Orhan Elmas – Üç Kızın Hikayesi (1959)

0
310

Bugün size, 49 yıl öncesinden bir filmin; Aka Gündüz ve Nemide Ali‘nin birlikte kaleme aldıkları Üç Kızın Hikayesi romanının aynı adlı filminin ayrıntılı bir yazısını hazırladım. Murat Çelenligil‘in takdire şâyan dikkati ile bulup çıkardığı ince ayrıntılar ve bendenizin genel hatları ile katkıda bulunup anlatmaya çalışacağı film 1959 yapımı.

Okul sıralarında kesişen üç farklı hayata tanık olduğumuz film oldukça ibret dolu. Baskı ve zorlamanın yanı sıra, serseri mayın gibi bir başı boşluk halinin insanı nereye sürükleyebileceğinin yanıtını görebildiğimiz bu dram elbette ki abartılı ve keskin hatlara da sahip. İyinin çok iyi ve kötünün çok kötü olması var burada. Bundan tam 74 yıl önce kaleme alınan roman, 59 yılında filme çekiliyor. Dolayısıyla dönemin sosyal, ahlâki ve kültürel yapısını göz öünde tutmak gerekli. Altmışlı yıllarda elbette ki değişime uğrayan şartlar 77 yılında da değişecektir. Hatta belki filmin ikibinli yıllar versiyonunu bugün izlemek mümkün olsa bambaşka bir tablo ile karşılaşmak da var. O zaman tabu olan bugün tabu olmaktan çıkmış da olabilir. Burada gözle görülür şekilde değişmeyen tek şey; ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkinin içine girdiği kaba göre şekil alması sonucu hayatların yön bulmasıdır.

Filmden bazı sahneler

Sinopsis:

Ekonomik durumları, aile yaşantıları ve kültürleri birbirinden farklı 3 arkadaş aynı sınıfta okumaktadır. Biri (ki muhterem nur oluyor o biri) çok sofu, ailesinden baskı gören bir kızdır. Diğeri çok zengin bir ailenin kızıdır ama annesi konkende babası çapkınlıktadır ( bu versiyonda kızımızın adı Betigül ). Üçüncü kız ise , annesi babası gayet demokratik, modern, mutlu mesut bir ailenin kızıdır, nişanlıdır hatta. İlk kızımız ailesinin onu, mahalle bakkalıyla evlendirmesine razı gelmez evden kaçar, sonra da teyzesinin oğlunun tecavüzüne uğrar. Kötü yola düşer. İkinci kızımız da kafayı güzellik kraliçesi olmaya takmıştır. Bu uğurda ne yapılması gerekiyorsa yapar, türlü ödün verir. Sonunda kurtuluşu intiharda arar. Üçüncü kızımız ise düzgün aile hayatını evlendirerek de sürdürür.

Yönetmeni ve senaryo yazarı Orhan Elmas, Üç Kızın Hikayesi’nin ilk versiyondan sonra 1977 yılında aynı senaryoyu bu kez Liseli Kızlar adıyla filme çekmiştir.

Rol Dağılımı:

1977 versiyonunda ana karakterlerin isimleri farklıdır . Muhterem Nur’un karakterini Necla Nazır (şimdi ikisi de arabeskin babalrı ile birlikte ilginç bir tesadüf), Sema Pekiş’in karakterini Itır Esen, Leyla Sayar’ın karakterini de Neslihan Danışman canlandırmış. Betigül’ün babası rolünü 77 versiyonunda Turgut Boralı, annesini de Ayfer Feray oynuyor.

Muhterem Nur: Filiz
Sema Pekiş: Dürer
Leyla Sayar: Betigül Tayfur
Ekrem Bora : Ercan
Salih Tozan: Ömer Efendi
Mualla Sürer : Filiz’in Annesi
Selahattin Yazgan: Betigül’ün Babası
Senih Orkan: Filiz’in kuzeni Ali
Nezihe Becerikli : Nilgün
Melahat İçli: Nalan
Faik Coşkun: Emin
Leman Akçatepe: Ercan’ın Annesi
Mürüvvet Sim : Dürer’in annesi
Zafer Önen: Betigül’ü metres edinen Alaattin

Üç Kızın Hikâyesi

(Murat Çelenligil’in Kaleminden)

Around the World / Sky Symphony (1956) (Victor Young) melodisi ve Kız Lisesindeki ders arasında üç son sınıf öğrencisi…

Beti (Elindeki resme bakarak):
– Canım benim ne kadar da yakışıklısın.
Filiz :
– Nişanlın mı?
Beti :
– Yok canım, meşhur bir film yıldızı ; Robert Taylor. (Romanda Jak Katlen.)
Filiz :
– Tanımıyorum.
Beti :
– Bu zamanda sinema bilmeyen genç kız kaldı mı? Sana acıyorum Filiz. Sen Abdülhamit kafalı bir baba, Havva’dan daha iptidai bir annenin elinde esirsin.
Dürer :
– Ya senin evini terk eden babana, daima bir elinde ruj diğerinde aynayla dolaşan annene ne buyrulur? Sana gelince, derslerine çalışmıyor dans partilerine gidiyor, sinema için deliriyorsun…Sana tabii gelen birçok hareketlerin var ki, senin hayatına özenen Filiz için bunlar ilerde bir tehlike doğurabilir.

Üç Kızın Hikayesi 2. baskı

Aynı adlı romandaki (Nemide Ali ve Aka Gündüz) (ilk baskı 1933 ‘Sühulet Kütüpanesi’, ikinci baskı 1943 ,Semih Lûtfi Kitabevi) üç gencecik kız. Liseyi bitirince 5 yıl sonra; okulların açıldığı gün köşedeki pastanede; buluşmak üzere sözleşiyorlar.

Filiz… Yıllar sonra kendisine verilecek Konsomatris Kartından soyadının Cansu olduğunu öğreneceğiz. 1936 Aksaray doğumlu. (Romandaki adı ‘Filik’ ve arkadaşları ‘Fili’ diyor.) Babası Emin, mahallede kasap. Ne iş yaptığını öğrenemediğimiz varsıl dükkân komşusu (filmde Karadenizli romanda Haymanalı) Ömer Efendiyle konuşurken ortağından yakınıyordu. O da bunu kendi yararına kullanıyor :

  • Mademki ortağından şikâyetçisin, sana bu parayı veririm kurtulursun. Sonra da Allah’ın emri peygamberin kavliyle kızını istersem verir misin?

Köyde geliratı ve çocukları (romanda üç) var. Allah’a şükür ki dükkânında işleri iyi ve karısı öleli beri kimseye yan gözle bakmamış.

Adını öğrenemediğimiz annesi biraz dedikoducu. Avarelerin yeri diye kızını sinemaya göndermiyor. “Okulda temsil vereceğiz. Ben de oynayacağım” diyen Filiz’i çiftetelli oynayacak sanıp azarlıyor :

  • Elâlemin karşısında tiyatroculuk mu yapacaksın…Baban duymasın alimallah et doğrar gibi doğrar seni.

Bunca senelik namusları iki paralık olurmuş. Genç kız fakülteye gitmek istiyor ama babası (romandaki adı Hacı Abtullah) ile konuşurken anlıyoruz ki bunun oluru yok :

  • Ne olacak yani alim mi çıkacaksın? Mektebini bitir kapan evine bakalım. Sen hiç dünya yüzünde kasap kızının avukat çıktığını gördün mü?

Karısı gibi onun için de elâlem önemli. “Senin yüzünden kendimi elâleme rezil edemem. Yeter bu kadar okumak.” (Bu sırada elinde gazete var. Gazete okuyanı böyleyse…)

Bir okul dönüşü, gönlüne yeni komşuları ve tıp fakültesi öğrencisi Ercan’ın sevgisi düşer. Onu görünce delikanlının da yüzünde güller açıyor. Beraber oldukları sahnelerde Aşkımın İlkbaharı (Fuat Edip Baksı/Arif Sami Toker) şarkısının melodisi var. Genç kızın sesi de çok güzel. Film boyunca bu şarkıyı Mualla Mukadder’in sesiyle üç kez söylüyor

“Aşkımın ilkbaharı, ilk heyecanım benim
Sevgilim iki gözüm, biricik canım benim.”

Ama burada Ölüme Kadar/Ölümden Beter (1965) filmindeki benzer şaşırtıcı bir şey var ; Şarkının sözleriyle Filiz’in ağız hareketleri çok farklı. Üstelik bu durum ses kaydı sırasındaki bir kayma da değil. Sesi kapatıp izlediğimizde onun aslında duyduğumuz şarkıyı değil Sadettin Kaynak’ın segâh eserini söylediğini anlıyoruz ; Aşkın Beni Durmaz Yakar. Elinde bebeği, pencereden Ercan’a bakarken ve filmin sonuna doğru Pavyonda :

“Bu kafesten kurtulamam
Bu mihnete dayanamam
Artık bana gülmek haram
Ey sevgili (onun dudakları sevgilim diyor) sen nerdesin.”

Dürerlerin evinde :

“Aşkın beni durmaz yakar
Ey sevgili sen nerdesin
Yaşlı gözüm durmaz akar
Ey sevgili sen nerdesin.”

Kız isteme sırasında Ercan’ın annesinin döktüğü diller işe yaramaz. Emin Bey için en mühim şey para. Doğal olarak daha eli ekmek tutmamış Ercan’ı değil Ömer Efendiyi yeğliyor. Bir çilingir sofrasında olanlar olur. Filiz’in yumuşak at çiftesi isyanı ; Ercan’a kaçması ; Babasının delikanlıyı öldürüp hapislere düşmesi ; Genç kızın teyzesine sığınması ve teyze oğlu Ali’nin saldırısına uğraması ; Ömer Efendiye kapatma olması ; Sonunda bara düşmesi göz açıp kapayıncaya kadar olur.

Betigül Tayfur… Yıllar önce bir bar kadını için evini terk eden (adını öğrenemeyeceğimiz) babası geri dönmüş. Karısı Nalan’a (Rıza Tüzün’ün tok sesi ile) söyledikleri hep haklı olmaya alışmış erkek seyircileri rahatlatıyor :

  • Evet, sizleri yıllarca aramadım. Fakat paranızı daima gönderdim. Beni sabah akşam balolara, düğünlere, kumar oynanan dost evlerine sürükleyen sen oldun. Aklın fikrin eğlencedeydi.

Ama, eve döndükten sonra bile bu yaşantıyı sürdürdüğünü görüyoruz. Beti’nin sinema, dans dolu bir uçurtma gibi döne kıvrıla yaşamı Filiz’i etkiliyor. Genç kız ilk naylon çorabı onun evinde giyer. Acılı Aşk gibi (Dürer’in ‘adi’ bulduğu) romanları okur. Yine ilk kez [Judy Garland’ın ‘Carolina in the Morning’ (1922) şarkısını dinlediğimiz] sinemaya onunla gider. Dürer’in uyarıları işe yaramıyor gibi.

Dürer… Ailesi ve dostları sevgi dolu. Kader Böyle İstedi (1968) filmindeki Nilüfer gibi Edebiyat Fakültesine gitmek istiyordu ama teyzesinin oğlu Demir’le evlenip Bursa’ya yerleşiyor. Onları Yeşil Türbe’de ve faytonla dolaşırken Ahmet Yatman’ın ‘Nihavent Kanun Taksimi’ eşliğinde izliyoruz.

Betigül okuldan sonra memur olur. Gece eğlencelerine devam etse de yaşamı düzeliyor gibidir. Yıllar sonra Filiz’in Pavyonda söylediklerinden etkilenen babası onu kovuyor. Güzellik yarışmasında birinciliğe (göğsündeki bantta kıraliçe yazıyordu) dek giden yaşamı intiharla (havagazı ile) sona eriyor. Romandaysa tentürdiyot içer ama neyse ki ‘komşu ihtiyar doktor, yarım saat zarfında bütün tedbirleri alıp, tedavileri yaparak onu kurtarır.

Ruby (1953) (Parish/Roemheld) melodisiyle izlediğimiz 5 yıl sonraki buluşmaya ancak Filiz ve Dürer gelebiliyor.

Filmin sonu başlangıcı gibi. Yıllar sonra başka bir kız lisesindeki konuşma…
Pervin (Elindeki resme bakarak):
– Ah canım benim, ne kadar yakışıklısın.
Ayten :
– Nişanlın mı?

Pervin :
– Ayol, meşhur bir film yıldızı ; Rock Hudson.
Ayten :
– Bilmiyordum.
Pervin :
-Zavallı kız. Seni sinemaya göndermeyecek kadar geri kafalı bir anne babanın esirisin…

Notlar:

  • Filmde yararlanılan romanın 250 sayfalık ilk baskısına ulaşamadığımız için 168 sayfalık ikinci baskısı ile karşılaştıramıyoruz. İlk baskıda Aka Gündüz’ün, ikincide Nemide Ali’nin adı önce yazılmış. 1934’deki Soyadı Kanunu nedeniyle yayıncının adı 1933’de Semih Lütfü, 1943’de Semih Lûtfi Erciyas.
  • Kitapta 30’lardaki sözcükler için önermeler var. Bonjur yerine Hoşgün ; Bonsvar yerine Hoşbatı ; Sabahı şerifleriniz hayrolsun yerine Hoştan. Ayrıca Hoşkal ve Hoşgit .
  • Filiz’i Adalet Cimcoz ; Betigül’ü ; Ercan’ı Abdurrahman Palay ; Ömer Efendiyi Salih Tozan ; Ali’yi Suphi Kaner ; Demir’i Sadettin Erbil ; Alattin’i Zafer Önen ; İsmet Hanımı ve Filizlerin damadı kaçan komşusunu Mürüvvet Sim seslendirmiş.
  • Liseli Kızlar versiyonunda kötü yola düşen kızı canlandıran Necla Nazır, beş yıl sonraki buluşma günlerinde taksinin içinden, aralarında en düzgün hayatı yaşayan arkadaşını uzaktan izler, yanına gitmeye cesaret edemez ; Şoföre “sür ” der. Şoför “nereye” diye sorduğunda “beni nerden almıştın?” der. Şoför, pis bir sırıtışla “sokaktan” diye cevap verir. Filmin en etkileyici iki sahnesinden biridir bu. Bir diğeri ise, güzellik kraliçesi olayım derken ona buna peşkeş çekilen Betigül’ün, sonunda babasıyla karşılaşmasıdır ki, babası methini duyduğu bu kızı metres tutumak istemektedir

Not: Yazının ilk hali: http://cilekindunyasi.blogspot.com/2007/12/kizin-hikyesi.html

Yorumlar