Sadri Alışık – Sana Layık Değilim (1965)

0
709

Sadri Alışık… Deyim yerindeyse siyah beyaz filmlerin beyaz adamı… Yanlış anlamayın şu insan hakları kisvesi altında kara kalpli fakat derisi beyaz olan adamlardan(!) değil! Zahiri ile batını bir olan yurdumun bembeyaz yürekli hakiki adamlarından…

Umumi olarak bu dönemde fazla bilgi sahibi olmayan lakin akıllı, doğruyla yanlışı ayırt edecek kadar hikmet ehli ve bir o kadar da mert rollerde görürüz Sadri babayı… Ünlü yapımcı Türker İnanoğlu onu Türk Sinemasının Nasreddin Hocası olarak tanımlamıştır… Hak veriyorum bay sinema Türker İnanoğlu’na… O adeta bu rollerle arifliğin sadece bilgi eksenli olmadığını bizlere göstermiş, Türk insanının kıvrak zekasını estetikle beyaz perdeden gözümüze yansıtmış, bugünlerde gittikçe uzaklaştığımız edep, samimiyet ve fedakarlık gibi mühim kavramları maddi bedeninde maneviyatla doldurmuş akabinde de bizlere olgun  bir örnek olmuştur… Şüphesiz bunda Sadri Alışık’ın dram ve komedi hususundaki kabiliyetlerini fark eden senarist ve yapımcıların payı yüksektir…

Sana Layık Değilim 1965 Osman f. Seden

İncelemesini yapacağımız Sana Layık Değilim filminin senaristi Osman Fahir Seden‘de Sadri Alışık‘ın deyim yerindeyse etinden ve sütünden faydalanmayı başaran kıymetli bir kalemdir. Şu hususa değinmezsek olmaz Osman F. Seden öyle basit ve klasik yazan kesime mensup olmayan müstesna bir kişiliktir. Oyuncusunun mizacına ve yapısına uygun diyaloglar yazmayı başarabilen usta bir gözlemcidir… Kemal Sunal filmlerinde kaleme aldığı diyaloglarla Sadri Alışık filmlerinde yazdığı diyaloglar arasındaki uçurumu izleyiciler pek tabii fark edeceklerdir… Lakin kimse bu iki farklı mizaçtaki Osman F. Seden filmlerinin aynı kalemden dökülen edebi satırlar olduğunu jenerikte görmedikçe veya ilgi duyup araştırmadıkça öğrenemeyecektir…

Sana Layık Değilim (1965)

Filmimize gelecek olursak, geçen aylarda kaleme aldığım Gri Bir Film: Öğretmen adlı inceleme yazımda belirttiğimin aksine Sana Layık Değilim filminin karmaşık bir yapıda olmadığını, gayet net çizgilerle ortadan ikiye ayrılmış siyah ve beyazın koyu bir kıvamda arzı endam ettiği bir yapım olduğunu belirtmek isterim. Anlayacağınız bu filmde karakterler ya çok kötü veyahut çok iyi… Ortası yok! Filmde iyilikle kötülüğün kavgası insan ruhuna derin manada tesir ediyor. Verilmek istenen hissi seyirciye direkt aktaran bir film. Çünkü her şey apaçık ortada… Bu bağlamda kaybolan hislerinizi canlandıracak bir film diyebilirim Sana Layık Değilim‘e…

Film üç kişi ekseninde dönmekte. Türkan (Türkan Şoray), Osman (Sadri Alışık) ve Ekrem (Önder Somer)…  Türkan zengin aile kızı… Osman ve Ekrem ise iki kardeş. Osman, Ekrem’in abisi… Filmin ilk saniyelerinde tamirhanevari bir yapıda Osman ve beş altı arkadaşını Osman’ın yeni aldığını öğrendiğimiz arabasını parlatırken görürüz. Üst kattan bir elaman gelir ve Türkan’ın Ekrem’i sorduğunu Osman’a söyler. Osman bi duraklar, Ekrem’in belediye işlerine gittiğini söyler Türkan’a söyler. Yalan söylediği ise her halinden bellidir. Zira iyi insanlar yalan söylemeyi pek de beceremez. Ekrem ise bunlar yaşanırken alımlı bir kadınla vakit geçirmektedir.

İlerleyen sahnemizde Osman ile Türkan yolda karşılaşırlar. Osman yeni arabasına gezmek maksadıyla Türkan’ı davet eder. Yolculuk başlar… Osman arabanın şurası böyle kaliteli burası böyle havalı derken Türkan ise başka alemlerdedir. Acaba Ekrem’i mi düşünmektedir?

Osman: Sen yine midye çıkartıyorsun ha? diye sual eder, Türkan anlamaz. Şahsen benden de izlerken anlamamıştım… Allahtan akabinde senaristimiz bizlere acıdı ve bunun üzerine Osman’a: Yani derinlere daldın diyorum da… dedirtti. Vay be! Bu tarz ince diyaloglar film boyunca zaman zaman karşımıza çıkmakta… Allah’tan edebiyat var! Yoksa nasıl çıkacaktık bu zor hallerden? Nasıl tarif edecektik  gönül ve fikir sancımızı?

Neyse film araştırmamızı soğutmayalım, ana temamıza dönelim… Türkan, Osman’ın edebi teşbihine cevaben sığ bir Yoo cevabı verir. Türkan’ın beyni midye çıkartmakta lakin sözleri ve icraatı karaya çakılmakta… Cevapları hep ama hep zayıf. Osman ne kadar düşünceli ve anlayışlı ise Türkan o kadar düşüncesiz ve sığ. Anlayamıyor Osman’ı… Tek ortak yanları ikisinin de gönlübol… Tam da bu vakitte Osman kendisini Ekrem’in gönderdiğini, Ekrem’in ona bu sabah Türkan’a söz verdiğini; lakin dün gece garajın ruhsatı için belediyeden görevlilerin geldiğini anlattığını Türkan’a bildirir. Yani bu vaziyet üzerine Ekrem de sabah deli gibi fırlayıp belediyeye gitmişmiş… Osman’ı ise işte bu vaziyeti anlatmak üzere yollamışmış… Bu açıklamadan sonra,

Türkan: Bi telefon da edemez miydi?  diye sual eder. Buna karşılık Osman: Sabahın beşinde mi? Çocuk telefon etmeye kalktı ama ben mani oldum. Çünkü Allah göstermesin insanın aklına fena şeyler gelebilir dimi ya? deyip durumu kurtarır. Bunun üzerine Türkan’ın yüzünde tatlı gülücükler raks etmekte… Bu yalana inanmıştır. Belki de inanmak istemiştir… Pek tabi insansı bir davranıştır bu… Sevdiklerimizin, saydıklarımızın bahanelerine inanmak isteriz. Zira bizi ayakta tutan kolonlar sevdiklerimiz tarafından sevilmektir… Osman fedakarlık yapmaya Türkan ise hüsnüzan etmeye devam ederken; Ekrem kendisini Sevda adlı bir şarkıcıya kaptırmıştır… Ekrem de Sevda’nın yanından ayrılamaz. Yanlış yaptığını bildiği halde (çünkü uyanık bir karakter) inatla yoluna devam eder. Aşıktır…

Sana Layık Değilim 1965

Şair Atsız’ın dediği gibi: Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?  misali de yanacağını bile bile aleve koşar… Bu arada filmden anlayacağımız üzere Sevda, Avrupa’ya gidecektir. Çok karlı bir turneye çıkacaktır. Ekrem, sevgilisinden ayrılmamak için, Sevda’nın patronuna karlı bir ortaklık teklif eder… Sevda’dan ayrılmak istemiyordur çünkü… Pervane ateşten ayrılamıyor anlayacağınız. Peki ya ortak olacak kadar parayı nerden bulacaktır? Bu sualin cevabı Ekrem’in aşkının büyüklüğü kadar büyük; lakin alçakça! Kendisine deyim yerindeyse tamamen iyiniyetle hibe edilen garajı, arabaları satacaktır! Türkan’ın parasını yani oyaladığı nişanlısının parasını koyacaktır ortaya… Ancak Ekrem’e karşı boş olmayan Sevda, istemez Ekrem’in gelmesini… Zira patronunun usta bir tilki olduğunun farkındadır.

İlerleyen sahnede bir gece vakti  Osman garaja gelir. Ekrem’i yakalar. O ne idiği belirsiz kadını bırakıp derhal Türkan’a dönmesi konusunda nota verir. Ekrem: Sen kendi işine bak! diyince Osman arifane bir üslupla: Ulan it! Kızın evini, dükkanlarını sattırıp bu garajı açarken, ayaklarına kapanıp bugün yarın evleniyoruz derken iyiydi değil mi? Şu üstündeki afilli façadan, altındaki ne varsa ona borçlusun ulan! Her şeyini sattı savdı senin için. Tek adam olasın, evlenince evine ekmek getiresin, el aleme mahcup olmayasın diye. Var mı ulan var  mı? Ulan kızın parasını o aşağılık karıya yedirmek var mı böyle erkeklik! diye raconu keser.

Ekrem ise küstah bir üslupla: Defol burdan! der. Dedik ya film siyah beyaz. İyi çok iyi, kötü çok kötü… Burada Osman’ın fedakarlığını, mertliğini görürüz… Türkan’ın mutlu olması için, kardeşinin doğruyu bulması için elinden ne gelirse yaptığına şahit oluruz. Sahi Osman gibiler olmasaydı kim bu kirlenen dünyanın tozunu alacaktı?

Sana Layık Değilim 1965

Bu sahneden sonra Osman garajda gördüğümüz yaşlı abiyle meyhaneye gider. Malumunuz Sadri Alışık filmlerinin olmazsa olmazı dertli bir usulde anason kokan sofralardır. Su getirmez bir gerçektir ki fedakar insanlar kendilerinden başka herkese faydalı olurlar… Benliklerinden sıyrılıp, sevdikleri için yaşayan nesli tükenmeye yüz tutmuş bu insanları en gerçekçi usülde bizlere gösteren oyuncumuz Sadri Alışık’tır… 

Filmimizin bu sahnesinde Sadri babanın sesinden olayın mazisi anlatılır. Bir yandan da yaşananlar ekrandan akmaya başlar. Sadri Alışık’ın o buğulu sesi insana dokunur… Osman F.Seden‘in müthiş bir tasvir yaparak yazdığı bu manalı sözler filmde sadece oynatılmaya kalksa eksik olur, seyirciyi doyurmaz. Keza insan bu cümleleri bir roman gibi okusa yine olmaz zira filmdeki karakterler kadar oturaklı tipleri hayal edeceğimize pek ihtimal vermiyorum…

Sana Layık Değilim 1965

Şahsi kanaatim Osman’ı en iyi Sadri Alışık, Türkan’ı en iyi Türkan Şoray, Ekrem’i ise en iyi Önder Somer‘in canlandırabileceği yönünde. Bir başka ihtimali düşünmek dahi istemiyorum!

Özellikle bu uzun sahneyi ısrarla izlemenizi siz pek kıymetli okuyucularıma tavsiye ediyorum…

İşte o efsane konuşma: Bigün Ali Efendi Dayı çağırıyor dediler…. Bizim pederle silah arkadaşı. Yani beni de tanır ve sever yani sizden iyi olmasın… Kızı Türkan acele Ankara’ya gidecekmiş bi imtihan davasına… Türkan dediğini çocukken tanırım yani. Bak hele dedim ya ne çabuk geçiyor zaman. Sana emanet dedi Ali Efendi Dayı. Ya lafımı olur! Emanet kız tabi ya… Bi de baktım Türkan, hii abi ay parçası gibi! Nutuk tutuldu öyle. Hani heykel olmuşum heykel! Ev eşyası gibi kalmışım. Kız ya sen bu kadar dedik demedik, atladık arabaya doğru… İki laf ettik baktım ağzından bal akıyor. Ya yok böyle bişey be! Hani o yolları o bolu dağlarını geçtik mi uçtuk mu nimete kör bakayım hatırlamıyorum ha! Ya beş saatte girmişim Ankara’ya diyorum… Sonra kız emanet ya, attım iskemleye kapısının önüne, iki pakette cigara… Sabaha kadar oturdum iyi mi. Ertesi gün verdi imtihanı, atladı arabaya. Yav kız değil afet be! Hani giderken uçuyorduk ya abi. Dönüşte kaplumbağa… Böyle otuz kırk km gidiyorum. Niye diye sordu bi kaç kere. Bozuk mozuk dedik… Yersen tabi. Yol bitecek diye ölüyorum abi! Sonra bitti o yollar iyi mi…

Sana Layık Değilim 1965

Kasımpaşa’ya geldik elimi sıktı gene görüşelim dedi. Teşekkür ederim, senin kadar tatlı iyi bir insan görmedim dedi. Böyle içimden bir şey aktı kalbime oturdu kurşun gibi. Sonra elini salladı. Allah kahretmesin! Yani erkeklik olmasa ağlayacağım be! Üç beş gün gelemedim kendime. Yav buram yanıyo abi! Direksiyon, yol, taş,viraj. Yav trafik memurunu Türkan görüyorum iyi mi! Sebebsiz yere doluyor gözlerim. Ne yemek ne içmek. Durup dururken bir ağlama. Ölüyorum be! Noluyorsun dedi Ekrem. Hiç dedim; ama ısrar etsede anlatsam diye içim gidiyor… Sonra baktım üstelemedi. Ben kendiliğimden döküldüm. Yani ihtiyaç abi anlarsın… Bana bak dedi Ekrem. Sen kim o kim! Babasının yanında yirmi tane Osman çalışıyor dedi. Kapısında on kişi nöbette dedi. Ben de on birinci olurum dedim. Yattım nöbete iyi mi! Evden adımını atıyor atmıyor dışarı, şeaak açıyorum arabanın kapısını. Önce hık mık etti ama sonunda alıştı ha. Beni görür görmez vallahi yani böyle ışık ışık parlıyor gözleri abi! Öl desin öleyim be anlatılmaz ki anlatılmaz ki… Efendilik, güzellik, nezaket, alçak gönüllülük. Ya kağıt helvası yiyor abi var mı böyle birşey! Ne istersen onda ha! Ali Efendi Dayı’ya bahsetmiş benden bigün. Babam seninle görüşmek istiyor dedi. Böyle kalbim ayağımın dibine yuvarlandı ölüyorum zannettim.

Sana Layık Değilim 1965

İster misin dedim hani olacak şey değil ama ne demişler ümit fakirin ekmeği ye Mehmet ye! Böyle çarpa çarpa ettik sabahı. Şeaak damladım oraya. Ondan sonracığıma böyle baktı baktı sonra çıkardı otuz bin lira attı önüme. Araba al dedi kendine. Yavaş yavaş ödersin bana iyi mi! Yav ben onun arabasında değilim. Kapıldım mı bir ümide. Beni beğendi diyorum Allahım! Yani bir ara kapansam ayağına ölüyorum desem ölüyorum Türkana be! Ya acıyın bana bütün ömrümü desem yani onu mesut etmekle çalışmakla sevmekle desem yani böyle Allah be! Hadi be dedi Ekrem. Bakalım kız seni ister mi? Ama ben kafama koydum açılacağım kıza! Geçtim aynanın önüne abi. Saatlerce talim ediyorum. Bütün fiyakalı lafları yazmışım romanlardan… Hani Nerime Kadir, Mahmut Mesat Bozkurt hepsini ezberlemişim. Tam ezberlemişim geldi mi askerden bi celb…

Sana Layık Değilim 1965

Ne o bilmem 45 günlük tekamül kursu varmış. Kurs takar mı aşkı maşkı! Hadi ben askeriyeye. Arabayı bıraktım Ekrem’e. Olum göz kulak ol şuna dedim ama aldım bavulu Ali Efendi çağırıyor dediler haber geldi. Tabi ben de ne yapayım. Çaresiz Ekrem’i götürdüm. Kardeşimdir dedim hani ben neysem oda odur dedim. Namusludur dedim. E tabi biz böyle vasiyet edince kardeşim falan deyince akan sular durdu tabi… Fakat abi asker ocağında vakit nasıl geçti ne oldu bilmiyorum. Nah hatırlarsam ölünü öpeyim! Yani yaşıyor muyum yaşamıyor muyum, ne oluyor ne bitiyor bilmiyorum abi… Sonra bi üsteğmenimiz vardı sizden iyi olmasın. Erkek gibi erkek yani. Bi gün böyle dalıp gitmişim, elimde de Türkan’ın resmi. Üsteğmen geldi, resmi aldı elimden! Böyle baktı baktı… Sonra böyle hani bi tuhaf oldu çocuk… Böyle durdu durdu, sonra dedi ki bana oğlum dedi erkek adam ağlar mı be ağlar mı erkek adam . Ben de abi, üsteğmenim dedim ağlar da sızlar da bu ne davadır bilirsin dedim.

Tabi o çocukta bir kalp taşıyor yani… Resmi verdi. Kendi gitti, benim askerlik de bitti zaten.

Sana Layık Değilim 1965

Tak ben hemen kahveye… Merhaba, Ekrem nerde filan dedim. Herkes kendi dalgasında. Yav Ekrem yoksa dedim arabaya mı birşey oldu; yoksa Ekrem’e mi birşey oldu? Vallahi birşey yok abi dediler. Yani uğramaz oldu dedi kahveci iyi mi? Baktım Pis Feridun kıs kıs gülüyor. Ulan sen herşeyi biliyorsun dedim, yapıştım yakasına! Arkadan birisi dur dedi ve elime bir davetiye sıkıştırdı. Oğlumuz Ekrem Gürbüz ile kızımız Türkan Selman’ın bilmem ne tarihinde Kasımpaşa Ünsal Aile Salonu’nda nişan! Nişan. Birden buğulandı etraf, hiçbir şey göremez oldum. Sesler şekiller karıştı. Su serpmişler suratıma. Böyle kahvecinin, otomobilin anahtarını uzattığını gördüm. Ekrem bırakıp gitti dedi. Hiçbir şey söylemedi mi dedim söylememiş… Sadece çekmiş gitmiş. Haftası geçti geçmedi kaybetttik Ali Efendi Dayı’yı.

Toprağa verildiği gün gördüm ikisini de. Türkan boynuna sarılmış ağlıyordu… O it yüzüme bile bakamadı! Kaçırdı hep gözlerini. Bi an göz göze geldik. Yandaki kahveyi işaret ettim. Çektim insanın kıt, Allah’ın bol yerine! Ellerime kapanacak oldu, tükürdüm suratına! Yapma dedi. Köpek gibi yalvardı, acıdım. Ulan bi şey istemem senden sadece iyi bak ona dedim! Bi incittiğini göreyim kardeşim demem gebertirim dedim! Vurdum, vurdum, vurdum! Sonra sonra kız kaldı mı sana kimsesiz! O senenin martına evleneceklerdi. Önce çarşıdaki dükkanları sattırdı biçareye, sonra Piyale’deki evleri. Daha sonra da babadan kalma köşkü… Kız kira evine çıktı. Düğün için yaptırdığı elbiseyi sandığa kaldırdı! Ne yapsın bugün tapu, yarın garaj, öbür gün arabalar, belediye, otobüsler gene garaj garaj! Uyuta uyuta bu hale getirdi kızı! 

İşte bu sahnede Osman’ın büyük fedakarlığını görüyoruz. Kardeşinden yediği hançeri sırf sevdiği kızın mutluluğuna mani olmasın diye sırtından çıkarmayın bir fedakar sevdalıyı görüyoruz. Bu sahneden sonra Ayna Grubunun çok sevdiğim bir şarkısını sizlerle paylaşmak istiyorum: SEVMEK! Sözlerini Erhan Güleryüz‘ün yazdığı bu güzide şarkının buğulu sözleri sanki filmi anlatıyor bize:

“Sevmek o mutlu olsun diye bir ömür onsuz olmayı kabullenmek bazen…”

Sevda’nın yanına, yaşlı kıtaya gidebilmek maksadıyla Ekrem, patronun ona sunduğu şartı kabul eder. Ortak olacaktır! Sevda bu işe Ekrem’in bulaştırılmasını hiç istmez. Fakat kurt patronun eldeki kekliği kaçırmaya niyeti yoktur. Patron Ekrem’e ise kızı öldürmek pahasına da olsa ortaklık için gereken parayı temin etmesini söyler. İşin içinde milyon var diyerek Ekrem’in nefsini iyice kaşır. Anlayacağınız eşeğin aklına karpuz kabuğunu sokmuştur artık… İlerleyen sahnede her zaman olduğu gibi Ekrem, Türkan’a evlenmelerini engellemek gayesiyle türlü türlü bahaneler sıralar… İşlerin fena gittiğini, iflas edeceğini, kötü bir vaziyette olduğunu dile getirir. Borçları olduğu yalanını sevdiği kıza utanmadan söyler. Osman’ın kardeşi bu kadar oynak olmamalı be! Türkan ise filmin başından sonuna kadarki çizgisini şaşmadan koruyarak fedakar duruşunu bozmaz… Mütevazi bir üslupla “öderiz” der. Anlayacağınız Ekrem’in hain planı tıkırında işlemektedir. Para sorunu da çözülmüştür artık…

Sana Layık Değilim 1965

İlerleyen sahnelerde Osman ile Türkan’ı piştivari  bir oyun oynarken görürüz. Oyun esnasında Türkan on güne kadar Ekrem ile evleneceği dile getirir. Osman bu vaziyete deyim yerindeyse kıllanmıştır lakin belli etmez beyninin içindeki hüzünlü düşünceleri. Akabinde iyi niyetli kızımız Türkan, Ekrem’in borçlu olduğunu abisine söyler. Hah şimdi oldu! Osman oyunu çözdü sayın okuyucular… Gider Ekrem’in yanına. -Maalesef garaj da satılmıştır- Sıkıştırır sahtekar kardeşini! Bir güzel döver! Dertli adamın sopasının sert olduğunu görürüz bu sahnede…

Zaman su misali akıp geçmektedir filmde. Metresi Sevda’nın da birkaç uyarısını anlayamayan  Ekrem patronun hissesine ortak olur. Burda ilahi adalet kavramı karşımıza çıkıyor. Film boyu Türkan, aşk sarhoşluğuyla Ekrem’in yanlış bir insan olduğunu göremiyordu. Adeta şans verilmeyecek bir insana tüm bahtını, geleceğini teslim ediyordu. Şimdi ise aşık rolü değişti! Bu defa Ekrem sarhoş! Tehlikenin farkında değil… Allah’ın sopası yok! Eden buluyor bu filmde…

Neyse bu fasıldan sonra filmimize geri dönelim. Şimdi ortada bir borç ve kıyılması gereken nikah var! Bu sorunlar nasıl çözülecek? Tabii ki de Türkan’ı ortadan kaldırarak! Gelişmeler üzerine Ekrem, Türkan’ı öldürme planları yapar. Sahtekar beynini bu düşüncede yoğunlaştırır. Kimsenin şüphelenemeyeceği bir kaza tertip etmek maksadındadır…

Acımasız Ekrem, talihsiz Osman ve masum Türkan

Sana Layık Değilim 1965

Aradan birkaç gün geçer. Bu ikiliyi arabada bir manzaraya karşı otururken görürüz. Ekrem temiz hava alacağım diyerek arabadan iner. Türkan’ın da bu sıralarda başı ağrıyordur. Ekrem ona uyumasını söyler. Ekrem’in sözünden bir an olsun dahi çıkmayan Türkan şaşırmayacağınız üzere uyur. Bu vaziyet üzerine Türkan’ın uyuduğunu gören Ekrem arabanın el frenini çeker! Ve malum kaza olur… Türkan kör olmuştur… Ameliyat boyunca dertli dertli sigaralar yakan Osman’a üzülmemek mümkün mü? Ameliyat boyunca saatin arsız yelkovanı ağır ağır adım atmıştır. Osman sigarayı değil adeta sigara Osman’ı içip kül etmiştir bu zaman zarfında…

Ve her süreli şey gibi bu ameliyatta biter. Türkan kurtulmuştur lakin doktorun deyimiyle sadece kör olmuştur. Bu arada hastaneye sonradan savcı olduğunu anlayacağımız Hüseyin Peyda intikal eder. Usta oyuncunun bakışları her zamanki gibi karizmatiktir. Kısa rolüne rağmen sinematik yüzünün sizde tesir bırakacağından eminim. Filme dönelim! Savcımız olayı çözmek için gelmiştir. Türkan ve Osman verdikleri ifadelerde Ekrem’i korurlar… Lakin kurt bakışlı Savcımız pek tabii olayı anlamıştır. Her şeyin farkında olduğunu Türkan’ı yolladıktan sonra Ekrem’e anlayacağı dozajda bildirir: Delil noksanından dolayı serbestsin! Yalnız şunu bil ki insan hayatta her zaman bu kadar saf temiz ve fedakar bir kıza rastlamayabilir…

Sana Layık Değilim 1965

Derken hoş bir sahne ile karşı karşıya kalıyoruz. Filmdeki romantizm sanılanın aksine bizi boğmuyor adeta temiz hislerimizi derinlerden çıkarmaya gayret gösteriyor… Bu sahnemizde Osman, Türkan’ın yine yanı başında…

Ekrem paçayı kurtardı… Ve şaşılmayacağı üzere soluğu hemen Sevda!nın yanında aldı. Vicdan yok adamda! Kör olana da Osman sahip çıkar… Çünkü Türkan’ın güzel gözlerine değil naif gönlüne aşıktır… Gönül mutlu olunca gözün göreceğine inanır bizim gariban Osman… Sürekli teselliler verir sevdiği kadına… Yeri gelmişken dikkat çekilmesi gereken bir nokta olduğu kanaatindeyim. 1960’lı yılların çoğu yapımı bizim Tanzimat Edebiyatı‘nı adrıyor. Elem, sıkıntı, hastalık, kör olma vb. romantik olaylar sinemamızda da mevcut… Şahsen bunu küçümsenecek bir vaka değil de doğal karşılanacak bir gelişim süreci olarak görüyorum. Zira kuruluşunun ardından pek fazla zaman geçmeyen bir ulus devletin milli sinemasının ilk ürünlerinin bu tarzda gelişmesi çok normal…

Osman: Bi sene dedi doktor yani. Yeni bir tedavi var dedi. Yani bak mutlaka yani görecek dedi… Bak kız yemin ediyorum be! Hani bazen böyle elektirikler kesilince karanlıkta kalır ya hani insan. Hah işte öyleymiş senin de vaziyetin yani! Ceryan dedi sağlammış dedi. Gene ameliyatla gelir dedi. Bak göreceksin nasıl pırıl pırıl olacak günler! Hep beraber olacağız… Sen, ben…

Türkan:Ekrem...

Osman: Tabi Ekrem…

Bu sahne aslında herşeyi anlatıyor. Bardağın hep boş tarafını gördüğümüzü ve birini severken onda var olan özelliklerden ziyade olmasını istediğimiz halleri yükleyerek hak etmediği değeri verdiğimizi çook güzel yansıtıyor! Türkan’ın gözündeki Ekrem kim biliyor musunuz? Aslında Osman’ın karakteri! Lakin Türkan maddeye mana yüklüyor! Halbuki mana maddeyle alakasız bir vaziyette. İşte asıl onu göremiyor!

Sana Layık Değilim 1965

Tüm bunlara rağmen Ekrem acımaz Türkan’a gider Avrupa’ya… Lakin Osman vefalıdır. Bir an dahi olsa ayrılmaz sevdiğinin yanından! Ve türlü yalanlarla Ekrem’i Türkan’a savunur. Zira kıyamaz Türkan’a! O görmeyen gözlerinden yaş akmasını İstemez Osman… Ekrem’in ağzından yalan yere yazarlara mektuplar yazdırır… Türkan’ın ancak böyle üzülemeyeceği hepinizin malumudur… Osman da tüm bunları bunun için yapmıştır! Tüm bunlar olurken Avrupa’da ise işler karışıktır. Ekrem uyuşturucu alışmış ve hemen hemen tüm parasını Sevda’nın patronu ve beyaz zehire kaptırmıştır. Üstelik öyle bağımlı olmuştur ki her suça meyilli hale gelmiştir. Etme bulma dünyası!

Gel zaman git zaman Türkan’ın muayeneleri rutin aralıklarla devam ederken. Doktorumuz (Nubar Terziyan) Türkan’ın göz damarlarında bir gelişme olduğunu ve gözlerinin açılabileceğini dile getirir… Bu işin bi masrafı vardır… Bu masrafta Osman gibi bir orta direğe göre epey büyüktür lakin Osman yılmaz zaten her hakiki seven gibi sınır tanımaz. Çalışır, didinir üstelik yine evliyaca bi fedakarlık yaparak paraları sanki Ekrem gönderiyormuş gibi bir düzen kurar.

Sana Layık Değilim 1965 Kör Türkan

Bu sırada peki Ekrem ne yapmakta? Yozlaşmış Avrupa’nın ve kaybolan Anadolu değerlerinden yoksun, maddesel buhranda, manevi yoklukta bir vaziyette erimektedir. Sevda ise Ekrem’e hala iyi hisler beslemektedir. Onun buralardan kurtulması için uçak biletini dahi alır. Ama maddesel hırs Ekrem’i bitirmiştir. Bir zamanlar gemileri yaktığı Sevda’yı, ona hırsızlık yaptıran, onu katil yapmaya gayret eden Sevda’sını para için öldürmüştür. Şimdi Ekrem denizi de yakmıştır… Elde limana gidecek hiçbir vasıta kalmamıştır. O artık bir HİÇTİR.

Gün gelir çatar. Artık ameliyat vakti gelmiştir. Uzun süren saatlerden sonra nihayet doktor ameliyathaneden çıkar. Operasyonun başarılı olduğunu dile getirir. Derken edebi haz açışından mühim bir sahne ile karşılaşırız. Doktor, Osman’a kızın nesi olduğunu sorar. Osman ise nişanlısının abisi olduğunu dile getirir. Bu cevap babacan oyuncu Nubar Terziyan‘ın hayat verdiği doktoru tatmin etmez. Ve şöyle bir cümle dökülür ağzından: Göz doktoru sadece ameliyat yapmaz oğlum. İnsanın gözünün içine baktı mı içinden geçeni de anlar bazen. İnşallah içerdeki de gözleri açıldığı zaman karşısındaki gencin gözlerine bakıp, kalbini okumak duygusunu kazanır… Acaba doktor beddua mı ediyordu? Yoksa insan her türlü yanacak bari bu hanım kız aşk oduyla tutuşarak yanmayı öğrensin mi diyordu?

Gel zaman git zaman Ekrem yurda dönmüştür artık. Pişman bir görüntü verir abisine. Gayet aklıselim konuşurak ikna etmeye çalışır onu… Ancak Osman haklı olarak kızgın tavrını devam ettirir. Kolay mı ne zorluklar çekiştir bu süreçte? Onu nasıl hayata bağladığını anlatır. O zor günleri, beyninde sancı çeke çeke aksetterir Ekrem’e… Ve bu soyut tokadın ardından okkalı bir somut tokat parlatır sinek kaydı tıraşlı Ekrem’in yüzüne! Ama Ekrem’in mayasının değişeceği yoktur. Türkan’ı istediğini dile getirir, Osman’a aradan çekilmesini söyler. Bunu da mantığa büründürüp Osman’ı kandırmaya çalışır. Türkan’ın ilacının kendisi olduğunu söyler. Tam da bu sırada evliyalığından ödün verir Osman. Patlamıştır artık: Defol! Defol diyorum sana!

Ekrem: Ne kadar karşılıksız sevgiymiş seninkisi…

Osman: Ben de insanım be! Ne kadar aciz, ne kadar sakil, ne kadar çirkin olursam olayım, insanım! Benim de bi kalbim var. Sevmek benim de hakkım! Defol, defooll!

Sana Layık Değilim 1965

Ancak Ekrem abisini çok iyi tanımaktadır. Bu ani çıkış onun evliyalığına halel getirmez, bunun şuurundadır. Bu yüzden Türkan’ın çok kötü olacağını iptidai hevesler uğruna Türkan’ı heba edeceğini, onun asla mutlu olamayacağı yalanını Osman’a inandırır. Zira Osman karakteri yedi düvele karşı uyanıktır lakin yarin konusu geçtiği vakit tüm libidolarından arınmış bir çocuk gibi masumdur… Bunun üzerine Osman, Ekrem’in her teklifini kabul eder… Yeter ki Türkan mesut olsun…

Sana Layık Değilim filminin sonuna gelince şahsen gittikçe gerileceğinizi düşünüyorum. İzleyiciyi eli kolu bağlı bir vaziyete sokan bu film kaybolan hislerinizi hakiki manada tekrar diriltiyor. Ruh köklerinizdeki sevgi kırıntılarını tekrar keşfetmek istiyorsanız muhakkak bu filmi izlemelisiniz. Filmin sonu ise tam bizlik! İyiler kazanıyor… Türkan, Osman’ın yaptığı tüm fedakarlıkları hizmetçi (Leman Akçatepe) sayesinde öğreniyor. Haliyle yukarıda belirttiğimiz üzere doktorun bedduası pardon duası kabul oluyor, Türkan da hakiki manada aşık oluyordu…

Osman: Beni olduğum gibi, bu çocuk ruhumla, seni yalnız seni seven kalbimle ve cebimdeki şoför ehliyetimle kabul ediyor musun’

Türkan: Senin sevgini anlamayan bi kıza bu şerefi layık görürsen…

Mana, maddeyi yenmiştir vesselam…

Sana Layık Değilim 1965

Cemal Berktaş 2019 –Sana Layık Değilim 1965

Yorumlar

PAYLAŞ
Önceki İçerikAv zamanı (1987): Daha başlamadı mı av mevsimi?
Sonraki İçerikAli Poyrazoğlu – İtiraf ediyorum…
17 Eylül 1997 tarihinde Malatya’da dünyaya geldi. Sanatla oldu olası haşır neşir olan Berktaş, küçük yaştan itibaren sürekli bir şeyler yazıp karalamaya ve Yeşilçam klasiklerini izlemeye bayılır. Ancak ciddi üretim ve faaliyetlerine lise çağlarında başlar. *2014 yılında Kayseri Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği Uluslaraası Liseler Tiyatro Festivali‘ne Beydağı Abdülkadir Eriş Anadolu Lisesi tiyatro ekibinin mensubu olarak katılır. Orhan Asena’nın “Ölümü Yaşamak” adlı oyununu gösterime ekip olarak sunarlar. Oyundaki Mustafa rolüyle jüri tarafından “en iyi erkek oyuncu” ödülüne layık görülür. *2015 yılında istemeyerek de olsa İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmet bölümüne başlar. *2015 yılının sonlarına doğru Bayırbucak Türkmenlerinin çektiği sıkıntılar üzerine yazdığı "Bayırbucak Yanıyor" şiiri 170 bin tirajlı Türkiye Gazetesi‘nde neşredildi. Bu şiir Türkmen Derneklerinin resmi sayfalarında ve yerel gazetelerde de neşredildi. *2016 yılının başlarında İ.Ü Tarih ve Düşünce Topluluğu‘nu kurdu. Topluluğu iki yıl ilmi usüllerle yönetti. Birçok faaliyete imza attı. *2017 yılında küçük çaplı iki blogda şiir ve fikir yazıları yayınlandı. Blog sahiplerinin baskı, sansür ve ufuksuzluklarına dayanamayıp buralardan ayrıldı. *Akabinde Aralık 2017’de gördüğü lüzum üzerine hür bir şekilde, kimsenin dokunamayacağı yazıları yazmak maksadıyla şahsi internet sitesi cemalen‘i kurdu. *2018 yılının başlarında yine Türkiye Gazetesi‘nin genç yazarlar köşesinde "İdealler ve İnsan" başlıklı yazı dizisiyle "Her Şeyin İlacı Para Mı?" isimli yazıları neşredildi. Biyografinin başında da belirttiğimiz gibi istemeyerek yazdığı Sosyal Hizmet’i hasıl olmasını istediği şartlar olgunlaştığında bıraktı. Üniversite sınavına tekrar girip, mizacına daha uygun olan Hukuk Fakültesi’ni(Akdeniz Üniversitesi) kazandı… *Ağustos 2018’den bu yana ise Sinematik Yeşilçam'ın kurucularından, film inceleme yazarı Utku Uluer‘in teklifi üzerine Sinematik Yeşilçam’da çok sevdiği naif ve samimi Yeşilçam filmlerinin incelemelerine yer veriyor