kurgu dünyasına, filmlere yansıyor.

Bir yanda sınıf atlamaya, lüks tüketime özendirilen, yönlendirilen yoksulluğa mahkum çoğunluk, diğer yanda lüks içinde yaşayan, emek hırsızlığıyla zenginliğine zenginlik katan bir avuç asalak. Bir yanda umut fakirin ekmeği ye Memed ye avuntusu, bir yanda fakirin çenesini yoran zenginin parası, bir yanda çalış senin de olur aldatmacası, bir yanda bal tutan parmağını yalar durumu. Bir yanda başka bir dünyanın vaat edilen cennetiyle avutulan yoksul çoğunluk diğer yanda yaşadığı hayatı dünya nimetleriyle cennete çeviren hırsız azınlık.

Pehlivan filminden Tarık Akan
Pehlivan filminden Tarık Akan…

PEHLİVAN’IN UMUDU

12 Eylül sonrasının yeni dünya düzenine uyumlu darbecilerinin ve takipçisi, sivil uzantısı neoliberal iktidarların dayattığı toplumsal değişim/yıkım içinde de yoksul daha yoksul zengin daha zengin oluyordu. Üstelik yaşanan değişim içinde her iktidar kendi rengine uygun yeni zenginler yaratıyor, uyum sağlayamayanlar yoksul katına inebiliyordu. Züğürt Ağa da, bir gecede tüm sermayesini, mal varlığını kaybeden de, prensler-papatyalar zenginleri de, jet Fadıllar da, hayat kurtaran olarak bilineni dışında hayat karartan deniz feneri de, yeşili ve renksiziyle türeyen yeni sermaye de hayatın gerçeği olabiliyordu.

Züğürt Ağa
Züğürt Ağa filminde de Pehlivan sahnesi vardır

Dış göç de iç göç gibi Anadolu insanının, kır yoksullarının umut kapısı oldu hep. Başlangıçta yabancı misafir işçi olarak tanımlanan, Almancılar olarak da anılan gurbetçilere yıllar içinde İsviçre, Hollanda, Fransa, Amerika, Libya dâhil dünyanın birçok ülkesine dağılan Türkiyeli yoksullar eklenir.

Karısı, iki çocuğu ve yaşlı babasını geçindirmek için çeşitli işler yapan Bilal’in de en büyük umudu Libya’ya işçi olarak gitmektir. Zeki Ökten’in 1984 yılında Fehmi Yaşar senaryosuyla çektiği, başrollerini Tarık Akan ve Meral Orhonsay’ın paylaştığı Pehlivan adlı filmin kahramanıdır Bilal. Ne var ki gerçek hayatta da aynı umudun peşine düşen yüzlerce insan gibi bir türlü ona sıra gelmez. Bilal sıranın gelmesini beklerken baba mesleği olan pehlivanlıkta şansını denemek ister. Kırkpınar’da şampiyon olup büyük ödülü alırsa durumunun düzeleceğini, iyi bir pehlivan olarak gelirinin artacağını düşünür. Pehlivan olması için kendisini teşvik eden Mestan Dayı ve ustası Tevfik’in yardımlarıyla kendisini güreşlere hazırlar.

DEĞİŞEN DÜNYA, ZÜĞÜRTLEŞEN AĞA
O esnada başka bir bölgede ‘farklı’ bir kültürden ve toplumsal katmandan başka bir tutunamama öyküsü yansır sinemaya. Az gelişmişlik sürecinde yaşanan çarpık kentleşme, çarpık sanayileşme içinde feodalizm de, kapitalistleşme de ülkeye has yaşanır. ‘Olmayan burjuva sınıfı’ da feodalizmin ağaları da devlet destekli yaratılır.

Yeni dünya düzenine uyumlu hale getirilmek istenen ülkede, kapitalistleşme rant ekonomisine dayandırılırken sermaye sahibi sanayiden, köylü ve toprak sahibi topraktan, tarımsal üretimden koparılır. Feodalizmin çözülme, çökme sürecini topraksız yoksul köylü açısından anlatan filmler dışında züğürtleşen, sonrasında tutunamayan bir ağayı anlatan bir başyapıt olarak sinema tarihindeki yerini alır Züğürt Ağa.

Senaryosu Yavuz Turgul tarafından yazılan, yaşanan toplumsal değişimi muhalif, mizahi bir dille aktaran filmin yönetmeni Nesli Çölgeçen’dir. Hikâyenin, mizah dilinin başarısının yanı sıra oyunculuk açısından da (Şener Şen, Erdal Özyağcılar) çok ayrıcalıklı bir filmdir Züğürt Ağa. Yaşanan toplumsal-bireysel dönüşümlere ayak uyduramayan bir ağanın dramıdır kara mizahla anlatılan. İlerlemiş yaşına rağmen evlenmek isteyen, bunu da uluorta “Ben karı isteyem” diyerek dillendiren babası Abdo Ağa’yla da sorun yaşayan Haraptar adlı köyün haşmetli ağası, yörede egemenliğini sürdürürken sorunlar büyüdükçe büyür. Önce Ağa’nın desteklediği parti ve Ağa seçimlerde kaybeder. Bütün köy cennetten tapu dağıtan Şıh’ın partisine verir oylarını; Ağa’nın partisine bir oy çıkmıştır.

Kekeş Salman: Vallah benim oyumdur Ağam.

Kâhya: Benim oyumdur Ağam.

Züğürt Ağa: Ulan kavatlar bir oyu ikiniz verdiniz de benim oyum nere gitti.

Türkiye ve dünya değişiyordur; bu değişime ayak uydurabilenin ayakta ve hayatta kalabileceği bir döneme girilmiştir. Kazanan kaybediyordur artık. Kazanılan mal-mülk, para, şan-şöhret vb. iken kaybedilen insani-toplumsal değerler ve vicdan olur. Filmin ilk sahnesinden itibaren bu değişimi görürüz. Darbeli ve Özallı yıllarda ve sonrasında yaşam biçimleri, tüketim alışkanlıkları değişirken değerler erozyona uğruyor, yozlaşma hayatın her alanına yayılıyordur. Dönem ‘köşe dönmecilik’, fırsatçılık dönemidir artık.

Yaşanan hızlı neoliberal dönüşüme ve ilişkilerine uyum sağlayamayanlar yeni sistemde tutunamaz, yok olur gider; sefalete sürüklenir, Züğürt Ağa olur. Ağa, filmin başında gücünü simgeleyen çizmelerini giyerken, filmin sonunda züğürt ve tutunamamış bir kent yoksulu olarak çiğ köftelik et ve bulgur almak için satmak zorunda kalır. Film güreş tutkusu olan Ağa’nın kazandığı güreş sonrası verdiği ziyafetle başlar. Ağa numaradan yenilen rakibi karşısında kazanmış, marabaları tarafından omuzlara alınmıştır. Ağa, gerçekten yendiğini, kazandığını sanarken pohpohçu marabanın derdi ziyafettir. Züğürt AğaSiz buyurun yemeğe” dediğinde yanında bir tek bir maraba kalmamış, hepsi ziyafet sofrasına koşmuştur.
Köyünü, topraklarını satarak kendini kente atan ağa, burada da tutunamaz. Karısına varıncaya kadar çevresindeki herkesin terk ettiği ağayı sadece yanaşmanın kızı Kiraz yalnız bırakmaz.

Çizmeleri de satıp terliklerle kaldığında acı gerçeği fark edip yenilgiyi kabullenen ağa Kiraz’a, “Kız bu ağa Züğürt Ağa’dır” der. Kiraz’ın cevabı “Olsun senin insanlığın güzeldir. Onun için ağalığı beceremisen” olur. Fakat artık hayat başka bir hayattır ve yeni dünya düzeninde, neoliberallerin cilalı imaj devrinde, insanlığı güzel olanlara yer yoktur.

Mesut Kara – Zengin ve yoksul ya da Züğürt Ağa

Yorumlar