Sahnede ve Plaklarda Altan Erbulak

0
1242
Ölümsüz sanatçı Altan Erbulak - şovmen-şarkıcı kimliği, çıkardığı ve katkı verdiği plaklarla Sinematik Yeşilçam sayfalarında sizlerle buluşuyor.

Yaşar Altan Erbulak: Karikatürcü, Tiyatro oyuncusu, radyo reklamcısı, yazar, şair, takdimci, opera sanatçısı, şovmen ve şarkıcı. Bu yazımızda çok yönlü sanatçımızın şovmen-şarkıcı kimliği üzerinde durup, kendi adına çıkardığı ve katkı verdiği plakları tanıtacağız.

1929 Erzurum Erzurum doğumlu Altan Erbulak, 1943’de AKBABA okuluna kaydolup, Babiali Yokuşu‘nu arşınlamaya başladı. 1950’de Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünü bitirirken, VATAN gazetesinin birinci sayfasına çizdiği günlük karikatürlerle dikkatleri çekti. YENİ SABAH macerası sonrası uzun yıllar çalışacağı MİLLİYET‘e geçti. Heybesinde sadece çizgi değil yazı da vardı. Kabına sığamayan, çevresine ışıltılar saçan Erbulak, ”Evde ve arkadaş toplantılarında bedava tuhaflıklar yapmaktan bıktığı için” tiyatro oyunculuğuna başladı (Bakırköy Halk Evi, Cep Tiyatosu). Haldun Dormen Tiyatrosu‘nun kurulmasıyla profesyonel oldu (1957). Bu alandaki yeteneğiyle kısa bir süre sonra Yeşilçam‘a transfer olan Erbulak, bir dizi filmde canlandırdığı Çitlenbik karakteriyle ismini geniş kitlelere duyurdu. Yeşilçam’ın baş döndüren film trafiği göz önüne alındığında sayıca az filmde rol aldı. Ortaya çıkan yapıtların iyi olmadığına inandığı için sinemaya meyil vermedi.

Şovmen ve Şarkıcı Altan Erbulak

Artan popülaritesinin etkisiyle Öztürk Serengil ve Sadri Alışık gibi o da mikrofona çıkıp, şarkı söylemeyi ve şovmenliği denemek istedi. Çünkü sahnenin ekonomik getirisi büyüktü. O halde, 19 Mart 1965 tarihli Ses Dergisi‘nin kapağına ışınlanalım: Üst Başlık: Nihayet Çirkinlik de Geçer Akçe Oldu – Manşet: ALTAN ERBULAK … yakında şarkıcı da olacakmış. Röportajdan aktaralım: – ”Yakında şarkıcılığa da başlayacağım. Herkes yapıyor bunu ben de yapacağım” dedi. – ”Sen beceremezsin bunu” dedim. – ”Pöhhh” dedi. ”Benim yapamayacağım şey mi var? Yeter ki isteyeyim”. Röportajın devamında sahneyi ve şovmenliği kafasına koyan Erbulak’ın, sahne için gelecek teklifleri değerlendirmek istediğini öğreniyoruz. Kafasına koyduğunu yapan, on parmağında on marifet Altan, İstanbul Radyosu için reklam skeçleri yazmaya başlar, Halit Kıvanç‘la beraber mikrofondan sesi duyulur. Tuluat sanatını konuşturduğu ve bir nevi modern meddahlık yaptığı ilginç programlar birbirini izler. Yaptığı her işte halkın ilgisine mazhar olmuştur yetenekli sanatçı. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalar ve beklenen teklif 68 kış sezonu için Play Boy Kulüp‘ten gelir.

Ölümsüz sanatçı Altan Erbulak - şovmen-şarkıcı kimliği, çıkardığı ve katkı verdiği plaklarla Sinematik Yeşilçam sayfalarında sizlerle buluşuyor.

‘Gece kulübünde şarkı söyleyip fıkralar anlatmak, komiklik yapmak, aylık kazancını günde elde etmesini sağlayacak nedeyse Altan’ın. Bunca parayı neye karşılık, nasıl ödediklerini kestiremiyorum. İlginç bir iş gösteri adamlığı, show-menlik. Hele matineleri coşku verici gerçekten. Altan’a baklava, börek, portakal armağan ediyor kadınlar, o sıkış sıkış iskemlelerine tırmanıp. İlk kez yaşıyoruz böyle bir ortamda. Giderek yabancılığımız azalıyor, alışıyoruz.

Uzun kuyruklu bir frak giyiyor Altan. Kuliste oturup içki içiyor, masaları dolaşıyorum. Koruyorum Altan’ı. Laf atılıyor, frağının kuyruğu tutuluyor. Sarhoşları güldürmek oldukça zor. Pek ısınamadık bu işe. Parası iyi ama karanlık bir uğraş. Uykusuzluğu da cabası. ”Ne yapalım abi, ekmek parası” diyenleri, ”Ne mene ekmektir bu aslanım,zam gelse bile bu kadar pahalılanmaz” diye yanıtlıyor, Altan. Gecede yüz liradan az kazanan yok. Fahrettin Bey, bu konunun kralı. O çağrıda bulundu mu akan sular duruyor. Tiyatro’da başrol oynamak gibi bir şey Fahrettin Beyin lokalinde boy gösterebilmek.

Altan’ın açılış şarkısının sözlerini Fecri Ebcioğlu yazdı. Melodisi ise aynı sezon oynamış olduğu ”Dün Gece Yolda Giderken Çok Komik Bir Şey Oldu” adlı müzikaldeki bir şarkısının melodisi.

Altan Erbulak… İşte şurdayım? Sesim hiç yoktur… Neden burdayım?

Çünkü ekmek parası peşindeyim. Bense fırıncı sizler alıcı  Bayat ekmek satıyorum bu kaçıncı?
Mademki siz bana geldiniz O halde beni çekeceksiniz. Para verdiniz zahmet ettiniz
Fakat beni çok çok mutlu ettiniz Eğer ki gelmeseydiniz Aç kalmıştı bu fakir kardeşiniz.  Evet ben Altan işte şurdayım
Sesim hiç yoktur neden burdayım? Çünkü kafa şişirmek hevesindeyim
Sabır versin size Allah. Sabır versin size Allah

NUMARAMIZ BURADA BİTTİ HADİ EYVALLAH !

Pek tabii seyirci gitmesini istemiyor ve alkışlanıyor her seferinde” (Salı, 26 Kasım 1968)*

Plaklarda Altan Erbulak

Kendince dalgasını geçtiği şovmenlik ve şarkıcılık kariyeri, bu dönemde plaklarla desteklenir. Kendi adına iki 45’lik ve bir de uzunçalar sürülür piyasaya, sessiz sedasız. Böylece insanlar radyodan aşina oldukları sesi, canları istediği zaman pikaplardan da duyabileceklerdir. Çünkü Erbulak her daim bir neşe kaynağı, yüzlerde tebessüm sebebidir. Şimdi sırasıyla bu eğlenceli plaklardan bahsedelim:

Keklik / Altan Maç Spikeri – Columbia Plak 919 – 1969

Ebcioğlu’nun takdimiyle sahneyi teşrif eden Feza Çağı’nın Çılgın Şarkıcısı Altan Erbulak’a, Play Boy’da beraber çalıştıkları, dönemin kaliteli orkestralarından Yalçın Ateş Altılısı eşlik ediyor. Silifke yöresinden derlenen Keklik’in cazdan uzun havaya evrilen ve yaklaşık dört dakika süren çılgın yorumunda, histerik bir performansa imza atılıyor. Plağın diğer yüzü; Altan Maç Spikeri ezber bozmaya devam ediyor. Değerli Spiker Halit Kıvanç’ın yerine mikrofonu kaparak futbol maçı anlatmaya çalışan kekeme ve miyop Altan, dinleyiciyi gülmek ve gülmemek arası bir hissiyatta bırakarak, kara komedi örneği sunuyor. Sanatçının sahne şovlarının nasıl olduğu hususunda önemli ipuçları veren belge niteliğindeki bu plağın kaydını sizlerle paylaşalım o halde:

Çıktığında ilgi gören ve bugün de kolaylıkla bulunabilen plağın Cumbala etiketli korsan baskısının olduğunu hatırlatalım.

Köfteci Ahmet Partici / Bu Ne Biçim Adam – Atlas Plak 3014 – 1970

Udi bestekar Polat Tezelli’nin sahibi olduğu Atlas Plak hesabına doldurulan bu 45’liğin kapak çizimleri sanatçıya ait. Kendisine her iki yüzde de Yurdaer Doğulu Orkestrası eşlik ediyor. Siyasi taşlama türündeki A yüzünde; Bir siyasi partinin ocak merkezinin yanındaki köftecide ekmek parası peşinde koşarken tavlanıp, kırmızı dipli bal mumuyla partiye kurtuluş umuduyla çağrılan ipsiz gariban Ahmet’in nutkunu dinliyoruz. Bitirim Ahmet ettiği boş laflardan ve sonunu bağlayamadığı cümlelerden sonra hızını alamayıp, Muhayyer Kürdi makamından Benim de Canım Var’ı söylüyor ki seyreyleyin gümbürtüyü. B yüzü dönemin meşhur melodilerinden Those Were The Days’in ilginç tornistanı: Bu Ne Biçim Adam. Şarkıda bekar ve yatağı dar bir adamın trajikomik hikayesi tasvir ediliyor: Bu ne biçim adam / Yanında yok madam / Birini bul kurtul kaşıntıdan /  Olsan ve olmasan / Sevsen ve sevmesen /  Olacak bir gün her şey tastamam. Yüksek kaldırım’dan kara gözlü birini alıp muradına eren o biçim adamın anlaşılan başına bir çıkacak var: Bu ne biçim kadın / Beni sandı hadım / Sonra istedi karakoldan yardım / Olsan ve olmasan / Sevsen ve sevmesen / Olacak bir gün hepsi tastamam. Şarkının finali dumura uğratıyor: Bir gün yolda onla karşılaştık / İki sinek gibi birbirimize baktık / Farkında değildi titreyen bendim / Şaşıyorum o an nasıl tüymedim (dedi). Hırlamalarla devam eden solo performans yerini komik ahlamalara ohlamalara bırakıyor. Birkin-Gainsbourg çiftinin sansasyon yaratan erotik marşı Je t’aime noi non plus ‘la gırgır geçiliyor.

Bakalım Ne Olacak (Altan Poyraz’la Beraber) – Diskotür DTLP 10001 – 1971

Ölümsüz sanatçı Altan Erbulak - şovmen-şarkıcı kimliği, çıkardığı ve katkı verdiği plaklarla Sinematik Yeşilçam sayfalarında sizlerle buluşuyor.

İki 45’lik plağın ardından tek uzunçalar Bakalım Ne Olacak, Diskotür etiketiyle İçindeki Güldürüler Bu Plak İçin Özel Olarak Doldurulmuştur ibaresiyle piyasaya sürülüyor. 1967 yılında başlayan ve her pazar İstanbul Radyosu’nda yayınlanan radyo programında çeşitli mesleklerden insanları tatlı bir şekilde taşlayan Erbulak, programın tutulduğunu görünce uzunçalar hazırlamaya karar verir ve bu plak için yeni tipler/skeçler hazırlar. Üstün taklit yeteneğiyle canlandırdığı ve plakta yer verdiği tiplemeler şöyle: Antrenör, Romancı, Kekeme Avukat, Pilot, Film Yıldızı, Kaptan, Maraton Yüzücüsü, Detektif, Kadın Berberi ve Matematik Öğretmeni. Ben bu plaktaki tiplemeleri her daim çok sevdim ve dinlerken hep eğlendim. İyi ki bu plak çıkmış da bu özgün iş kayda alınarak bugünlere kadar gelebilmiş.

Plağa kaynaklık eden radyo programının hikayesini, üstadın kendisinden dinleyelim: Bu bir radyo programının hikayesidir. Kısacık, neşeli ve tatlı bir hikaye… Bir adaşım var İstanbul Radyosunda: Altan Poyraz… Niçin ‘’Lodos’’ değil de ‘’Poyraz’’ adını almış ? Bunu, bir türlü vakit bulup soramadım. Çünkü ‘’eğlence programları müdürü’’ adaşım hiç durmadan, nefes almadan konuşur, karşısındakinin konuşmasına vakit bırakmaz. Bana kalırsa ‘’Lodos’’ romatizmalarına iyi gelmediği için, belki faydası olur diye ‘’Poyraz’’ adını almışlardır. Neyse, geçen yaz ‘’Yaz 66’’ adında bir programı idare diyordu. Fakat ‘’Yaz 66’’ tıpkı 46 ve 56 gibi bitiverdi. Bir gün adaşım: – ‘’Yaz 66 bitti, ama Kış 66 var. Sonra 66’yı 67’ye bağlarız. Mesela, bütün meslekleri, iş dallarını ‘tiii’ye alan bir seri yapsak? Ne dersin’’ dedi. Sonra da şartını ileri sürdü :

-‘’Ama, bizim radyo, televizyonsuz… Hepsini sadece ses tonlarını, eda ve üslüplarını taklit ederek yapacaksın !’’

Önce su koyvermek istedim, pardon ‘’itizar’’ beyan eyleyecektim. Ama bana ‘’Taklit yapabilir misin?’’ deyince kızdım. Taklit ne demek? Evel Allah Dümbüllü İsmail ustamızdan, az şey mi öğrendim? Münir Özkul ile okuldan kaçıp Şehzadebaşı’na gider, Dümbüllü’yü seyrederdik. Hemen: – ‘’ Hay hay, yaparım. Televizyonu beş yıl bekleyecek değiliz ya?’’ dedim. Dedim ama ‘’Kimi taklit edeceğiz’’ diye düşünmeye başladım. Bu sırada radyo ‘’hava tahmin raporu’’nu vermeye başlamaz mı? Biz de bu tefrikaya ‘’Meteroloji uzmanı’’nın taklidiyle başladık. Ertesi gün herkes beni tebrik edip ‘’Gelecek hafta ne olacaksın?’’ demeye başladı. Program tahminimizden de çok tutulmuştu. Artık sokakta gezemez oldum. Bir mağazanın vitrinine bakıyordum. Tezgahtar çocuk da ‘’Bu hafta ne olacaksınız ağabey?’’ diye soruyordu. Herkes soruyordu ama ben de mikrofon başına gidene kadar ne olacağımı bilmiyordum. Poyraz bana ‘’Sen bu hafta manav olacaksın’’ diyor, ben de hemen manav oluyordum. Konuşmalarımız da içimizden geldiği gibi, hazırlıksızdı. Kişiliğime büründüğüm adamı düşünüyor, aklıma geleni söylüyordum. Tıpkı tuluat ustası Naşit ve Dümbüllü İsmail gibi… Bu konuşmalar önce ‘’band’’a alınıyordu. Sonra hatalı yerleri makaslanıyordu. Ama gene de hazırlıksız konuşmak çok zor oluyordu. Bir gün ‘’arabacı’’ olmuştum, konuşuyordum: – ‘’Biz arabacılar Beşiktaş’ta, iskelemizde bekleriz. Biz arabacılar hep Beşiktaşlıyız’’ dedim. Hemen konuşmayı durdurup bandı kestiler, attılar. Meğer ben Beşiktaş Kulübü taraftarlarına takılmışım da haberim yokmuş! **

Ölümsüz sanatçı Altan Erbulak - şovmen-şarkıcı kimliği, çıkardığı ve katkı verdiği plaklarla Sinematik Yeşilçam sayfalarında sizlerle buluşuyor.
Bin Yüzlü Bir Sanatçı: Altan Erbulak – Plağın çıkacağını müjdeleyen 04 Kasım 1970 tarihli Saklambaç Gazetesi’nden: ‘’Bu gidişle galiba kendi şahsiyetimi kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalacağım’’

Kendi hesabına doldurulan bu üç plağın haricinde, kapaklarına çizim ve yazılarıyla katkı verdiği iki plağı daha tanıtarak yazımıza noktayı koyalım.

Orhan Boran (Yuki) – Başımın Derdi Yuki / Yuki Şarkıcı – Ezgi Plak 45 EX 113 – 1967

Orhan Boran‘ın yarattığı radyo karakteri ‘’Kazma dişli, tavşan kulaklı, sincap kuyruklu, Türkçeden başka 16 yabancı dil konuşmasını bilen ve artık nesli tükenen geveze hayvan” Yuki, 1959 yılının sonlarında İstanbul Radyosu’nda dinleyicilere merhaba deyip, Altan Erbulak’ın çizimleriyle 1964’de haftalık resimli roman mecmuasına dönüşerek okurla buluştu. 1967 yılında Yukimania tüm hızıyla sürerken Ezgi Plak, ön kapak desenlerini Erbulak’ın çizdiği 45’liği piyasaya sürdü. Boran ile sürekli çekişme halinde olan Yuki, artık plak yıldızı olmuştur ve şarkı söylemektedir. Kapağın arkasına ‘Eğer plağı beğenirseniz arkası gelecek’ şeklinde not düşen Boran’ın temennisi gerçekleşmeyecek ve Yuki’nin plak macerası tek plakla sınırlı kalacaktır.

Kerem Yılmazer – Hadi Geli-Geliver / Gel Gör Beni Aşk Neyledi – EF Plak 02 – 1973

29 Kasım 1972’de Hey Dergisi için mesaiye başlayan Erbulak, Gelde Yazma, Gelde Çizme isimli köşesinde müzik dünyasının ünlü sanatçılarının ilginç yanlarını Hey okurları için kaleme alıyordu. Sanatçı, Dormen Tiyatrosu’nun dağılmasıyla kendini müzik çalışmalarına veren sahne arkadaşı Kerem Yılmazer’in ikinci 45’liğinin arka kapağına ‘’Bir Şarkı Islak Dinlenince Güzeldir’’ yazısıyla katkı veriyordu. Yazı ilk olarak 03 Ocak 1973’de Hey dergisindeki köşede neşredilmişti. O halde bu güzel yazının final kısmıyla biz de finali yapalım:

… Hiç unutmam, (bütün yaşanmış öyküler böyle başlar) evet hiç unutmam bir gün bir deniz kenarında bütün tiyatrocu arkadaşlar kumların üzerinde uzanmış güneş banyosu yapıyoruz. Bir de radyo var ortalık yerde. Derken hafiften bir şarkı başladı şimdiye kadar duymadığım. Bittiğinde yerimden şöyle bir doğrulup,  – Ulan ne güzel bir şarkı idi be. Bir daha çalmaz ki ? ‘’Çalar’’ dedi bizim Haldun, ‘’çalar çünkü o şarkıyı radyo diil Muhittin (Kerem Yılmazer) söyledi’’

‘’Ne ? deyip doğrulunca, kendimi denizde buldum ve şarkıyı ikinci kez ıslak ıslak dinleyip, Muhittin’e, (Kerem Yılmazer)

– Yahu sen şarkıcı olsana. Dedim. Muhittin beni dinledi şarkıcı oldu. Güzel adamdır Muhittin. İyidir, ışıl ışıldır. Güler yüzlüdür. Bilmem anlatabildim mi?

Ölümsüz sanatçı Altan Erbulak - şovmen-şarkıcı kimliği, çıkardığı ve katkı verdiği plaklarla Sinematik Yeşilçam sayfalarında sizlerle buluşuyor.
03 Ocak 1973 tarihli Hey Dergisi‘nden

*Erbulak’ın vefatının ardından eşi Füsun Erbulak‘ın Altan Erbulak Arşivi‘nden derleyip toparladığı çizgiler, yazılar, röportajlar ve anılara kendi anılarını eklemesiyle ortaya çıkan şahane kitap: Delikır ile Kırmızı Başlıklı Seyirci (Güneş Yayınları – 1989)‘den

**20 Mayıs 1967 Tarihli Ses Dergisi’nden

Sinematik Yeşilçam için Hazırlayan: Sabahattin BİLGİÇ

Önceki İçerikAlamancı genç yönetmenler
Sonraki İçerikKemal Sunal – Neden Seviyorduk Bu Politik Aktörü?
1985 Istanbul doğumlu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarının en güzel günleri Cihangir ve Heybeliada’da geçti. Ada akşamlarında kalabalığın peşine takılıp her seferinde biletsiz olarak girdiği ‘’Ayyıldız Sineması’’nda yüzlerce Hollywood film izleyerek, beyazperdenin düşler dünyasına kendisini kaptırdı. Müzik dinlemek ve sevdiği müzikleri farklı formatlarda fiziksel külliyat oluşturma çabasıyla biriktirmek her daim en büyük tutkusu oldu. Gel zaman git zaman, büyülü Yeşilçam dünyası ve özellikle ‘’Siyah Beyaz Türk Filmleri’’ onu da sardı. 2010 yılında kendi blog sitesi ’’küçükBÜYÜKdÜnYam’’ da müzik yazıları yazmaya başladı. Bunu 2015 tarihli kısa ömürlü fanzin ‘’Music Theraphy Club’’ izledi. 2017 yılında plak kapaklarının izini sürerek başladığı ''Sinematik Yeşilçam'' macerasında ‘’Müzik ve Yeşilçam’’ temalı yazılarıyla okuyucuyla buluşuyor...