Yeşilçam Yüzlü Genç : Tarık Akan – Bebek Yüzlü (1973)

0
1978

Mehmet Dinler‘in rejisörlüğünü üstlendiği 1971 yapımı “Melek Mi Şeytan Mı” filminde ölüm üzerine intikam yemini eden Türkan Şoray‘ın karşısında Metin Serezli, Süleyman Turan, Yalçın Gülhan ve Tarık Akan vardır. Acımasızlığı kural bellemiş Nesrin yani Türkan Şoray‘ın kırılması zor dirayeti son sıradaki Sedat’a yani Tarık Akan‘a işlemeyecek, şiddetin ardından kuvvetli bir aşk doğacaktır. Dev sanatçı Tarık Akan‘ın sinemaya merhaba dediği 1971 yılında gelen film, bebek yüzlü yeni jönümüzü takdim ederken sadece iki yıl sonra gelecek Bebek Yüzlü filmine gizliden gizliye vesile olacaktır kanımca.

Apansız ölümüyle sevenlerini şoke eden Tarık Akan, kendini ziyadesiyle geliştiren ve aynı kalıplardan çıkmak için Arzu Film‘den ayrılma cesaretini gösteren unutulmaz bir sanatçıdır. Ne denli cesur olduğu ilerki yıllarda daha da bilinecek Akan’ın filmografisi tür yönünden zengin mi zengindir. Melodramlardan komedilere, polisiyelerden toplumun yaralarını saran filmlere uzanan bu yolculukta Tarık Akan, Yeşilçam içinde çok ayrıksı bir köşede yer almaktadır. Türk Sineması’nın derinliklerinde kaybolan her insana el uzattığı da cabası. Kendimi atayım ortaya. Hayal kurmayı, küçücük kalbimde bir oda daha açmayı öğretmiştir “Umut Dünyası”nda (Safa Önal, 1973). dayılarıma sevgimi perçinlemiştir “Sevgili Dayım”da (Zeki Ökten, 1977), tutkulara kapılmanın yaralayıcı olduğunu suratıma tokat gibi indirmiştir Herhangi Bir Kadın‘da (Şerif Gören, 1981), hep gezdiğim ama karanlık çökünce yabancılaştığım sokakları şiirsel atmosferle göstermiştir “Beyoğlu’nun Arka Yakası”nda (Şerif Gören, 1986), beyhude inadın neleri götürdüğünü şarkısında açığa çıkarmıştır “Deli Deli Olma”da (Murat Saraçoğlu,2009). Elbette bu kadarla sınırlı değil kurtuluşumun, büyümemin, kendimi farketmenin hikâyesi. Tarık Akan ismi neredeyse, ben de bir parçamla hep oradayım.

Bebek Yüzlü 1973 Bebek Yüzlü

Türk Sineması‘nda daha çok senarist-yapımcı kimliğiyle bilinen Vural Pakel rejisörlük geçmişine altı film sığdırmıştır. Agâh Özgüç‘ün kitapları dışında kendisi hakkında çok şey bilmediğim Vural Pakel isminin sıklıkla dillendirilmemesi haksızlık elbette. Bence Bebek Yüzlü’nün varlığı isminin yankılanması için yeter de artar. Kadrosunda Tarık Akan dışında Ahmet Mekin, Perihan Savaş, Erol Taş, Ayşen Cansev, Halit Akçatepe, Yılmaz Gruda gibi isimlerin bulunduğu Bebek Yüzlü, ismiyle müsemma başrolünün cazibesi altında parçalanmış ailenin gariban çocuklarının savruluşuyla başlayan ve çocukları iyi ile kötünün kanatları altında buluşturan, aksiyonu bol bir yapım. Senaryoyu da kaleme alan Vural Pakel, izleyicileri sarıp sarmalıyor. Filmin konusu şöyle : Annelerini kaybettikleri gece evlerine giren kanun kaçağının (İlhan Hemşeri) alıkoyduğu üç kardeşin yolları defin esnasında ayrılır. Sonrasında yıllar birbirini kovalar. Ortanca kardeş Murat (Tarık Akan) ve büyük şanssızlık sonucu ayağı kırılan küçük kardeş Selma (Ayşen Cansev), vahşi mi vahşi Tahir’in (Erol Taş) himayesi altına girerler. Murat borçlu hissettiği Tahir adına çalışır. Bebek yüzü sayesinde büyük patronların kızlarıyla yakınlık kurar, onları hapseder ve babalarından fidye ister. İşin en zor kısmını kendisinin yaptığını düşünen Murat bir müddet sonra pisliklerinden arınmak isteyip Tahir’e kafa tutacak, Tahir’in kızı Zehra (Perihan Savaş) ile karmaşanın içine dalacak ve yaşam savaşı verecektir. Bütün bunların yanında O’nu gizliden gizliye takip eden komiser Turgut da hikâyeye girecektir.

Konu yönünden Yeşilçam aşıklarını kolaylıkla tavlayabilecek Bebek Yüzlü, içerdiği müspet yönlerle dönemin birbirine tıpatıp benzeyen filmlerini solluyor, hem de belli başlı klişeleri aynen almasına rağmen! Karakterleri toplumdan soyutlayıp seçtiği çeşitli mekanların içine koyup orada kovalamaca oynatan Vural Pakel‘in senaryosu, görsel ve işitsel yönden doğru sayılabilecek tercihlerle kıvam tutturuyor. En can alıcı anlarda sessizleşen senaryo böylece merak duygusunu fena halde kaşıyor. Sessizleşmeden kastettiğim karakterlerin dut yemiş bülbüle dönmesi değil, olan bitenlerin tam arasında senaryonun yalancı şahitlik yapması ki bu keyif de veriyor. Klişelere düştüğünüzü sanırken ters köşe olmanız kuvvetle muhtemel. Ummadık taş ve baş yarıyor anlayacağınız. Senaryoyu övdük tamam da, ya rejisörlük? Senaryoyu katlayan bir başarıdan bahsetmeli. Karakterlerin öfkelerini, çırpınışlarını birebir hissediyorsunuz. Sanki Erol Taş, Tarık Akan‘ı yumruklarken siz yere kapaklanıyorsunuz. Mekan kullanımındaki farklılık da filmi hareketli kılıyor. Duvar kalıntıları, boş evler, gemiler, sarnıç…

Sanki bilgisayar oyununun bölümlerini aşıyorsunuz karakterlerle. Yediğiniz her kurşun bir can demek. Soluklanmak yasak ! Menasi Filmeridis‘in kamerasına nefes almak haram! Hem koşuşturuyor hem de enteresan açılarla gözetliyor filmdekileri. Hele akvaryum sahnesi buram buram yaratıcılık kokuyor. Alkış tutulması gereken diğer nokta da ışık kullanımı. Murat’ın Tahir’in fedaisi (Giray Alpan) ile hesaplaştığı sahnedeki karanlığın kattıkları yadsınamaz. Gerilmeniz ihtimaller dahilinde, benden söylemesi. Tarık Akan lokomotif rolde, canla başla oynuyor. Cüneyt Arkın gibi zıplıyor, uçuyor. “Sinemaya gireli 2 yıl olmuş, o heyecan yeni olmasındandır” demeyin sakın. Rahmetlinin ölene dek heyecanını yitirmediği ardında bıraktıklarından belli. O’nu konuşan Abdurrahman Palay her zamanki gibi harika. Üzülerek söylemeliyim ki, Tarık Akan sürüklüyor filmi. Diğer oyuncular iz bırakamıyor. Senaryoda hareket edecek yeterli alan bulamayan, yakın zamanda kaybettiğimiz Halit Akçatepe ve masumiyetini iyi kullanan Ayşen Cansev vasatı biraz aşıyor. Oyunculuğunu beğendiğim Perihan Savaş‘ı da üçüncü kişi olarak ekleyebiliriz, çünkü yüzünü müthiş kullanıyor. Ahmet Mekin ise kadronun en zayıf ismi. İfadesiz oynadığını söylesek, kızmazsınız ya. Birkaç yıl sonra “Selvi Boylum Al Yazmalım” da (Atıf Yılmaz,1977) hiç konuşmadan mest edecek zaten.

Perdeleri kapamadan önce Bebek Yüzlü‘ye anlam katan müzik seçimine değinmekte yarar var. Malum Yeşilçam‘da o yıllarda müzikler çoğunlukla yabancı filmlerden vb. alınıyordu. Bu filmde de görüyoruz. Kızmayı bir kenara bırakırsak, filmin ruhuna pek uygun müzik seçimleri mevzubahis. Bazen düşünürüm, telif hakları konusunda neden genellikle oyuncular seslerini yükseltir de rejisörler sazı eline almaz. Acaba hazır müzik kullanımının etkisi var mı? Ben şuraya filmde kullanılan müziklerden bazılarının isimlerini yazayım da şeytanın avukatı olayım. Gerçi zaman aşımından dava düştü!

Isaac Hayes – Shaft (1971)
Tony Osborne – Samson And Delilah (1968)
Marvin Gaye – ”T” Stands For Trouble (1972)
Tony Osborne – Can I Trust You (1968)
The Temptations – Papa Was A Rolling Stone (1972)

Kaynak : www.sinematurk.com
Facebook grubu YESILCAM MUZIKLERI – 60`s 70`s and 80`s INSTRUMENTAL SOUNDTRACKS and SCORES

Yorumlar