Kemal Sunal Filmlerinde Küfür ve Argo Sözlüğü

0
1507
Kemal Sunal

Kemal Sunal filmlerinde küfür ve argo: Fındıkçı, kafatası profesörü, şano pano…

Hazırlayan:Taşkın SU

Yönetmen Memduh Ün der ki: Kemal Sunal büyük bir oyuncu. “Eşşoğlueşşek” diyerek, atasözlerini çevirerek şöhret olmuş biri değil asla.

Kemal Sunal filmlerinde sokak vardır, sokakta da bol miktarda argo ve küfür vardır.

Kimi rahmetli, kimi sağ… Sandık Şendil, Natuk Baytan, Erdoğan Tünaş, Osman F. Seden, Umur Bugay, İhsan Yüce, Kartal Tibet, Orhan Aksoy… Senaristler, küfür ve argonun sosunu senaryoya öyle bir yedirmişlerdir ki, en muhafazakâr hanenin televizyonunda bile “tövbe tövbe” denmeden izlenir Kemal Sunal filmleri…

Fındıkçı, kafatası profesörü, şano pano

Bugün günlük konuşma dilinden ıskartaya çıkan “çorbacı”, “fındıkçı”, “otobüs”, “şano pano”, “köy sandığı” gibi pek çok argo kelime, ustamız rahmetli Hulki Aktunç (Tanıklarıyla Büyük Argo Sözlüğü), en az onun kadar emek veren Filiz Bingölçe (Kadın Argosu Sözlüğü, Futbol Argosu Sözlüğü, Asker Argosu Sözlüğü, Tanıklarıyla Osmanlı Argosu Sözlüğü) ve dar alanda tek başına pas yapan bendeniz (Seks Argosu / Türkçenin Cinsel Sözlüğü) tarafından yazılı kaynaklara örnekleriyle girdi.

Bir sözlük olarak düşündüğüm ama yeterli hacme ulaşmadığı için dosya olarak kalan Kemal Sunal Filmlerinde Küfür ve Argo, oyuncunun filmleri izlenerek not edilen argo sözcük ve deyişlerin dizinlenmesiyle oluşturuldu.

Kemal Sunal’ın yan rollerde olduğu Tatlı Dillim, Oh Olsun, Güllü Geliyor Güllü, Yalancı Yarim, Salak Milyoner, Köyden İndim Şehre, Mavi Boncuk ve Hasret ile tüm oyuncularıyla bir bütün olan Hababam Sınıfı serisi, araştırmaya dahil edilmedi.

Dilerseniz, sözlük maddelerinin tamamını sırasıyla okumak için yavaşça aşağıya inebilir ya da istediğiniz harfe tıklayarak, sözlükteki o bölüme gidebilirsiniz.

Alfabetik Dizin

Kemal Sunal
Kemal Sunal

A B C Ç D E F G H I-İ K L M N O-Ö P-R S Ş T U-Ü V-Y Z

A

Anasını ağlatmak: Bir kimseye çok eziyet etmek, çok sıkıntı çektirmek. “Köylünün anasını birlikte ağlatacaklar bundan kelli.” (Salako)

Anasını bellemek: Zor duruma sokmak, birisine zarar vermek. “Anasını bile bellerim, it oğlu itin.” (Şaban Oğlu Şaban);“İstiyorsan gel. Paramı da getir. Yoksa ananı bellerim ha.” (Talih Kuşu)

Anasını laciverde boyamak: Birisini zor duruma sokmak, mağdur etmek. “Şimdi ananı laciverde boyadım it oğlu it.” (Yedi Bela Hüsnü)

Andavallı: Kolayca kanan, aptal, bön. “Kocası andavallının teki.” (Şaşkın Damat)

Angut: Budala, ahmak, hödük. “40 tane gönlüm olsa birini vermem bunun gibi anguda.” (Çöpçüler Kralı)

Araklamak: (Daha çok polis argosunda kullanılır.) Bir suçluyu yakalamak. “Gardırop Fuat, avanak Şakir’i dostunun yatağında araklamış.” (Sakar Şakir)

Arpa: Para. “Merak etme geçineceğin kadar arpanı sana yollarız.” (Sahte Kabadayı), “Ayıp ettin Şakir ağabeyimiz, arpamız var.” (Sakar Şakir)

Asılmak: Israr etmek, üstelemek. “Seninki kiraya asılmaya geliyor.” (Sakar Şakir) ● Sevgili olmak için ısrar etmek. “Efendi gibi Hüsniye’ye asılıyorum.” (Yedi Bela Hüsnü)

Aslan sütü: Rakı. “Bir ufak aslan sütü getir bakayım.” (Çarıklı Milyoner)

Aşüfte: Oynak, açık saçık kadın. “Evimi Kanlı Nigar adındaki aşüfteye verip, beni herkese rezil ettin.” (Kanlı Nigar)

Ateşi çıkmak: Cinsel istek duymak. “Ateşin çıktı değil mi?” (Yoksul)

Ateşini söndürmek: Birinin cinsel isteğini yerine getirmek. “Kız sana yangın ağam. Ateşini söndürürdüm yerinde olsam.” (Salako)

Ayarlamak: Hile yapmak. “Ulan yarışları ayarlayan benim. Ben bilmediğim halde, sen nereden bileceksin?” (Atla Gel Şaban)

Ayıklamak: Devre dışı bırakmak, uzaklaştırmak. Ortadan kaldırmak, öldürmek. “Onu kolay ayıklamayacağız galiba?” (Sahte Kabadayı) ● Birisiyle cinsel ilişkiye girmek. “Fıstığa bak fıstığa… Gel yavrum ayıklayayım seni…” ( Kemal Sunal Şabaniye)

Başa dönünüz

B

Babayı yemek: Kötü bir sonuç almak. Bir işte kaybetmek. “Şimdi tam manasıyla babayı yedi Malik.” (Yedi Bela Hüsnü)

Bacaklarını diklemek: Birisi ile cinsel ilişkiye girmek. “Bu sefer kızının bacaklarını dikleyemedik ama…” (Abuk Sabuk Bir Film)

Becermek: Birisi ile cinsel ilişkiye girmek. “Ulan az daha becerecektin beni.” (Kanlı Nigar), “Hoca efendi yetiş. Bu, Gülo diye beni becerecek.” (Kibar Feyzo), “Bak kızı nasıl becerip sokağa attı.” (Postacı)

Bellemek: Birisi ile cinsel ilişkiye girmek. “Uyu ulan eşşoğlueşek… Ananı belleyeceğim, boş duruyor döşek…” (Kibar Feyzo)

Bombası patlamak: Ortaya çıkmak, duyulmak. “Nasıl bombası patladı gördün mü?” (Talih Kuşu)

Boynuz takmak: Eşini ya da sevgilisini aldatmak, ihanet etmek. “Sanki ne yaptı? Boynuz mu taktı? Edebiyle çalışıp seni zengin ediyor.” (Boynu Bükük Küheylan)

Boynuzlu: Karısının ya da yakını kadınların yoldan çıkmasına, başka erkeklerle düşüp kalkmasına göz yuman kimse. “Sen kendine bak boynuzlu Kazım efendi!” (Şaşkın Damat), “Ulan senin sayende boynuzlu da olduk.” ( Kemal Sunal Tarzan Rıfkı)

Boynuzu uzamak: Bir erkeğin karısı tarafından sürekli aldatılması. “Kocanı bekletme de boynuzu uzamasın.” (Gol Kralı)

Bozmak: İlk cinsel ilişki. “Ne sözlüsü be. Bozdu bile o kızı bu.” (Çöpçüler Kralı)

Bozuk para gibi harcamak: Ortadan kaldırmak, öldürmek. “İkisini de bozuk para gibi harcayacağım.” (Sahte Kabadayı)

Bükmek: Hırpalamak, dövmek. “Ah ulan bir kalkabilseydim, seni fena bükerdim.” (Avanak Apti)

Büyük: 0.7 litrelik rakı. “Eskisi gibi bir büyük sallarız değil mi?” (Sahte Kabadayı)

Büzük: Cesaret, yüreklilik. “50’sinden sonra kabadayı olunmaz, ona büzük lazım.” (Yedi Bela Hüsnü)

Başa dönünüz

Kemal Sunal sahte kabadayı
Sahte Kabadayı

C

Cavlağı çekmek: Ölmek. “Paketin biri yırtılınca cavlağı çekmiş.” (Köşeyi Dönen Adam)

Cephe: Kadında önden görünüm. Dolgun göğüsler. “Daha kapı kapandı, cepheden hücum.” (Dokunmayın Şabanıma)

Cız: Kaçmak, savuşmak. “Ben arkadan cız.” (Sahte Kabadayı)

Cukka: Cebe atılan, alınan, edinilen şey. “Doymak bilmiyor. Cukkayı hazırlayacaksınız, yan cebine koyacaksınız.” (Polizei)

Başa dönünüz

Ç

Çakmak: Sezmek, anlamak, kavramak. “Tasarladığın dalga motoru çaktım.” (Sahte Kabadayı)

Çalışmak: Fahişelik etmek. “Bunun için iyi konuşmuyorlar, çalışıyormuş.” (Düttürü Dünya), “Ayşe şimdi çalışıyor, geceleri…” (Polizei)

Çalıştırmak: Hazırlamak. “Arnavut, votkamla eriği çalıştır ulan.” (Sahte Kabadayı)

Çanak yalamak: Birinin adamı olmak. Birinden çıkar sağlamak. “Sen Kemal’in çanağını yalıyorsun.” (Sahte Kabadayı)

Çarıklı: Görgüsüz. “O yanınızdaki çarıklıyı da siz şımarttınız.” (Kapıcılar Kralı)

Çarkına etmek: Birinin işini bozmak, mağdur etmek. “Çarkımıza ettin lan, yedim şimdi sizi.” (Avanak Apti)

Çarpılmak: Sevdaya düşmek, âşık olmak. “Kapıdan girer girmez sana çarpıldım.” (Avanak Apti)

Çarpmak: ● Birinin eşyasını çalmak. “Bu, gazinoda çarptığım salak.” (Sevimli Hırsız) ● Dolandırmak. “Atölyede çarpmadığı insan kalmadı.” (Yoksul)

Çarşafa dolaşmak: Becerememek, üstesinden gelemeyip başarısız olmak. “Çarşafa dolaşmıştır şimdi.” (Polizei)

Çekmek: Mastürbasyon yapmak. “Bu kadar parayla şey bile çekilmez.” (Yüz Numaralı Adam)

Çiğnemek: Ayağının altına alarak ezmek. “Dostuma laf atanı ben çiğnerim ulan!” (Şaban Oğlu Şaban)

Çimlenmek: Yiyeceklerden azar azar alıp yemek. “Ağzına layık mantı yaptım, çimleniyordum.” (Varyemez)

Çivilemek: Silah ya da bıçakla yaralamak.“Yarın toplantı bahanesiyle çağırırız buraya, Müebbet Kamil ile Marul Hakkı çivilerler içeri girerken…” (İyi Aile Çocuğu)

Çorbacı: Patron, amir. “Tamam mı çorbacı?” (Gurbetçi Şaban)

Çürük: Bekaretini kaybetmiş kız. “Bu kızı iyice bir muayene et. Sağlam mı, çürük mü, de bana.” (Şaşkın Damat)

Başa dönünüz

Korkusuz Korkak

D

Dal: Erkeklik organı, penis. “Dur kız nazik dalıma dokunma.” (Kanlı Nigar)

Dalga: İçinde bulunulan durum. “Bu dalgayı senden başka bilen yok.” (Sahte Kabadayı), “Dalgayı çakarsa hepimizi kıçımızdan çengele asar.” (Tarzan Rıfkı)

Dalga motor: Hile, düzen. “Tasarladığın dalga motoru çaktım.” (Sahte Kabadayı)

Dan dan: Tabanca. “Bırakın bakayım o elinizdeki dan danları.”(İnek Şaban)

Delik: Hapishane. “Çıktın mı delikten?” (Çöpçüler Kralı)

Delmek: Birini bıçaklamak ya da kurşunlamak.“Bir hareket yaparsan seni hamam kurnası gibi delerim.” (Gerzek Şaban)

Deve: Aptal, salak. “Önüne baksana ulan deve.” (Korkusuz Korkak)

Deve etmek: Bir nesneyi ya da parayı habersiz almak, çalmak, araklamak. “Numan ağa göz göre göre yüzde 10’umuzu deve edecekti.” (İnatçı)

Dikiş atmak: Bir kimseyi silah ya da bıçakla yaralamak. “Benim attığım dikişi kimse sökemez.” (Sahte Kabadayı)

Dikişlenmek: Silah ya da bıçakla yaralanmak. “Demek dikişlenmeye geliyor.” (Sahte Kabadayı)

Dikiz: Göz. “Şarap benim dikizlerimi bozdu galiba.” (Sakar Şakir)

Dolma: Yalan, uydurma. “Beni başından savmak istiyorsun ama ben o dolmayı yemem.” (Tarzan Rıfkı)

Dökülmek: Yolcuların dolmuş ya da minibüsten kısa aralıklarla birer ikişer inmesi. “Köşede hafifle de dökülelim.” (Dokunmayın Şabanıma)

Duman olmak: Kötü duruma düşmek, perişan olmak. “Bu işi uzatırsak duman olurum.” (Kapıcılar Kralı)

Düğümlemek: Dövmek.“Şimdi seni düğümledim hergele.” (Avanak Apti)

Dümbük: Fuhuş aracısı, pezevenk. Aşağılamak için de kullanılır. “Nah edersin dümbük.” (Davaro), “Çıksanıza ortaya dümbükler, korkaklar.” (Keriz)

Dümen: Yalan, hile, dalavere. “Ya bu dümenimizi yerler parsayı toplarız, yahut da Kemal’i babasının yanına gömerler.” (Sahte Kabadayı), “Ya bırakın bu dümeni buraya esrar işini konuşmaya geldik.” (İyi Aile Çocuğu)

Düşmek: Gelmek, varmak. “Ona aşkımı sunmak için bu gece gazinoya düşüyorum.” (Avanak Apti)

Düz gitmek: Ağır küfretmek, uzun uzun sövmek. “Yedi şeceresine düz gittim, ses yok!” (Umudumuz Şaban)

Başa dönünüz

Kemal Sunal 1263
Yedi Bela Hüsnü

E

Elinde patlatmak: Kendisine yapılmak istenen kötülük ya da hile karşısında önce davranıp engellemek. “Hüsnü, Malik’in elinde patlatmış.” (Yedi Bela Hüsnü)

Emanet: Para. “Emanet hazır mı?” (Korkusuz Korkak)

Emişmek: Cinsel ilişkiye girmek. “Uyu ulan deyyusun oğlu… Biraz daha biz emişek.” (Kibar Feyzo)

Enayi pilakisi: Çok enayi, aptaldan da aptal, bönden de bön. “Seninle evlenecek enayi pilakisi bu demek.” (Gol Kralı)

Ense yapmak: Gerektiğinden az çalışıp yorulmamak, dalga geçmek. “Anlayacağın sabahtan akşama kadar ense.” (Gurbetçi Şaban), “Ayıp oğlum ayıp. Utanmadan ense yapıyorsun. İnsan aldığı paranın hakkını vermeli.” (Talih Kuşu)

Erketeye yatmak: Gözcülük etmek. Çevreyi kollayabilecek bir yerde durmak. “Sen şurada erketeye yat.” (Boynu Bükük Küheylan)

Başa dönünüz

F

Falsolu konuşmak: Kafa karıştırmak. “Falsolu konuşma Muhtar, daha berrak anlat.” (Sahte Kabadayı)

Fan fini fin fon: Cinsel ilişki. “- Fan fini fin fon ne demek? – Bu gece öğrenirsin.” (Kanlı Nigar)

Feşmekan yapmak: Birini zor duruma sokmak. Birisine zarar vermek. “Ben Malik’in anasını feşmekan yapacak birini tanıyorum.” (Yedi Bela Hüsnü)

Fındıkçı: Cilveli, oynak kadın. “Tatlı tatlı konuşurken o kaşarlanmış fındıkçıyı hatırlatmazsan olmaz mı canım.” (Dokunmayın Şabanıma), “Sevilay’a takmıştım kafayı. Fındıkçı bir kızdı.” (Boynu Bükük Küheylan)

Fıstık: Güzel kız ya da kadın. “Gene iki fıstık davası.” (Dokunmayın Şabanıma), “Yandaki veznede çalışan fıstık var ya ona ilk görüşte kesilmiş.” (İyi Aile Çocuğu), “Şu Nevin var ya fıstık gibi maşallah.” (Avanak Apti)

Fingirdemek: Cilveleşmek. “Sağır sultan duydu Şükran’la Tanju’nun fingirdediğini.” (Köşeyi Dönen Adam)

Forsunu bozmak: Küçük düşürmek. “Muhtar pezevengi forsumuzu bozdu.” (Sahte Kabadayı)

Fotoğrafını çekmek: Birini bir konuda ya da tartışmada mağlup etmek. “Biz adamın böyle fotoğrafını çekeriz.” (Ortadirek Şaban)

Başa dönünüz

Kemal Sunal 4331
Umudumuz Şaban

G

Gaco: Fahişe. “Yalnız bilmiş olun, ben spesiyal müşteri taşırım. Gacolar, pezolar, hapçılar, evden tüyenler…” (Boynu Bükük Küheylan)

Gagalamak: Birini istemediği bir şeye zorlama. “Ne yapıp yap Zeynep’i Şaban’a gagala.” (Yüz Numaralı Adam), “Yine son bileti mi gagalayacaksın?” (Korkusuz Korkak)

Gazel okumak: Oyalamak veya kandırmak üzere boş sözler söylemek. “Sen ne gazel okuyorsun Hayri?” (Sahte Kabadayı)

Gebeş: Aptal, salak, bön. “Kes artık gebeş.” (Devlet Kuşu), “Senin milyonların mı önemli, o masumların hayatı mı gebeş?” (Bekçiler Kralı)

Geçirmek: Cinsel ilişkide erkeklik organını kullanmak. “Nasıl geçirdim ama…” (Umudumuz Şaban), “Manası çok derin. Ben adama ‘bilezik gibi geçiririm’ demek.” (Umudumuz Şaban), “Nasıl olsa geçireceğim hiç merak etme Bülentçiğim.” (İnek Şaban)

Geri: Popo. “Dişileri geriden, erkekleri paçadan koklar.” (Bekçiler Kralı)

Gıcık atmak: Birisinin sinirine dokunmak, kızdırmak. “Dikiştutmaz’a iyi gıcık attın Muhtar abi!” (Sahte Kabadayı)

Gıcık vermek: Birisinin sinirine dokunmak, kızdırmak. “Gıcık veriyor.” (Varyemez), “Ne yengesi lan! Gıcık mı veriyorsun oğlum?” (Boynu Bükük Küheylan)

Görmek: Birisinden çıkar sağlamak. “Bizi iyi gör beybaba.” (Kanlı Nigar), “Beni de gör. Bir beş yüzlük de bana.” (Şaşkın Damat), “Seni de göreceğiz, söylenme.” (Yoksul)

Götürmek: Öldürmek, ortadan kaldırmak.“Öyle bir naftalinli mevzu içinde Apti’yi götürelim ki kaza süsü verelim.” (Avanak Apti) ● Rüşvet almak. “- Bunlar belediyeci. – Belli. İyi götürmüşler.” (Düttürü Dünya) ● Çalmak, araklamak. “Ulan bu herif çay ocağından götürüyor, odabaşlığından götürüyor, faizden götürüyor.” ( Kemal Sunal Yoksul), “Kapıcı arkadaşın arabasını da götürmüşler.” (Boynu Bükük Küheylan)

Gümbürdemek: Çok yüksek şekilde ses çıkarmak. “Ne gümbürdüyorsun lan sabah vakti?” (Çöpçüler Kralı)

Gümletmek: Öldürmek, ortadan kaldırmak. “Yemeğine zehir koyup gümleteceksin.” (Varyemez)

Güreşmek: Cinsel ilişkide bulunmak. “Karılarla güreşirken iyiydi.” (Talih Kuşu)

Başa dönünüz

H

Hacamat etmek: Birisini kesici bir aletle yaralamak. “Vagon Necmi’yi, Komodin Hamdi’yi nasıl hacamat ettiğimi anlatsınlar da dinle.” (Sahte Kabadayı), ● Bir yeri soymak, hırsızlık yapmak.“Yoksa bir yeri mi hacamat ettin?” (Sakar Şakir)

Hacı ağa: Alışveriş etmek ve eğlenmek için büyük kente gelmiş zengin taşralı. “Hacı ağanın tekidir Allah bilir.” (Sosyete Şaban)

Hafif tertip: Azıcık, bir parça. “İkramiyeden seni de görürüz, hafif tertip tabii…” (İyi Aile Çocuğu)

Hakkından gelmek: Cinsel ilişki. “Zaten uyuşuğun biridir, bizim kızın hakkından gelemez.” (Meraklı Köfteci)

Haklamak: Öldürmek. “Kadırgalıyı hakladık.” (Şaban Oğlu Şaban) ● Birisini cinsel ilişkide ilk kez kullanmak. Kızı hakladıysan belki namus belası deyip…” (Salako)

Hamam oğlanı: Pasif eşcinsel erkek.“Başlatma şimdi beni babandan mabandan hamam oğlanı sen de…” (Zehir Hafiye)

Hamamlık: Boy abdesti almaya gereken bir duruma (cinsel ilişki ya da mastürbasyon) düşmek. “Vallahi hamamlık bir vaziyet ise kötü.” (Çarıklı Milyoner)

Hanzo: Kılıksız, giyimi, davranışları uygunsuz kimse.“Ne sokuyorsun böyle hanzoları içeri?” (Şark Bülbülü)

Harcamak: Yok etmek, ortadan kaldırmak. Öldürmek. “Onu nasıl harcayacağız abi? Herif yedi bela…” (Sahte Kabadayı)

Hasta olmak: (Bir şey, bir kimseye, bir duruma) Sinirleri bozulmak. “Hasta oluyorum şu karıya.” (Kapıcılar Kralı)

Haşat etmek: Dövmek, yaralamak. “Bu herif susta Kazım’ı nasıl haşat etti?” (Sahte Kabadayı)

Haşlama: Aptal, bön, salak. “Bu haşlamanın teki be!” (Sahte Kabadayı), “O haşlamayı başkasına götürtebiliriz.” (Avanak Apti), “Ulan gardırop vaziyetinde ne arıyorsun burada haşlama?” (Sakar Şakir)

Hava basmak: Böbürlendiğini davranışlarıyla belli etmek, kabarmak, gururlanmak. “Bana bak Kemal, dışarıdaki havanı burada basamazsın.” (Sahte Kabadayı), “Havamızı basarak içeri girelim Nuri.” (Avanak Apti)

Hayalici: Hayali ihracat (Devletin sağladığı vergi iadesi vb. gibi özel kazançlardan yararlanmak amacıyla, gerçekte olmayan ve satılmamış bir malı yurtdışına satmış gibi düzmece belge düzenleme işi) yapan kişi. “Arsa mafyası diye bir şey duymadın mı sen? Hayalici baba, ihaleci baba, kaçakçı babalar var ya… İşte bu da arsa babası.” ( Kemal Sunal Gülen Adam)

Haybeci: Çalışıp emek harcamadan para kazanan. “Bu haybeciler sizi inek gibi sağıyor.” (İnek Şaban), “Haybeciler beleşten iki gol attınız çeneniz açıldı.” (Garip), “Bizimkinin dükkanına bir haybeci geldi.” (Sakar Şakir)

Haybecilik: Çalışıp emek harcamadan para kazanmak, çıkar sağlamak. Beleşçilik, avantacılık. “Bundan sonra haybeciliğe paydos.” (Devlet Kuşu)

Hazır olda olmak: Erkeklik organın sertleşmesi, ereksiyon. “Ben sana bir padişah macunu hazırlayacağım. Her zaman hazır olda olacaksın.” (Doktor Civanım)

Her boka maydanoz olmak: Üzerine vazife olmayan, kendisini ilgilendirmeyen her şeye karışmak. “Her boka maydanoz olmaktan vazgeçmeyecek misin sen?” (Meraklı Köfteci)

Her hıyara tuz olmak: Üzerine vazife olmayan, kendisini ilgilendirmeyen her şeye karışmak. “Ne diye her hıyara tuz oluyorsun?” (Meraklı Köfteci)

Hergele: Terbiyesiz, görgüsüz kimse. “Ulan hergeleler geçen bana niye manalı manalı baktınız?” (Sahte Kabadayı)

Hırbo: Kaba saba kimse. “Kapat telefonu hırbonun suratına.” (Şark Bülbülü)

Hırt: Haddini bilmeyen, anlayışsız, ahmak kimse.“Ulan hırt yine yaktın beni!” (Tarzan Rıfkı), “Hüsnü denilen hırt, adamımızı hastanelik ediyor.” (Yedi Bela Hüsnü)

Hıyar: Görgüsüz, kaba saba kimse. “Hıyar gibi bir herif var.” (Şaban Oğlu Şaban), “Parayı da şu merdiven başında duran hıyar getirsin.” (Zehir Hafiye), “Adam hıyarın teki.” (Çarıklı Milyoner), “Çok hıyar herif canım.” (Deli Deli Küpeli), “Öyle sandığın kadar hıyar değil bu herif.” (Kapıcılar Kralı), “Kim getiriyor bu hıyarları oyuncu diye be…” (Gerzek Şaban), “Sen hıyar olduğun için anlamazsın.” (En Büyük Şaban), “Hıyara bak resmen dalga geçiyor.” ( Kemal Sunal Varyemez), “Oğlum sen hıyarın tekisin.” (Şendul Şaban)

Hıyarto: Görgüsüz, kaba saba kimse. “Bu hıyarto benim karşımda oynayacaktı.” (Gol Kralı), “Söyle bakalım hıyarto, meşhur Urfalı Apti’nin namını kullanıp iş bitiren keriz.” (Avanak Apti), “Zıkkımın kökünü iç hıyarto.” (Korkusuz Korkak), “Ulan hıyarto, Tarzan Rıfkı’yı hafife alma.” (Tarzan Rıfkı)

Hoşaf: Yaşlılıktan ötürü çirkinleşmiş kimse. “Yanındaki hoşaf karı, değil kız gibi Murat’la 80 Mercedes’le birlikte çekilmez.” (Devlet Kuşu)

Hödük: Görgüsüz, kaba, anlayışı kıt kimse.“Vay hödük vay!” (Kapıcılar Kralı)

Başa dönünüz

Kemal Sunal Gol Kralı
Gol Kralı

I – İ

Islatmak: Dövmek, dayat atmak. “İyi tak iyi tak da bir güzel ıslatayım seni.” (En Büyük Şaban)

İfadesi alınmak: Birisi tarafından cinsel ilişkide kullanılmak. “O gece sabaha kadar başta kendisi, ifademi almayan kalmadı.” (Kanlı Nigar)

İnek: Aptal, bön.Erkan dünyalar şampiyonu olur, bu inek de kalkmış onunla aşık atıyor.” (Ortadirek Şaban), “Ulan inek sen bizimle dalga mı geçiyorsun?” (Yakışıklı), “Mahzendeki ineği çıkartın onu götürün. Benim yerime onu temizlesinler.” (İyi Aile Çocuğu), “Babanın parası mı inek?” (Korkusuz Korkak), “Ne inektir o, şu gelişe bak be…” (Sakar Şakir), “Hemşerin diye kayırma bu ineği.” (Japon İşi), “Ben de Rıfkı denilen o ineğin kurbanı oldum.” ( Kemal Sunal Üçkağıtçı), “Ben demedim mi bu inek 7 canlıdır diye…” (Gerzek Şaban)

İneklik: Olumsuz, kötü bir duruma yol açmak. “Kızın ailesi ineklik ediyorsa temizleyelim abi.” (İyi Aile Çocuğu), “Bu yaptığına düpedüz ineklik derler.” (Avanak Apti)

İnletmek: Yüksek sesli cinsel ilişki. “Cano’yu kim inletiyor.” (Davaro)

İskele babası: Çocuklarına karşı babalık sorumluluğunu göstermeyenler için alay yollu kullanılır. “Ne babası… İskele babası mı?” (Garip)

İş: Cinsel ilişki. “Hem bitir işi diyor hem de acelecisin diyor.” (Bekçiler Kralı), “Hazır soyunmuşken bitirelim şu işi.” (Salako), “Sallanma da şu işi bitirek.” (Kibar Feyzo), “Bugün bitiririz o işi.” (Postacı), “Biraz daha gelmeselerdi iş bitiyordu.” (Deli Deli Küpeli), “Sallanmaya gidelim, o işi bitirelim.” (Tokatçı), “Hadi bitirelim şu işi, senin de yangının geçsin.” (Şark Bülbülü), “Hadi davran da o işi bitirelim.” (İbo ile Güllüşah), “Daha iş bitmedi Ekber, sen biraz dolaş gel.” (Polizei)

İşini bitirmek: ● Birisi ile cinsel ilişkiye girmek. “Elimi çabuk tutup senin işini hemen bitireyim.” (Tokatçı), “Evvela benim işimi bitir Tarzan’ım…” (Tarzan Rıfkı) ● Öldürmek.“Bu gece Osman’ın işi bitecek değil mi?” (Avanak Apti), “O işi dün gece bitirdim.” (Keriz) ● Dövmek. “Ulan hıyarlar ben şimdi gidiyorum, Hamza’nın da işini bitireceğim.” (Gerzek Şaban)

İyi etmek: Birisi ile cinsel ilişkiye girmek. “Bu numara da tutmazsa Hüsniye’yi değil seni iyi ederim.” (Yedi Bela Hüsnü), “Kaşla göz arasında bunu iyi ederler.” (Bekçiler Kralı), “Yarım saat uyuyayım sonra yine seni iyi ederim.” (İnek Şaban) ● Dövmek.“Sen Osman Barut olarak o kerizi iyi edemeyeceğine göre inceden başka bir numarayla canına okumalısın.” (Avanak Apti) ● Çalmak, yürütmek, araklamak.“Veresiye defterini iyi etmenin tam sotasıdır.” (Sakar Şakir)

Başa dönünüz

K

Kafatası profesörü: Beyin cerrahı. “Derhal bana bir kafatası profesörü bul getir, ordinaryüs olsun.” (İnek Şaban)

Kafayı çekmek: İçki içmek. “Eski zamanlarda olduğu gibi kafa çekeceğiz seninle.” (Katma Değer Şaban)

Kalbura çevirmek: Birini bıçak ya da tabancayla birden fazla kez yaralamak. “Kara Mithat ikimizi de kalbura çevirir.” (İnek Şaban)

Kapuz etmek: Korumak, kollamak. “Sevilay’ı kapuz et.” (Boynu Bükük Küheylan)

Kase: Kıç, göt. “Ah kase kırıldı.” (Garip)

Kaşarlanmış: Bir konuda bir işte deneyim kazanmak, ustalaşmak. “Senin küçük hanım da amma kaşarlanmış.” (Dokunmayın Şabanıma)

Katlamak: ● Dövmek. “Ben hile yapanı katlarım arkadaş.” (Korkusuz Korkak), “Bir çare bulamazsan seni yediye katlarım.” (Tarzan Rıfkı) ● Üstünlük göstermek, yenmek. “3-2 katladık Almanları.” (Polizei)

Katmerli: Bir işte ustalaşmış, tecrübe kazanmış. “Seni katmerli pezevenk seni.” (Kanlı Nigar)

Kaymağını toplamak: Bir şeyin en büyük payını, kârını ele geçirmek. “Oğlum dur hele kaymağını toplayalım sonra düşünürüz.” (Şark Bülbülü)

Kaz yolmak: Birisinin saflığından faydalanarak parasını almak. “Şu kazı bir yolayım bari.” (Sahte Kabadayı)

Kazık girmek: Beklemediği anda birinden zarar görmek, aldanmak. “Salim efendiye tam 50 milyonluk kazık girdi.” (Şaban Pabucu Yarım)

Kazımak: Kumarda birinin parasını son kuruşuna kadar almak. “Bizi kazıdın, tamtakır bıraktın.” (Sahte Kabadayı)

Keklik: (Dolandırıcı, kumarbaz, fahişe için) Bilgisiz, saf, deneyimsiz kimse. “Bu sefer esaslı bir keklik vurdum.” (Şaşkın Damat), “Akif dede keklik mi avlıyorsun?” (Sevimli Hırsız)

Kelek: ● İşe yaramaz, kötü, düşük.“4.5 milyon kaptırdınız bu keleğe.” (İnek Şaban), Pek gözüm tutmadı, kelek bir şey.” (Ortadirek Şaban) Uygunsuz, hilekârca davranış. Bu işte bir kelek durumu olmasın evlat?” (Sahte Kabadayı), “Ona gelecek en ufak keleği kendime sayarım” (Talih Kuşu), “Bizi enayi sandın ama kelek çıkan sen oldun.” (İyi Aile Çocuğu), “Hamza kelek yaptı bize.” (Gerzek Şaban)

Keleklik: Kötü davranış, hile, dalavere. “Var mı lan böyle keleklik, yürü hadi eve.” (Meraklı Köfteci)

Kelleyi bulmak: Çok sarhoş olmak.“Çoktan beri fiyat artışından içki içemiyordum. Sayende belki şöyle adamakıllı kelleyi bulurum.” (Gerzek Şaban)

Kereste: Görgüsüz, kaba saba kimse. “Yürüyün bakalım keresteler… Dört saat sonra don gömlek kalacaksınız.” (Atla Gel Şaban), “Hasan, şu keresteyle sen meşgul yoksa delirebilirim.” (Avanak Apti), “Niye bu Hamza kerestesi orada tek başına oturuyor Muharrem amca?” (Gerzek Şaban)

Keriz: Aptalca ve kolayca aldanan, saf. “Adımız Kara Abbas’tı, Keriz Abbas oldu.” (Talih Kuşu)

Kesilmek: Birisinden hoşlanmak, ilgi duymak. “Kemal karıya kesildi.” (Sahte Kabadayı), “Yandaki veznede çalışan fıstık var ya ona ilk görüşte kesilmiş.” (İyi Aile Çocuğu)

Keskin: Çapkın, zampara. “Sen de az keskin değilsin.” (Sakar Şakir)

Kırık: Dost, metres, sevgili.“Karının kırığı Gardırop Fuat geliyor.” (Sakar Şakir)

Kırmak: Kaçmak, savuşmak, ortadan kaybolmak. “Ufak ufak kırın karşımdan.” (Gerzek Şaban)

Kirişi kırmak: Gitmek, kaçmak, savuşmak, bulunduğu yerden hızla ulaşmak. “Korktu abi, kirişi kırdı arka kapıdan.” (Sakar Şakir)

Kirletmek: Irzına geçmek, namusuna zarar vermek. “Bu ahlaksız şimdiye kadar kızı kirletmiştir.” (Salako)

Kofti: Anlamsız, değersiz, uyduruk, sahte. “Koftiden ihbarnameler gönderiyor.” (Yedi Bela Hüsnü), “Koftinin biri nasırımıza basarsa dayılığımızı madara eder.” (Sahte Kabadayı)

Kot kafa: Kalın kafalı, akılsız. “Bu benim kot kafamdan hiç geçmemişti.” (Dokunmayın Şabanıma)

Köşeyi dönmek: Kısa yoldan ve büyük bir emek harcamadan sosyal ve ekonomik güç edinmek. “Sen de köşeyi döndün artık.” (Dokunmayın Şabanıma), “Kullan kafayı, dön köşeyi.” (Garip), “Hepimizin umudu köşeyi dönmek ama nasıl?” (Varyemez), “Bir an evvel köşeyi dönmek istedim.” (En Büyük Şaban)

Kumlamak: Doğurmak. “Kuraklık da olsa 9 ayda bir kumlar.” (Kibar Feyzo)

Kurşun yakmak: Cinsel ilişki sırasında boşalmak, doyuma ulaşmak. “Biz Türkler boşuna kurşun yakmayız.” (Gurbetçi Şaban)

Küllüm olmak: Bütün parasını yitirmek. “Küllüm oldum.” (Boynu Bükük Küheylan)

Başa dönünüz

Kemal Sunal vs Şener Şen - Kibar Feyzo
Kemal Sunal vs Şener Şen – Kibar Feyzo

L

Langırt köy sandığına: Hak edilmeyen parayı cebe atmak. “Para üstü langırt köy sandığına…” (Dokunmayın Şabanıma)

Lapacı: Vücutça toplu ve iri olmasına rağmen direnci az olan. “Yürü be lapacı.” (Polizei)

Leş kargası: Birinin üzerinden çıkar sağlayan. Asalak, bedavacı, avantacı. “Bana bak leş kargası fena yaparım seni.” (Yüz Numaralı Adam)

Lüp etmek: Kolayca ya da karşılıksız çıkar sağlamak. “Paraları lüp ediyorsun.” (Boynu Bükük Küheylan)

Başa dönünüz

M

Madara etmek: Utanılacak duruma düşürmek, mahcup etmek. “Koftinin biri nasırımıza basarsa dayılığımızı madara eder.” (Sahte Kabadayı), “Helal olsun Apti’ye be, bir kez daha Osman’ı madara etti.” (Avanak Apti)

Maden: Kolayca çıkar sağlanılan kimse, yer ya da kuruluş. “Üzülmeye gerek yok patron. Maden nasıl olsa elimizde.” (Atla Gel Şaban)

Makine: Erkeklik organı, penis. “- Nasıl makine çalışıyor mu? – Vallahi şimdiye kadar bir arıza yapmadı.” (Yoksul)

Mal: Hafifmeşrep kız ya da kadın. “Ne malmışsın be.” (Köşeyi Dönen Adam), “Ulan biz yiyemedik, Alman götürecek malı.” (Polizei)

Mamalanmış: Doping verilmiş yarış atı ya da sporcu. “At mamalanmış, garanti diyorlar.” (Uyanık Gazeteci)

Mangır: Para. “Pamuk eller ceplere, mangırları görelim.” (Dokunmayın Şabanıma), “Bunlar dut yaprağı değil, mangır.” (İnek Şaban), “Ne mangırı lan manyak?” (Kemal Sunal Sahte Kabadayı), “Pazarlık çalgılı gazinoda olur, parmağını tükürükle de mangırları saymaya başla.” (Zehir Hafiye)

Mangiz: Para.“Mangiz olmadığından bugünkü gazeteyi alamadık abicim.” (İbo ile Güllüşah)

Mankafa: Anlayışsız, aptal. “- Parola ne? – Mankafa.” (Şaban Oğlu Şaban), “Aval aval bakacağına koş çiçek yaptır da sözlüne geçmiş olsun de mankafa, aptal, gerizekalı.” (Doktor Civanım)

Maraza çıkarmak: Kavga çıkarmak. “Şunun gönlünü et. Maraza çıkaracak.” (Boynu Bükük Küheylan)

Marizlemek: Dövmek. “Müslüm Efendi fena marizlerim.” (Kılıbık), “O manyak ikimizi de marizler.” (Boynu Bükük Küheylan)

Marsilya’ya vali olmak: Tavla oyununda mars olmak. “Bugün Marsilya’ya vali oldun.” (Devlet Kuşu)

Matiz: Aşırı derecede sarhoş kimse. “Ben matizdim Lüfer, ne olmuş?” (Sakar Şakir)

Maval okumak: Yalan söylemek. “Bırak bu ayakları aslanım, bize maval okuma.” (Öğretmen)

Meret: Sıkıntı veren, hoşlanılmayan şeyler veya kimseler için kullanılan sövgü sözü.“Allah’ın meretiyle ne kırıştırıyorsun kız?” (Şark Bülbülü)

Mıncıklatmak: Birisine vücudunun cinsel bölgelerini elletmek, okşatmak. “Erol’un zoruyla da olsa az mıncıklatmadın kendini bana.” (Köşeyi Dönen Adam)

Moloz: Değersiz önemsiz kimse ya da nesne. “Hadi oradan moloz. Dertsiz başımı derde sokma.” (Tokatçı)

Başa dönünüz

N

Nallamak: Kurşunlamak. Tabancayla ateş ederek isabet ettirmek. “Daha bahçede nallayacaklar herifi.” (İyi Aile Çocuğu)

Nalları dikmek: Ölmek.“Rıfkı randevuya gidince nalları dikecek.” (Tarzan Rıfkı)

Nanay: “Yok” anlamında kullanılır. “Ne o Marmara Kazım, sende arpa nanaydı?” (Sakar Şakir)

Başa dönünüz

Kemal Sunal Şener Şen
Şener Şen vs Kemal Sunal

O – Ö

O biçim: Pasif eşcinsel erkek.Soyadı biraz şüpheli. O biçime benziyor.” (Umudumuz Şaban) ● “Dövün, tartaklayın” anlamında kullanılır.“O Bülent pezevengini iğne deliğinde olsa bulup buraya getireceksiniz. İcabında o biçim…” (İnek Şaban)

Okkalı: Ağırbaşlı, uslu. Güzel, iyi, değerli. “Vefalı karıdır. Erkeğine arka çıkar. Okkalıdır.” ( Kemal Sunal Boynu Bükük Küheylan)

Onun bunun çocuğu: “Piç, babası belli olmayan” anlamında kullanılır. “Sen ilk önce ayağındaki pantolonu çıkar da eteklik giy onun bunun çocuğu.” (Zehir Hafiye), “Hangi babandan lan onun bunun çocuğu?” (Varyemez)

Ora: Dişilik organı, vajina. “Yel senin oranda esiyor orospu.” (Köşeyi Dönen Adam)

Otlanmak: Karşılıksız çıkar sağlamak. Çaba, para harcamadan yararlanmak. “O Malik ineği gitsin başka yerde otlansın.” (Yedi Bela Hüsnü)

Otobüs: Fahişe, orospu. “Ulan Mülayim otobüsün olayım!” (Korkusuz Korkak)

Oynaş: Cinsel ilişki. “Ben üşüyorum, ben acımdan ölüyorum, sen oynaş düşünüyorsun.” (Salako)

Oynaşmak: Çapkınlık yapmak, biriyle beraber olmak. “Kocan kafayı çekip karılarla oynaşıyor.” (Köşeyi Dönen Adam)

Öksürmek: Konuşmak, laf etmek. “Bundan sonra Kemal abimiz ne öksürürse o olacak.” (Sahte Kabadayı)

Ön diş: Erkeklik organı, penis. “Şunu bir doktora götür ön dişini çektir.” (Yedi Bela Hüsnü)

Başa dönünüz

P – R

Papazı bulmak: Kötü bir sonuçla karşılaşmak, belasını bulmak. “Yani papazı bulduk desene.” (Gurbetçi Şaban), “Papazı bulduk yine.” (Postacı)

Parça: Güzel, alımlı kız ya da kadın. “Sen buna bir şey yapıyor musun? İyi parça ha…” (Yoksul)

Parlatmak: İçki içmek. “İki kadeh de parlattın mı tamam.” (Kanlı Nigar)

Pasını almak: Yakınlık duyduğu kişiden, ilişki kurma yolunda olumlu bir işaret almak. “Mehtap yengemizin pasını alıyordun sabah sabah…”(Korkusuz Korkak)

Perdah çekmek: Birisini parlak, cafcaflı sözlerle kandırmak.“Helal olsun, bize iyi perdah çektin.” (Sakar Şakir)

Pezo: Fuhuş aracısı, pezevenk. “Yalnız bilmiş olun, ben spesiyal müşteri taşırım. Gacolar, pezolar, hapçılar, evden tüyenler…” (Boynu Bükük Küheylan)

Pır: Kaçmak, savuşmak. Bir anda ortadan kaybolmak. “Yengen bizi bıraktı be Osman, pezevengin biriyle pır.” (Boynu Bükük Küheylan)

Piliç: Genç, güzel ve alımlı kız ya da kadın. “Rüyamda çok güzel bir pilici yakalamıştım.” (Yakışıklı)

Pişirmek: Olgunlaştırmak. “İşi tam pişirmişken önümüze hendek çıktı.” (Şaşkın Damat)

Posta koymak: Meydan okumak.“Orada göstereceğim adama posta koyacaksın.” (Tokatçı)

Rendelemek: Yol yordam öğretmek. Adam etmek. “Sen bunu ne kadar çabuk rendelersen o kadar çabuk rahatlarız.” (Sahte Kabadayı)

Başa dönünüz

S

Sağmak: Belirli bir süre içinde, hissettirmeden rakibinin bütün parasını kazandırmak. “Öyle bir iş kurmalıyım ki inek gibi sağmalıyım bu Alman milletini.” (Gurbetçi Şaban), “Sağacaksınız Zülfü’yü ha, meramınız bu.” (Keriz)

Salatalık: Bön, aptal, salak. “Bizim salatalığa bir hastalık geldi, kendini kabadayı sanıyor.” (Yedi Bela Hüsnü), “İşte salatalık ticaret başladı.” ( Kemal Sunal Sahte Kabadayı), “Hemen telefona sarıldı salatalık.” (Tokatçı), “Salatalık gibi görünüyor ama aslında uyanık çocuk.” ( Kemal Sunal Sakar Şakir), “Nerede acaba bu salatalık?” (Tarzan Rıfkı)

Seksüel spor: Cinsel ilişki. “Benden ne baba olur ne de koca. Bizimki seksüel spor.” (Gol Kralı)

Sepetlemek: Kovmak, başından savmak, gitmesini sağlamak. “Sen çocuksun be! Biz burada senin gibileri çok gördük. Haftasına varmadan birer birer hepsini sepetledik.” (Deli Deli Küpeli)

Sertleşme: Erkeklik organının sert ve dik duruma gelmesi, ereksiyon.“Ellenince sertleşen başka yerlerimiz de var.” (Umudumuz Şaban)

Sıkmak: Bir işi yapmaya cesareti olmamak. “Üç gündür Latiflerin evinin önünden geçemiyormuşsun. Sıkmıyor değil mi?” (Postacı)

Sıpa: Çocuk için sevgi ve şefkat duygularıyla kullanılır. “Sen de mi bu sıpayı cami kapısında buldun?” (İyi Aile Çocuğu)

Sıradan geçirmek: Birçok kişiyle cinsel ilişkide bulunmak. “Bir de çapkındır ki sıradan geçirir.” (Bekçiler Kralı)

Sıyırmak: Kötü, güç bir durumdan kurtulmak. “Sen de iyi sıyırdın. Kız şikayetçi olsaydı mahkemeye sevk edecektim.” (Gülen Adam)

Sızdırmak: Birinin belli bir süre içerisinde yavaş yavaş parasını almak. “Amcayı sızdırdın mı?” (Şaşkın Damat)

Siftah: İlk kez cinsel ilişkiye girmek. “Siftahın mübarek olsun.” (Kanlı Nigar) ● İki kişinin ilk kez cinsel ilişkiye girmesi. “Hadi gel bir siftah edelim.” (Salako)

Silkelemek: Dövmek. “Hüsniye’ye laf söyleme, seni silkelerim.” (Yedi Bela Hüsnü)

Sota: Uygun, elverişli durum. “Veresiye defterini iyi etmenin tam sotasıdır.” (Sakar Şakir)

Sulanmak: Cinsel istek duyduğunu belli etmek. Sözle, davranışla sarkıntılık yapmak. “Ramazan bu karı bana sulanıyor.” (Süt Kardeşler)

Sulu: Yersiz şakalar yapan, söz ve davranışları ile çevresini tedirgin eden veya gereksiz iltifatlarda bulunan. “Ne sulu herifsin be..” (Gurbetçi Şaban)

Sütsüz: Kötü soydan gelen, sütü bozuk kimse. “Ulan it, ulan sütsüz…” (İyi Aile Çocuğu)

Başa dönünüz

Ş

Şaapmak: Cinsel ilişkide bulunmak. “Sen bu halde karıyı nasıl şaaptın.” (Davaro)

Şambabası: Sorumluluğu olmayan, hayırsız baba. “- Ne babası? – Şambabası!” (Dokunmayın Şabanıma), Şambabası sen önce kendi karnını doyur.” (Garip)

Şano pano: Barbutta bir oyun şekli. “Şano pano. Bir daha at bakalım.” (Talih Kuşu)

Şaşkaloz: Şaşkın, sersem. “Şaşkaloz Zülfo Ağa… Lafa bak lafa…” (Şark Bülbülü)

Şerbetli: Kendisine kötü davranılmasına, tuzak kurulmasına alışmış olan; bu tuzaklardan her fırsatta kurtulan kişi. “Adam şerbetli sanki ulan.” (Tarzan Rıfkı)

Şey: ● Kadın ya da erkeğin cinsel organı. “Ben de şeyimi öpeceksin sandım ya.” (Şaban Oğlu Şaban), “Şeyimde fazlalık var.” (Doktor Civanım), “Elin geçiyor, başka şeyin de geçiyor.” (Propaganda) ● Cinsel ilişki. “Senin de aklın fikrin hep şeyde.” (Salako), Yoksa daha önce şey olmadı mı?” ( Kemal Sunal Kanlı Nigar) ● Pasif eşcinsel erkek. “Garip bir oğlan… Yoksa şey olmasın…” (Zehir Hafiye), “Benden duymuş olma ama biraz şeydir.” (Boynu Bükük Küheylan) ● Kıç. “Şeyimden ne istedin?” ( Kemal Sunal Sosyete Şaban)

Şey etmek: Birini cinsel ilişkide kullanmak. “Hacı Rüstem’in kızını şey edersin tazminat iki milyon…” (Dokunmayın Şabanıma), “Zaide hanımı dosya deposuna çekip şey eden sen değil miydin?” (İyi Aile Çocuğu), “Oranın da şey edilmesi yakındır terzi Cemal.” (Zübük)

Şey yapmak: Cinsel ilişkide bulunmak. “Gene mi şey yapacağız?” (İnek Şaban)

Şırfıntı: Bayağı kadın. “Şırfıntı sensin sosyete orospusu.” (Köşeyi Dönen Adam)

Şişirmek: Birini gereksiz yere övmek, dalkavukluk yapmak.“Kimse beni şişirmeyecek, öve öve göklere çıkarmayacak.” (Koltuk Belası)

Başa dönünüz

Kemal Sunal 4339

T

Tabansız: Yüreksiz, ödlek. “Darılma ama sen de pek tabansızmışsın.” (Kiracı)

Taka: Otomobil vb. motorlu araç. “Korkma. O bizim peder beyin takası. Egzozu bozuk.” (İyi Aile Çocuğu)

Tango: Toplumun genel kurallarına aykırı giyinen, aykırı davranan kız ya da kadın.“Gene o şehirli tango.” (Sosyete Şaban)

Tapon: Önemsiz, değersiz, düşük nitelikli. “Kürdan Necip’e takıldı aklım. Tapon bir karı bulmuş parayla oynuyor.” (Devlet Kuşu)

Temizlemek: Yok etmek, ortadan kaldırmak. Öldürmek. “Sen demin kimi temizlemiştin ulan?” (Sahte Kabadayı), “Kendi elimle temizleyeceğim namussuzu.” (İnek Şaban), “Kızın ailesi ineklik ediyorsa temizleyelim abi.” (İyi Aile Çocuğu), “Şimdi gider temizlerim.” (Keriz)

Teneke: Durmadan konuşan, her şeye laf yetiştiren, saçmalayan kimse.“Yağcılık içlerine işlemiş bu tenekelerin. Bir vursam hepsi aynı sesi çıkaracak Osman Efendi.” (Çarıklı Milyoner)

Teres: Pezevenk. “Gel lan buraya teres.” (Şark Bülbülü)

Tereyağı: Bön, aptal, anlayışsız.“Hadi lan tereyağı.” (Dokunmayın Şabanıma)

Tezgâhtar: Tezgâh (Yasal olmayan bir işi yapmak için tutulan uygunsuz yol) kuran, sahtekâr. “Sen görmeyeli ne tezgâhtar olmuşsun?” (Dokunmayın Şabanıma)

Tıpası yememek: Cesaret edememek. “Arif Efendi’nin tıpası yemedi.” (Üçkağıtçı)

Tıraş: Boş yere uzun konuşmak, gevezelik etmek. “Anladık, tıraşı bırak şimdi.” (Boynu Bükük Küheylan)

Tırlak: Deli. “Amcan da senin gibi tırlak galiba.” (Köşeyi Dönen Adam)

Tırtıklamak: Aşırmak, çalmak. “Bir şeyler tırtıklayabiliyor musun?” (Düttürü Dünya), “Bir miktar tırtıklar zengin olurduk.” (Hanzo)

Tohum: Meni, ersuyu. “Senin oğlunun tohumları benim kızımın sınırlarını geçti.” (Propaganda)

Toka etmek: Vermek. “Beş bin toka ettik mi bizi köşke sokar.” (Tokatçı)

Tokatçılık: Dolandırıcılık. “Ben tokatçılığın kitabını yazdım arkadaş.” (Tokatçı)

Tokatlamak: Dolandırmak.“Ben size bu Osman bizi tokatlıyor demedim mi?” (Talih Kuşu)

Tokatlanmak: Dolandırılmak. “Vay anasını trende tokatladılar. Paralar gitti.” (Tokatçı)

Tokmak: Pezevenk.“Kısa kes lan tokmak.”(İyi Aile Çocuğu)

Toz etmek: Yok etmek, ortadan kaldırmak. Öldürmek. “Ben mercimeğe bile dinamit koyup adamı toz ederim.” (Sahte Kabadayı) ● Yağmalamak. “Herif gelmeden dükkanı toz edin.” (Sakar Şakir)

Tozunu silkmek: Hırpalamak, dövmek. “Sonra da benim namımı kullanıp iş bitiren bu hergelenin tozunu silkeceğim.” (Avanak Apti)

Tozutmak: Aklını yitirmek. “Babam tozuttu galiba.” (Tosun Paşa)

Tüymek: Kaçmak. “O iki avrat çabuk tüydüler.” (Boynu Bükük Küheylan)

Başa dönünüz

U – Ü

Uçkur: Cinsel duygu veya ilişki. “Senin uçkuruna Amerikan maliyesi bile yetişmez ulan.” (Dokunmayın Şabanıma)

Uçlu: Filtreli sigara. “Bir uçlu versen de şöyle tüttürsek.” (Boynu Bükük Küheylan)

Uçuş: Cinsel ilişki. “Bir uçuştan 150 götürüyormuş.” (Polizei)

Ufak: 0.35 litrelik rakı. “Yemeğe kalırsın artık, bir de ufak açarız Kız Kulesi’ne karşı.” (Gülen Adam)

Ufalamak: Hırpalamak, dövmek. “Polisten sıyırtıp, Apti’yi ufalamaya bakalım patron.” (Avanak Apti)

Üç ayak olmak: Erkeklik organının sertleşmesi. Ereksiyon olmak. “Üç ayak olup ortalık yerde dolanmaya başlıyık.” (Kibar Feyzo)

Üflemek: Birisi ile cinsel ilişkiye girmek. “Biraz daha dursak o bizi üfler.” (Kibar Feyzo)

Üşütmek: Delirmek, çıldırmak. “Sen galiba üşüttün?” (Tarzan Rıfkı)

Başa dönünüz

Kemal Sunal 3002

V – Y

Vermek: Kendisini peşkeş çekmek. Kendisinin cinsel bakımından kullanılmasına izin vermek. “Güldü, demek ki verecek.” (Dokunmayın Şabanıma)

Vurmak: ● Birisi ile cinsel ilişkiye girmek. “Çok iyi vurur.” (Gol Kralı) ● Çalmak, soygun yapmak, vurgun yapmak. “Ben senden son yaptığın hayali ihracattan vurduğun paranın onda birini istedim.” (Zehir Hafiye)

Yamyam: Rüşvetçi, yiyici. “Bu yamyam zor doyar.” (Polizei)

Yapmak: Cinsel ilişkiye girmek. “Hastalanırsan hiç yapamazsın.” (Salako), “Şu kasabada yapmadığı ademoğlu kalmadı zübüğün… Seni de yapar. Hem de çok iyi yapar.” (Zübük)

Yarma: İri yarı, kaba saba, görgüsüz kimse. “Kim ulan bu yarma?” (Yedi Bela Hüsnü)

Yavru: Çok güzel kadın. “Ah yavru akşam diskoda beklemese…” (Garip)

Yayları gıcırdatmak: Gitmek, yürümek.“Hadi gıcırdat yaylarını…” (İyi Aile Çocuğu)

Yedirmek: Yalan söylemek, yalanına inandırmak. “Arap’a nasıl yedirdim meselayı?” (Korkusuz Korkak)

Yem atmak: Dolandırılacak, kandırılacak kişiye durumu olduğundan daha iyi göstermek. “Verir miyim? Yem atıyorum daha candan oynasın diye…” (Atla Gel Şaban)

Yemek: Birisi ile cinsel ilişkiye girmek. “Eğer bu simidi yersem Emine’yi yiyemem.” (Tokatçı), “Mülayim anlatsana nasıl yedin Mehtap ablamızı?” (Korkusuz Korkak), “Gene Melahat’ı yiyor hergele.” (Tarzan Rıfkı), “Ulan biz yiyemedik, Alman götürecek malı.” (Polizei) ● Dövmek, hırpalamak, canını yakmak.“Şimdi seni yedim hergele.” (Sakar Şakir)

Yengen: “Güç durumda, kötü durumda” anlamında kullanılır. “Benzine zam, lastiğe zam, yedek parça yengen.” (Dokunmayın Şabanıma)

Yerleştirmek: Cinsel ilişkide penetre.“- Ne yaptın? – Yerleştirdim.” (İyi Aile Çocuğu)

Yırtmak: ● Becermek, başarmak. “Beşiktaş kazanır oğlum, hem de yırtar yırtar…” (Korkusuz Korkak) ● Zor ve güç bir durumdan kurtulmak. “Hüsnü yırtar mı abi?” (Yedi Bela Hüsnü)

Yolcu: Doğmamış bebek.“Müjdemi getirdin mi? Yolcu var mı yolcu?” (Şaşkın Damat)

Yolmak: Birisinin saflığından faydalanarak parasını almak. “Yol kazın tüylerini…” (Şaşkın Damat)

Yolunmak: Kumarda kaybetmek. “Amma şans var bizde be. İyice yoldular bizi. Kerize döndük.” (Bıçkın)

Başa dönünüz

Z

Zamazingo: Nikâhsız eş, dost, metres. “- Kerkenez Sevim’in şeysi. – Ne demek şeysi? – Zamazingosu işte.” (Gol Kralı)

Zampik: Çapkın erkek, zampara. “Artık siz de keskin bir zampik olmaya başladınız.” (Dokunmayın Şabanıma), “Ateş bacayı sarmış da bütün vücut zangır zangır. Ulan zampik!” (Polizei)

Zart zurt etmek: Herhangi bir gücü olmadığı halde sağa sola çatmak. Yüksekten atmak. “Eski yönetici zart zurt ediyor.” (Boynu Bükük Küheylan)

Zımbalamak: Futbol maçında gol atmak. “Çal düdüğü de zımbalayayım şunu.” (İnek Şaban)

Zil: Parasız, züğürt kimse. “Zil misin ulan?” (Düttürü Dünya)

Zokayı yemek: Aldanmak, tuzağa düşmek. “Peri hanım şimdi zokayı yedin.” (Sosyete Şaban)

Zurna gibi çalmak: Dövmek. “Malik denen herifi zurna gibi çalardım.” (Yedi Bela Hüsnü)

Başa dönünüz

Örnekleriyle Kemal Sunal Filmlerinde Küfür ve Argo Sözlüğü… Hazırlayan ve Derleyen Taşkın Su