Yeşilçam Kadınlarına Şarkılar (3) Türkan Şoray

Hepinize selamlar. Yeşilçam Kadınlarına Şarkılar yazı dizimizin bu haftaki konuğu sinemamızın ikon kadınlarından Türkan Şoray. Daha önce sanatçımızın, plak kapaklarını süslediği Yeşilçam plaklarına (Plak Kapaklarında Türkan Şoray) sitemizde yer vermiştik.

Yazı dizimizin ilk iki bölümünde 60’lardaydık, Leyla Sayar ve Gönül Yazar‘a yazılmış şarkılara yer vermiştik. Bu hafta zamanı biraz daha ileri saralım ve 70’lere gidelim. Türkan Şoray’ın popülaritesinin, sanat gücünün ve çok yönlülüğünün zirvede olduğu yıllarda çıkan bir plağı inceleyelim. Üstelik bu eser şarkı değil, bir türkü.

Kariyerinin ilk yıllarında Fransız-İtalyan aktrisi havası taşıyan ve fotojenisi siyah beyaz döneme oldukça yakışan genç yıldız, olgun rollerde sinema seyircisinin karşısındaydı. Duru bir güzelliğe sahip olmadığından birtakım estetik takviyeler almak zorunda olsa da buğulu gözleriyle, baygın bakışlarıyla, ıslak, aralık, dolgun dudaklarıyla ve en önemlisi yarattığı sıcaklığıyla bir arzu nesnesi olmayı başarmıştı.

Türkan Şoray, sinemamızın renklendiği dönemde de rol aldığı müzikli filmleriyle hayatımıza renk katarken filmografisinin renkli köşe taşlarıyla (Cemo, Asiye Nasıl Kurtulur?, Bodrum Hakimi, Devlerin Aşkı, Dila Hanım ve Selvi Boylum Al Yazmalım) 70’lere de damgasını vurmuştu. Ölümsüz Kadın milyonların en güzel düşlerindeki Aşk Mabudesi olmuştu.

Türkan Şoray

Her daim adına şiirler, senaryolar, romanlar yazılan popüler kültür ikonu Türkan Şoray ismi elbette plaklara da konu oldu. İsminin geçtiği, duyulduğu tespit edebildiğim iki 45’lik plak var. İlkinden kısaca bahsettikten sonra bu yazının konusu olan ikinciyi detaylandırıp yazımı sonlandıracağım.

Urfalı Babi‘nin 1967 sonunda çıkan plağı Doktor Bernard (Girgin Plak – 070) oldukça ilginç ve absürt bir mizah örneği. Söz-müzik-okuyan Urfalı Babi imzalı plak İsminden anlaşıldığı üzere Güney Afrikalı kalp cerrahı Christiaan Barnard‘ın gerçekleştirdiği kalp naklini konu ediniyor.

Artık nasıl olmuşsa memleketimizde yaşamaya başlayan ve ana dilimizi konuşan doktor sadece kalp takmakla kalmıyor, böbrek, mide değiştirip işkembe küçültüyordu. Bacaklarını beğenmediği için kendisine başvuran bir kadını geri çevirmeyerek, hızını alamıyor ve kadının derdine derman oluyordu. Dinleyeni yaran bu absürt plaktaki ilginç sözlere bir göz atalım o halde:

Kadın : Doktor Bernard siz misiniz şekerim?

Doktor : Eveeet

Kadın : (Şuh kahkaha) Bacaklarım çok çirkin. Mini etek giyemiyorum. Lütfen bacaklarımı değiştirir misiniz?

Doktor : Var ben size takmak çok güzel bacak. Var benzemek Türkan Şoray siz.

Kadın : Ahhh çok mersi. Çok naziksiniz (öpücük)

Urfalı Babi : (Sazıyla) Doktor Bernard, Doktor Bernard bacaklarım çabucak tak. Doktor Bernard’ın elinde tahta bacak kalmayacak. Doktor Bernard, Doktor Bernard.

İlahi Bernard ! Türkan Şoray kirpiği diye bir şey duymuştum ama nasıl ve nereden bulacaktın genç kadına o çok güzel bulduğun Türkan Şoray bacaklarını…

Söz, Müzik ve Okuyan : Karslı İsmail Azeri – Türkan Şoray Bizim Evde (Can Plak – MS 125) – 197X

Karslı Aşık İsmail Azeri

Karslı Halk Ozanı İsmail Azeri‘nin 70’lerde çıkan bu plağı içerdiği sözlerin dolaylı olarak Türkan Şoray’ı adres göstermesiyle ilginç bir örnek. Yıldıza güzellemeler yapmak bir yana dursun ailesini yoldan çıkaran, kendi kültüründen koparan kişi olarak simgelemiş Türkan Şoray’ı. Hem de eserin sadece ilk dizesinde ismini geçirerek. En popüler ve en güzel olmanın bedelini ödemek böyle bir şey olsa gerek.

Iğdır’ın Hakmehmet Köyü‘nde 1928 yılında doğan İsmail Cengiz, uzun yaşamında kendine dert ettiği şeyleri sazının sesine katmıştı. Kendi kültürüne, geleneklerine ve görgüsüne ters gelen meseleleri taşlamaktan çekinmemişti pek çok halk ozanı gibi. 1955 yılında İstanbul’a göçerek büyük şehirde düzen kursa da sıkı sıkıya bağlıydı Anadolu’ya. Modernleşmeyi, kendi kültüründen uzaklaşmak sayanlarla derdi vardı. Köy yaşamından oldukça farklı şekilde seyreden şehrin günlük yaşamı belli ki bir kültür şokuna uğratmıştı kendisini.

Koca İstanbul yıllar boyunca göç almaya devam ederken değişen bir şey yoktu. Türkan Şoray Bizim Evde isimli eserinde gözlemlediği insanların yerine özne olarak ailesini ve kendisini koymuştu dertli Aşık. Dans, moda, kumar gibi şehir adetlerine kendini kaptıran ev ahalisi, Aşık İsmail’in hışmından kurtulamamıştı. Türkü boyunca birinci ağızdan nakledilen sözlere bir bakalım :

Eski adetler nerede? / Arama beyaz perdede / Türkan Şoray bizim evde / Vay bizim evde oy bizim evde (2)

Avrat dersen erken kalkmaz / Kızlar modayı bırakmaz / Köpeksiz sokağa çıkmaz / Vay bizim evde vay bizim evde (2)

Gamlı gönlüm dertli keder / Bir dedem var kumar güder / Anam her gün dansa gider / Vay bizim evde oy bizim evde (2)

Bu hangi mezhebe tapar? / Onbir yaşta çocuk yapar / Anayla kız göbek atar / Vay bizim evde oy bizim evde (2)

Kadın pantolon giyinir / Paçası yerden sürünür / Arkadan önü görünür / Vay bizim evde oy bizim evde (2)

Ocak yanar tütün tütmez / Bizim evde horoz ötmez / Küçük büyük sözüm tutmaz / Vay bizim evde oy bizim evde (2)

Olma dostum olma hasta / Haber getirmedi posta / Kızı anasından usta / Vay bizim evde oy bizim evde (2)

İsmail’im ne diyelim? / Ne pişirip ne yiyelim? / Biraz da uzun giyelim / Vay bizim evde oy bizim evde (2) / Biraz da uzun giyelim / Vay bizim evde oy bizim evde (2)

70’lerde piyasaya sürülen bu ilginç plağın ne ölçüde ilgi çektiği bir muamma. Yukarıda paylaştığım türkünün kaydını Aralık 2011’de Dipsahaf YouTube kanalına koyan Volkan Özboz ağabeyimiz, bu güzide eserin yerli plak koleksiyonerleri tarafından keşfedilmesine vesile olmuştu.

15 yaşında saza başlayan, 62 yıl Zeytinburnu’nda yaşayan, ömrünü sanatına adayan yüce çınar 4 çocuklu ve 9 torunlu Aşık İsmail Azeri Cengiz, Eylül 2017’de aramızdan ayrıldığında 89 yaşındaydı. Mekanı cennet olsun.

Haftaya Çarşamba günü Yeşilçam Kadınlarına Şarkılar yazı dizisinin son bölümüyle sizlerle birlikteyiz.

Sinematik Yeşilçam için Hazırlayan : Sabahattin Bilgiç – Nisan – 2021

Sabahattin Bilgiç

1985 Istanbul doğumlu. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarının en güzel günleri Cihangir ve Heybeliada’da geçti. Ada akşamlarında kalabalığın peşine takılıp her seferinde biletsiz olarak girdiği ‘’Ayyıldız Sineması’’nda yüzlerce Hollywood film izleyerek, beyazperdenin düşler dünyasına kendisini kaptırdı. Müzik dinlemek ve sevdiği müzikleri farklı formatlarda fiziksel külliyat oluşturma çabasıyla biriktirmek her daim en büyük tutkusu oldu. Gel zaman git zaman, büyülü Yeşilçam dünyası ve özellikle ‘’Siyah Beyaz Türk Filmleri’’ onu da sardı. 2010 yılında kendi blog sitesi ’’küçükBÜYÜKdÜnYam’’ da müzik yazıları yazmaya başladı. Bunu 2015 tarihli kısa ömürlü fanzin ‘’Music Theraphy Club’’ izledi. 2017 yılında plak kapaklarının izini sürerek başladığı ''Sinematik Yeşilçam'' macerasında ‘’Müzik ve Yeşilçam’’ temalı yazılarıyla okuyucuyla buluşuyor...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir