Sevimli Frankenştayn: Yeşilçam’da Bir Korku Komedi

0
301
Sevimli Frankenştayn
“Doktor! Görmüyorum, görmüyorum”

Mehmet Berk Yaltırık

Günümüzde, Türk korku sineması kadar, korku komedi türünde yapımlar da söz konusu. Bunlardan birinin yeri, Yeşilçam’da ilk olması hasebiyle hayli müstesnadır. Korku-komedi bir yana, korkunun bile fazla görünemediği bir ortamda çekilmiştir. 1975 senesinde Türklerin Frankenştaynı Sevimli Frankenştayn, Ürgüp’te dolaşırken görülmüştür!

1974 yılında çekilen, Mel Brooks’un başarılı korku-komedi şaheseri Young Frankenstein (Genç Frankenstein) filminin Türkiye uyarlaması olan, Nejat Saydam’ın senaryosunu yazıp yönettiği Sevimli Frankenştayn filminden bahsediyorum. Bazı yabancı film sitelerinde, bu nedenle Turkish Young Frankenstein adıyla anılmaktadır.

O kadar ahım şahım bir yapım olmasa da hayal gücünde açtığı kapılar açısından, benim hatıralarım arasında da müstesna bir yeri vardır. İlkokul 1 veya 2. sınıftayken (1995 gibi), hafta sonu bir sabah vakti Show TV’de yayınlandığı zaman ilk kez izlemiştim Sevimli Frankenştayn filmini.

Korku filmi tarafından mülhem korkulu müzik eşliğinde ismi Türkçe yazılmış olan ve Frankenstein’den bahseden bir film gördüğümde, yaşadığım şaşkınlık muazzamdı. İzlerken defalarca “Biz de böyle filmler çekmişiz demek!” diye söylenmiştim. O dönem daha Drakula İstanbul’da filminden, Şeytan uyarlamasından vs. haberdar olmadığımdan, yaşadığım şaşkınlığın boyutunu az çok tahmin edebilirsiniz.

Film, pek hoşuma gitmemişti ama ülkemizde böyle bir yapım olması, etkilemişti. Asıl şaşkınlığı ise ertesi gün okula gittiğimde yaşadım. Filmin yayınına denk gelen olmadığından, böyle bir film olduğuna kimse inanmamış, uydurduğumu düşünmüşlerdi!

Sevimli Frankenştayn
Kadınların suratı asık olmasına rağmen erkeklerin ağız dolusu kahkahalarının nedeni, bu filmde. İzleyiniz.
Türk usulü erotik komedi soslu Frankenstein

Sevimli Frankenştayn filmi ile uyarlamanın kaynağı olan Young Frankenstein’e baktığımızda, akışı aşağı yukarı benzerdir. Ancak Türk versiyonunda mizahi tarafı daha erotik komediye yönelmiş durumdadır.

Murat Tolga Şen’in Öteki Sinema’da kaleme aldığı 2009 tarihli Sevimli Frankenştayn (burada) başlıklı yazısında da belirttiği üzere, filmin ilk yarısındaki korkulu hava, sonrasında görülmemektedir. Bu noktaya özellikle değinmemin sebebi şu; şayet üzerine eğilinmiş, özen gösterilmiş olsa belki en ilgi çekici Frankenstein uyarlamalarından birine sahip olacaktık.

Buna rağmen filmdeki şato görünümüne büründürülmüş kilise, “F” harfli kalkanları ve gizli geçitli kitaplığıyla çılgın deneylerin yapıldığı şatoları aratmamaktadır. Canavarın uyandırıldığı laboratuvar ve dehlizler, film boyunca sırıtmamakta, izleyeni dehşetli hayallere sevk etmektedir. En azından kelime esprileri ve “ne alaka” dedirten sahneler gözardı edildiğinde.

Filmin mizahi akışına karşın Bülent Kayabaş (Timur Frank ve portre-fotoğrafta görünen Baron Frankenştayn) korkunç dahiyi, Turgut Özatay (Uşak Fatin) Kambur İgor‘u, Savaş Başar da (Canavar) Frankenstein canavarını ustalıkla canlandırmışlardır. İnsan, mizahi tarafa değil de biraz daha “karanlık” yöne kayabilen bir film olsa neler izleyebileceğimiz ihtimalini, ister istemez düşünmektedir.

İçeriğin tamamını yazıp, izlemek isteyenlerin yahut ilk kez seyredeceklerin seyirliğine halel getirmek istemem ama filmle ilgili birkaç husustan bahsetmek, dikkat çekmek isterim.

Sevimli Frankenştayn
Lobi kartı: 3 aylık kafatası, 15 günlük kafatası…

FİLMİN DETAYLARI

Sevimli Frankenstein, her ne kadar Ruh Severler Cemiyeti’nde ispritizmacılarla (ruhçularla) tartışıp, ruh yerine beynin önemini savunan bir çılgın dahiye sahipse de film Frankenstein ile alakalı olduğundan yani canavarı Türkiye ve dünyadaki seyircisi için korkunun çehrelerinden olduğu için film, zaman zaman metafizik dehşetler boyutuna el atmaktadır.

Daha filmin başında esrarengiz bir adam, korku içerisinde Anadolu’da (ismen anılmasa da Ürgüp’te) bulunan Baron Frederik Von Frankenştayn’ın şatosunun altındaki mahzenlere girer. Buradaki şato Ürgüp’te gibi görünse de aslında İstanbul, Beyoğlu’nda bulunan Anglikan yahut Kırım Kilisesi’dir.

Gök gürültüsü eşliğinde karanlık mahzende ilerleyen esrarengiz şahsa, Young Frankenstein’in tema müziği olan John Morris’in Transylvanian Lullaby ezgisinin girişi eşlik eder, bir başka gerilimli müzik çalmaya başlar. Baronun katafalk üstünde duran tabutunu açarak, iskelet halindeki baronun ellerinden kutuyu çekiştirerek alıp uzaklaşır.

Aynı adam, Ruhseverler Cemiyeti’nde aniden ortaya çıkar, dedesinin mirasını Timur Frank’a teslim etmeye çalıştığı sırada, bu sefer o adam korku ögesine dönüşür: Sık sık ürkütücülüğünü vurgulayarak Frankenştayn der, ardından ortadan hayalet misali kaybolur.

Sevimli Frankenştayn
Ürgüp’te at arabasıyla gezme keyfi #tbt
Hayalet kondüktör, at kişnemeleri, canlanan portre

Film, başka korkutucu detaylara da başvurmaktadır. Tren garında sürekli dolaşıp, “Kalkıyoruz!” diyerek Timur’la nişanlısı Sema’nın arasına giren bir hayalet kondüktör vardır. Timur Frank, istasyona indiğinde, aniden güneş doğar.

Mualla Fırat’ın canlandırdığı Madam karakterinin her repliğinde, at kişnemeleri işitilir (filme göre bir açıklaması olsa da korku verilmek istenen detaylardandır).

Kitaplık ardındaki gizli geçitler aracılığıyla Baron’un laboratuvarı ve defteri bulunur. İgor, eski kafatasları arasında tıpkı Young Frankenstein filmindeki gibi şaka yaparak, Timur ile sekreter Ayla’yı korkutur. Ayrıca kamburunun yeri de sık sık değişmektedir. Baron Frankenstein resminin canlanarak insanları korkutması ya da şaka yapması söz konusudur.

Filmle ilgili en dikkatimi çeken ama sonradan sonraya nedenini anladığım detay ise köy basan kızgın köylüler üzerinden belki de istemeden verilen bilimin itham edilmesi mesajıdır.

Köyün muhtarı, Timur Frank’a dedesinin deneylerini yapmamasını ve kasabalarını terk etmesi gerektiğini söyler. Gerekçesi, turizmi baltalayarak köye turistlerin gelmesini engelleyecek olmasıdır. Ama muhtar, Timur’un dedesinin deneylerinden bahsederken deney falan demez.

Direkt: “Sen de deden gibi cinlerle perilerle uğraşma!” denilerek uyarılır. Bu replik, Türk seyircisinin, korku sinemasının klasikleri arasında oluşu ve canavar olması hasebiyle Frankenstein canavarını da bir tür ecinni gibi değerlendirmesinden mi kaynaklanmaktadır yoksa kasten bilimsel gelişmeler karşısında duyulabilecek endişeye gönderme mi yapılmıştır, meçhul.

Filmin gazete-dergi reklamı
FİLMİN KÜNYESİ

Yönetmen: Nejat Saydam
Senarist: Nejat Saydam

Kamera: Melih Sertesen

Oyuncular:

Bülent Kayabaş, Meral Orhonsay, Sevda Karaca, Turgut Özatay, Mualla Kavur, Savaş Başar

Süresi: 85 dakika

ACAR FİLM
Yapım yılı: 1975

Fanatik Film, iftiharla sunar.
Sevimli Frankenştayn
Bu yazı, Alacakaranlık dergisinin 7. sayısında yayımlanmıştır.

Sayıyı almak için linke tıklayınız: https://m.n11.com/alacakaranlik-dergi-sayi-7-P330344124

Yorumlar