Başında Güvercin Uçmayan Adam: Talihli Amele (1980)

0
2586

Sinematik Yeşilçam, Yeşilçam’a karşılık beklemeden tutulmuş benim gibi hayalperest aşıklara kapı açmasıyla bilinir. Sitenin içeriklerinin her biri adeta Yeşilçam‘ı ayakta tutan yüzlerce kolonu simgeliyor. Bendeniz de inşa esnasında harcı karıştırmak için gönüllü sayısız isimden biri olarak kendimi talihli sayıyorum. Peki ya etrafımı, kapitalizmi dayanak bellemiş insanlar sarsaydı, yine de talihli diyebilir miydim kendime?

İlyas Salman‘ın Mehmet Ali Erbil ile beraber döktürdüğü, üretken yönetmen Aram Gülyüz’ün yönettiği dinamik mi dinamik “Uyanıklar Dünyası” (1985) filmi benim için hem sinemasal anlamda hem de Sinematik Yeşilçam ile kurduğum bağ bakımından hayli önemlidir. Film, beni gülmekten yerlere yatırdığı gibi sitemiz için yazdığım ilk yazıya ilham kaynağı olmuştur (Eleştiri yağmuruna tuttuğum yazımı şuradan okumak mümkün: ). Yeşilçam’ın sıklıkla başvurduğu birtakım yöntemlere sırtını yaslayan (ikiz karakter, yanlışlıklar komedisi vb.) “Uyanıklar Dünyası”, başrol oyuncularının uyumu sayesinde eşsiz bir esere dönüşüyor. İlyas Salman kendi adını verdiği karakterde “kör talih” diye hayıflanadursun, bizler zaman makinesinin (onu da Aram Gülyüz‘ün “Zaman Makinesi 1973” filminden mi temin etseydik) kırmızı düğmesine basalım.1980 e dönüyoruz.Bakalım Mehmet Ali Erbil‘in canlandırdığı Dolap Osman‘dan önce kimlerle mücadele etmiş aktörümüz.

Türk Sineması’nın farklılık yaratan oyuncularından İlyas Salman, oyunculuğunun yanında pek çok meziyet barındıran (şiirlerden türkülere uzanan yelpaze) her anlamda entelektüel bir kişiliktir. Kemal Sunal‘ın Arzu Film‘den ayrılmasıyla başlayan süreçte Ertem Eğilmez Şener Şen‘i ve İlyas Salman‘ı ön plana çıkarmış, “Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor” (1978), “Erkek Güzeli Sefil Bilo” (1979) ve “Banker Bilo” (1980) gibi filmlerle seyircilere hitap etmiştir. Son dönemde “Sis ve Gece” (Turgut Yasalar-2006), “Lal Gece” (Reis Çelik-2012), “Mısır Adası” (George Ovashvili-2014) gibi kanımca nitelikli yapımlarda rol almıştır İlyas Salman. Bu filmlerde oynadığı karakterler adeta üstüne dikilen elbiselerdir ve oyuncu seçimindeki başarıyı gözler önüne sermektedir. Filmografisine baktığımda, yine son dönemde oynadığı ancak seyretmekten kaçındığım denemelerini gördüğüm İlyas Salman, zaman yolcuğumuz sonrası bizleri 1980′in yaz aylarında yine “kör talih” derken karşılıyor. Bu kez etrafında başka başka insanlar mevcut.

Talihli Amele filmi sinemamız olduğu kadar tiyatromuz için de değerli Başar Sabuncu‘nun ve hakkında ne yazsam eksik kalacağım Atıf Yılmaz‘ın dokunuşları sayesinde iz bırakan, seyirciyi güldürdüğü anda dahi tedirginliğe sürükleyen ve kahkahanın arkasından gelen öldürücü darbeyi temsil eden sansüre maalesef yenilen kalburüstü bir film. Hikâyenin merkezinde Mehmet Ali (İlyas Salman) var.Amelelik yapmak üzere eşini ve iki çocuğunu memleketinde bırakarak hemşehrisi ile İstanbul’a hareket eden Mehmet Ali, etliğe sütlüğe karışmadan iş öğrenerek parasını biriktirme hayalleri kurar. Bir bankanın maliyetlerini karşıladığı apartmanın inşaatında işe başlar. Banka, hesap cüzdanı sahiplerine apartman dairesi vaat edecek denli “işi bilmektedir”. İnşaat alanında banka adına yapılan reklam çekimleri esnasında yakışıklı diye tanıtılan amele (Ulvi Alacakaptan) kendilerinin fotoğraflarının çekilmesini ister. Sonra her şey karanlığa saplanır. O fotoğraf karesinin en sağında yer alan Mehmet Ali, başına üşüşecekleri bilmeden, sadece suretiyle yem atmış olmanın acısını zihninin ve kalbinin her noktasında hissedecektir.

Başar Sabuncu‘nun her diyalogunun arkasında soru işareti saklayan senaryosu (daha önce başka isimle tiyatro oyunu olarak da sahnelenmiş), kapitalizmin pantolon gömlekten ibaret sanılan kişileri de derin uykularından uyandıracağına işaret ediyor. Öyle ya, paranın duygularla, gururla ya da vicdanla ne alakası olur?? İnsan yeter ki uyanmaya başlasın. Bir köşeye hallaç pamuğu gibi atılsa da, onu gözleyenler için belki de ışık hüzmesidir. İşte filmde, kara bulutların arkasında da görüyoruz Mehmet Ali’nin yüzünü. Bütün (u)mutsuzluğuna rağmen parlıyor. Karşısındakilere eğilmeli. Senaryoda paranın taraflarını bankacılar, reklamcılar, gazeteciler şeklinde üçe ayırmak mümkün. Fitili ateşleyip talih kuşunu ıslıkla çağıran İsmet Ay‘ın teatrallikte zirveye çıktığı Mösyö Alber. Mösyö, yardımcısı Haluk (gıcık ama harika Mustafa Alabora) ile beraber iş pişirmeye endeksli yaşıyor. İmaja sunulan katkının hangi yollarla sağlanacağına dair kafa patlatmaktan binlerce kilometre uzak Sözde fikir bulundu ya değmeyin keyfine! Onun için cebini dolduranlardan alabileceği ufacık tebessüm yeter de artar. Aman aman, bugünü anlattığım sanılmasın. Gerçi ha bugün ha yarın. Dün bugün yarın.. Ne değişiyor ki! Sanırım sadece mösyöler sözde fikirlerini bulunca Evreka demiyordur.

Başar Sabuncu, senaryosunda yılgınlığa düşmeyen kötülükler yaratarak öfkesinin boyutlarını seyirciye ezberletiyor. Başladıkları işte tökezlemelerine rağmen kazanmayı düşünen güruhlar o apartmanın etrafında toplanmış. Kalabalık içinde sevgi kırıntılarını yediğini iddia edeni görür gibiyim. El kaldırıyor zira. Sanırım Başar Sabuncu yumuşuyor ya da bana öyle geliyor. O kişi Hümeyra‘nın (Akbay) oynadığı gazeteci. Patronunun (yine formunda Metin Serezli) hırslarına hizmet ederek katıldığı Talihli Amele Olayı’nda maşadan öteye gidemiyor. Tahliller yine zamansız, yine hedefi on ikiden vuran cinsten. Pişmanlıkların üstü çiziliyor. Çünkü son pişmanlık fayda etmiyor. Kimlik üzerinden salvoların gelmesi, gerçek haberlerin atlanması gibi Babıali’nin kurallarından koptuğumuz sinemasala çalan anlarda da bugünü geçmişle harmanlayarak geriliyoruz. Vizyon sahibi Başar Sabuncu‘nun da zaman makinesini kullanıp 2000′lere gittiğini düşünecek kadar delirmiş olabilirim, inanın bilemiyorum. Sevgi kırıntıları ortada sahipsiz kaldı.

Neyse ki, Mehmet Ali’nin yanına elinde domatesli biberli yarım ekmeği ile biri geliyor (hayranlık beslediğim Erdal Özyağcılar). Amelenin dostu amele midir sadece? Madem öyle, neden destek çıkmıyorsun Mehmet Ali’ye? Başar Sabuncu burada da umutsuz. Filmin en yardımsever karakterini sönük resmetmek yanlış tercih. Belki de kabahat Yeşilçam‘da. Babacan karakterler kimseyi çaresiz bırakmıyordu ya, benimkisi o düşüncenin geçersiz sayıldığına duyduğum şaşkınlık. Senaryoda benimsenmiş dilin herkesin canını acıtmaktan yana taraf tutması, ilk etapta İlyas Salman filmlerinden beklediklerimizle örtüşmüyor. Tamam, politik göndermeli İlyas Salman filmine “Banker Bilo”dan alışığız belki ama Talihli Amele filminde arkadan görünen adamın dahi göndermede bulunduğunu görüyoruz. Örneğin bir sahnede, banka görevlisine (Kâmran Yüce) “ne oluyor abi, anarşik olay mı var yine” diye soran sade vatandaşın arkası okyanus kadar uçsuz bucaksız. Başka bir sahnede ise, kısacık görünen Mümtaz Ener‘in canlandırdığı dedenin torununa anlattığı savaş hatıraları düşündürücü mü düşündürücü.

