KORE SİNEMASI’NDA YEŞİLÇAM EKOLÜ

2
2222

gokay_gelgec

Bu haftayı bir süredir ilgi ile takip ettiğim Kore Sinemasının (Güney) drama suç filmlerini tekrar izleyerek geçirdim. Ardından böylesine zengin ve Yeşilçam kültürüne yakın bir sinema hakkında söyleyecek bazı sözlerin olması gerekliliğine kesinlikle emin oldum.

Bütçe iyi, oyunculuklar vasat ve iyi arasında (mükemmel değil), karakterlerin özellikle mafya hikayelerinde ki kendine has raconları 70li yılların İstanbul kabadayılarını aratmıyor.

Bir zamanların Cinecittasını kendisine örnek almış Yeşilçamın İtalya ile buluşması, Hollywood klişelerini Akdenizlileştirmek adına önemli bir seçenekti. Koreliler aynı sistemi uygulayarak bilinen kalıplara kendi değerlerini kimi zaman dengeyi sapıtarak bolca yerleştiriyorlar. Hollywood klişelerini doğu kültürü içinde eriterek oyunculuk açısından Yeşilçam abartısını aratmayan güzellikleri bulabiliyorsunuz.

nameless_gangster_02

Doğu sineması olarak düşünüldüğünde (devrim sonrası İranı es geçersek) Hint filmleri de bir dönem Yeşilçamın esin kaynakları içerisinde yerini alırken, içinde ki ağdalı ve bol danslı motifler sebebiyle sadece ana temanın bir yeniden çevrimi yeterliydi. Açıkçası doğuda arabesk dediğimizde İran , Pakistan , Hindistan şeklinde birbirini takip eden bir ağda edebiyatı ve sineması mevcut. Kore ise bu konuda arabeski minimal düzeyde bırakarak insani dramanın çoşku ve çöküşünü abartıyla vermek yolunda uzmanlaşmış.

Abartı konusuna en iyi örnek Yıkılmayan Adam filmiyle boyun eğmeyen kahraman mitini güçlendirmek adına ayakta ölen Cüneyt Arkın klonu karakterlerin Kore filmlerinde bolca yer alması. Hem kötü, hem de iyi adamlar en azından 250 bıçak darbesi almadan ölemiyor. Bu darbeler bir sahnede değil film genelinde de toplama ulaşabiliyor. Yani siz 2.5 saat boyunca ne zaman ölecek dediğiniz karakterin bir kaç yüz kişiyi öldürüp, ülkeler arası seyahat ettiğini dahi izleyebiliyorsunuz. İşin güzel yanı ise yazı ile anlatıldığında ‘Bu kadar saçmalık olur mu ?’ diyebilecek bünyelerin dahi filmleri izlediklerinde aynı heyecanla takip edebilmeleri.

Elbette bu sinemanın derinliğini keşfedebilmek için, izleyici olarak filmlerin kendine has bazı olmazsa olmazlarına haiz olmak gerekiyor; Öncelikle isimler konusu oldukça önemli. Bir zamanlar Cinecitta da ki paragraf uzunluğunda film isimleri Kore filmlerinde kendilerini karakter isimleri olarak devam ettiriyor. Kahramanların isimleri genellikle üç bölümden oluşuyor ve film boyunca yeni karakterler katıldıkça isimleri hafızada tutup senaryoya göre birleştirebilmek zaman alıyor.

yellow_sea_01

Kore dili armoni olarak farklı bir dil olduğundan bir süre uyku hali yaşamanıza dahi sebebiyet verebilir, ancak filmlerin gerilimi ilk 20 dakika içerisinde başladığından görsellik uykunuzu açıp filmin sonuna kadar pür dikkat kesilmenizi sağlıyor. Bu noktada yeni nesil internet çevirmenlerinin filmlere hunharca hazırladıkları Türkçe altyazıları da unutmayalım. Argolar varoş apaçileri ile Natuk Baytan kabadayılarının laflarının arasında bir noktada seyrediyor. Bol bol Türkçe küfürle karşılaşmak mümkün.

Filmler metraj açısından İtalyanlardan uzun Hintlilerden kısa bir noktada, günümüz şartlarında 2,5 saat gibi aralıklara sahip. Pek çok yeni nesil izleyici için yeterince sıkıcı bir süre, (neyse ki Tarantino Kill Bill’i iki bölüm halinde sunmak zorunda kalmışken Inglorious Basterds ve Django ile uzun metrajlı filmlerle izleyicinin tekrar barışmasını sağladı.) ancak bir kere tadını aldıktan sonra filmler keşke bitmese denilen anlarda olabiliyor.

Yeşilçamın her tür filmde başarıyla uyguladığı gerilim teması söz konusu sinema Kore olduğunda bilindik gerilme oranının üç katına eşit bir noktaya geliyor. Eğer bir gangster filmi izliyorsanız özellikle kovalama anlarında ve adam kesip biçme seansları başladığında gerçekten geriliyorsunuz. Yönetmen ve senaristin gerçekten hayal ayarı yok, gerim gerim seyrederken daha da gerilebileceğiniz anlar olurken aniden işin içine Erol Taş kahkahası kıvamında kara mizah örnekleri de katılıyor.

nameless_gangster_03

Erol Taş ile özdeşleşen but yeme sahnesinin ardından Koreli kötü adamın aynı temayı uyguladığı ve o anda mekanını basan en aşağı 50 kişilik çeteyi biraz önce semirdiği but yardımıyla safdışı bırakması gibi yeni nesil dahiyane örnekler mevcut. Kötü veya iyi ayrımı olmaksızın film boyunca adam başına 5 paket civarı sigara tüketimi de akıllara Marmara Kazım ve sevgili Birinci sigarasını getiriyor doğal olarak.

