Aya Seyahat – Havalanmak Keyfi, İniş Mecburidir!

0
1216

Kutluğ Ataman Aya Seyahat
HAVALANMAK KEYFİ, İNİŞ MECBURİDİR!

Yazan: Nesrin Yavaş

Kutluğ Ataman’ın Aya Seyahat’inin yerli sinemamızın en sıra dışı ve şirin eseri olduğunu söyleyerek söze başlamalıyım. Hikâyesiyle, biçimiyle herkese izlettirmek istediğim, keyifsiz zamanlarımda yeniden izlemek isteyeceğim filmlerden.Kutluğ Ataman’ın; “Çoğu, kamunun vergilerinden oluşan desteklerle yapılan filmleri, şimdi kamuya ücretsiz olarak geri verme zamanı!” diyerek 28 Mayıs’ta yayın hayatını başlattığı Witch TV’sinde izledim. Akıl dışı sansür mekanizmalarının ve kalitesiz görüntünün önüne geçmek için adım attığı yolun başı Witch TV, zamanla daha da zenginleşecektir. Bu vesile ile yönetmenimize teşekkür etmeliyim zira Aya Seyahat’in hiç aklımda yokken karşıma çıkması büyük bir sürpriz oldu benim için ve mutlaka bu harika film üzerine yazmalıydım.

Aya Seyahat’in kurmaca belgeseller ekseninde Zelig gibi “gerçek” ve bir o kadar absürt olduğunu söyleyebilirim. Kişisel olarak türün zirvesi kabul ettiğim Zelig’e “ne haber” tadında göz kırpıyor, “sen misin daha ‘gerçek’ ben mi?” der gibi… Hikâyesi Georges Méliés’in 1902 yapımı A Trip to the Moon filminden beslenirken (belki rivayetin kendisi de – kolektif zihin – aynı kaynaktan besleniyordur kim bilir?), biçimsel olarak da (fotoğraflar) Chris Marker’ın 1962 yapımı La Jetéé’sini ve (belgesel tadı ile) Woddy Allen’in 1983 yapımı Zelig’ini hatırlatıyor. Üçünün toplamından da hiç birine benzemeyen ve bütünüyle özgün, tamamen içimizden, bizden bir hikâye ile baş başa kalıyoruz ya da tarihsel bir anı ile veya bir tuhaf rivayet ile…


Erzincan’ın bir köyünde, 1957 senesinde bir grup insan gerçekten aya gitmeye niyetlendi ve denedi mi bilmiyorum ancak Aya Seyahat’in anlatıcısının da dediği gibi;

Olmuş mudur böyle bir şey?
Olmuştur.

Neden olmasın? Her bakımdan zengin coğrafyamızda sanatsal, zihinsel, mitolojik, efsanevi ve tarihsel birikime sahip değil miyiz? Neden minare ve helyum balonu ile aya gitmeyi düşünmüş olmayalım? Aya seyahat edilip edilemeyeceği hakkında hiçbir ön bilgiye sahip olmayan insanların (Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinden aldıkları ilham ve bilgi dışında) cami minaresinden roket yapma fikrini çok yaratıcı buluyorum.

Yolu kazara köyden geçen bir Demokrat Partili’nin oy toplamak maksadıyla dönemin Amerika ve Rusya’sı arasındaki uzay çalışmaları rekabetini malzeme ederek sunduğu vaatler sonrası başlayan ilginç bir Anadolu macerasının içindeyiz. Hikâyeden bahsetmeyeceğim, çünkü tadını kaçırmak istemiyorum, Kutluğ Ataman’ın Witch TV’sinde izlenmeye hazır, seyircisini bekliyor. Bu arada mesele sadece aya gitmeye kalkışan bir grup insan da değil, öyle olsa klasik/klişe bir film olurdu ya da yine fotoğraflarla ilerleyen bir hikâye örgüsü olurdu ancak Aya Seyahat’i acayip yapan ayrıntı akademisyenlerle yapılan söyleşilerin araya girmesi. Aya Seyahat ile bir rivayetin büyük bir hadiseye dönüşme potansiyeline de tanıklık edeceğiz. TV kanallarında, çeşitli programlarda her daim rastlaşabilme imkânı bulduğumuz, alanında uzman isimler, cami minaresinden inşa edilmiş bir rokete dayanıklı kurutulmuş erzak doldurmak ve minareye helyum balonu bağlamak suretiyle aya ulaşılabilir mi, atmosfer dışına çıkılabilir mi, yükseldikçe düşen basınçtan ne kadar ve nasıl etkilenilir ekseninde “ciddi” analizler yapıyorlar. Yemek tarihçisinden, acaba aya giderken yanımızda neler götürebiliriz detaylarını, bir sosyoloğun Fransa’ya giderken yanından eksik etmediği geleneksel yiyecekler ile karşılaştırarak öğrenmiş oluyoruz. Bu çok “önemli bilgi” ile aslında yemek kültürümüze, kurutulmuş gıda geleneklerimize de yolculuğa çıkmış oluyoruz. Özellikle market ve paket gıda kültürü dışına çıkamamış biz anakent çocukları için ilgi çekici olmalı. Evet, aya giderken yanımda kete ve pastırma götürmek isterdim.

Hikâye ne kadar fantastikse söyleşiler o kadar ciddi, fakat o kadar ciddi ki, film bittiğinde şüpheye kapılmak olası. Erzincan’da küçük bir köydeki birkaç insan gerçekten aya gitmiş olabilir mi? Elbette gitmiş olamayacaklarını biliyoruz ama bu hikâyedeki gibi denemiş olabilirler mi? İşte bu önemli, özel ve üzerine çok şey söylenebilecek, ilgiyi hak eden bir durum. Film bittiğinde vardığım kişisel kanı, evet denemiş olabilirler çünkü bu yaratıcı zekâ bu toprakların, bu Anadolu’nun yaşam enerjisi, kültürel birikimi, binlerce yıllık tarihe tanıklığı… Denemiş olmalılar!

Aya Seyahat sinemamızın ilk kurmaca belgeseli. İzledikten sonra düşündüm de, söyleşi yapılan alanında uzman isimler de kurmaca karakterler olsaydı nasıl olurdu? Olmazdı! Uzmanlar da kurmaca olsaydı herhangi bir komedi filmi olurdu, bu haliyle unutulmayacak bir kara mizah örneğidir Aya Seyahat ve akademisyenlerin, yazarların, tarihçilerin bu tuhaf, muhteşem, acayip mizaha “tüm ciddiyetlerini” takınarak katılmaları zaten filmi yaratıcı zihin ürünü kılan faktör.

Aya Seyahat, hikâye ve hikâyenin kahramanları gibi çok yaratıcı bir eser, fotoğraflar sanatsal olarak göz dolduruyor, aynı zamanda bir o kadar muzip. Filmi, resmi tarih kavramının sorgusu olarak da, köy enstitülerinin varlığı yokluğu arasındaki fark olarak da okuyabilirsiniz ki böyle bir okuma çok da şık olur veya tamamen kara mizah olarak da görebilirsiniz ki o da çok şık olur. Fotoğraf çalışmalarından, akademisyen, yazar, gazeteci, yemek tarihçisi ile yapılan çok “ciddi” söyleşilere, oyunculardan oyunculuklara ve hikâye anlatıcısına kadar her yönüyle şık, farklı, sempatik, zeki, mizahi bir film.

Oyunculuklar demişken, yönetmenimiz oyuncularına poz verdirerek fotoğraf mı çekti yoksa saniyede 24 kare çekip görüntülerden fotoğraf mı aldı bilmiyorum ama izlerken her kareye yansıyan mimikler duruşlar, pozlar, mizansen, mekân, kadraj vs. muhteşem… Sessiz sinema döneminin tadını da aldım izlerken, o mimiklerden gelen diyalog gücü, her karakterin duygu durumunun kareye yansıması muhteşem. Aya Seyahat’i yüzünüzde devasa bir tebessümle ve arada “olabilir mi?” diyerek izleyeceksiniz, söz veriyorum. Henüz izlemediyseniz sinemamızın bu çok acayip, çok muzip, çok fantastik ve çok sempatik filmini kaçırmayın…

Fragmanı:

Yorumlar