Osman Cavcı ve Renkli Türkçe (2000)

0
1546

Farklı bir filmdir Renkli Türkçe. Oyuncularıyla, hikayesiyle, bakış açısıyla deyim yerindeyse aykırı bir filmdir… Hababam Sınıfı Güle Güle ve Muhsin Bey filmlerinden tanıdığımız Osman Cavcı vardır mutfağın içinde… Ve 90’lı yıllarda matrak filmleriyle çokça ekrana çıkmıştır bu güzide isim. Mizah açısından zengin lakin fakir bütçeli filmi Zampara Seyfettin bu matrak filmleri arasında en çok dikkat çeken yapımıdır… Bu başarı da yönetmenlik koltuğunda oturan Ünal Küpeli’nin payı da yadsınamaz. Zira Cavcı’yı oynatan en iyi yönetmen odur…

Osman Cavcı malumunuz Münir Özkul’un evinde yetişmiş, Kemal Sunal, Şener Şen, Halit Akçatepe, İlyas Salman ve Öztürk Serengil gibi komedinin ağır toplarıyla beraber çalışma imkanı bulmuş ancak dönemsel şartlardan dolayı o isimlerin seviyesine çıkamamış nasipsiz bir komedyendir… Lakin Son Yeşilçamlı olmanın verdiği ışık ve vakarla o yılların komedi yapımlarında arz-ı endam etmeyi pek tabii başarmıştır… Ve dönemine göre başarılıdır. Fakat üzülerek söylüyorum yanlış zamanda doğmuştur Cavcı… Kariyerinin yükselişe geçtiği pişme zamanında sinema buhranına maruz kalmış akabinde maddi imkansızlıklar onu hak ettiği yerlerden uzaklara savurmuştur diyebiliriz… Ancak bu duruma tamamen de üzülemiyoruz! Zira Osman Cavcı Yeşilçam’ın en rüzgarlı zamanlarının genci ve gözlemcisi olduğu için o döneme ayna tutan Renkli Türkçe filmini çekme imkanını bu dönemde bulmuştur. Kaderin cilvesi diyebiliriz bu duruma… O olmasa kim yapacaktı bu güzel filmi? İşte bu yüzden Allah’ın işine karışmadan filmi incelemeye başlayalım diyorum…

Renkli Türkçe filminin baş karakteri sinema makinisti Sabit (Osman Cavcı)’tir. Olay şimdilerde pek hatta hiç bulunmayan bir semt sinemasında geçmektedir… Sabit deyim yerindeyse silik ve asosyal bir insandır. Çevresi semt sinemasının çevresindeki işportacılar ve parasızlıktan sinema da yatan alkolik Muhteşem Abi (Ercüment Balakoğlu)’sinden ibarettir. Sinemada ise işler de pek parlak değildir. Bir yıl içinde kapanacak, AVM olacaktır. Bir gün müdür (Baykal Kent) Celal işi bırakınca sinemanın sahibi, Beyoğlu’ndaki film şirketlerinden filmleri getirme işini Sabit’e verir. Asosyal Sabit artık akvaryumundan daha doğrusu kara örtülü kafesinden dışarı çıkmıştır. İşte filmin bu yazıya mazhar olmasını sağlayacak aşama bundan sonra olanlar… Sabit filmleri almak için dağıtıcıya gider ve orda bir kadına takılır gözleri. Bir dönemin ünlü seks yıldızı Zerrin Öz (Nilüfer Aydan)’e benzetir kadını ve bu soru aklını kurcalamaya başlar…Doğru mu görmüştür? Şimdilik bilinmez. Filmleri alır gider Sabit… Nereye mi ? Beyoğlu’nda sinema gibi karanlık bir bara… Mekana girer ve orada bir kadınla (Akasya Asıltürkmen) tanışır daha doğrusu kadın onu tanımak ister… Tanışırlar. Buraya geri döneceğiz. Nerde kalmıştık? Ve Sabit semt sinemasına döner aklında hala hayran olduğu Zerrin Öz vardır. Saplantılar, takıntılı sorular film gibi beyninde dönmeye başlamıştır…

Sabit’i gören saz ekibi toplanır etrafına… Ve Sabit beyninin içindeki fırtınaları dışarı doğru sürmeye başlar…

Sabit:Mustafa abi Galiba zerrin özü gördüm
Mustafa: Hadi be keşkül olmuştur o!
Sabit: Belki de benzettim…
Mustafa: Bunların sonu ne olur ki ya pavyonda çalışıyodur ya genelevde…

Ve söze sonradan Hristiyan olduğunu (Karakterin ölünce mezar taşından anlıyoruz…Gizleme gereği duymuş olabilir…) öğrendiğimiz Muhteşem abi bomba tesiriyle sohbete dahil olur: “Ulan karılara vermiyor diye bozulursunuz verince de orospu dersiniz! diye patlatır repliği”…

İşte bu tarif edilemez kadar basit cümlelerle ifade edilen lakin tamı tamına gerçek olan bir sosyolojik tespittir ve seyirciyi bu acınası vaziyet hakkında düşünmeye sevk edeceği zannımca muhakkaktır.

Renkli Türkçe - Nilüfer Aydan

İlerleyen sahnelerin birinde Zerrin Öz yaşlanmış bedenine aynada isyan eder. Artık eski yüz güzelliği ve pürüzsüz cildi yerini buruşukluğa ve sarkmışlığa terk etmiştir… Bu durum tabiki eski bir star için kabul edilebilir bir hal değildir… Ve sinirle karışık: Senelerim gitti senelerim! diye feryatta bulunur yılların arzulanan kadını. İşte bir kadının tükenmişliğini ve güzelliğinin yok oluşu karşısındaki psikolojik çıkmazını anlatan müthiş bir sahne… Burada Zerrin Öz‘ü canlandıran Nilüfer Aydan‘ın performansı gerçekten takdire şayan… O herhangi bir realist Rus yazarının kitabındaki karakterler gibi hakiki manada gerçek olmayı başarmıştır. Ve bu karakter ona Altın Portakal’da ödül getirmiştir…

Filme geri dönelim… Zerrin Öz artık piyasadan silinmiş bir isimdir, yaşlıdır ve erotik filmlerde oynadığı için artık lanetlidir… Bilindiği üzere halk erotik dönemde rol alan erkekleri bağışladığı halde kadınları affetmemiştir… Sanırım bu ayrımcılığa sanatsal bir tepkinin filmidir Renkli Türkçe… Derken bir güzide ve bir o kadar edebi sahne daha çıkar karşımıza…

Sabit bara döner ve tanıştığı kızla karşılaşır ve bir masaya otururlar. Aralarındaki diyalog şöyledir:
Bardaki kız:Sinemaları hep merak etmişimdir ne garip yerler undergraund. Acaip ilgimi çekiyor…
Sabit: Gerçekten de ilginçtir bizim orası…Tip tip adamlar vardır. Nerden gelirler? Kimlerdir? Karanlıktadır, çıkarlar… Burası da tıpkı bizim sinema gibi karanlık belki de o yüzden burdayım…
Bardaki kız: Örümcek gibi.
Sabit: Niçin?
Bardaki kız: Biraz önce karanlıktan ve rutubetten söz ettin. Gün ışığından hoşlanmayan bir adamsın işte!
Sabit: Evet doğru gün ışığına alışkın değilim sadece. Sinemada gece ile gündüzü ayıramazsın. Filmler birbirine karışır. Dışarıda gece midir gündüz müdür zamanın önemi kalmaz ama karanlığı da sevmem değil… Daha iyi düş kurarsın! Perdede film oynarken kafanda kendi filmini oynatırsın. İki film üst üste oynar… şeklinde tahlillerle dolu bir diyalog geçer…

İşte sinemanın gücü ve faydaları… Osman Cavcı‘nın Köpek Öldüren kitabını okuyanlar onun bu bilinçaltı ve gözlemci yapısını orada da göreceklerdir… Rumeli Hisarı müdavimlerinden olan Cavcı’nın kitaptaki tasvirlerini ve iç konuşmalarını okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Hatta hoşunuza gideceğini düşündüğüm bir kısmını aynen naklediyorum: “Bu kız bana bakmaz abi” dedim içimden. Bir masaya oturdum, tak, bir çay. Bakışlarımı görmesin diye güneş gözlüğümü taktım. Seviyormuş gibi baktım. Ama gözlüklerimden belli olmadı. Çıkardım gözlükleri, bir daha baktım, ama beceremedim bu sefer… Yukarıdaki satırlar insanı farklı boyutlardan gözlemlemeyi başaran ve gerçeği sevmeyen bir insanın kaleminden dökülen gözyaşları… Çünkü gerçek insanı sınırlandıran ve belli başlı şartlara mahkum eden bir mefhum. Haliyle hakikat, hayali olanlar için sıkıcı bir kelepçeden farklı bir meret değil. Lakin bu vizyondaki insanlar için sinema bir çıkış yolu adeta hürriyet ülkesi! İşte bu güzide insan bu sebepten ötürü sinemayla meşgul… Sırf düşünü gerçek yapmak için… Sırf ütopyasını sahaya sürmek için…

Renkli Türkçe filminin ilerleyen sahnelerinde Sabit’in merakları daha da artar… Zerrin Öz‘ü takip etmeye başlar. Onun hakkında bilgiler edinir. Telefon numarasına kadar öğrenir. İşte aşk ve hayranlık bir asosyali bu kadar cesur yapar!

Vee filmin sonlarında Zerrin Öz bir buhran anında eski filmlerinin yapımcısı ve şimdi de birlikte yaşadığı film dağıtıcısı Şadi (Erdinç Olgaçlı)’yi öldürür. Onu sürekli takip eden Sabit durumu öğrenince ona telefondan ulaşır ve kurtulması için onu evi yani sinemaya çağırır. Zerrin Öz köşeye sıkışmıştır bir umut der gider verilen adrese… Sabit Muhteşem Abi’sinin “Bizanslılar İstanbulu yeraltı şehri yaptı babam bana anlatırdı” benzeri sözünün tesiriyle sinemanın altında bulunan kanalvari yapıyı kaçış yolu olarak tahayyül eder ve Zerrin Öz’ü delikten kaçırır. Kaçırır mı? Vallahi bilinmez… Muhteşem Abi Yunan kökenli mi? Ermeni mi? O da bilinmez; lakin saplantılar yani bilinmeyenler bilinir… Postmodernizm böyle birşey…

Yazan: Cemal Berktaş

Osman Cavcı ve Renkli Türkçe (2000) Ağustos 2018…

 

Yorumlar

PAYLAŞ
Önceki İçerikKartal Tibet ve Ö. Lütfi Mete’ye göre Yeşilçam
Sonraki İçerikOrhan Pamuk a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı
17 Eylül 1997 tarihinde Malatya’da dünyaya geldi. Sanatla oldu olası haşır neşir olan Berktaş, küçük yaştan itibaren sürekli bir şeyler yazıp karalamaya ve Yeşilçam klasiklerini izlemeye bayılır. Ancak ciddi üretim ve faaliyetlerine lise çağlarında başlar. *2014 yılında Kayseri Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği Uluslaraası Liseler Tiyatro Festivali‘ne Beydağı Abdülkadir Eriş Anadolu Lisesi tiyatro ekibinin mensubu olarak katılır. Orhan Asena’nın “Ölümü Yaşamak” adlı oyununu gösterime ekip olarak sunarlar. Oyundaki Mustafa rolüyle jüri tarafından “en iyi erkek oyuncu” ödülüne layık görülür. *2015 yılında istemeyerek de olsa İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümüne başlar. *2015 yılının sonlarına doğru Bayırbucak Türkmenlerinin çektiği sıkıntılar üzerine yazdığı "Bayırbucak Yanıyor" şiiri 170 bin tirajlı Türkiye Gazetesi‘nde neşredildi. Bu şiir Türkmen Derneklerinin resmi sayfalarında ve yerel gazetelerde de neşredildi. *2016 yılının başlarında İ.Ü Tarih ve Düşünce Topluluğu‘nu kurdu. Topluluğu iki yıl ilmi usüllerle yönetti. Birçok faaliyete imza attı. *2017 yılında küçük çaplı iki blogda şiir ve fikir yazıları yayınlandı. Blog sahiplerinin baskı, sansür ve ufuksuzluklarına dayanamayıp buralardan ayrıldı. *Akabinde Aralık 2017’de gördüğü lüzum üzerine hür bir şekilde, kimsenin dokunamayacağı yazıları yazmak maksadıyla şahsi internet sitesi cemalen‘i kurdu. *2018 yılının başlarında yine Türkiye Gazetesi‘nin genç yazarlar köşesinde "İdealler ve İnsan" başlıklı yazı dizisiyle "Her Şeyin İlacı Para Mı?" isimli yazıları neşredildi. Biyografinin başında da belirttiğimiz gibi istemeyerek yazdığı Sosyal Hizmet’i hasıl olmasını istediği şartlar olgunlaştığında bıraktı. Üniversite sınavına tekrar girip, mizacına daha uygun olan Hukuk Fakültesi’ni(Akdeniz Üniversitesi) kazandı… *Ağustos 2018’den bu yana ise Sinematik Yeşilçam'ın kurucularından, film inceleme yazarı Utku Uluer‘in teklifi üzerine Sinematik Yeşilçam’da çok sevdiği naif ve samimi Yeşilçam filmlerinin incelemelerine yer veriyor