Şimdi Korenin ulaştığı noktayı bir yana bırakarak geriye, 12 Eylül dönemine ufak bir bakış atalım. Erotizmi adres göstererek bitti denilen bir sinemanın en güzel ürünlerini erotik denilen dönemde verdiğinin üstünün kapatılmaya çalışıldığı, darbeyi takip eden yıllarda sistemle barışık yönetmenlerin erotik dünyalarını entel dokunuşlarla vermenin sanat kabul edildiği seksenli yıllardayız. İnsanların seçebileceği iki yol vardı. Birincisi müdahelenin ardından oluşan baskıya karşı bir tavır alma, ikincisi ise olanlara gözlerini ve kulaklarını kapatma. Ülke genelini kapsayan toplum mühendisliği medyanın da yardımıyla bu noktada kendini göstererek insanların çoğunluk olarak ikinci yolu seçmesini sağladı.

Bugün ki sessiz çoğunluk denilen bu güruhun oluşumu da bu zamanlara denk geliyor. Aynı sessiz çoğunluk bir zamanlar diye başlayarak özlediğimiz filmlerle alakası olmayan yeni nesil bir anlayışın takipçisi aynı zamanda. Herşeye rağmen Yeşilçam kabadayılarının ve yarattıkları avantür kültür tamamen yok edilemedi. Bol politika ve gerçekten kötü bir aksiyonla sürüyor.

nameless_gangster_01

Bir yanda Kore sineması bu konuda harikalar yaratırken geçmişinde avantür konusunda tecrübesini kanıtlamış sinemamızın bu konuya Hollywood ekolünü örnek almaya çalışarak vhs dönemi kalitesinde filmlerle devam etmeye çalışması gerçekten yersiz. Koreliler keşfedilmeyi bekliyor.

Yazan: Gökay GELGEÇ – Yojimbooo


올드보이

Önceki İçerikYeşilçam’ın Güzel Kadınları 003 8 MART ÖZEL
Sonraki İçerikCemal Çolak – Çene Cemal
1982 - Abisi ile beraber Cüneyt Arkın'ın SON SAVAŞÇI filmini sinemada seyrederek Fantastik kulvara erken giriş yaptı.1980'li yıllar - Video furyası ve TRT de yayınlanmış her tür filmi izleyerek geçirdi. Bu dönem özellikle ilerleyen yıllarda film müzikleri deşifreleri ve remake çalışmaları için bir ön kültüre sahip olmasını sağladı.1992 - Film muzikleri koleksiyonculuğu ve Yeşilçam filmlerinde kullanılan yabancı müziklerin deşifresine başladı. Son 20 yılda kaset, cd, plak ve sanal formatlarda olmak üzere 5000 adedin üzerinde film müziği albümü edindi.1998 - Çetin İnanç Koleksiyoncuları ÇIKO'yu kurdu. Grup amaç olarak filmlerin esinlendiği orjinal yapımları, filmlerde kullanılmış olan müziklerin deşifresi ve filmlere ait afiş - lobi kartı gibi dökümanların arşive eklenmesini seçti.2007 - Utku Uluer ile beraber SINEMATIK blogunun kurdular ve konsept dosyası CEMIL, Mesut Karanın katkılarıyla Cinemascope dergisinde yeraldı. Konsept dosyalar olarak Cemil ve Adalet filmlerinin yanısıra Tunç Okan Cumartesi Cumartesi ve Otobüs, Erotik Türk Sinemasının giallo örnekleri, Yeşilçam Remakeleri ve bir akım olarak Anadolu Westernleri konularında yazılı çalışmaları bulundu.2008 - Onar Films adına Jet Director ve Vendetta isminde iki kısa dökümanter hazırladı. Bu çalışmalar Demir Pençe Korsan Adam ve Cellat dvdlerinin basımlarında dünya pazarında yayınlandı. Hollanda kökenli Shockkend News sinema dergisi tarafından hazırlanan Turkish Trash Weekend film gösterimleri etkinliğinde konuşmacı ve danışman olarak yeraldı. Ayrıca yine aynı dergi için Türk Fantastik Sineması üzerine bir dosya hazırladı.2009 - Amerikan Dark Maze Studios dvd ve film yapımcılığı şirketi adına Korkusuz ve Kara Şimşek filmlerinin basım aşamalarında Çetin İnanç ve Serdar Kebapçılara ait dökümanterleri hazırladı. Aynı dönemlerde Melih Gülgen, Cüneyt Arkın ve Çetin İnançla kişisel sohbetlerini Sinematik için yazılı kaynak olarak paylaştı. Yönetmen Cem Kaya tarafından Alman ZDF kanalı için hazırlanan Remake Remix Ripoff belgeselinde konuşmacı olarak yeraldı. Massimo Italiano'nun hazırladığı Poliziesco kitabının Türk - Italyan ortak polisiyeleri bölümünde İnsanları Seveceksin filmi üzerine bir makale hazırladı. Ege Üniversitesi Sinema Kulübü tarafından hazırlanan etkinliklerde Cüneyt Arkın - Çetin İnanç dönemi filmlerinden Vahşi Kanın sunumunu ve anlatıcılığını üstlendi. KargART Geceyarısı Filmleri etkinlikleri kapsamında Kilink filmleri gecesinin anlatıcılığını yaptı.2010 yılından bugüne Macaristan'da yaşamaktadır.