İnsanları Seveceksin: Tarantinosuz bir Türkiye düşünülemez

1167716_10152205411182785_1540460063_n

B Milli Takımın A Milli Gururu Tarantino:

Yıllar içerisinde kardeş bloglarımız Sinematik Mafia‘da veya Sinematik Spaghetti‘de ele aldığımız hemen tüm filmlerde bir parça Tarantino esini bulabilmek mümkün. Beslendiği kaynaklar ve onların geçmişte yapmış oldukları işler, Amerikan sinemasına karşı ayakta durmak için önce birebir kopya ardından özgün çalışmalara geçerek bu esin hamurunun yoğruluşuna en büyük katkıda bulunmuşlardır.

1247868149_quentin_tarantino_reference

Tarantino’nun Django ve Soysuzlar Çetesi’ni henüz izlemedim ama filmin fragmanında sürekli olarak gördüğüm sinema sahnesinin (ki filmin en önemli bölümü olduğunu düşünüyorum) eğer kafamdan geçen filmdekiyle aynı ise zaten iflah olmaz bir İtalyan hastası olan yönetmenimizin kolajlarına bir yenisini eklediğini söyleyebilirim.

Bu noktadan sonra Tarantinonun , geçmişte Leone’nin veya Carpenter’in başlangıç dönemi filmleri için bir kısım eleştirmenlerce kendilerine yakıştırılan “Seçkin Hırsız” lakabına layık olup olmadığını tartışmanın bir anlamı yok.

Bugünün Tarantino’su yapmak istediği bir projeye finansal destek bulma zorluğu çekmeyen veya ışık gördüğü bir projeye destek verebilecek finansörlere aracılık edebilecek bir gücü elinde tutan bir sinema markası. En azından Spielberg gibi araklamaktan imtina etmeyip özgünlük üzerine atıp tutmaktansa sevdiği ve etkilendiği insanlarla biraraya gelip bunu resimlerde ölümsüzleştirmesi gözümde kendisiyle son derece barışık bir sineması imajını çizmesini sağlıyor.

B Milli Takımı’nın A Milli kulvarda ki bu önemli neferinin dünyanın pek çok ülkesinde takipçileri ve onun yolundan gitmek isteyen sinemacıları oluşturması son derece normal. Söylenmesi gereken tek söz ise şu: “Neden Olmasın?”

Türkiye’nin kendi Tarantino’suna İhtiyacı Varmıdır ?

Aynı sözle başlayalım: “Neden Olmasın?”

Türkiye’de bugün Trash – B olarak adlandırılan filmleri hangi sebeplerle çekilmiştir ?

1960’larda İstanbul’da ki büyük sinema salonu işletmecilerinin ortak karar olarak “Yılmaz Güney filmi oynatmıyoruz çünkü onun seyirci kitlesi salonumuza zarar veriyor” deklarasyonunda bulunması ve aynı dönemde Anadolu’da bu filmlerin yayınlanması esnasında sinema salonunda gerçekten silahı olanların onunla beraber ateş açtıkları veya ortalığı dağıttıkları yazılı kaynaklarda yer alan bilgiler.

Demek oluyor ki “Halk bunu istiyor”

Bugün Mehmet Ali’sizde çekilebileceğini gösteren komedi filmlerimizde büyük anti Mehmet Ali hareketine karşı savunulan görüş ne idi ?

“Halk bunu istiyor!”

Reha Muhtar’ın ızdırap dolu haber bültenleri + Televizyon dizileri furyası + Gazetelerin 3. sayfa haberleri + Ana haber bültenlerine paralel olarak gelişimini sürdürmekte olan üçüncü akım Realite – Gerçek İnsan Hikayelerine karşı artık isyan boyutuna gelen tepkilerin karşısında savunulan görüş nedir ?

“Halk bunu istiyor! “

BURHAN DOLAR-Cth

Ah bir zengin olsam :

Anadolu her zaman kendine bir mit olarak yiğit, kahraman delikanlıyı görmeyi sevdi. Yılmaz Güney’in “içimizden biri” imajını, Cüneyt Arkın’ın “milli kahraman” imajı takip etti ve neticede bugünün tabiriyle onlarca trash film ardı ardına geldi. Burada sermayeyi koyanın gözüyle yapılan şey halk için mi yoksa sinema için midir? Sebep tamamen ekonomiktir !

ama elbetteki “Halk bunu istiyor” …

Yeşilçam’ın tamamen güdük bir sermayeyle onlarca yıl kendini finanse ederek sonrada derme çatma kurulmuş bu sistemi, bilimum para yerine geçen evrakla ( aslında parasal karşılığıda olmayan ) sürekli borçlanmaya yönlendirilerek yeni filmlerle zararı kapama döngüsünün son noktasında iflas bayrağını çekti. Bu kısır döngünün günümüzde ki karşılığı toplumun içerisinde yaşadığı ve son iki yılda % 100 artan ödenmemiş ve faizde olan kredi kartları borcu kıskacını andırıyor.

Yeşilçam her zaman belli şablonları uygulama zorunluluğunu neden hissediyordu ?

Sebep yukarıda yazılı olduğu şekilde tamamen ekonomiktir. Zaten hem Halkın istediği X artist çektiği film ne olursa olsun kapalı gişeyi garanti ediyorsa yeni bir şey denemenin anlamı varmı ?

Halkın istediği artistmi yoksa kendisine kakalanan filmmi ?

Dün köy dizileri revaçtaydı, bugün edebiyat uyarlamaları moda yarın bir başka konu moda olacak. Furya değişsede, mantık hala güdük sermayeyi ellerinde dolaştıran bir kaç kişinin elinde. Dizi setlerinde insanların can güvenliği, sağlık sorunları gibi gereksiz harcamalar arasıra basına çıkıp can sıksa da savunmamız çoktan hazır;

“Halk bunu istiyor ! çekmeyelimmi ?”

Bir zamanlar yapılmış kimi auteur, kimi toplumsal kimi tamamen bağımsız örnekler sinemamıza nasıl kazandırıldı ? Yeşilçam’ın bilinen yapım kaynaklarının dışından kotarılmış sermayelerle olduğu aşikar. En acısıda birilerinin halk adına fetva vererek Metin Erksan‘ın bugün Criterion Collection kataloğunda yer almasını arzu ettiğim Sevmek Zamanı filminin vizyona dahi sokulamaması.

criterion-itunes

 

Bugün gazetelerde veya internette okuyarak X milyon dolara malolmuş yeni bir Türk filminin Amerikada ki bütçeler kıyaslandığında euroimages desteğiyle olsa bile yine geçmişe kıyasla güdük + 1 seviyede arttığı söylenebilir.

Bugünün mit’i kimdir ?

Bugün, dün sinema salonlarında havaya ateş eden veya kötü adamları domates yağmuruna tutan o büyük kitlelerin yanında kendisine yakın veya uzak hisseden herkes için tek bir mit var: Polat Alemdar.

Bugün hiçbir diziye nasip olmayan öz sermayesiyle bile rezil duran onca efektin rezil olduğunun söylenme sebebide iletişim hızıdır. Herkes cep telefonu kullanabiliyor hatta 3 G ile artık telefondan interneti takip edebiliyorken iyi – kötü , çirkin – güzel kıyaslamasını yapabilecek seçeneklere kolayca ulaşabiliyor. Kötü yada değil alternatifi bulunmadıkça yayında ve halkın gözünde bir kahraman çünkü “isteniyor”
Bugünün komedyenleri geçmişle kıyaslanmalımıdır ?

Geçmişten günümüze gelip sevilen komedyenlerimizin bizler onlara ulaşana kadar araya sıkıştırılmış bir adet askeri darbe, 10 adet arabeskli yıl ile zaten yeterince değiştirilmiş toplumsal beğeniler karşısında bugünün şehirli köylü ayrımı yapılmaksızın herkesçe benimsenen tüm isimlerini şanslı bulmamak elde değil.

Kemal Sunal kendini sevdirene kadar ilkel veya şehirli ayrımı yapıla dursun bugün hiç değilse şehirlerimizde köylerin ikinci şubesi olduğundan komedyenlerimizin küfretmek bir yana ana avrat düz gitmesinde hiç bir sorun yok …

Çok şükür “Halk bunu istiyor”

Kendi Tarantinomuza ihtiyaç varmıdır ?

Taratino’nun böylesine zengin bir Halk Coğrafyasında olsa aklından yüzbinlerce senaryo akacağı bir gerçek ama hangi birini filme çekebileceği şüpheliydi. Birilerinin başkasının sevip sevmeyeceğine karar verdiği bir ortamda intihar etmez, bir şekilde kapağı Amerikaya atmaz ise yapacağı en büyük eser Samanyolu , Kanal 7 türevi bir oluşumda şehit veya hazret dizileri olacaktı.
Bizim trash üstatlarımız 90’larda para için yapmak zorunda kaldıkları onlarca TGRT işine karşı, 70’lerde sinemaya verdikleri eserleri yine hayatlarını idame ettirmek için yapmadılar mı ?
Kendi sinemamızı, ülkemizin kaderinde olduğu gibi bir avuç insanın tayin ettiği kısır bir alanda ben bu Tarantino sorunsalının cevabını buldum!
“Önce bir hocaya sonrada Halkımıza danışalım, Neden olmasın ?

Yazan: Gökay GELGEC – Yojimbooo

Gokay Gelgec

1982 - Abisi ile beraber Cüneyt Arkın'ın SON SAVAŞÇI filmini sinemada seyrederek Fantastik kulvara erken giriş yaptı.1980'li yıllar - Video furyası ve TRT de yayınlanmış her tür filmi izleyerek geçirdi. Bu dönem özellikle ilerleyen yıllarda film müzikleri deşifreleri ve remake çalışmaları için bir ön kültüre sahip olmasını sağladı.1992 - Film muzikleri koleksiyonculuğu ve Yeşilçam filmlerinde kullanılan yabancı müziklerin deşifresine başladı. Son 20 yılda kaset, cd, plak ve sanal formatlarda olmak üzere 5000 adedin üzerinde film müziği albümü edindi.1998 - Çetin İnanç Koleksiyoncuları ÇIKO'yu kurdu. Grup amaç olarak filmlerin esinlendiği orjinal yapımları, filmlerde kullanılmış olan müziklerin deşifresi ve filmlere ait afiş - lobi kartı gibi dökümanların arşive eklenmesini seçti.2007 - Utku Uluer ile beraber SINEMATIK blogunun kurdular ve konsept dosyası CEMIL, Mesut Karanın katkılarıyla Cinemascope dergisinde yeraldı. Konsept dosyalar olarak Cemil ve Adalet filmlerinin yanısıra Tunç Okan Cumartesi Cumartesi ve Otobüs, Erotik Türk Sinemasının giallo örnekleri, Yeşilçam Remakeleri ve bir akım olarak Anadolu Westernleri konularında yazılı çalışmaları bulundu.2008 - Onar Films adına Jet Director ve Vendetta isminde iki kısa dökümanter hazırladı. Bu çalışmalar Demir Pençe Korsan Adam ve Cellat dvdlerinin basımlarında dünya pazarında yayınlandı. Hollanda kökenli Shockkend News sinema dergisi tarafından hazırlanan Turkish Trash Weekend film gösterimleri etkinliğinde konuşmacı ve danışman olarak yeraldı. Ayrıca yine aynı dergi için Türk Fantastik Sineması üzerine bir dosya hazırladı.2009 - Amerikan Dark Maze Studios dvd ve film yapımcılığı şirketi adına Korkusuz ve Kara Şimşek filmlerinin basım aşamalarında Çetin İnanç ve Serdar Kebapçılara ait dökümanterleri hazırladı. Aynı dönemlerde Melih Gülgen, Cüneyt Arkın ve Çetin İnançla kişisel sohbetlerini Sinematik için yazılı kaynak olarak paylaştı. Yönetmen Cem Kaya tarafından Alman ZDF kanalı için hazırlanan Remake Remix Ripoff belgeselinde konuşmacı olarak yeraldı. Massimo Italiano'nun hazırladığı Poliziesco kitabının Türk - Italyan ortak polisiyeleri bölümünde İnsanları Seveceksin filmi üzerine bir makale hazırladı. Ege Üniversitesi Sinema Kulübü tarafından hazırlanan etkinliklerde Cüneyt Arkın - Çetin İnanç dönemi filmlerinden Vahşi Kanın sunumunu ve anlatıcılığını üstlendi. KargART Geceyarısı Filmleri etkinlikleri kapsamında Kilink filmleri gecesinin anlatıcılığını yaptı.2010 yılından bugüne Macaristan'da yaşamaktadır.

9 thoughts on “İnsanları Seveceksin: Tarantinosuz bir Türkiye düşünülemez

  • 25 Eylül, 2009 tarihinde, saat 16:34
    Permalink

    Öncelikle, bir önceki yazıya yaptığım ilk yorumun ilk cümlesini tekrarlamak istiyorum:

    "Türk halkının, sinemaya olan yaklaşımıyla, kendine özgü bir "Tarantino"yu hakettiğini düşünmüyorum."

    Buna bir de maksadı gişe hasılatlarıyla halkı sömürmek olan yapımcıların sinema anlayışı eklenince, iyi niyetli, özgün bir şeyler ortaya çıkarmak isteyen yönetmenler açıkta kalıyor.

    Cem Yılmaz'ın, bugünkü sinema sektörümüzde en özgün yapıtlara imza atmasının sebeplerinin başında belki de çektiği filmlere yapımcı olarak katkı sağlayabilecek maddi güce sahip olması geliyor -ki bu gücü de şovmenlikle elde ettiği bir gerçek.

    Sevmek Zamanı, benim izlediğim en güzel Türk filmlerinden birisidir. Bir listem olsa, ilk 5 içinde kesin olur. Ama ülkemizde gösterime bile girememiştir. Oysa o film için gereken bütçe, abartısız bir kısa film için gerekenden çok da farklı değildir.

    Bizim sinemamızın, sadece farklı şeyler yapmaya değil, bu farklı yapıtlarla halk tarafından kabul görmeye de ihtiyacı var. Sokaktan geçen 5 kişiye sorun, 1 tanesi bile Yumurta'yı izlememiştir. İzleyen 3 kişiden 2'si de filmden çok sıkıldığını söyleyecektir. Halk bunu istemiyorsa, daha masraflısını yapmaya kim cesaret edebilir?

    Yanıtla
  • 25 Eylül, 2009 tarihinde, saat 22:26
    Permalink

    Benim eleştirdiğim noktayı çok güzel kavramışsınız.

    Geçmişte ki ile bugünkü sistem arasında aslında hiçbir fark yok sadece sermaye el değiştirdi ve medya kanalıyla bir zamanın Yeşilçam trafiği şimdi tv lerde ve tv desteğiyle sinemada sürüyor.

    Cem Yılmaz'ın elinden ne çıkarsa çıksın zaten tanıtımı 1 yıl öncesinden tv lerde dönüyor insanlar buna şartlı olarak gidiyor. Aslında herşey sermayenin büyütülmesi adına yapılan işler.

    Yoksa ne Tarantino'su nede Bilge Ceylan'ı bu işe para koyanların umurunda bile değil.

    Burdaki ana konu halkın istiyor olması değil istemesini sağlayacak bir kültür aşamasına gelebilmesidir.

    Dünyada ses getiren kaç filmimiz oldu? Bu filmleri çekenlerin kaçı hala Türkiyede yaşayabiliyor? Bu iki sorunun cevabı zaten durumu özetliyor.

    Yanıtla
  • 26 Eylül, 2009 tarihinde, saat 06:30
    Permalink

    amerika nın da bir süre uyguladığı gibi sinema harcamalarını vergiden düşülmesine olanak sağlanmalıdır.

    Yanıtla
  • 26 Eylül, 2009 tarihinde, saat 11:18
    Permalink

    bu çok güzel bir fikir ama vergiden indirim konusu zaten bütçeleme esnasında sürekli sahtekarlıklara yol açıyor.

    En basit örnek film için misal 200 metre negatif harcanmışsa bunu faturada rahatlıkla 500 metre olarak gösteren "kurnaz" bir yapımcılar kabilesinden bahsediyoruz.

    Yanıtla
  • 26 Eylül, 2009 tarihinde, saat 15:28
    Permalink

    Sanırım benim yaptığım bir yaklaşım yanlış anlaşılmış. Alıp tarantino gibi adam girsin demedim, araştırmacı b sinemaya saygı duruşu yapan sinema için tam zamanı diyorum 🙂

    Sanat için mi sanat ile Toplum için mi sanat olaylarını biraz birbirine sokmuşsunuz gibi geldi sayın Yojimboo bey 🙂 Şaka bir yana yazıya kısmen katılıyorum. Bazı noktalar da sadece sinemanın bir yönü ele alındığını düşünüyorum.

    Türk sinemasının Tarantinosuna ihtiyacı var derken, hemen herşeyi bir kenara koyup gişeden bahsetmeye başlamışsınız. Gişeyi bir kenara koyalım önce… Batanıda parayı önce bulan yapımcısına kadar çok şey var. Her film gişe yapsın diye yapılmıyor zaten… Halk bunu istiyor olayıda yine bir yere kadar. İyi bir tanıtımla halka istetirsin istersen 😉

    Oysa ben duruştan bahsediyorum. Zaten kendi produksüyonu eline almış, yönetmenlik yapan birçok insan içinde artık birilerinin Tarantinonun yaptığı gibi çöplerin arasına dalıp Kolajları yapması ve bir saygı duruşuna geçmesi gerekli diye bir hayal kuruyorum ben.

    Gieleri falan bir kenara koymakta fayda var o parayı koyacak adamın düşünecegi şey… Biraz kalıplardan gidilmiş gibi geldi bana. Biz sektöürümüzü kurtarmaya çalışmayalım Tarantinoda Amerikan sinemasını kuratarcam diye işe dalmadı zaten. Hoşuna gideni yapmak istediği için yaptı. İzlediği binlerce filmle işe daldı.. Zaten bizim bu işe girecek insanımızda eski siyah beyazları yalayıp yutmuş girer…

    Oysa senin bahsettiğin sinema ve bu bahsettiğim sinema birbirinden farklı şeyler. Gişe konusu çok önemli değil zaten çünkü işin içine bağımsız sinema giriyor yani Indie sinema giriyor. Bu indie sinema ülkemizde artık ortaya cıkmalıdır ki kısa metrajlı filmlerde cıkıyor. Kendin pişir kendin ye..

    Bir de geyiğimiz var kusura bakmayın 🙂 kendi ulusal sinemamız oluşsun diye… Ulusal sinemamız zaten var. Bazı seyler oturmadı ama kendimize bu kadar vurmayalım. Zaten güzelliğimiz çok farklı şeylere sahip olmamız onu teke indirmemek gerekli.

    3-4 yazarın kalıpları yerine genel tabloya bakmakta yarar var, ortada bir sektör var, işler artık farklı dönüyor. Bence çok güzel işler de çıkıyor ki geçmiştekilerin yapamadığı şeyler bunlar. Belki bir Yılmaz Güney yok ancak diğer yandan çok temiz calısan insanlar var ödülleri de topluyorlar ayrıca geçmişe göre bir değişimde Göçmen sinemasıdır ki buyrun Fatih Akın…(onda biraz vardır tarantinoculuk …)

    Vergiden düşürülmesi konusunda bende hemfikirim. Kimin ne kurnazlık yaptığı bizi ilgilendirmez bunların kontrol mekanizmalarını da vergiden düşüren düşünecek. Sanki Amerika da kurnazlar yok? Tam tersi denetim çok vardır. Fatura maturayı yasaları ve kolayluııkları hazırlarken düşünürsen hiç birşey olmaz. Nasılsa calacaklar diye birseylere kolaylık sağlamamak biraz paranoyakca olur ki 12 eylül bunu zaten yaptı yeterince..

    Ülkemizde çok gelişmiş bir reklam filmciliği var, ve sinemaya Tarantino gibi gönül vermiş birileri çöplerin içine dalıp kendi sanat eseri kolajlarını ortaya çıkaracaktır.

    Tarantino bir kolajcı olsa da izlediğimizde o filmin ona ait olduğunu ve ortaya yeni bir film çıktığını görüyorsak bu yeterlidir. Yani Tarantino benim için bir dahidir aslında.

    Saygılarım geç keşfettiğim Jackie Brown'a….

    Yanıtla
  • 26 Eylül, 2009 tarihinde, saat 18:44
    Permalink

    Ben sadece neden olamayacağını anlattım, istediği kadar bağımsızda olsa türkiyede misal herkes youtube den o tip filmleri izleyipte bir kitle yaratırda sonradan sinema salonlarına geçer diye bir düşüncenin ütopya olduğunu düşünüyorum.

    Çünkü yönetmen iş sinema filmine ve sinema gösterimine geldiğinden cebindeki parayla bu işi bitiremeyeceğinden yine X Y Z yapımcının kucağına düşecek sonrada D.K.A.O gibi bir garabet çıkacak ortaya.

    Türkiyede sorun paralı insanı bulmak değil piyasayı ellerinde tutup dışarıdan kimseyi almayan yapımcılar hegamonyasını yıkmaktır. Sinema salonlarının büyük bölümü bile tekelleşti ve ortak yada sahipleri yine medya patronları.

    Ulusal Sinemamız geçmişe göre çok güzel işler katediyor, bu konuda hemfikirim bence izlenmesi gereken yolda bu. Hazır birşeyler için destek bulunabiliyorken bu konuda yürünmeli. Ancak …

    Fatih Akın'ın son dönem işlerini hiç beğenmiyorum, artık hayatımda nadir olarak "şunun sonu gelsede sinemadan çıksam" diye düşündüğüm bir filmi çekiyorsa adamın özgünlüğü gerçmişindeki işlerin mirasını yemeye başlamaya doğru gittiğini gösterir.

    Türkiyede trash tipi işlerin kolajlanması veya içinde ki gülünç öğelerin yakalanması aslında yıllardır TV de yapılan bir şey. Gaglar ve daha önce de bir kaç program günümüzde de yine bazı tv programlarında bu yapılıyor.

    Filmlere çerez mahiyetinde çok değer verilmediği aşikarken vede tv de "beleş" iken kaç tane insan aa şu çekilmiş gidip bakalım derki ?

    Halkın bizim düşündüğümüz anlamda saygı duyan bir yapılanmanın aslında saygı duyan bir atılım olduğunu anlayacağını düşünmüyorum.

    Bu filmler büyük çoğunluk için her daim "geyik malzemesi" olarak var olmaya devam ediyor.

    Yanıtla
  • 27 Eylül, 2009 tarihinde, saat 16:58
    Permalink

    Bu sefer verdigin yanita maalesef katilmiyorum.

    Tarantino'nun kendisi zaten hayalperest, ve kendini böyle tanımlar… Benim konuya girdiğim nokta odur…

    Sanirim farkli seylerden bahsediyoruz. Oncelikle bazi ornekleri alip birebir karsilastirmak her zaman hatali sonuc verir. Buna birde genellemeler ekledigimiz zaman ortaya koyacagimiz analizden cok antitez olur.

    Oncelikle Turk sinemasinin kendi Tarantinosuna ihtiyacı var ile senin yukarida degindigin gercekler bence cok az noktada bulusuyor.

    Konuyu nedense tamamen Gise, halk yonunde ve sadece bir kismi ile ele almissin. Tabi ki bu ulkede bazi seyler onemlidir. Ancak konuya girdigin nokta ve karsilastirmalar Jazz muzisyeni ile Kirac karsilastirmasi gibi olmus. Sen "neden bu ulkede en onemli Rockci Kirac, boyle olmamali" diyorsun ben "ulkemizde neden Frank Zappa gibi muzige yaklasan yok" diyorum 🙂 Ayni sinemada oldugu gibi.

    1- Zaten Tarantino gibi bir durus yapacak, arastirma ve eskiye donuk bir arastirma yapacak adam Giseden once bu ise gonul verdigi icin girmistir/girecektir. Indie sinema yani bagimsiz sinemanin durusu zaten bahsettiğin sisteme başkaldırmadır…

    Tarantino Amerikan film sektörünü nasıl değiştirrim diye girmemiştir zaten, oysa senin yazından bir kurtarıcı aranıyor gibi geldi… Ben önce birey olarak kendi filmini yapan adamdan bahsediyorum bunun yoluda bagımsız sinema…

    2- Belki parasini reklam sektorunden kazanan ama sinemaya giren yani finans sorunu olmayan birileri vardir. Kaldiki Tarantino bugun bir markadir ve bircok kisiyi etkiler…

    3- Tarantinonun Rezervuar Kopekleri Dusuk butcelidir. Bagımsız sinemanında gişe yapacagını gösteren bir devrimdir….

    Bende bunu diyorum zaten yani senin yazında savunduğun ve olmaz dediğin seyleri kıracak bir adam gerekli… Yani Türk sinemasının Tarantinosu (pop kültürüde sonuna kadar kullanmıştır).. Türk bagımsız sinemasının ortaya cıkması ile yukarıda yazdıklarını kıracak bir devrimciden bahsediyorum. Popüler kültür öğelerinden kötülemek yerine geçmişe saygı duruşu ile kullanan bunları çok yerinde ve hakkını vererek kullanarak yeni birşeyler belkide yeni bir aksiyon sineması yaratacak bir kişiden bahsediyorum.

    Keza yazımda görmezden geldiğin nokta:
    Türkiyede trash tipi işlerin kolajlanması veya içinde ki gülünç öğelerin yakalanması aslında yıllardır TV de yapılan bir şey olarak nitelendirdiğin konuya da karşı bir duruş benim bahsettiğim zaten…..

    Birkaç sinema blogunun yazıya döktüğünün beyaz perdeye aktarılması diyelim…

    Ayrıca sanatın sadece halk için yapıldığına da katılmıyorum. Bu sanatçıyı kısıtlayan bir durum olur.

    Gişeyi bir

    Yanıtla
  • 27 Ekim, 2013 tarihinde, saat 19:57
    Permalink

    Bu güzel yazın için teşekkürler

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir