Şarkı Söyleyen Yönetmen: Ülkü Erakalın

0
557
Ülkü Erakalın

Sinemamızın ölümsüz yönetmeni Ülkü Erakalın, Direklerarası’nda kantocu bir annenin ve klarnet-saksafon çalan müzisyen bir babanın oğlu olarak 1934 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Kendi deyimiyle ‘‘doğumunda sanatın içine düşmüş”tür. İstanbul Belediye Konservatuvarı‘ndaki öğrenciliğinde piyano-keman-flüt eğitimi alır ve öğrencilikle eş zamanlı olarak Beyoğlu barlarında piyanistlik yapmaya başlar. Erakalın, konservatuvardaki flüt öğretmeni – dönemin jönlerinden Muzaffer Tema için YILDIZ Mecmuasına yazdığı bir yazıyla basın merkezi Bab-ı Ali‘ye adım atar. Tema’nın yüreklendirmesiyle gazetecilik kariyerine başlayan Erakalın, 1958 yılında dönemin en büyük kadın yıldızlarından Muhterem Nur ile bir röportaj gerçekleştirir. Bu röportajı çok beğenen Memduh Ün‘ün teklifiyle sinemaya geçiş yapar.(1959) Sinemadaki ilk deneyimlerini Ün‘e asistanlık yaptığı sırada edinir. Bu yıllarda kendisine en büyük desteği veren kadim dostu Muhterem Nur, yeni çekilecek bir filmi için Melek Film‘e Erakalın’ı önerir. Takvimler 1961 yılını gösterdiğinde, Erakalın Unutamadığım Kadın (Senaryo: Erdoğan Tümaş, Oynayanlar: Göksel Arsoy, Muhterem Nur) filmiyle yönetmenlik koltuğuna oturur. Yeşilçam’ın altın dönemine denk düşen ve aralıksız 18 sene süren yönetmenlik macerasının ilk bölümünde* 150‘den fazla film yöneten usta yönetmen, yine bu dönemde yazdığı 75‘in üzerinde senaryonun yanı sıra yapımcı olarak da sinemamıza önemli katkılar vererek adını ölümsüzler arasına yazdırır.

Erakalın, yoğun geçen yılların ardından sinemamızın Erotik Furya istila döneminde sinemayı bırakır.* Artık 45 yaşındadır ve hayata yeniden ilk göz ağrısı müzikle sarılmaya karar verir. Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni artık Aşk Şarkıları söyleyecektir. Sahneye hazırlık ve repertuar konusunda en büyük destek, eski dostu Aysel Gürel‘den gelir. Yepyeni bir heyecanla ve umutla, güzel günler yakındır.

Şimdi dilerseniz Erakalın’ın müziğe dönüş hikayesini detaylarıyla kendisinden dinleyelim:

Müziğe Dönüş

Yıl 1979.. Erotik filmlerin yorgun savaşçısı olmuşum… Bana bir yığın borç bırakan Yeşilçam’ın temizliğine yeniden kavuşmuş; tükenen borçlarımın heyecanı ile kolay kolay film çekmemeye karar vermişim… Yirmi yıllık sinema yaşamından sonra, ne yapabilir Ülkü Erakalın… Çocukluk yıllarında eğitimini aldığı müziğine döner… Belki de gerçeğine… Belki piyanosunun başına oturur.. Ama nasıl gerçekleştirecektir bu kararını, uzun zaman bilemez…

Aynı yıllarda; sinemadaki kötü günlerini benimle bölüşmüş olan AYSEL GÜREL, ünlü bir şarkı yazarı olmuştur… Sezen Aksu’ya o mu destek vermiş yoksa Sezen Aksu mu ona, bilinmez… Aysel Gürel büyük paralar kazanmaktadır artık.. Ünlü şarkıların, ünlü söz yazarıdır…

Aynı yıllarda; sinemadaki kötü günlerini benimle bölüşmüş olan AYSEL GÜREL, ünlü bir şarkı yazarı olmuştur… Sezen Aksu’ya o mu destek vermiş yoksa Sezen Aksu mu ona, bilinmez… Aysel Gürel büyük paralar kazanmaktadır artık.. Ünlü şarkıların, ünlü söz yazarıdır…

İşte bu Aysel Gürel bir gün bana; yıllar evvel bilmeden yaptığım saçmalıkları anlattı, uzun uzun…

‘’- Artık ikimiz de beklediğimiz yere geldik’’ dedi…

‘’-Şimdi rahatlıkla anlatabilirim sana, bana yaptığın iyilikleri’’

‘’- Nasıl iyilikleri?’’

‘’- Mehtap ile Müjde küçüktü o yıllar… Çalıştığım tiyatrolar kapanmıştı… Geçinmemiz için paraya ihtiyacımız vardı…’’

‘’- Hepimizin ihtiyacı vardı çalışmaya, o yıllar…’’

‘’- Benimkisi öyle değil’’ dedi… ‘’- Çalışmassam aç kalırdım çoluk – çocukla’’…

‘’- Saçmalama ya… Ne gerek var bu laflara?’’

’- Var var… Şimdi, yani yıllar sonra rahat rahat konuşabilirim bunları… Sen beni filmlerine çağırırdın’’

‘’- Sana, oyunculuğuna ihtiyacım vardı da ondan…’’

‘’- Bırak şimdi bu sözleri… Figürasyon bile olsa mecburdum çalışmaya.. Ama sen ne yapardın?… O küçücük rollere; daha da büyüsün daha da fazla paralar alayım diye uzun uzun konuşmalar eklerdin…’’

‘’- Yok ya… Senin oyunculuğundan keyif aldığım için yazardım o fazla konuşmaları…’’

‘’- Boşver, ben sadece o günleri anımsayalım diye anlattım bütün bunları…’’

Aysel’in deliliği, benim o yıllar kötü durumda olduğumu bana hissettirmeyecek kadar büyük oluşundan geliyordu… Sanki daha doğrusu; yıllar sonra bana bu geçmişi hatırlatması şeytanlığından, şeytanca planlarından geliyordu.. Gözlerini aça aça devam etti konuşmasına:

‘’- Şimdi beni iyi dinle’’ dedi ‘’sinemanın terbiyesizleştiği şu günlerde, ne yapacaksın film çevirmeyi…’’

‘’- Başka ne yapabilirim peki? dedim… Şarkı söyler gibi ilginç bir tonla:

‘’- Müziik’’ dedi… ‘’Senin konservatuvar geçmişin var: aşk filmleri yerine, aşk şarkıları besteleyebilirsin pekala…’’

‘’- Nasıl olacak peki?’’ dedim…

Çantasından çıkardığı iki beyaz kağıdı uzattı bana…

‘’- Al bunlar senin’’ dedi… ‘’Senin bestelemen için iki şarkı sözü yazdım’’… Her yazdığı şarkı sözü için milyarlar alan Aysel’in uzattığı kağıtları elim titreyerek açtım… El yazısıyla sıralanmış sıra sıra mısralar… Yazıda küçük, anlamda büyük iki aşk şarkısı… Şiirlerin başında da iri yazılarla karalanmış iki isim duruyordu ‘’Bundan Büyük Aşk Olmasın’’(1) ve ‘’Aşk Ararsan Bana Gel’’…

Aynı gecenin koynunda, ertesi günün sabahına varmadan meydana çıktı o iki şarkı… Ama benim değildi sanki o şarkılar… Aysel’in sözleri, benim kalbimden akan sıcacık bir sevgiyle bütünleşmişti sanki…  2000’li yıllara kadar uzanan, dostluk dolu bir sevgiydi bu…

Ertesi sabah acele Aysel’i arayıp:

‘’- Tamam hanımefendi’’ dedim… ‘’Şarkılarınız hazır’’

Buluşuverdik hemen… Elimdeki notalardan okumaya başladım şarkılarımı…

‘’ – İşte bu iş buraya kadar’’ dedi Aysel... Beni kolumdan tuttuğu gibi Beyoğlu Tünel’deki ‘’Marşandiz’’ kayıt stüdyosuna götürdü… Çevremi saran dostlar şaşkındı.. Heyecandan bir kaç çehre kalmış anılarımda, benimle ilgilenen… Büyük Yalova Depremi’nde kaybettiğimiz değerli besteci ve aranjör Ertuğrul Çayıroğlu, Arif Sağ ve de Belkıs Akkale