Talihli Amele

1980 yılında sadece Talihli Amele filmini yöneten Atıf Yılmaz, filme getireceğim olumsuz eleştirileri ne yazık ki üzerinde toplayacak. Röportajlarından ve kitaplarından okuduğum kadarıyla Atıf Yılmaz, filmlerini izlemekten kaçınıyor. Şüphesiz ki bunda çok sayıda çektiği piyasa işi filmlerin etkisi var. Üzülerek söylemeliyim ki, Talihli Amele filminde, dağınık yönetmenlik görmekteyiz. Üslup tutturulamamış. “Rejisör Atıf Bey değil” deseniz, inanırım. Kabûl, ustamız bir “Zavallılar” (1975), bir “Adak” (1979) çekmiyor, ama “Köşeyi Dönen Adam” (1978) daki yönetmenliğinden eser yok. İnternette okuduğum yorumlarda Talihli Amele”nin, Osman F. Seden‘in en iyi Kemal Sunal filmi “Yüz Numaralı Adam” (1978) ile müşterek noktalara parmak bastığına değiniliyor. Hatta iki filmi kardeş ilân edenler de azımsanmayacak düzeyde. Benzeştiği noktalar fazla olsa da (reklam sahneleri aynı fonda ve Osman F. Seden iki filmde de neredeyse aynı rolde vb.), kardeşlik kısmına katılmadığımı vurgulamalıyım.

İlle kardeşlik bağı kurulacaksa, benim oyum “Köşeyi Dönen Adam”a. Nedenleri başka yazının konusu. Atıf Yılmaz‘ın, “Köşeyi Dönen Adam”daki netliği Talihli Amele filminde yok. Üstelik Başar Sabuncu‘nun senaryosu, Umur Bugay ve Müjdat Gezen‘in senaryosundan daha derli toplu. Mizahının altı daha kısık. Kahkahamızın hemen arkasından ya soru işareti ya da tedirginlik geliyor. Oyuncu yönetmenliğinde de hiç iyi bulmadım Atıf Yılmaz‘ı. Kalabalık kadrodan tam anlamıyla verim alamamış. İlyas Salman‘ın dahi “oynayamadığı” sahneler var. “Kusura bakma bacım, anlamıyorum, anlamıyorum” repliğinin söylendiği sahnede en bariz örnek. Filme dair getireceğim diğer eleştiri de müziklerin filmin ruhuna uymaması. Görüntü yönetmenliğinde Çetin Tunca, yazın ve “ışığın” bütün etkisini filmde kullanarak yine döktürmüş.

Yukarıda bahsi geçen isimler dışında kadroda öne çıkan diğer isimler, Mehmet Ali’nin eşi rolünde Aliye Uzunatağan, Reklamcı Haluk’un herkese göz kırpan sevgilisi rolünde erotik furyanın cüretkâr isimlerinden Zerrin Doğan, “Yusuf ile Kenan”daki (Ömer Kavur-1979) Böcek rolüyle sanıyorum ki Atıf Yılmaz‘ı da mest eden ve filme davet edilen Yalçın Avşar, sempati beslediğim Gökhan Mete, Salih Kalyon, Hüseyin Kutman, Ekrem Dümer. Ayrıca yönetmen Feyzi Tuna da çıkarmadığı güneş gözlükleriyle epey süre almış.

Sözlerimi yine sansür denen lanete değinerek bitiriyorum. Talihli Amele finaline zamanında trajikomik nedenden ötürü müdahale edilmiş, böyle sert senaryoya konabilecek en güzel son oysaki. Ayrıca filme televizyon kanalları da sansür uygulamış. Seyrettiğim kopyada hikâyede büyük anlam içermeyen sahneler kesilmiş. Keza İlyas Salman ile Zerrin Doğan‘ın reklam çekim sahneleri makaslanmış.

Talihli Amele Zerrin Doğan

Yazan: Oğul Can Çomak 2018

Kaynak : www.sinematurk.com

Yorumlar