İnsanları Seveceksin: Tarantinosuz bir Türkiye düşünülemez

9
406

1167716_10152205411182785_1540460063_n

B Milli Takımın A Milli Gururu Tarantino:

Yıllar içerisinde kardeş bloglarımız Sinematik Mafia‘da veya Sinematik Spaghetti‘de ele aldığımız hemen tüm filmlerde bir parça Tarantino esini bulabilmek mümkün. Beslendiği kaynaklar ve onların geçmişte yapmış oldukları işler, Amerikan sinemasına karşı ayakta durmak için önce birebir kopya ardından özgün çalışmalara geçerek bu esin hamurunun yoğruluşuna en büyük katkıda bulunmuşlardır.

1247868149_quentin_tarantino_reference

Tarantino’nun Django ve Soysuzlar Çetesi’ni henüz izlemedim ama filmin fragmanında sürekli olarak gördüğüm sinema sahnesinin (ki filmin en önemli bölümü olduğunu düşünüyorum) eğer kafamdan geçen filmdekiyle aynı ise zaten iflah olmaz bir İtalyan hastası olan yönetmenimizin kolajlarına bir yenisini eklediğini söyleyebilirim.

Bu noktadan sonra Tarantinonun , geçmişte Leone’nin veya Carpenter’in başlangıç dönemi filmleri için bir kısım eleştirmenlerce kendilerine yakıştırılan “Seçkin Hırsız” lakabına layık olup olmadığını tartışmanın bir anlamı yok.

Bugünün Tarantino’su yapmak istediği bir projeye finansal destek bulma zorluğu çekmeyen veya ışık gördüğü bir projeye destek verebilecek finansörlere aracılık edebilecek bir gücü elinde tutan bir sinema markası. En azından Spielberg gibi araklamaktan imtina etmeyip özgünlük üzerine atıp tutmaktansa sevdiği ve etkilendiği insanlarla biraraya gelip bunu resimlerde ölümsüzleştirmesi gözümde kendisiyle son derece barışık bir sineması imajını çizmesini sağlıyor.

B Milli Takımı’nın A Milli kulvarda ki bu önemli neferinin dünyanın pek çok ülkesinde takipçileri ve onun yolundan gitmek isteyen sinemacıları oluşturması son derece normal. Söylenmesi gereken tek söz ise şu: “Neden Olmasın?”

Türkiye’nin kendi Tarantino’suna İhtiyacı Varmıdır ?

Aynı sözle başlayalım: “Neden Olmasın?”

Türkiye’de bugün Trash – B olarak adlandırılan filmleri hangi sebeplerle çekilmiştir ?

1960’larda İstanbul’da ki büyük sinema salonu işletmecilerinin ortak karar olarak “Yılmaz Güney filmi oynatmıyoruz çünkü onun seyirci kitlesi salonumuza zarar veriyor” deklarasyonunda bulunması ve aynı dönemde Anadolu’da bu filmlerin yayınlanması esnasında sinema salonunda gerçekten silahı olanların onunla beraber ateş açtıkları veya ortalığı dağıttıkları yazılı kaynaklarda yer alan bilgiler.

Demek oluyor ki “Halk bunu istiyor”

Bugün Mehmet Ali’sizde çekilebileceğini gösteren komedi filmlerimizde büyük anti Mehmet Ali hareketine karşı savunulan görüş ne idi ?

“Halk bunu istiyor!”

Reha Muhtar’ın ızdırap dolu haber bültenleri + Televizyon dizileri furyası + Gazetelerin 3. sayfa haberleri + Ana haber bültenlerine paralel olarak gelişimini sürdürmekte olan üçüncü akım Realite – Gerçek İnsan Hikayelerine karşı artık isyan boyutuna gelen tepkilerin karşısında savunulan görüş nedir ?

“Halk bunu istiyor! “

BURHAN DOLAR-Cth

Ah bir zengin olsam :

Anadolu her zaman kendine bir mit olarak yiğit, kahraman delikanlıyı görmeyi sevdi. Yılmaz Güney’in “içimizden biri” imajını, Cüneyt Arkın’ın “milli kahraman” imajı takip etti ve neticede bugünün tabiriyle onlarca trash film ardı ardına geldi. Burada sermayeyi koyanın gözüyle yapılan şey halk için mi yoksa sinema için midir? Sebep tamamen ekonomiktir !

ama elbetteki “Halk bunu istiyor” …

Yeşilçam’ın tamamen güdük bir sermayeyle onlarca yıl kendini finanse ederek sonrada derme çatma kurulmuş bu sistemi, bilimum para yerine geçen evrakla ( aslında parasal karşılığıda olmayan ) sürekli borçlanmaya yönlendirilerek yeni filmlerle zararı kapama döngüsünün son noktasında iflas bayrağını çekti. Bu kısır döngünün günümüzde ki karşılığı toplumun içerisinde yaşadığı ve son iki yılda % 100 artan ödenmemiş ve faizde olan kredi kartları borcu kıskacını andırıyor.

Yeşilçam her zaman belli şablonları uygulama zorunluluğunu neden hissediyordu ?

Sebep yukarıda yazılı olduğu şekilde tamamen ekonomiktir. Zaten hem Halkın istediği X artist çektiği film ne olursa olsun kapalı gişeyi garanti ediyorsa yeni bir şey denemenin anlamı varmı ?

Halkın istediği artistmi yoksa kendisine kakalanan filmmi ?

Dün köy dizileri revaçtaydı, bugün edebiyat uyarlamaları moda yarın bir başka konu moda olacak. Furya değişsede, mantık hala güdük sermayeyi ellerinde dolaştıran bir kaç kişinin elinde. Dizi setlerinde insanların can güvenliği, sağlık sorunları gibi gereksiz harcamalar arasıra basına çıkıp can sıksa da savunmamız çoktan hazır;

“Halk bunu istiyor ! çekmeyelimmi ?”

Bir zamanlar yapılmış kimi auteur, kimi toplumsal kimi tamamen bağımsız örnekler sinemamıza nasıl kazandırıldı ? Yeşilçam’ın bilinen yapım kaynaklarının dışından kotarılmış sermayelerle olduğu aşikar. En acısıda birilerinin halk adına fetva vererek Metin Erksan‘ın bugün Criterion Collection kataloğunda yer almasını arzu ettiğim Sevmek Zamanı filminin vizyona dahi sokulamaması.

criterion-itunes

 

Bugün gazetelerde veya internette okuyarak X milyon dolara malolmuş yeni bir Türk filminin Amerikada ki bütçeler kıyaslandığında euroimages desteğiyle olsa bile yine geçmişe kıyasla güdük + 1 seviyede arttığı söylenebilir.

Bugünün mit’i kimdir ?

Bugün, dün sinema salonlarında havaya ateş eden veya kötü adamları domates yağmuruna tutan o büyük kitlelerin yanında kendisine yakın veya uzak hisseden herkes için tek bir mit var: Polat Alemdar.

Bugün hiçbir diziye nasip olmayan öz sermayesiyle bile rezil duran onca efektin rezil olduğunun söylenme sebebide iletişim hızıdır. Herkes cep telefonu kullanabiliyor hatta 3 G ile artık telefondan interneti takip edebiliyorken iyi – kötü , çirkin – güzel kıyaslamasını yapabilecek seçeneklere kolayca ulaşabiliyor. Kötü yada değil alternatifi bulunmadıkça yayında ve halkın gözünde bir kahraman çünkü “isteniyor”
Bugünün komedyenleri geçmişle kıyaslanmalımıdır ?

Geçmişten günümüze gelip sevilen komedyenlerimizin bizler onlara ulaşana kadar araya sıkıştırılmış bir adet askeri darbe, 10 adet arabeskli yıl ile zaten yeterince değiştirilmiş toplumsal beğeniler karşısında bugünün şehirli köylü ayrımı yapılmaksızın herkesçe benimsenen tüm isimlerini şanslı bulmamak elde değil.

Kemal Sunal kendini sevdirene kadar ilkel veya şehirli ayrımı yapıla dursun bugün hiç değilse şehirlerimizde köylerin ikinci şubesi olduğundan komedyenlerimizin küfretmek bir yana ana avrat düz gitmesinde hiç bir sorun yok …

Çok şükür “Halk bunu istiyor”

Kendi Tarantinomuza ihtiyaç varmıdır ?

Taratino’nun böylesine zengin bir Halk Coğrafyasında olsa aklından yüzbinlerce senaryo akacağı bir gerçek ama hangi birini filme çekebileceği şüpheliydi. Birilerinin başkasının sevip sevmeyeceğine karar verdiği bir ortamda intihar etmez, bir şekilde kapağı Amerikaya atmaz ise yapacağı en büyük eser Samanyolu , Kanal 7 türevi bir oluşumda şehit veya hazret dizileri olacaktı.
Bizim trash üstatlarımız 90’larda para için yapmak zorunda kaldıkları onlarca TGRT işine karşı, 70’lerde sinemaya verdikleri eserleri yine hayatlarını idame ettirmek için yapmadılar mı ?
Kendi sinemamızı, ülkemizin kaderinde olduğu gibi bir avuç insanın tayin ettiği kısır bir alanda ben bu Tarantino sorunsalının cevabını buldum!
“Önce bir hocaya sonrada Halkımıza danışalım, Neden olmasın ?

Yazan: Gökay GELGEC – Yojimbooo

Yorumlar

PAYLAŞ
Önceki İçerik4. Malatya Film Festivalinde Kemal Sunal Rüzgârı
Sonraki İçerikFilm Karelerinde Yeşilçam 45
1982 - Abisi ile beraber Cüneyt Arkın'ın SON SAVAŞÇI filmini sinemada seyrederek Fantastik kulvara erken giriş yaptı. 1980'li yıllar - Video furyası ve TRT de yayınlanmış her tür filmi izleyerek geçirdi. Bu dönem özellikle ilerleyen yıllarda film müzikleri deşifreleri ve remake çalışmaları için bir ön kültüre sahip olmasını sağladı. 1992 - Film muzikleri koleksiyonculuğu ve Yeşilçam filmlerinde kullanılan yabancı müziklerin deşifresine başladı. Son 20 yılda kaset, cd, plak ve sanal formatlarda olmak üzere 5000 adedin üzerinde film müziği albümü edindi. 1998 - Çetin İnanç Koleksiyoncuları ÇIKO'yu kurdu. Grup amaç olarak filmlerin esinlendiği orjinal yapımları, filmlerde kullanılmış olan müziklerin deşifresi ve filmlere ait afiş - lobi kartı gibi dökümanların arşive eklenmesini seçti. 2007 - Utku Uluer ile beraber SINEMATIK blogunun kurdular ve konsept dosyası CEMIL, Mesut Karanın katkılarıyla Cinemascope dergisinde yeraldı. Konsept dosyalar olarak Cemil ve Adalet filmlerinin yanısıra Tunç Okan Cumartesi Cumartesi ve Otobüs, Erotik Türk Sinemasının giallo örnekleri, Yeşilçam Remakeleri ve bir akım olarak Anadolu Westernleri konularında yazılı çalışmaları bulundu. 2008 - Onar Films adına Jet Director ve Vendetta isminde iki kısa dökümanter hazırladı. Bu çalışmalar Demir Pençe Korsan Adam ve Cellat dvdlerinin basımlarında dünya pazarında yayınlandı. Hollanda kökenli Shockkend News sinema dergisi tarafından hazırlanan Turkish Trash Weekend film gösterimleri etkinliğinde konuşmacı ve danışman olarak yeraldı. Ayrıca yine aynı dergi için Türk Fantastik Sineması üzerine bir dosya hazırladı. 2009 - Amerikan Dark Maze Studios dvd ve film yapımcılığı şirketi adına Korkusuz ve Kara Şimşek filmlerinin basım aşamalarında Çetin İnanç ve Serdar Kebapçılara ait dökümanterleri hazırladı. Aynı dönemlerde Melih Gülgen, Cüneyt Arkın ve Çetin İnançla kişisel sohbetlerini Sinematik için yazılı kaynak olarak paylaştı. Yönetmen Cem Kaya tarafından Alman ZDF kanalı için hazırlanan Remake Remix Ripoff belgeselinde konuşmacı olarak yeraldı. Massimo Italiano'nun hazırladığı Poliziesco kitabının Türk - Italyan ortak polisiyeleri bölümünde İnsanları Seveceksin filmi üzerine bir makale hazırladı. Ege Üniversitesi Sinema Kulübü tarafından hazırlanan etkinliklerde Cüneyt Arkın - Çetin İnanç dönemi filmlerinden Vahşi Kanın sunumunu ve anlatıcılığını üstlendi. KargART Geceyarısı Filmleri etkinlikleri kapsamında Kilink filmleri gecesinin anlatıcılığını yaptı. 2010 yılından bugüne Macaristan'da yaşamaktadır.