Çayıroğlu’nun hiç bir maddi karşılık beklemeden hazırladığı orkestrasyonlar ve çalınışlarıyla iki şarkım varolmuştu artık… Bir hafta içinde iki şarkılık mini bir kaset tutuşturuldu elime… Sevgili Aysel tüm dostlarına, beni bilmedikleri yönümle dinletmeye ve de tanıtmaya başladı… Ben artık; yıllarını sinemaya vermiş bir yönetmen değil, besteci ve yorumcu Ülkü Erakalın’dım…

Ve Aysel beni o akşam; eski dostum , çok değerli arkadaşım Nejat Uygur’un evine götürdü… Tüm ‘’Uygur’’ ailesi şaşkınlıkla beni dinliyorlardı… Çok etiklemiş olacağım ki Sevgili Nejat Uygur’u, o da bir şiirini tutuşturuverdi elime… Panayırda çalışan bir soytarının yaşamını anlatan bu şiir ‘’Bir Adam Vardı’’ adını taşıyordu… İki gün içinde, üçüncü bestem de var olmuştu… İlginç bir dünya içinde bulmuştum kendimi… Bestelediğim şarkılar bana ait değildi sanki… Duygularımdan varolan bir güç; piyanoma oturduğum an, tek tek bu şarkıları söyletiyordu bana…

Yıl 1980 ”Müzisyenliğe Dönüş” Güzin Özipek’in Bodrum’daki Ağıl’ı Ben, (Arkada Nevra Serezli, Adile Naşit, Güzin Özipek ve Bülent Bilgiç)

Ve Sahne

Beynimde yarattığım bu yepyeni dünya, sinema gibi değildi… Her şey, provası, montajı ve gösterim yeri olmadan, anında doğuyordu… Ve de hemen hazır bir izleyici… Alkışlar doyasıya… Göz gözesin insanlarla… Gönül gönüle… Sevgini anında ulaştırıyorsun insanlara ve de hemen alıyorsun karşılığını… Başka bir güçtü bu… Yeniden varoluşumun yolunu, bilmediğim bir güç yönlendiriyordu sanki… Evet hazırdım… Müziğe, şarkı söylemeye, insanlarla duygu kucaklaşmasına hazırdım artık.. Yıllar evvel eğitimini aldığım bir dünyamdı şarkı söylemek… Ama araya 25 yıllık bir sinema yaşamım girmişti… Müzik dolu mutlu yıllarımı, sinema çalmıştı sanki…

İşte bu mesafeyi, rahmetli Güzin Özipek kapattı bana…

‘’-Bodrum’da ‘Ağıl’ adlı bir bar açtım’’ dedi telefonda.. Devam etti sonra:

‘’-Hemen Bodrum’a atla gel, seninle çalışmak istiyorum…’’

‘’-Lokalde piyano var mı peki?’’

‘’-Nerden olacak ayol, yeni açıyorum dedim ya.. Sen orgunu kap, gel buraya… Ötesine karışma…’’

Ve yüzüme kapanan telefon…

Bir hafta sonra açılacak yeni bir bar… Ve ben orgumu koltuğunun altına alıp, hemen Bodrum’a  koşacağım… Telefondaki emir bu… Ama benim orgum yoktu ki… Org alacak param da yoktu üstelik…

Her zaman; her zayıf günümde olduğu gibi sevgili eşim; çocuklarımın, Murat’ın, Devrim’in ve Hakan Erakalın’ın annesi yetişiyor imdadıma…

‘’- Bana yıllar evvel aldığın bir kaç ziynet eşyam var’’ diyor.. ‘’Hemen onları satar bir org alırız sana’’…

İkinci doğuşumun gerçek nedeni oluyor, bu güçlü destek… Bir kadın hazırlıyor beni, başka bir kadın müzik yaşamıma neden olacak barı açıyor, bir üçüncü kadın da mücevherlerini satıp bana bir org alarak; beni sevgi dolu kanatlarıyla bir melek gibi Bodrum’a uçuruyor…

Bu yeni doğuşumu 1979 yılında yaşıyorum ben… Zamanımızda hala kadın-erkek eşitliğinin tartışıldığı günlerin tam 27 yıl öncesinde… Kadın-erkek eşitliği ne demek?… Gün geliyor pek çok kadın, milyonlarca erkeğe bedel oluyor… Ne bir dost, ne bir arkadaş… Son nefesime kadar başımın tacı olacak üç kadın… Aysel Gürel, Güzin Özipek ve eşim…

Ve de elbette; şarkılarımda ve müziğimde bana eşlik eden, beni şaşkınlıkla dinleyen izleyiciler…

‘’Şaşkınlıkla’’ diyorum, çünkü karşılarında yıllardır filmlerini izledikleri bir yönetmen var… Ve gururla şarkılarını söylüyor onlara… Hatta:

‘’-Siz o Ülkü Erakalın mısınız, yoksa isim benzerliğimi?’’ diye soranlar da var…

Bu heyecan yaz boyu devam ediyor Bodrum’da… Şarkılarım çoğalmış… Sevgili Aysel durmadan şiirler yoluyor bana… Mektuplarında:

‘’- Her şey çok güzel gidiyor, devam et’’ diyen kuvvet verici notlar ekleyerek…

‘’Paşa’’yla Buluşma

70’lerde Bodrum demek, Zeki Müren demek. Yıllar önce Katip – Üsküdar’a Giderken (Eser ve Senaryo: Sadık Şendil) filminde beraber çalışmışlardır. Erakalın’ı dinlemeye bir akşam ”Paşa” da gelir ve bu kez roller değişir. Çiçeği burnunda şarkıcıyı (!) o da çılgınca alkışlamıştır. Aktarmaya devam edelim:

Rahmetli Güzin haber yolluyor bana:

‘’-Bilgisi olsun, bu akşam Zeki Müren onu dinlemeye gelecek’’ diye… Benim için heyecanların en büyüğü… Sanat güneşinin yanında, küçücük bir yıldız olarak yer alama savaşına girmişim… İşte o yerim, bu gece belli olacak…

Şarkılarımı daha öncede dinlemiş olan izleyicilerim: ‘’-Biz piyasa şarkılarını diğer lokallerde dinliyoruz, bize kendi eserlerini oku’’ demeleri üzerine, bestelerimi tek tek sunmaya başladım… İzleyicilerimle birlikte gayet nazik, Zeki Müren de alkışlıyor okuduklarımı…

‘’Şudur-budur’’ derken sıra, Aysel Gürel’in sözlerinden yeni bestelediğim ‘’Zincir Vursalar’’(2) adlı şarkıma geldi.. Her çalışmamızda olduğu gibi bu şarkıda da sevgili Aysel’in sözleri yaptığım müzik ile dudak dudağa öpüşmüştü…

Okumaya başladım:

‘’Zincire Vursalar senden yine vazgeçmem,

Kurşun sıksalar senden yine vazgeçmem,

Haram deseler, tuzak kursalar,

Günah deseler, hapse koysalar,

Zincire sarıp, kilit vursalar

Senden yine vazgeçmem…’’

Alkış kıyamet birbirine girdi lokal… O kadar ki, tekrar okumak zorunda kaldım şarkıyı… Tekrar alkış kıyamet, bırakmıyorlar…

Zeki Müren caddeden yansıyan ters ışıkta, sülüet ve dimdik.. Alkışlamadan pür dikkat dinliyor şarkımı… Bir daha, bir daha, bir daha… Biraz inanılmaz ama gerçek, tam yedi kez okudum  ‘’Zincir Vursaları’’ı…

Sekizinciye gireceğim ki; Zeki Müren okumaya başladı şarkımı, o ulaşılmaz, o pırlanta sesiyle… Ayağa kalkmış hem lokalin içinde yürüyor, hem de kusursuz ve eksiksiz okuyordu ‘’Zincir Vursalar’’ı…

Allah’ım bu ne inanılmaz sahneydi… Bir an şarkıcılığımı unutmuş, kameramın arkasından yeni bir Zeki Müren filmi yönetmeye başlamıştım sanki…

Şarkı bitti…

Benim okuduğum şarkım ve benim aldığım alkışlarım ne ki.. Kıyamet kopuyor… Heyecanla yanında gidip yanaklarından öerek kutlamaya çalıştım büyük ustayı…

‘’- İşte şimdi’’ dedim… ‘’İşte bestem şimdi gerçek değerine ulaştı…’’

Alkışlar bitmiyordu… Hayatım boyu unutamayacağım bir heyecan fırtınası yaşıyordum sanki… Rüyaların üstünde bir rüya…

Daha sonra bu şarkımı kasete okuması için, bir kaç kez haber yolladı bana Zeki Müren… Bütün bestelerimi içinde toplamayı düşündüğüm bir kaset yapma projem vardı… Bu nedenle ne yazık ki ‘evet’ cevabı veremedim Zeki Müren’e…. Şimdi düşünüyorum da, yanlışmıydı acaba bu davranışım?…

Neyse, geçmişi tartışmak daima gereksiz gelmiştir bana… Bu nedenle olacak, yaşadıklarımdan ve kararlarımdan  hiç mi hiç pişmanlık duymadım bugüne kadar…

Ülkü Erakalın

Bu keyifli hatıralara devam edip, finali bir videoyla / şarkıyla yapalım:

Yıl 1993… Sezon kış… Telefonum çaldı bir sabah… Zeki Müren karşımda, Bodrum’dan arıyor…

” – Sen bana yıllar evvel ‘Zincir Vursalar’ adlı şarkını vermedin ama ben, yıllar sonra sana sormadan, son kasetime senin yeni bir şarkını okudum” diyor…

Ayrıldık İşte (Yavuz Plak – CD 580) isimli albümün kapanış şarkısı ”Seni Senden İstiyorum” (Söz: Aysel Gürel, Müzik: Ülkü Erakalın (3) adlı eserin muhteşem yorumu, Erakalın’ı önce şaşırtıp, daha sonra gururunu okşayacaktır.

Notlar: İtalik yazılı tüm cümleler Ülkü Erakalın’ın Fotoğraflar Siyah – Beyaz Anılar Renkli ( Arıtan Yayınevi – 2002) isimli kitabından alıntılanmıştır.

*1961-1979 arasını yönetmenliğinin ilk ve en verimli dönemi olarak ele alabiliriz. Müzik ve sahne çalışmalarına ağırlık verdiği 5 yıldan sonraki geri dönüşüyle sayıca az film çektiği 1984-2009 arasını ikinci dönem diye adlandırabiliriz.

(1) Aysel Gürel’in sözlerini yazdığı ve Ülkü Erakalın’ın müziklediği bu eseri Ersan Erdura, Beni Hatırla / Can Bakışlım isimli albümünde seslendirdi.

(2) Bu eser Erakalın’ın 1981 tarihli tek albümü Kadehler Öper Seni de yer almıştır.

(3) 1989 tarihli ”Zalimler” isimli albümünde Biricik tarafından seslendirildi.

Birinci Bölümün Sonu

Sinematik Yeşilçam İçin Hazırlayan: Sabahattin BİLGİÇ

Yorumlar

PAYLAŞ
Önceki İçerikNickelodeon – Sessiz Sinema Seçkisi Vault34 Yeşilçam Sineması’nda
Sonraki İçerikFilm Karelerinde Yeşilçam 139
1985 Istanbul doğumlu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarının en güzel günleri Cihangir ve Heybeliada’da geçti. Ada akşamlarında kalabalığın peşine takılıp her seferinde biletsiz olarak girdiği ‘’Ayyıldız Sineması’’nda yüzlerce Hollywood film izleyerek, beyazperdenin düşler dünyasına kendisini kaptırdı. Müzik dinlemek ve sevdiği müzikleri farklı formatlarda fiziksel külliyat oluşturma çabasıyla biriktirmek her daim en büyük tutkusu oldu. Gel zaman git zaman, büyülü Yeşilçam dünyası ve özellikle ‘’Siyah Beyaz Türk Filmleri’’ onu da sardı. 2010 yılında kendi blog sitesi ’’küçükBÜYÜKdÜnYam’’ da müzik yazıları yazmaya başladı. Bunu 2015 tarihli kısa ömürlü fanzin ‘’Music Theraphy Club’’ izledi. 2017 yılında plak kapaklarının izini sürerek başladığı ''Sinematik Yeşilçam'' macerasında ‘’Müzik ve Yeşilçam’’ temalı yazılarıyla okuyucuyla buluşuyor...