Mine Mutlu ‘yu Beklerken

Görevimiz Mine Mutlu ile borçlarını ödeyip ödemediğini, evindeki eşyaların haciz memurları tarafından boşlatılıp boşlatılmadığını öğrenmek amacını güden ropörtajdı… Randevumuz saat 18:00’de idi… Taksim, Harbiye yolu üzerindeki bir kafeteryada buluşup bizi Levent’teki evine götürecekti… Ve saat 6’ya çeyrek vardı… Bekliyorduk…

”Kendi arabasıyla mı gelecek acaba?…”

Bilmem… Belki de yaya gelir… Haciz memurları aracına el koymadıysalar tabii..”

Son çevirdiği filmde, sinemaya geçtiği ilk günlerdeki gibi yine açılıp, saçılmış… Kameraya karşı pek cömertçe davranmış… Yine ne varsa sinemadan medet umuyormuş…

”Saat kaç?…”

”Altıya beş var…”

Bir kahve daha içelim mi?…”

”Ya şimdi gelirse…”

”Yeryüzünde kim randevusuna sadık kalmış ki?…”

Yerden bitme masalarda cici cici kızlar oturmuşlar, karşılarındaki delikanlılarla süzüşüyorlar… Sağ baştaki masada oturan delikanlı bir ara, kırmızı örtünün altından kız arkadaşının elini tutmak istedi… Kız izin vermedi. Delikanlı niye der gibi baktı bir süre… Kız bu defa hafifçe gülümsedi. Delikanlı bir daha tecrübe etti. Balık oltaya gelmişti.

”Saat kaç?…”

”Altıyı onyedi geçiyor…”

”Daha bekleyecek miyiz…?”

”Biraz… Bilirsin, filmdeki soyunma sahneleri uzar da uzar… Ancak yetişir…”

”İster misini geciktim diye bir helikoptere binip üzerimize iniş yapsın…”

Koca kafalı garson beyaz dişlerini göstererekten masaya yaklaştı… Kahveleri bıraktı. Yeni gelen bir müşteriye bakmak için de çekip gitti.

”Bak bir araba durdu… Bir kadın iniyor. O olmasın?… Benziyor da üstelik…”

Mine Mutlu

Kadın kumraldı. Saçları da kısa… Kadın berberinden yeni çıktığı belliydi… Koşar adımlarla yürüdü… Biraz önce yanımızdaki masaya oturan adamın yanına çöktü… Adam saatine baktı, birşeyler mırıldandı… Kadın ne yapayım der gibilerinden kaşlarını çattı… Adam güldü, sonra da kadın…

”Galiba, haciz konmasın diye bütün malını mülkünü hatta arabasını bile annesinin üstüne yapmış…”

”Bilinmez ki… Bu devirde herkes birbirinin üstüne birşeyler yapıyor… Bilhassa artistler arasında…”

”Geçenlerde bir yerde gözüme ilişti… Sözde evinde tek bir eşya bile bırakmamış, hepsini kaçırmış… Haciz memurları gelecek diye…”

”Desene evdeki farelere gün doğdu… Cirit atıyorlardır… Boş buldukları meydanda…”

Koca kafalı garson yine masaya geldi. Dişleri bu defa sırıtmıyordu. Boşalan fincanları alıp gitti… Giderken de tabağın içindeki hesabı masanın üstüne bırakmayı ihmal etmedi…

”Saat kaç?…”

”Yediye yirmi var…”

”Geleceğinden bir umut var mı?…”

”Yok canım…”

”O halde ne bekliyoruz?…”

”Bir kahve daha içeceğim… Hoşuma gitti de…”

Not 1Bu serimizdeki diğer paylaşımlarımız gibi derginin orjinal metine sadık kalınmıştır. Noktalama ve yazımlar günümüzdeki hallerine göre değiştirilmemiştir.

Not 2: 31 Mart 1971 tarihli Hey dergisinden ”Mine Mutlu ‘yu Beklerken” yazısından.

Hey

Ercan Demirel / Naim Dilmener arşivi – Düzenleyen: Sabahattin Bilgiç – Ağustos 2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir