Türk Rambo’su ‘Ramo’: Sönmez Yıkılmaz

Sönmez Yıkılmaz Türk Rambosu. Kendi deyimiyle sinemanın “hamalı”. Kavgacı olarak başladığı oyunculuk serüveninde başrole kadar gelmiş. Söyleşi yaptığımız günlerde son “artistler kahvesinin” üstünde, birçok yan rol oyuncusunun uğrak yeri olan kendi film yazıhanesi vardı. Burada hem sinema okulu, hem tiyatro, hem de casting yapmayı düşünüyordu. “Benim burada bir hedefim var. Sinemalarda yerli film oynatacağım. Amerikan filmleri seyrediyoruz, bizim seyircimiz bizim filmlerimizi de seyredebilsin. Ben de ona göre, o filmlere rakip filmler çekeceğim. Onun savaşını veriyorum şu anda. İnanıyorum Türk sineması yine eski parlak günlerine dönecek, seyirciyi sinemaya çekecektir. İyi avantür filmler çekeceğim. Zaten dünyamız avantür. Televizyonu açıyoruz savaşlar, vurgunlar. Yok vatanını koruyan Vietnamlılar haksız, işgal eden Amerikalılar haklı; topraklarını koruyan Kızılderililer haksız, onları boğazlayan, topraklarını alan kovboylar haklı… Böyle avantür değil tabii. Mazlumun yanında, mazlumun haklılığını verecek avantür filmler çekeceğim. Yoksa ‘kahraman şerif’ olayı değil.”

1955 yılında Rize’de doğan Sönmez Yıkılmaz küçük yaşta İstanbul’a gelir. Bir vücut yarışmasıyla sinemada yer bulmaya çalışır. 1967’de Malkoçoğlu filmine çağırırlar. Büyük bir rol bekliyordur, fakat figüran olarak oynar.

IŞIKÇILIKTAN KAVGACILIĞA

“Çeşitli pozlar çektirip film şirketlerine gönderdim. Başrol bekliyordum, küçük bir rolde oynadım. Dedim, ‘Sönmez sen Yeşilçam’da iyi bir yere geleceksin, başrole çıkacaksın’. Beyoğlu hayatı başladı. Bir kovboy şapkası, bir atlet, kot pantolon ve kovboy çizmeleriyle yaz-kış Beyoğlu’yu arşınlamaya başladım. Güçlü bir fiziğim olduğu için filmciler bazen hamallık işlerine, bazen de polis-jandarma gibi rollere figüran olarak çağırıyorlardı. O aralar ışıkçılık teklifi geldi, Erman Film’de ışıkçılık yaptım. Bir film çekiliyordu, vücutlu bir artist gelmemişti. ‘Sen oynar mısın?’ dediler. ‘Oynarım’ dedim ve oynadım. Yine küçük bir roldü, ilk kavgacılık böyle başladı. Ben ışıkçılıktan 25 lira yevmiye alıyordum, sabah 5’ten gece 2’ye kadar çalışarak. 5 dakika oynadım 100 lira aldım. Benim için büyük para. Ondan sonra kahvelerde film teklifleri gelecek diye beklemeye başladım. Kavga rollerine, tehlikeli sahnelere çağırıyorlardı. Aranan bir kavgacı olmuştum.”

ZEKİ MÜREN ANISI

Sonra, 1971 senesinde Killing Ölüm Saçıyor adlı film çekilir. Sönmez Yıkılmaz başrolünü, yani Killing’i oynar. O sıralar gazeteci bir arkadaşı Sönmez’i Zeki Müren’le tanıştırır. “Geleceğin jönü, Killing Sönmez Yıkılmaz diye tanıştırdı. Konuştuk, Zeki Müren çok sevdi beni. ‘Akşam evime yemeğe gel’ dedi. Ben düşündüm, taşındım; saygı duyduğum bir insan, ama onun dünyası ayrı, benim dünyam ayrı. Ben yemeğe gitmedim. Gazeteci arkadaşım bana kızdı, ‘Onun elinden tuttuğu insan şöhret olur’ dedi. ‘O bizim sanat güneşimiz, saygı duyarız, beni mazur gör’ dedim. Killing Ölüm Saçıyor benim ilk başrolüm. Film çok tuttu, iş yaptı, fakat yapımcı bana başka iş teklif etmedi. Ben artık artistler kahvesinde başrol bekliyordum. İşler geliyor, başrol diyorum, fakat başrol gelmiyor. Hep kavga rolleri. Herhalde Zeki Müren’in yemeğine gitseydim başrol teklifleri gelirdi.”

Günler geçer, beklediği yeni başrol teklifleri gelmez. Sonra bir ihtiyar ona “Senin yaşın genç, sen şöhret olursun. Git filmlerde oyna, deneyimin artsın” der. Sönmez artık kavgacı rolleri geldiğinde hayır demiyordur. İyi dayak yiyen adam, atlayan, zıplayan, gözünü budaktan sakınmayan bir adam olmuştur sinemada. Bir gün Cüneyt Arkın çağırtır Sönmez’i. Levent’teki evine gider. “Sadece benim filmlerimde oyna, istediğin şöhreti ve parayı kazanırsın” der.

‘BİZE AKTÖR GÖZÜYLE BAKMADILAR, KAVGACI GÖZÜYLE BAKTILAR’

O zamanlar Ayhan Işık’lar, Tanju Korel’ler, Kadir İnanır’lar, Yılmaz Köksal’lar, Tamer Yiğit’ler var. İyi dayak yiyen el üstünde tutuluyor. Çünkü jöne alkış kazandırıyorlar. Cüneyt Arkın’la Battal Gazi’de iyi bir rolde oynar Sönmez Yıkılmaz. Bir süre birlikte çalışırlar, bazen onun evinde kalır, beraber koşu yaparlar, karate, boks yaparlar. Sonra bakar Cüneyt Arkın’ın yanında da aradığı şöhreti bulamayacak, tekrar piyasaya döner.

“Türk sineması, yapımcısı, yönetmeni bize hep kavgacı gözüyle baktı, aktör gözüyle bakmadı. İmkan vermediler bize. Yabancılarla da çok çalıştım. Yine Erler Film’in yabancılarla yaptığı bir filmde oynuyordum. Afgan mücahidi oynuyorum. Karşımızda Ruslar var. Rambo gibi yeşil bir eşarp bağladım başıma. Yeşil bir atlet, askeri bir pantolon, askeri bir bot. Ağır bir silah aldım elime, tek elle kaldırdım, pazıları şişirdim. Çaktırmadan Fransız rejisöre de göz atıyorum. Bir ara rejisör ‘Rambo Two’ dedi; bir şeyler söylüyor. Çevirmenler bana ‘rejisör seni beğendi, Türk Rambosu, Rambo 2 diyor. Sana iyi roller verecek, yapabilir misin?’ dediler. Dedim, yaparım, ben aktörüm. Bana Rambovari bir rol verdi. Rus helikopterini taradım, düşürdüm, koştum… Orada Fransız bir gazeteci vardı, resimlerimi çekti. Le Monde gibi dergilerde ‘Her yerde Rambo var, bu da Türk Rambosu’ diye resimlerim çıktı.

Alemdar Film dört buçuk günde Ramo adlı bir Rambo filmi çekti. O filmde beni 9 saat karın altında ellerim bağlı tuttular. Başka biri olsa hasta olurdu. Film video filmiydi tabii şansı olmazdı. Alemdar Film menajerliğimi yapmak istedi, kabul etmedim.

RAMBO FİLMİ: ‘DIŞ GÜÇLERİ ANLATTIM’

Anzer Film’i kurdum. Adam gibi bir Rambo filmi çektik, ‘Silaha Yeminliydim’ adıyla. Filmde kardeş kavgasına neden olan dış güçleri, Amerika’yı Arapları anlatıyordum.

‘Bizi birbirimize düşüren kimler?’ diye soruyordum. Bu film TRT’den geçmedi, üç kez reddedildi. Ben de ’88 senesinde sırtımda filmin negatifi, koltuğumda afişler bütün Türkiye’yi gezdim, sinemalarda galalar yaptım. Filmin kaseti TRT’de kayboldu. Benim de moralim bozuldu, filmin bütün haklarını bir bardak su parasına bir filmciye verdim.”

MANİSA TARZANI PROJESİ: ‘BAKANLIĞI MAHKEMEYE VERDİM’

Sonra Almanya’ya gider Sönmez Yıkılmaz. Oraya yerleşmeye karar verir fakat kalamaz, geri döner. Önce İstanbul’a gelir, her şey “eski tas, eski hamam”dır. Antalya’ya gider. Orda Manisa Tarzanı’nı anlatırlar ona. Çok etkilenir. “Hemen Manisa’ya gittim. Bir sene inceleme yaptım. Tarzan gibi yaşadım dağlarda, kış-kıyamet. Projeyi Kültür Bakanlığına gönderdim. Filmin çekimlerine de başladım. Tabii param bitti. O zamanın parasıyla 280 milyon lira harcamışım. Bakanlık 650 milyon lira verse ben bu filmi bitireceğim. Bana bakanlıktan mektuplar geliyor, ‘darboğazdayız’ diye. Tam ümidimi kestiğim anda bir gazetede benim resmim, ‘Manisa Tarzanı devam ediyor’ diye bir haber. Tamam, dedim, krediyi aldık, başlayacağım. Gazeteyi aldım, bir baktım alt yazıda Talat Bulut oynuyor, Orhan Oğuz çekiyor. Bizim projeyi yemişler. Ben de bakanlığı mahkemeye verdim. Ama bakanlık olduğu için neticesiz kaldı. O benim bebeğimdi, yazık ettiler.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir