Haşmet İbriktâroğlu ve Ah Güzel İstanbul

0
1197

60lar İstanbul50’li, 60’lı, 70’li yıllarda askerlik için ya da öğrenim görmek için büyük kente gelenler geldikleri büyük kentlerde kök salma umuduyla ‘yerleşmeyi’ seçti. O yıllarda başka bir göç dalgası daha yaşanmıştı büyük düşlerin kenti, taşı toprağı altın bellenen İstanbul’a.

Yeşilçam filmlerinin büyülü dünyaları tüm ülkeyi sarmış, “gişe rekorları kıran”, büyük işler yapan filmler salonları doldurmuştur. Olanaksızlıklar içinde ortaya çıkan filmler halk tarafından beğeniyle izleniyordur. Bu filmlerin unutulmaz oyuncuları, starları da o yılların en gözde, şöhretli ve özenilesi insanları olur.

İnsanlar şöhret olmak, “artist” olmak için evden kaçıp, soluğu İstanbul’da alıyordur. O yıllarda İstanbul, Beyoğlu biraz da Yeşilçam demektir. Sınıf atlama düşleriyle, artist olma umuduyla evlerinden, ailelerinden uzaklaşanlar soluğu Beyoğlu’nda alır. Yeşilçam’ın büyülü dünyası onları da etkilemiştir fakat gerçek hayatla filmlerde gördüklerinin aynı hayatlar olmadığını anlamaları uzun sürmez. Yeşilçam’ın melodramlarında gördüklerini yaşamak isteyenler için asıl dram işte o zaman başlar. Çoğu umduğunu bulamaz, düş kırıklıkları ve büyük acılar yaşanır. Kimi o fırsatı yakalamış, isimleri, yüzleri ve hayatları unutulmazlar arasına girmiştir fakat çoğu mutsuz yaşamış, mutsuz ayrılmışlardır aramızdan.

Sınıf atlama, şöhret olma düşleri ve artist olmak için evden kaçan insanlar birçok Yeşilçam filmine de konu olur. Bunların en etkileyicisi, iz bırakanı kuşkusuz “Ah Güzel İstanbul ”dur. Atıf Yılmaz’ın yönettiği filmde Haşmet Bey suretinde dev gibi bir Sadri Alışık yansır beyazperdeye. Karşısında Ayşe suretinde, genç ve başarılı oyuncu Ayla Algan vardır şöhret olmak için çabalayan. Biri tüm servetini yitirmiş, düşmüş eski İstanbul beyefendisi Haşmet İbriktâroğlu, diğeri de artist olma düşleriyle İzmir’deki gecekondularından kaçıp İstanbul’a gelen Ayşe Goncagül’dür.

Zengin ve köklü aileden gelen İstanbul beyefendisi Haşmet İbriktâroğlu, seyyar fotoğrafçılık yapmaktadır. Dedesinin dedesi Osmanlı sarayında ibrikçi başı, dedesi paşa, babası da zengin bir hovarda ve tüccardır. Haşmet Bey de, Beylerbeyi’nde bir yalıda dünyaya gelir. Bir yaşındayken annesi yakışıklı bir zabitle kaçar, babası da içkide iki hanı bir koca köşkü kaybeder. Servetin kalan kısmını da Haşmet Bey batırır. Kendi başına buyruk olabilmek için seyyar fotoğrafçılık yapmaktadır. İki üç kuruş için hürriyetini satmak istemez. Paralar suyunu çekince varlıklı dostları da arayıp sormaz olur. İnsancıldır, kalenderdir Haşmet Bey. Çorbasını da rakısını da “Sabah Çorbacı Gece Meyhaneci” tabelası olan Rıfkı’nın yerinde içer.

Körüklü fotoğraf makinesiyle ‘İstanbul Hatırası’ yazan bezin önünde fotoğrafını çekerken tanır Ayşe’yi Haşmet Bey. İlk karşılaşmada aralarında geçen konuşma çarpıcıdır.
Ayşe: Film yıldızı olucam da… Kendim geldim. Sinema mecmuasının artist yarışması için. Oğuz Baranlı Bey var, tanırsınız herhalde. Sirkeci’de bir pansiyon var canım, Medeniyet Pansiyonu
Haşmet Bey: Oğuz Bey de medeni olmalı!.
Ayşe: Kibar adam, beni görmüş beğenmiş. ‘Yarışmaya boşuna girme’ dedi. ‘85 kız var, senin pistonun yoksa kazanamazsın’ dedi. ‘Ben seni hemen yükseltirim’ dedi.
Haşmet Bey: Hemen artist yapacak sizi.

Ah Güzel İstanbul afiş
Ah Güzel İstanbul filminin daha sonraki hazırlanmış afişi

Bu konuşmalar sürerken düzenin nasıl işlediğini, artist olma ve sınıf atlama düşleri içinde bu yollara başvuranların başlarına neler gelebileceğini bilen Haşmet Bey’in canı sıkılır, içi burkulur. Ayşe önce kendini sinemacı olarak tanıtan, kadın tüccarı Oğuz Baranlı’nın tuzağına düşer. Haşmet Bey’in eski yalısının yanındaki köhne kulübede kalmaya başlar. Ayşe’nin “bildiğimiz gecekondu ayol” dediği yalı müştemilatı köhne kulübede Haşmet Bey, geçmiş yaşantısının, geldiği sınıfın simgeleri olan piyanosunu, ailesinin fotoğraflarını ve antika aynasını, kitaplarını korumaktadır.

Film, yaşanan yeni dönüşümler üzerinden, geleneksel değerler ve modern değerler çatışması ekseninde kurar dramatik yapısını. Medeniyet sözcüğü olumsuz dönüşümü, kirlenmeyi ve yenidünyayı simgeler biçimde kullanılır. Filmin en etkili konuşmasını Ayşe’nin artist olma hayallerindeki ısrarcılığına karşı Haşmet Bey, kulübeyi ısıtmak için çalı çırpı toplamaya çıktığında kendi kendineyken yapar: “Zavallı çocuk, cahil kafacığını çürük ümitlerle doldurmuşlar. Eee naparsın, aşağılık mecmualar, kötü filmler, pis efsaneler… Ben şimdi sana hakikati nasıl anlatacağım. Ahh ihtiyar medeniyet, çocuklarına sağlam, yepyeni bir dünya kurmaktan bunca aciz misin? Bizi yabancı diyarlardan getirttiğin süslü yalanlarla mı besleyeceksin?” Batı özentisi dönüşümlere, “medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar”ın süslü yalanlarına bir hayıflanmadır bu.

Haşmet: Sus konuşma bari. Büsbütün öldürme insanı. Seni sevdim ulan, sevdim be. Esiri aşkın oldum. Ne istedinse yaptım, hatalar işledim. Muradın olsun, yüzün gülsün diye olmayacak işlere karıştım. Kendime bile ihanet ettim. Haşmeti harcadım, haşmeti. Bas hadi, defol. Defol, bir daha da görünme bana. Sana ağladığımı sanma. Bir Ayşe vardı, saftı, fakirdi, güzeldi; onu kaybettim, ona ağlıyorum.

Ayşe intihar girişiminde bulunur, bu görüşmeden sonra. Haberi alan Haşmet, hastaneye koşar. Ölümden dönen ve hastanede basına açıklama yapan Ayşe, gazino patronunun da isteğiyle, durumu bir şova dönüştürmekte, magazinel açıklamalar yapmaktadır.
Hüviyetinizi niçin değiştirdiniz?” diye soran gazeteciyi, eline yazılı olarak verilen metni gizlice okuyarak yanıtlar: “Kendi burjuva çevremden kopmak, halka inebilmek, halkın dertlerini dile getirebilmek için.

Açıklamaları yaparken gelen Haşmet’i karşısında gören Ayşe birden kendine gelir, ‘aslına’ döner.
Yalan söyledim, hepsini uydurdum. Beni zorladılar, yalan söylemeye zorladılar. Yalancının, şaşkının biriyim ben. Ne zenginim, ne de kolejde okudum. Ayşe’yim ben Ayşe. O Aylin ismi de sahte, Ayşe de sahte ya, her şey yalan. Bu saçlar, bu kirpikler, bu boyalar… Dışımız, içimiz hepsi sahte. Babam işsiz, ağabeylerim fabrika işçisi. Sekiz nüfus bir odada. İstanbul’a kaçtım geldim, zengin olmak, meşhur olmak için. Yalanla dolanla yürütemedim işimi, gene işsiz, parasız kaldım, yalnız kaldım. O zaman ölmek istedim, her şey gibi ölüme bile hile kattım.”

Haşmet İbriktâroğlu ve Ah Güzel İstanbul

Yorumlar