Mesut Kara – Kirli Harry Cemil Behzat Ç

0
314

Kirli Harry’den Komiser Cemil’e

Televizyonun kült dizisi Behzat Ç. furyası eserken hemen herkesin aklına gelen geçmişin iki kült kahramanı, iki isim vardı. Kirli Harry ve Komser Cemil. Biri Don Siegel’in yönettiği Dirty Harry filminin San Francisco Polis Müdürlüğünde görevli “nevi şahsına münhasır” polis müfettişi, Kirli Harry lakaplı Harry Callahan suretindeki Clint Eastwood, diğeri Melih Gülgen’in yönettiği Cemil filminin Komser Cemil’i Cüneyt Arkın.

YIL 1971, KİRLİ HARRY GÖREV BAŞINDA

Özgün adı Dirty Harry olan 1971 ABD yapımı polisiye gerilim filmi, Türkiye’de Kirli Adam adıyla gösterilmişti. Dirty Harry çok tutulup iş yapınca ve kısa sürede kült filme dönüşünce ardından dört “Kirli Harry” filmi daha gelir. Hepsinin de başrolünde Clint Eastwood vardır. Bu filmler Magnum Force (1973), The Enforcer (1976), Sudden Impact (1983), The Dead Pool’du (1988). Sudden Impact’in yönetmeni de Clint Eastwood’du.
İlk filmde Kirli Harry lakaplı Harry Callahan’ın şehre korku salan, dürbünlü tüfekli bir seri katilin peşine düşmesi ve onu etkisizleştirmeye çalışırken de hukuk kurallarının dışına çıkıp kendi kurallarını uygulaması anlatılır. Film havuzda bir kadının öldürülmesiyle başlar. Bir çatıdan dürbünlü tüfekle ateş edilmiştir. Polis müfettişi Harry Callahan olay yerine gelir, incelemelerine başlar. Bulduğu notta şunlar yazılıdır: “San Francisco kentinde her gün birini öldürmekten zevk duyacağım. Ta ki bana yüz bin dolar ödeyinceye kadar. Kabul ederseniz yarın haber verin. Sizden haber alamazsam Katolik bir papazı öldürmekten büyük keyif alacağım ya da bir zenciyi. Akrep.”

Harry göreve başlar. Yöntemleri polis teşkilatına, yöneticilere göre sorunlu, “kirli”, aykırı ve kendine özgüdür. Yardımcısının “Sana neden Kirli Harry diyorlar?” sorusunu, bir olay sonrası “İşte bana bunun için Kirli Harry diyorlar, bütün pis işler bana kalıyor.” diye yanıtlar.
Filmin sonunda daha önce yakalayıp adalete teslim ettiği fakat ceza almadan kurtulan, insanları kaçıran, rehin alan, öldüren seri katil ‘akrep’i kendi yöntemleriyle ‘haklar’ Harry.

Devam filmlerinde de kendine has yöntemlerini sürdürür Harry; kimi zaman polis içinde yuvalanmış çetelere karşı, kimi zaman farklı suç şebekelerine ya da örneğin tecavüzcülere karşı. Görevden alınsa da, masa arkası işlere ya da şehir dışı görevlere verilse de ‘suçun ve suçlunun izini kendi kurallarıyla sürer.

YIL 1975, KOMSER CEMİL GÖREV BAŞINDA

Yeşilçam’ın yakışıklı romantik jönü, piyano başından kalkıp salon filmlerinden çıkmış, avantür filmlerin, tarihi kostüme filmlerin fantastik kahramanı olmuş Malkoçoğlu, Kara Murat, Battal Gazi suretinde at binmiş kılıç kuşanmışken hayat bu kez farklı akıyordur sokaklarda.

Ülkede, 12 Mart darbesiyle bir süreliğine bastırılan toplumsal muhalefet yeniden yükselir. Amerika, oluşturmaya çalıştığı yeşil kuşakla Sovyetler Birliği’ni ve diğer ‘sosyalist’ devletleri kuşatır, bugün sonuçlarını çok açık gördüğümüz, 1980’lerde başlayan ‘yeni dünya düzeni’nin ve sonrasında geliştirecekleri Büyük Ortadoğu Projesi’nin temellerini atar.

Komünizme ve sol örgütlenmeye karşı gayri-nizamı harp amacıyla oluşturdukları özel harp daireleri; CIA bağlantılı Kontrgerilla yapılanmaları da darbe koşullarının oluşmasını sağlıyordur. Devrim ve özgürlük rüzgarlarının estiği dünyada, sol örgütlerin sayıları da etki alanına aldığı insan sayısı da hızla çoğalıyor, seslerini sokakta duyurmaya çalışıyordur.
Bir yanda ‘başka bir dünya mümkün’ diyen sosyalistler ve etkilediği geniş halk yığınları, emekçiler, gençler; diğer yanda devletin asker/polis silahlı militarist güçleri ve CIA güdümündeki kontrgerillanın yönlendirdiği silahlı sivil güçler, örgütler. Sayısı 1970’lerin sonunda her gün 30’u bulan ‘faili malum’ kaynaktan beslenen siyasal cinayetler, kitlesel katliamlar yaşanır. Her gün 25-30 kişi öldürülüyordur.

1970’lerin ikinci yarısında zirve yapan toplumsal muhalefetin bastırılması, ekonomik ve siyasal istikrarsızlığın giderilmesi devleti yönetenler açısından kolay değildir. Yüz binler sokaktadır, işçiler ekmek, köylüler toprak, gençler özgür demokratik eğitim, insanca hayat/iş koşulları istiyordur. Toplumsal muhalefeti bastırmak için harekete geçen karanlık güçler; kandan, uyuşturucu ve silah ticaretinden, kirli ilişkilerden besleniyordur. Komser Cemil bu toplumsal koşulların, bu politik ortamın ürünüdür.

HIZLA KAOSA ÇEKİLİYORDU ÜLKE

Cüneyt Arkın Cemil’in doğuşunu şu cümlelerle anlatır: “1975 yılı başında yapımcı yönetmen Melih Gülgen’le masaya oturduk. Bir hafta içinde Türkiye’de olup bitenleri, yaşananları, tek tek sıraladık. Türkiye’nin ruh hali önümüzdeydi. Bundan üç sayfalık bir hikaye çıkardık. Melih Gülgen acele ediyordu. Çünkü bugün yaşananlar, bir gün önce yaşananları altüst edip geçiyordu. Türkiye, dehşet verici bir hızla kaosa, korkunç bir yol ayrımına çekiliyordu.”

Aralarında akrabalık bağı da olan Cüneyt Arkın-Melih Gülgen işbirliğiyle yapılan üçlemeyi de yaptığımız söyleşide şöyle anlatmıştı Cüneyt Arkın: “Türk sinemasının bir özelliği var. Yapılan filmler Türkiye’nin yaşadığı, sosyal, kültürel, siyasal geri planlarını daima barındırmıştır. Yani halk hangi sosyal, siyasi, ekonomik sorunları yaşıyorsa bu filmlere de yansımıştır. (…) Türkiye’de hayat çok hızlanmaya başladı. Meseleler çok arttı. Belli sorunlar çıkmaya başladı. Ondan sonra biz, o tür, yani sokakta, evde, işte insanlar nasıl yaşıyorsa ne sorunlarla karşılaşıyorsa onları anlatan, onlara cevap arayan filmler çekmeye başladık. Mesela Cemil ve Cemil Dönüyor, Adalet filmlerini Amerika’nın bize müziğiyle, markalarıyla gelip sonra sinemasıyla kültürümüzü vurduğu, yaraladığı o dönemlerde çektik.
Serinin ilk filmi Cemil, kumsalda genç bir kadının koşması ve sonrasında ölü bulunmasıyla başlar. Görüntü ve jenerik akarken Melike Demirağ’ın sesinden ‘Uyu Yavrum Ninni’ parçası duyulmaktadır.

Komser Cemil’den Behzat Ç.’ye

60’lı yıllarda toplumsal muhalefetin, halkçı, Anadolucu, aydınlanmacı aydınların, sosyalist yapılanmaların bir kısmı Doğan Avcıoğlu’nun tezlerinin etkisindeydi. “Ordu-millet (buna ‘duruma’ göre polis de ekleniyordu) el ele milli cephede” sloganında özetlenebilen, bugün kendilerini ulusalcı-millici olarak tanımlayanların savunularında vücut bulan bu tezler Melih Gülgen-Cüneyt Arkın işbirliğiyle gerçekleştirilen üçlemenin de (Cemil-Adalet-Cemil Dönüyor) özünü/mesajını oluşturur.
Doğan Avcıoğlu’na göre devrim asker-sivil Kemalist aydınların önderliğinde geniş bir devrimci cephe tarafında gerçekleştirilebilirdi. Ülkemizin sorunlarının köklü ve devrimci dönüşümlerle ve antiemperyalist mücadele temelinde üstesinden gelinebilirdi, mücadele ulusal temelde yükselmeliydi. Avcıoğlu, sosyalizmin yerel ve ulusal damarlardan kaynaklanması gerektiğini, yanlış gidişe dur demek için “milliyetçi devrimcilerin” öncü olmaya aday gözüktüklerini söylüyordu.
Yön dergisinde yayımlanan yazılarında bir tür “Kemalist Sosyalizm” anlayışını savunur. 1969’da, Yön’deki görüşlerini siyasi bakımdan daha net bir biçimde dile getirdiği haftalık Devrim gazetesini çıkarmaya başlar.
Devrim gazetesinin genel yayın yönetmeni Hasan Cemal Cumhuriyet’i Çok Sevmiştim adlı kitabında o zamanki amaçlarının “ulusalcı” subayları ikna ederek onlarla birlikte bir “Millî Demokratik Devrim” yapmak olduğunu yazar.

SENCE BİR POLİS NEDİR?
Komser Cemil, tarihine düşkündür. Oğluna da hediye olarak Doğan Avcıoğlu’nun “Milli Kurtuluş Tarihi kitabını verir. Anlaşılıyor ki yönetmen Melih Gülgen de Cüneyt Arkın da siyasi duruşlarını belirleyen düşüncelerini bu üçlemenin film kahramanları Komser Cemil ve Komser Kemal suretinde aktarırlar bize. Bu düşünceler/tezler Cemil’in oğluna hediye ettiği kitabın yazarından beslenir.
Cemil’in sağlık sorunları yaşayan oğlu Murat “Peki, ama baba, Fransızların, İtalyanların, İngilizlerin gelip bu toprakları yağma etmesi doğru mu? Bir de onlar dünyaya medeni memleket olduklarını söylerler.” dediğinde Cemil “Bu medeni memleketler her zaman yoksul ülkeleri yağmalayıp geçinmişlerdir. Şimdide Amerika aynı şeyi yapıyor .” diye yanıtlar oğlunu.
Sıkıldığında, sorunlar içinde boğulduğunda, dertleşmek istediğinde gittiği sığındı eski bir dostu vardır Cemil’in; Ayfer. Yoğun bir kovalamaca ve çatışma sonrası gittiği Ayfer’in evinde aralarında şöyle bir konuşma geçer;

Ayfer: Çarşıdan dönerken bir kalabalık gördüm, gençler bir polis kulübesini havaya uçurdular. Talebelerle polisler arasında çatışma oldu.

Cemil: Sence bir polis nedir?
Ayfer: Hiç düşünmedim
Cemil: Politikacıların siyasetçilerin ya da iktidarın kendi emelleri için kullandığı bir sürü mü? Aylığı karşılığı özgürlük isteyeni kovalayan bir hükümet gücümü? Yoksa emekçinin karşısında bir iktidar memuru mu?
Ayfer: Hayır, sen halkın adamısın. Halkın içindesin. 48 saat görevde halkın dertleri, ızdırabıyla baş başa kendini unutan adamsın.
Cemil: O bir haksızlık karşısında halkın ilk suçladığı bahtsız insandır. Aslında o halkın umududur, halkın adalet anlayışıdır. Halk onun kişiliğinde tüm devleti görür.
Ayfer: İşte bu zor görev seni yıpratan. Çıkarsız halk dostu olman. Çocuğunun sağ salim okuldan döneceğinden emin olmak isteyen halkın yanında olmak seni çökerten
Cemil: Bir ülkede polis, çirkin, kötü oldu mu o ülkede hiçbir şey güzel olamaz. Bir ülkede halk polise güvenmedi mi reis i cumhuruna bile güvenmez. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Ben ona buna selam verip aldığım parayla oğluma nasıl bakarım? (…) Ben çirkin olursam hangi çocuk güzel olabilir ki yeryüzünde?

Cüneyt Arkın Adını Unutan Adam kitabının “Polis Cemil’i bir simide mahkûm ettiler” başlıklı yazısında özetle şunları yazar: “Polis, hep bir egemen gücü, devleti temsil ettiğinden olacak, halk ona hep mesafeli bakmış, çoğu kez de sevmemiştir. Ancak aynı halk, Polis Cemil’i öylesine sevmiş, bağrına basmış, onunla bir olmuştur ki, pek çok Türk genci, Cemil filmlerinden sonra polis olmak istemiştir. Peki, bu işin sırrı neydi?
Bir kere Polis Cemil çağdaş bir Malkoçoğlu’ydu. Hünerli, bilge, cesur, vefalı, alçakgönüllü, duygulu, yardımsever, paylaşan, fedakâr, yoksulun dert ortağı, ezilenin yanında, zulmedenin karşısında, durmadan haksızlıklarla savaşan bir tarih adamıydı. Özetle, Türk insanının bütün tarihsel, geleneksel ve kültürel değerlerinin temsilcisiydi. Hayatı sokaklardan ve halkından öğrenen bir hayat adamıydı.

Polis Cemil memleketini bu hale getirenlere, paradan başka hiçbir şey düşünemeyen zenginlere, paraya, rüşvete, yağmaya, halkını soyanlara, bütün bunlara seyirci kalan siyasetçilere, kendi çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmeyen kan emicilere, bilinçsiz gençliğe, bilinçsiz sol devrimcilere yüreğinin son gücüyle haykırırdı.
Polis Cemil Amerika’nın, Türkiye’yi nasıl bir kültür sömürgesi haline getirdiğinin de farkındaydı. Türkiye, küçük bir Amerika değil, Amerika’nın bir pazarı haline geliyordu.

27 Mayıs 1960 devrimiyle Türk ordusu, Türk gençliği ve Türk halkı el ele tutuştular. Üniversiteler, aydınlar, özellikle Türk gençliği emperyalizme karşı tam bağımsız, özgürlükçü, demokratik bir ülke istiyorlardı.”
Cemil çekildiği yılların politik ortamının ürünüydü. Yönetmen Melih Gülgen de o koşullarda politik bir polis filmi çekmek istiyordur. Cüneyt Arkın’la ortak çalışmasından hem Komser Cemil (Adalet filminde Komser Kemal) hem de polis-adalet üçlemesi doğar.

Polis Cemil, ülkesini sömürgeleştirdiğine inandığı Amerika’nın, yerli işbirlikçilerinin, kirli işlerin arkasındaki büyük patronların karşısındadır; onlarla “adalet savaşçısı” ve bir “vatansever” olarak mücadele eder. Bütün kirli işlerin arkasındaki büyük patron Vehbi Tok’a “Duyduğuma göre şu yeni düzenin; adına mafya mı diyorlar CIA mı diyorlar nedir, onun Türkiye’deki danışmanıymışsın öylemi?” der.
Sonraki yıllarda (günümüzde) bir başka politik ortamın yarattığı bir başka polis, Behzat Ç. girer hayatımıza bir anti-kahraman olarak.

Yorumlar