Av zamanı (1987): Daha başlamadı mı av mevsimi?

0
168

Av zamanı: Daha başlamadı mı av mevsimi? Ben çoktan başladığını sanıyordum

Ferit Edgü’nün senaryosuyla Erden Kıral’ın yönettiği 1987 yapımı film, 12 Eylül öncesinde yaşanan terörden kaçarak bir adaya sığınan ancak burada da terörden kaçmanın mümkün olmadığını gören bir yazarın hikayesini anlatmaktadır. Filmin başrolünde geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Aytaç Arman yer alıyordu.

Av Zamanı filmi, 12 Eylül öncesinde yaşanan terörden kaçarak bir adaya sığınan ancak burada da terörden kaçmanın mümkün olmadığını gören bir yazarın hikayesini anlatmaktadır.

12 Eylül öncesinin -yakın arkadaşının da öldürüldüğü-  terörize edilmiş ortamından etkilenip yazmayı bırakan bir yazarın, yerleştiği Cunda Adası’ndaki yaratı krizlerinin hesaplaşmasını izleriz filmde. ’80 sonrası darbenin yarattığı ‘bunaltı’ günlerinde yalnızlaşan, yenilgi ya da korku duygusuna kapılan aydınların/küçük aydınların, ‘kaçış’ günlerine çokça tanıklık ederiz. “Gurbete kaçacağım, gurbete tükenmeye” ruh haliyle Ege’nin, Akdeniz’in sahil köylerine ‘kaçılır.’

Kahramanımız 12 Eylül öncesinin her gün ölüm haberlerinin olduğu terörlü günlerinden yılmıştır, her şeyden vazgeçerek doğaya sığınmak için Cunda Adası’na gider, oradaki evine yerleşir. Bu bir kaçıştır fakat kısa bir süre sonra terörün adaya da sıçramasıyla kaçışın olanaksızlığını anlar.

Film bir cinayetle başlar. Sabah evinden çıkan bir adam silahlı iki genç tarafından evinin önünde öldürülür. Yere düştüğünde can verirken gözlük ve çantasından uçuşan kağıtlardan vurulanın ‘aydın’ olduğunu anlarız. Öldürülen bilim insanı da yazar olan kahramanımızın yakın arkadaşıdır.

Yıllar sonra baba toprağına, kürkçü dükkanına dönmüştür. Adada yaşayan çocukluk arkadaşı, olan adanın tarihini araştıran avcılık ve balıkçılıkla uğraşan eski dostuna “Günlerini nasıl geçiriyorsun” diye sorar. “Zor geçiyor günler ama yakında av mevsimi başlar” yanıtıyla duraklar kahramanımız. “Av mevsimi… Daha başlamadı mı av mevsimi? Ben çoktan başladığını sanıyordum” diyerek yaşanan toplumsal koşullara gönderme yapar. Ülkede bir av ortamı vardır, eli silahlı avcılar ve avlananlar… Genç insanlar, aydınlar, gazeteciler, düşün insanları, yazarlar çizerler her gün eli silahlı avcıların katlettiği avlardır.

Kahramanımız ev işlerini arkadaşının bulduğu Zühre Hanım’a bırakıp, bahçe işleriyle uğraşır. İç yolculuğu, kendisiyle hesaplaşması başlamıştır. Diyalog şeklinde süren iç sesinin monoluğunda tanıklık ederiz bu yüzleşmeye.

“Niçin döndüm bu adaya, çevresi sularla çevrili, dilediğin zaman kaçamayacağın bu adaya? / Kaçmak için / Buraya geldiğinde kaçmış mı oluyorsun?/ Kaçmış oluyorum / Öyleyse hep burada yaşa / Niçin olmasın / Yazamadığın için mi kaçtın buraya? / Yazamadığım ve korktuğum için / Belki de Korktuğun için yazamıyorsun? / Ya da yazamadığım için korkuyorum / Öyleyse yazma ve korkma / Öyle yapacağım / Bu adada yaşayanlardan herhangi biri ol / Deneyeceğim / Evine gelen kadınla evlen, çocuk yap; bir de bunu dene / O kadar uzun boylu değil.

Çocukluk arkadaşı da sorar kahramanımıza “Niçin döndün buraya?” – Söylememiş miydim? – “Dostunu kaybettiğin için mi? – O da var. – Niçin öldürdüler onu? – Bilmiyorum. Sanırım öldürenler de bilmiyordu – “Nasıl yani?

– Her şey karmakarışık, kimse ne yaptığını bilmiyor. Ölenler bok yoluna gidiyor. Öldürenlerse yalnızca birer maşa. – Senin gibileri anlamıyorum, her şeyin var ama sanki hiçbir şeyin yokmuş gibi yaşıyorsun.

– Tersini tercih ederdim – Bunu da anlamadım – Ben de – Sanırım hayatı güçleştirmekten özel bir zevk alıyorsun.  – Korkarım haklısın

Geçmişte bir gün “Yanıldık” diye söze başlayan yazar ve öldürülen bilim insanı arkadaşı arasında, 12 Eylül koşullarının öncesi ve sonrasıyla aydınları, sanatçıları nasıl etkilediğini gösteren şu diyalog yaşanır:

-Yanıldık ama nerde yanıldık? -Yanılan biz değiliz – Nasıl? Her şeyin doğrusunu biz mi biliyoruz? – Hemen hemen – Tarihsel bir yanılgı söz ettiğim – Her yanılgıdan ders almak gerek – O zaman doğruyu bulmuş mu oluyoruz? – Yaklaşmış oluyoruz – Bıktım artık, yaklaşıp yaklaşıp gerçeği kucaklayamamaktan bıktım. – O hep aynı yerde duruyor

Radyo haberleri arka arkaya işlenen cinayetleri, yapılan katliamları, Bursa’da silahlı eğitim yaparken yakalananları verir. İstanbul’da kahveler taranıyor masum insanlar öldürülüyor, Çorum’da, başka yerlerde katliamlar yapılıyordur. Gaziantep’te silahlı saldırıya uğrayanlar, öldürülenler, ağır yaralananlar, yakalananlar…

Yazarın gelişi, varlığı Zühre’yi etkilemiş, değiştirmiştir. Birlikte olurlar. Şiddet olaylarının adaya da sıçradığına tanık olur kahramanımız. Bir grup insanın birini öldürüp bir kenara attığını gördüğünde korkuya kapılır, dehşete düşer; eve kapanır.

İstanbul’da balık kalmadığı için adaya yerleşen bir balıkçı kahramanımızın hayatını yazmak için adaya geldiğini öğrenince gösterdiği “Ama henüz ölmedi ki daha” tepkisi yeni bir yüzleşmeyi daha başlatır.

“Sevgili dostum, yazmamak için gelmiştim buraya, yazmaktan kurtulmak için gelmiştim. Yazmadan yaşamak, bunu denemek için, bir zamanlar yaşamadan yazmayı denediğim gibi. Ama az önce Beykozlu bir balıkçı hayatımı yazdığımı söylediğimde ‘Ama daha ölmediniz ki’ dedi. Sonra ne söylediğini fark ettiğinde utandı. Oysa bilmiyordu ki bunu söylerken, yazmamak için geldiğim burada şaşkın, ne yapacağımı bilmeyerek ve bunun için uzun süre devam etmeyeceğini gören bana bir fikir vermektedir. ‘Yalnız ölenin yaşamı yazılabilir.’ Hayatım roman diyenlerden değildi bu balıkçı. Ölenin hayatı roman diye düşünüyordu. Ben de daha bu sözcükler dudaklarından dökülür dökülmez senin hayatını yazmayı düşündüm. Kuşkusuz ölümün hariç olağan üstü hiçbir yanı yoktu yaşamının. Ama kişisel olağan üstü dönemini çoktan aştık değil mi? Artık toplumsal bir olağan üstü dönem yaşıyoruz. Evet, öldüğüne, öldürüldüğüne göre senin yaşamını yazabilirim.”

Yaşamını yazmaya karar verdiği kişi,  eli silahlı avcılar tarafından öldürülen, kahramanımızın adaya gelmesine ve yeni içsel yolculuklara çıkmasına neden olan bilim insanı arkadaşıydı.

İçsel yolculuğunu, hesaplaşmasını tamamlayıp içindeki ‘öteki ben’i öldürdüğünde daktilo sesi duyulur. Yazmaya başlamıştır, başlıkta Av Zamanı yazılıdır.

Mesut Kara –  Av zamanı: Daha başlamadı mı av mevsimi? Ben çoktan başladığını sanıyordum

Yorumlar