Mesut Kara – 100. Yıl ve Millileştirilmiş Doğum Günü

0
36
Lumiere Kardeşler

Sinema, Avrupa’da ve Amerika’daki seyircili sinema gösterileri ile başladığında büyük bir ilgiyle karşılanır. Çok kısa bir sürede bütün dünyaya yayılır, başlangıcından günümüze dünyada da, ülkemizde de birçok aşamadan geçer.

Hiç bir ticari başarı ve gelecek görmeyen sinemanın mucitleri, metrelerce pelikülden düş şatolarının beyazperdesine yansıyarak bize akacak öykülerin anlatılabileceğini hayal bile edemezlerdi. Dahası Edison ve Lumiere Kardeşler’in icatlarının ardından, ‘sinemanın bir öyküsü ve kurgusu olmalı, en çok düşe ihtiyaç var’ diye işe girişen panayır hokkabazı Georges Melies, ne yazık ki yoksulluk içinde sürdürür yaşamının son yıllarını. Yine sinemanın ilk büyük ustalarından kabul edilen “Bir Ulusun Doğuşu” (1915) ve “Hoşgörüsüzlük” (1916) gibi filmleriyle sinemanın sanata dönüşmesinde önemli katkıları olan David Wark Griffith de, sinema dilinin gelişiminde devrim sayılacak buluşlarına rağmen ciddi ticari başarısızlıklar yaşar. Yine de sinema sanatının düşbazları, büyük özverilerle gerçekleştirdikleri filmlerini yıllar boyu bize aktarmayı sürdürerek sinemayı ‘en etkili’ sanat dalına dönüştürmeyi başarırlar.

CİNEMATOGRAPHE VE SİNEMANIN DOĞUM TARİHİ

Öncesinde birçok yolculuğu olsa da Auguste ve Louis Lumiere Kardeşlerin, Cinematographe adını verdikleri aygıtla çektikleri filmleri Paris’deki Grand Cafe’de bir izleyici topluluğuna gösterdikleri Aralık 1985 sinemanın dünyadaki doğum günü olarak kabul edilir. Başlangıçta bilimsel bir buluş olan sinemanın, bu topraklara gelmesi fazla gecikmez.

Diğer buluşlara göre ülkemize hızlı giriş yapan sinemanın ülkemize gelmesi ilk kez Lumiere Kardeşler’in dünyanın birçok ülkesine gönderdikleri kameramanlardan biri olan Alexandre Promio’nun gelip 1896 yılında çekimler yapması ile olur. Ülkemize gelişi, önceleri yabancıların çektikleri belge filmlerle, sarayda ve Pera’da film gösterimleriyle olsa da, kısa sürede film çekmeye dönüşen sinemanın başlangıcına yönelik belirsizlik ve tartışmalar bugün de sürmektedir. Sinemamızın geçmişine, ilk yıllarına yönelik bilgi ve belge eksikliği bazı soruları bugün de yanıtsız ya da tartışmalı bırakmaktadır. ‘İlk Türk Filmi’ne yönelik tartışmalar, araştırmalar yeni sorularla bugün de sürmektedir.

Mesut Kara ile Yeşilçam Hatırası - 100. Yıl ve Millileştirilmiş Doğum Günü - Sinematik Yeşilçam Alternatif Yeşilçam Kültürü Sitesi
MANAKİ KARDEŞLER

‘Türk sinema tarihi’ üzerine yazmak, araştırmalar yapmak bilgi ve belge eksikliği nedeniyle oldukça güçtür. Başlangıcından itibaren belgesi olmayan sinemamızın, yazarı da, araştırmacısı da olması gerektiği kadar olamamıştır. Buna bir de belge biriktirme geleneğinin eksikliği eklendiğinde,  -tıpkı yıllarca yapılan Yeşilçam sineması gibi- karanlıkta el yordamıyla, kişisel çabalarla tarih yazma güçlüğü ortaya çıkmaktadır. Yeterli yazılı belge, araştırma olmaması, tanıklıkların kayda geçmemesi, arşivlerin tutulmaması, anıların yazılmaması, var olan belgelerin kişisel arşivlerde bulunması, araştırmacıların, tarihçilerin, akademisyenlerin kullanımına açık olmaması bilimsel araştırmaları daha da güçleştiren bir durum oluşturmaktadır.

Belgeye ulaşmaktaki güçlük, kaynakların ve kişisel çabaların yetersizliği birçok olumsuzluğu da beraberinde getirir. Zaman içinde, belgeye dayanmayan kulaktan dolma bilgiler, aynı kaynaktan çoğaltılan eksik ya da yanlış bilgiler genel doğrulara dönüşür.

Bu durum sinemanın tartışmalı doğum günü için de geçerlidir. Festivallerde, sinemayla ilgili kurumlarda, yayınlarda v.d. 100. yılı kutlanan sinemamızın kabul gören sembolik doğum tarihi 14 Kasım 1914. Bu tarihte çekildiği söylenen/kabul edilen ilk “Türk filmi” Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı. Filmi çektiği ve “ilk Türk filmi”ne imza attığı söylenen kişi ise Fuat Uzkınay. Bu bilgiyi doğru kabul edenler ve sinemamıza bir doğum günü belirlemeye çalışanlara göre “Türk Sineması’nın 100. yılı”.

MANAKİ KARDEŞLER VE YÜN EĞİREN KADINLAR

YÜN EĞİREN KADINLAR - Mesut Kara ile Yeşilçam Hatırası - 100. Yıl ve Millileştirilmiş Doğum Günü - Sinematik Yeşilçam Alternatif Yeşilçam Kültürü Sitesi
YÜN EĞİREN KADINLAR

1876-1877 yıllarında yaşanan ve 93 Harbi olarak anılan Osmanlı-Rus Savaşı’nda yaşanan yenilgiden sonra, Ruslar Ayastefanos’a (bugünkü Yeşilköy) bir “zafer anıtı” yaparlar.

“Ayastefanos Rus Abidesi, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda ölen Rus askerlerinin anısına ve Rus Devletine savaş tazminatı olarak yapılmıştır.” 1914 yılında Almanya ile ittifak yaparak 1. Dünya Savaşı’na katılan Osmanlı İmparatorluğu, “milli duygular”dan yararlanmak, desteği artırabilmek için anıtı yıktırır.

İddiaya göre o tarihte yedek subay olan ve öncesinde Sigmund Weinberg’in yanında sinema aygıtlarını kullanmayı öğrenmiş olan Fuat Uzkınay, anıtın yıkılışını filme alır. Böylece 14 Kasım 1914’de Fuat Uzkınay tarafından çekildiği söylenen “Ayastefanos’daki Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı 150 metrelik belge film, ilk “Türk filmi” olarak tarihe geçer. Fakat bu filmi bugüne dek gören olmamıştır. Filmin çekilemediği ya da çekildikten sonra yandığı, kaybolduğu yönünde kuşkular vardır.

Bu konuda, sinema tarihçisi Nijat Özön’ün ve Burçak Evren’in değerli araştırmaları, katkıları olmuştur. Nijat Özön “İlk Türk Sinemacısı Fuat Uzkınay” (TSD Yayınları, 1970 İstanbul) adlı kitabında bu kuşkuları dile getirmiştir. Konuyla ilgili birçok makale yayınlayan, araştırmalarını kitaplaştıran Burçak Evren de kuşkularını ve öncesinde çekildiği söylenen filmlere yönelik belgelerini bu kitaplarda kaleme alır. Yeni belgeler sinemamızın “sembolik” doğum tarihini değiştirmese de bilinmezliklerin, belirsizliklerin aydınlanması açısından önemlidir.

Burçak Evren sözü edilen filmin ilk Türk filmi olmadığını, filmi, döneminde de (bugün aramızda olmayan onlarca kişiyle yapılan söyleşiler sonucu) hiç bir kimsenin görmediği belirtiliyor. Burçak Evren’e göre “En önemlisi; bu film çekilmiş olsa bile ilk film sayılmayacağıdır. Manaki Kardeşler’i yaşadıkları dönem içinde değerlendirip Osmanlı tebaasından oldukları gerçeği düşünülürse, onları Türk sinemasının öncülerinden saymak mümkün olmaktadır. Bu gerçekten yola çıkarak onların 1905’te ilk çektikleri filmi de (Yün Eğiren Kadınlar) Türk sinemasının başlangıcı olarak kabul etmek olasıdır.”

Yanaki-Milton Manaki Kardeşler’in değil de Fuat Uzkınay’ın çektiği varsayılan filmin ilk “Türk Filmi” kabul edilmesiyle sinemayı millileştirme ve sembolleştirme çabası başarılı olur ve sinemanın 100. yılı kutlanır!

Mesut Kara – 100. Yıl ve Millileştirilmiş Doğum Günü