Mehmet Güler – Bir Yeşilçam marjinali

0
1084

Mehmet GülerHani simgeler vardır, simgeleşen insanlar… Sokaklar, mekanlar, semtler onlarla özdeşleşmiştir, onlarla anımsarız o yerleri. Mehmet ağabey de yani Mehmet Güler, namı diğer Tokmak Mehmet de öyle insanlardandır. Hangi saatte giderseniz gidin onu mutlaka Ayhan Işık Sokak’ta görürsünüz. Ya o sokakta o tarihlerde işlettiği Kafe Kontak’ın önünde dikilirken ya da kim var kim yok diye kahvehaneleri kolaçan ederken rastlarsınız ona. Tokmak Mehmet dendiğinde tanımayan yoktur. Hatta postacı bir gün bir mektup getirir. Mektup İzmir’den geliyordur. Mehmet Güler zarfa baktığında şaşırır çünkü zarfın üstünde “Tokmak Mehmet, Beyoğlu” yazıyordur sadece.

“Tokmak”, yönetmen Memduh Ün’ün sıkça kullandığı bir sıfatmış. Mehmet Güler de 50’li yılların jönlerinden Saltuk Kaplangı’nın prodüksiyon amirliği yaptığı yıllarda asistanlığını yapıyormuş. “Saltuk Kaplangı, Memduh Ün’le çok filmde oynadı. O jön oynardı, Memduh Ün kötü adam, aynı zamanda hem yönetmen hem patrondu. Memduh Ün’ün meşhur lafıymış. Saltuk Kaplangı da bana ‘tokmak’ derdi. Öyle kaldı.
1946’da Ordu’da doğan Mehmet Güler 8 yaşında karnesinde zayıf gelince, “Babam döver diye” İstanbul’a kaçar. Bir süre Sağmalcılar’da kaldıktan sonra, ‘Artist olmak için’ Yeşilçam’a gelir. Sene 1957’dir.

Mehmet GülerSokaklarda yatıyordum. Birkaç filme figüran gittim, çocuk oyuncu olarak. Prodüksiyon amirliği de yapan Tiyatrocu Adil Güldürücü’nün Bayram Sokak’ta köfteci dükkanı vardı. Kışın onun yanına bulaşıkçı olarak girdim. Yaz gelince tekrar figüran olarak setlere gidiyordum. Kışa doğru döndüğümde Adil Güldürücü, ‘Sen artık artist oldun, bu işleri yapamazsın’ dedi. Anadolu Pasajı’nda, Mehdi Baba Kahvesi vardı. Hüseyin Peyda, Feridun Karakaya, Sami Ayanoğlu gibi gözde artistler hep oraya gelirdi. Orda askıcılık yaptım, çay dağıttım. İlk ciddi rolümü Sıkı Dur Geliyorum filminde oynadım. Cüneyt Arkın’ın da ikinci veya üçüncü filmiydi. Ondan sonra Hancının Kızı’nda oynadım. Ondan sonra da kamera arkasına geçtim. Işıkçılık, prodüksiyon asistanlığı ve amirliği gibi işler yaptım.

Birçok film şirketinde prodüksiyon amirliği yapar Mehmet Güler. 1975’te ‘başkasının kanatları altında’ yapımcılığa başlar. Fakat para kazanamayınca tekrar prodüksiyon amirliğine döner. Bu kez Saklambaç gazetesi’nin fotoromanlarında yapıyordur bu işi; iki yıl kadar çalışır. “Muhterem Nur’un hayatından, Yılmaz Güney’e kadar birçok fotoromanda çalıştım. Yılmaz Güney’i tanıdığımda reji asistanlığı yapıyor, senaryolar yazıyordu. Arkadaşlarım ‘Hep başkalarını zengin ediyorsun, artık kendine film yap’ diye teşvik ettiler. 1979’da, seks furyası döneminde Ülkü Erakalın’ın, Zerrin Egeliler’le çektiği Günahkâr Kadın filmiyle yapımcılığa başladım. Ülkü Erakalın’la bir ekip kurmuştuk, ayda 4 tane film yapıyorduk. Para kazanmak için yaptık bu filmleri, yoksa hâlâ sürünüyorduk. Ben yaptıklarımdan pişman değilim. O filmler birçok arkadaşın ayakta kalmasını sağladı. Stüdyolar kapanıp gidecekti çünkü başka film yapılamıyordu, erotik filmler iş yapıyordu. Sinemada bizden büyük olanlar, para kazananlar paraları başka yerlere akıttılar. Bizler hiç değilse film sattığı zaman hemen yeni filme başlıyorduk. Ben erotik film de çektim, seks filmi de. O zaman o filmler iş yapıyordu.

Berhan Şimşek’i ben sinemaya getirdiğim zaman Agâh Özgüç, ‘Bundan bir şey olmaz’ demişti. Şimdi de en iyi arkadaşlar.

Bir Ağır Ceza Hakiminin (Necati Haksun) yazdığı Kutsal Ceza romanını okumuştum. Yönetmen Korhan Yurtsever’e, Fıratın Cinleri filminden sonra ‘Gel bunu film yapalım’ dedim. Evirdiler, çevirdiler, ‘olmaz’ dediler. Daha sonra Ali Özgentürk o romanı Hazal diye çekti. Hem ödül aldı, hem de piyasaya sağlam adım atmış oldu.

Prodüksiyon amirliği vesilesiyle Anadolu’da çok film çektik. Gittiğim bütün vilayetlerde sinemaları, sinemacıları takip ederdim. Behçet Nacar daha yeni oyuncu. Gittiğim her sinemada ‘Behçet Nacar’a niye başrol oynatmıyorsunuz?’ diyorlardı. Süper Film’in sahibi Halil Dilmen’e ‘Ağabey böyle-böyle diyorlar’ dedim. ‘Bir şey olmaz ondan’ dedi. Ondan sonra Melih Gülgen başrolde oynattı Behçet Ağabeyi. Arkasından Behçet serileri geldi. Sonra da kendi firmasını kurdu.

Deprem diye bir roman okumuştum. Ben filme çekecektim. İş yapacağını, iyi çekilirse ödül alabileceğini düşünüyordum. Gittim Behçet Nacar’a ‘Behçet ağabey, böyle bir projeyle ilgileniyoruz, oynar mısın?’ dedim. ‘Kendi firmamdan başkasına oynamıyorum’ dedi. Sonra Kazım Kartal’a söyledim. ‘Çekeriz’ dedi. Maddi olanaksızlıklardan dolayı çekemedik. Deli Kan olarak başka bir firma çekti sonra, Tarık Akan’la.

Ben çok kitap okurum. İrfan Yalçın’ın Genelevde Yas romanını okudum. İrfan Yalçın’a gittim. Ağır paralar istedi, çekemedik. Daha sonra Sinan Çetin 14 Numara adıyla film yaptı.

Zerrin Egeliler’le Günahkâr Kadın’ı çektiğimizde sinemalardan tarih alamıyorduk oynatmak için. Aksaray Güneş Sinemasının sahibi, ‘Ben oynatayım’ dedi ve oynattı. ‘Bir gün gel, seyret filmi’ dedi. Gittim, sinema tıklım tıklım dolu. Araya yabancı porno parça koymuşlar. O bitince sinema tamamen boşalıyor. ‘İşte senin filmin bu. Böyle sahneler çekersen, senin filmin de iş yapar’ dedi. Bunun üzerine porno filmler çektik.

Mehmet Güler aile boyu sinemacı. 11 yaşındaki oğlu Fırat, Muammer Özer’in çektiği Hollywood Kaçakları filminde oynar. Büyük oğlu Murat, kızları Özlem, Özgül ve Özge de birçok filmde rol alır.

Yazan: Mesut Kara

 

Yorumlar