Okan Bayülgen & Mehmet Ali Erbil – Hemşo (2000)

0
1439

Kağıt üzerinde çok itici görünen ve beklentiniz olmadığı gibi kötü olduğuna daha izlemeden kanaat getirdiğiniz ve sizi şaşırtan filmler olmuş muydu ? Bu tarz şaşırtan sonuçlar çok nadiren görülmekle birlikte, eğer bir de o filmi çok beğenirseniz insanı ön yargıların nasıl şartlandırdığını anlamış bulunuyorsunuz demektir. Hemşo baştan sona çok ilginç bir deneyim.

Tv dizilerinin daha insanları esir almadığı dönemde Eşkıya’nın (1996) müthiş başarısı sonrası film çekme cesaretini tekrar kazanan yapımcılar Her Şey Çok Güzel Olacak’ın (1997) da katkısıyla peş peşe filmler çekmeye başladılar. Bu zaman diliminde içinde komedi unsurları barındıran Kahpe Bizans (1999) ve Vizontele (2000) başarılarıyla öne çıktılar. Onlarla yakın dönemde vizyona giren ve kalabalık kadrolu olmasına rağmen başarılı yapımların gölgesinde kalan Hemşo (2000) komedi ağırlıklı görünmesine rağmen pek çok özelliği bünyesinde barındırıyor.

Hemşo ile ilgili söylenecek en dikkat çekici şey filmin başrollerini paylaşan iki ünlü şovmen. Bu sinemamızda nadir rastlanan bir durum olmasıyla da fark ediliyor. Birbirine tarz olarak yakın olmasalar da seveni de sevmeyeni de çok olan bu oyuncular şöhretlerini sinemadan değil tv programlarından kazandıklarından sinemada birlikte ne kadar başarılı olacakları başlarda büyük bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor.

Televizyon Çocuğu” (1996) adlı late night show daki sıradışı tarzıyla dikkat çekerek, belli kitlelerden çok büyük tepki alan ama tarzını kabul ettirerek markalaşmaya başlayan, Ağır Roman (1997) ile büyük kitlelere ulaşan Kaan Okan Görgün ya da bildiğimiz adıyla Okan Bayülgen Fransa’da Hukuk eğitimini yarım bırakmış daha sonra MSÜ Konservatuarı’ndan mezun olmuş çok yönlü bir kişilik. Bir dönem seslendirme yönetmenliği yapan Bayülgen daha sonraları animasyon seslendirmeleri ile adından söz ettirmiş. Zaga (1998) adlı ikinci programı devam ederken şöhretinin zirve yaptığı dönemde oynadığı Hemşo filminde bambaşka ve tarzının çok dışında bir karaktere hayat veriyor.

Bayülgen gibi kariyerinin başından beri eleştiri oklarından kurtulamayan ve tarzıyla çok eleştiri alsa da daima reytingleri tavana vurduran partneri Mehmet Ali Erbil’de popüler kültürümüzün vazgeçilmez öğelerinden biri. Ankara Devlet Konservatuarı’nı dereceyle bitiren Erbil ünlü sinema ve dublaj sanatçısı olan babası Saadettin Erbil’in desteğiyle dublaja başlarken ilk filmini de Ayhan Işık gibi bir efsane ile çektiğinde daha 18 yaşında bir delikanlı olarak karşımıza çıkıyor (Harakiri-1975) Yeşilçam filmlerinde belli başlı roller aldıktan sonra asıl ününe özel tv kanalların açılmasıyla 90’lı yıllardan sonra bilhassa “Çarkıfelek” ile kavuşuyor. Ünlü olana kadar da pek çok yerli ve yabancı filmde seslendirme yapıyor. Sulu esprileri ve cüretkar tarzıyla öne çıkan Erbil, tv programcılığında kendince bir marka haline gelerek oyunculuktan çok bu yönüne ağırlık vererek “freak show” çekmeye kadar vardırıyor işi.

Hemşo filmini özel kılan ise bu iki tartışılan ismi yan yana getirerek onların sansasyon yaratan kişiliklerinden faydalanıp gişe yapmak gibi görünüyor. Hem çok eleştirilen hem çok seyredilen bu ikiliyle halk arasında bir tür aşk-nefret diyebileceğimiz çelişkili bir durum söz konusu. Türk halkının tabularla yoğrulmuş toplumsal yaşamında dile getirmek isteyip getiremediği, biraz Amerikanvari biraz Avrupai tarzlarıyla toplumdan ayrıksı duran bu ikiliyi izleme sebebi nedir derseniz bana göre ezber bozan karakter yapıları diyebilirim. Sevmeyenler için de bunun tam tersi geçerli. Toplumsal normları hiçe sayan hatta yeri geldiğinde aşağılayıp dışlayan tavırlar sergileyen bu iki şovmeni anlatmak için madalyonun iki yüzünü de dikkatlice incelemek gerek.Bu ülkeden bir South Park çıkma olasılığının sıfırın altında olduğunu düşünürsek M.Ali ve Okan ikilisi toplumda eksik kalan bu boşluğu dolduruyor gibi görünüyor. Kimsenin cesaret edemediği formatları halka açık kanallarda deneyen bu ikili belki de halkın bilinçaltındakileri ortaya döken cesaret ikonları.

Cinsellik başta olmak üzere toplumda dillendirilmeyen konuları kimi zaman oldukça kaba ve yüzeysel kimi zaman da ince esprileriyle ekrana taşımaları onların hem artısı hem eksisi.İkilinin bu kadar ilgi görmelerine rağmen ilgi görmelerine ters orantılı biçimde hayran sayılarına sahip olmaları belki de Türk toplumunun kendi içindeki tezatlıkların göstergesi. Kuşkusuz bu cesur ikonlar her zaman çok konuşulacak ve izlenecektir amma velakin onların popülerlikleri bir Barış Manço-Kemal Sunal gibi değil filmde kızlara tecavüz ediyor diye küfredilip,kınanan toplumca zararlı bir rolü oynayan sonra da duvarlara adı yazılan Nuri Alço gibi olmaya mahkumdur. Bu algıyı Okan Bayülgen‘in sonradan yaptığı entelektüel programların ne kadar kırdığı da muamma. Filmin beklentisi sansasyonel şovmenleri toplum gözünde sempatik yapmaksa bu tek filmle aşılabilecek bir durum değil velev ki onların yeteneklerinin sadece şovmenlikten ibaret olmadığını göstermek fikri varsa bunun daha isabetli bir hedef olduğu kesin.

Filmde ailesiyle birlikte köyde yaşayan babası yıllar önce kan davalısı tarafından vurulan Cebrail’in hikayesi anlatılır. Cebrail (Okan Bayülgen) törelere ve geleneklere sıkı sıkıya bağlı bir gençtir ve dedesi (Dilaver Uyanık) onun akıl hocasıdır. Tek dileği babasının katilini vurup kan davasında üstüne düşeni yapmak ve töresine sahip çıkmaktır.

Ne var ki köy eski köy değildir. Milenyuma girilmiş olan bu dönemde Cebrail’in ailesi de köy halkı da kan davasına önem vermemektedir. Öyle ki evdeki tabanca cep telefonu almak için satılmış, merhumun kanlı gömleği de top mintanı yapılmıştır. Kan davası gibi çağ dışı bir zihniyeti savunan dedesi ve Cebrail deli olarak görülmektedir. İstanbul’dan arayan köylüsü Zülfikar pehlivan (Yılmaz Köksal) kanlısı Yaşar’ı gördüğünü söylediğinde Cebrail zaman kaybetmeden yola çıkar. Bir nevi “akıllı-deli” diyebileceğimiz Zülfikar yaşını başını almış, aklı bir karış havada olan kadın arsızı biridir. Kanlısını gördüğünü söylemesine rağmen Cebrail’e nerede gördüğünü ve nasıl biri olduğunu anlatamayacak kadar aklı karışıktır.

Sokağa çıktığında iki kişiden dayak yerken kurtardığı Çavuş (M.Ali Erbil) ile tanışan genç, aradığı her neyse bulmasına yardım edeceğini söyleyen bu metropol tilkisinin peşine takılır. Çavuş hayatını kaçak mal satarak ve insanları kandırarak geçiren biridir. Köyden gelen saf ve dürüst bir genç olan Cebrail görünüşte onun için kolay bir avdır ve tek istediği onu son kuruşuna kadar söğüşlemektir. Rumen sevgilisi Tatiana (Demet Şener) ile birlikte yaşadığı evine götürerek misafir eder.

Bir gün tesadüf eseri Cebrail’in silahını ve muskasını görür. Kan davalısını aradığını anlatan Cebrail’e korku dolu gözlerle bakar. Peşinde olduğu kendisidir. Sürekli takıldığı kahvenin sahibi olan Hamit’in (Sümer Tilmaç) güzel karısı Gözde (Yıldız Kaplan) ile ilişkiye giren Çavuş yakalanınca ondan kurtulmak için Cebrail’e kanlısının Hamit olduğunu söyler. Cebrail ise Hamit’ten asıl kanlısının Çavuş adıyla bilinen Yaşar olduğunu duyunca onun peşine düşer. Ne var ki Çavuş’un başı sadece Cebrail ve Hamit ile değil pasaportu bittiği için sınır dışı etmek istedikleri Tatiana yüzünden artık sivil polis ile de beladadır. Göz yummak için rüşvet isteyen polislere istediğini verse de bir kaza kurşunu yüzünden olaylar karışacaktır.

ARTILAR
Reji. Yönetmen Ömer Uğur elindeki malzemeyi çok güzel kullanmış. Özellikle oyuncu kullanımı ve oyuncu yönetimi çok başarılı. Birbiriyle alakası olmayan pek çok kişiyi bulunduran oyuncu kadrosunda, oyunculuk tecrübesi olmayan oyuncuları da başrol oyuncularını da çok verimli kullanıp yönetmeyi başarmış. Rollerinin ağırlığı doğrultusunda kimsenin eksi yönlerini ortaya çıkarmadan herkese kaldırabileceği kadar yük vermiş.

Yıldo’dan Ali Güney’e herkesi kapasitelerini verimli kullanacağı şekilde oynatabilmiş.

Erbil ve Bayülgen gibi filmin lokomotifi olan oyuncuların sazı eline alıp rol çalmasına ve filmi sulandırmasına izin vermemiş. Komediyi, dramı ve hareketli sahneleri çok güzel kotarmış.

Senaryo. Başlarda çok sürprizli bir gidişat göstermeyip izlenmiş havası verse de filmin ortasından sonra bambaşka hale gelen senaryo kolay anlaşılır halinden uzaklaşmış, sürükleyici bir hale gelmiş. Yerli yerinde çok güzel espriler olduğu gibi yardımcı karakterlerin pek çoğuna ayrı ağırlık vererek onların silik kalması engellenmiş Elbette ortada Departed gibi bir dakika sonrası ne olacak diye düşündüğünüz bir bilmece kitabı olmasa da komedi filmi diye gittiğiniz sinemada daha fazlasıyla karşılaşmanız sağlanmış. Komediden traji-komedi’ye geçişi çok yerinde buldum. Cümbür cemaat bir komedi filminin sonlara yaklaşırken yürek burkan hale gelmesi de bence büyük başarı.

Oyunculuk performansları. Erbil ve Bayülgen başta olmak üzere sırıtan bir durum olmadığını ve hiç beklenmedik performanslarla karşılaştığımıza da söylemem lazım. Oyunculuk tecrübesi az olan örneğin ; Demet Şener (Rumen şivesinde fena değil ama yine de yetersiz), Yıldız Kaplan, Yıldo belki parlamıyorlar ama çok fazla rahatsız etmiyorlar. Yapımcı seyirciyi perdeye çekmek için bu oyuncularla çalışacaksın dediyse yönetmen de bu kadar oynatabilir dahası da olmaz . Demet Şener’den daha iyisi Hemşo için kesinlikle bulunabilirdi bu yüzden filmin başarısı, filmin reklamı uğruna hiç edilmiş. Filmin sürpriz yıldızları ise bana göre tartışmasız biçimde Sümer Tilmaç ve Yılmaz Köksal. İki Yeşilçam emektarı gerek replikleri gerek karakterlerine olan uyumları ile müthiş bir performans ortaya koymuşlar ve filmi rengarenk hale getirmişler. İkisini de izlerken çok keyif aldım, filmdeki bir başka Yeşilçam yıldızı Oya Aydoğan ise kısa rolünde başarılı. Şimdi üçü de aramızda değil yattıkları yerde huzur bulsunlar.

Bayülgen ve Erbil arasındaki sinerji. Uyanıklar Dünyası (1985) filminde benzer bir rolü oynayan Erbil 15 yıl sonra İlyas Salman’ın yerine başka bir taşralıyı oyuna getirmeye çalışıyor. Erbil komedi sahnelerinde kesinlikle çok başarılı ama senaryodaki sulu halleri bitip karakterin ciddi yanı ortaya çıkınca da Çarkıfelek’ten bildiğimiz M.Ali’nin dışında biriyle karşılaştığımıza seviniyoruz. Erbil’in iyi bir oyun yeteneği olmasına rağmen hep kendini harcadığını düşünmüşümdür. Bayülgen’in şive kullanımı yer yer abartılı gelse de üstüne ısmarlama dikilmemiş bir elbisenin içine sığmayı başarıyor. 2002’deki Gülüm filmindeki rolünün Bayülgen’in üstüne daha yakıştığını düşünsem de hepimizin sivri dili, kibirli duruşu, özgüveni ve kurnaz olarak yıllarca gece yarısı şovlarında izlediği Okan Bayülgen’in bunun tam tersi bir kişiliği en fazla bu kadar iyi oynayabileceğini düşünüyorum. İki şovmen rollerine uyumlu oldukları gibi aralarında iyi de paslaşabilmişler.

Filmin müzikleri. Arto Tunçboyacıyan’ın hem hüzünlü hem neşeli melodileri filmin yüksek temposunun ve akıcı anlatımının en iyi destekçisi

Hemşo

Cast. Oyuncu kadrosunu tanımlamak için cümbür cemaat demek yeterlidir sanırım. Biri Halep’ten biri Şam’dan gelmiş diyeceğiniz kadar alakasız kişiler bir araya getirilip sebze çorbası kıvamına getirilmiş. İşin ilginç tarafı bu çorba gayet lezzetli olmuş. Oya Aydoğan, Demet Şener, Yıldo, Özlem Yıldız, Yıldız Kaplan (bana göre filmin en güzel kadını) Recep Bülbülses, Selahattin Fırat (ufacık bir rolde), Ali Güney, Süleyman Yağcı (Fıs Fıs İsmail), Cengiz Küçükayvaz..say say bitmeyecek saydıkça da insanı şaşırtacak bir kadro. Aynı farklılıktaki kadroyu bir de Bay E (1995) filminde görmüştüm

EKSİLER

Daha önce izlenmiş hissini vermesi. Hemşo‘nun senaryosu Uyanıklar Dünyası (1985) başta olmak üzere bir yerlerden tanıdık geliyor ve belli yerlerde özgünlüğünü kaybediyor. Aşina olduğumuz kalıplara yaslanılması filmin aleyhine işliyor.

Kendini tekrar eden oyuncular ve oyunculuklar. Erbil bu tür rollerin ustası olsa da hep bildiğimiz o yaramaz imajını devam ettiriyor. İşin kötüsü benzer bir rolü daha bir sene evvelinden Kahpe Bizans’ta oynamıştı. Aynı durumu bir nebze de olsa Cengiz Küçükayvaz için de söylemek mümkün.

Yıldız Kaplan yine cinsel yönü ön plana çıkarılmış zeka düzeyi pek parlak olmayan bir karakteri canlandırıyor. Tatlı Kaçıklar dizisindeki rolünü fazlaca anımsatıyor. Yıldız Kaplan sonuçta rolü büyük olmadığı için filme etkisi de büyük olmuyor ama başrol için Demet Şener seçimi başlı başına bir hata.

Yıldo filme renk katıyor katmasına da rolüyle pek uyumlu olduğu söylenemez. Tv programlarında kullandığı abartılı jest ve mimiklerini aynen karaktere geçirmiş bu sebeple rolü üstüne giyememiş.

Toplumdaki negatif algı. Filmi ben ne kadar ön yargılarımdan sıyrılıp izlesem de halen Erbil ve Bayülgen’in (ikisine karşı da nötr düşüncede oldum hep) popüler kültürde bilinen kimliklerinin çoğu insana filmi izlerken objektifliğini kaybettirmesi Oyunculuklarının ortalamanın üstünde olmasına rağmen beyinde kodlanmış olan olumsuz yanlarının hem performanslarını değerlendirme de hem de ikisinin birden oynadığı filmi izleme düşüncesinin en baştan rahatsız etmesi.

Bayülgen ve Erbil her ne kadar reyting toplayan ve işlerinde başarılı olan kişiler olsalar da toplum nezdindeki hakim algıyı oluşturan uç tavırlarının onları ilgi çekici olduğu gibi itici, sevimsiz yapması. Sonuçta tv de bedava izledikleri bu kişileri üstüne para vererek izlemek herkesin yapacağı şey değil.

SONUÇ

Hemşo milenyum sonrası Türk Sineması’nın komedi türündeki en başarılı filmlerinden biri. Salt komedi içermemesi ve traji-komediye göz kırpan yapısı en önemli özelliği. Ben son yıllarda çekilen pek çok komedi filminde yüz kasları bile gevşememiş biriyim. Milyonlarca seyirci toplayan Düğün Dernek (nasıl bu kadar sevildi ve izlendi aklım almıyor), taşra komedisi Hükümet Kadın (bir nebze daha doğal komedi), grotesklik simgesi Recep İvedik (ilk filmi fena değildi), Hababam Sınıfı’nın mirasını yiyen gereksiz devam filmleri, Maskeli Beşler anlamsızlığı, Cem Yılmaz’ın uzay komedisi denemeleri derken Ata Demirer harici hiçbiri beni çekmedi.

Doğal komedisi, şenlikli atmosferi, şaşırtan olay örgüsü ve kalabalık kadrosuyla içine girmesi kolay bir film Hemşo filmi. Mali ve Okan’a karşı antipatiniz yoksa tarafsız gözle bakarsanız ve bir komedi şaheseri beklentisiyle başlamazsanız eğleneceğinizi söyleyebilirim. Sümer Tilmaç ve Yılmaz Köksal’ın harika performansları için bile izlemeye değer. Yeni bir yazıda buluşmak dileğiyle

Hemşo

Can Sönmez 2018 Aralık

Yorumlar