VIDEODROME

4
1359

“Ben Babamın Ekranıyım …”
Bireyin içinde bulunduğu sürekli gelişim toplumu tarafından edilgin hale getirilmesi, bilim ve teknoloji endüstrisi tarafından kuşatılması ve hiç bitmeyen sosyalizasyon süreci sırasında edindiği yabancılaşmayı aşabilmesi için tekrar o endüstri toplumunun etkinliklerine, ilaçlarına ve teknolojik buluşlarına muhtaç bırakılması gibi modern problemlerin peşinde olan Cronenberg, bu sorunların beraberinde getirdiği “cinsel çıkmazların doğurduğu ruhsal bozukluklar”, “moral değerlerin yoldan sapışı ve çürümesi” gibi sonuçları önceki çalışmalarında da göstermesine karşın VIDEODROME ile tüm saplantılarını ortak bir metaforda birleştirme olanağı buldu.

Uzaduyum gücüne sahip insanlar üzerinde yapılan cerrahi deneyleri anlattığı ilk uzun metrajlı filmi “Stereo”(1970) ile kozmetik ilaç düşkünü bir kesimin kullandıkları malzemeler sonucunda gördükleri zararı kendine özgü mekan/birey ilişkisi içersinde anlattığı” Crimes of the Future” (1970) Cronenberg’ in özgün dilinin oluşmaya başladığı çalışmalardır. Crimes of the future’daki suçlar Cronenberg için seksüel fetişizm in zaman içerisindeki yeni kalıplarıdır.Montreal’de modern bir yapıda insanlara ağız yoluyla bulaşan ve onları cinsel çılgınlıklara sürükleyen “sülükler” Shivers” (1976),bir deri nakli ile bulaşan bir tür kuduz ve onu simgeleyen kan emici “ur” Rabid(1977) psikoterapi seansları ile bireyin içindeki öfkenin dışa vurumu “cenin-yaratıklar” Brood (1979) Cronenberg filmlerinde endüstri ve teknoloji toplumunun çürümesinin ve yolundan sapmasının imgeleridir.


Videodrome’ un polisiye yapısı Max Renn’ in ortağı bulunduğu ve softcore pornografik yayın yapan “Channel 83” ile daha “şiddetli” yayınlar yapabilme isteği ile bu kanal Max’ ten satın almaya çalışan kaçak yayın istasyonu Videodrome arasındaki çatışma olarak çıkartılabilir.

Gelişmiş bir uydu anten sistemiyle yeryüzünden yapılan yayınları kaydeden Max’in teknisyeni Harlan, kaynağının Pittsburg olduğu sado-mazoşist görüntüler keşfeder. Belgesel gerçeklikte görüntülenmiş gibi gözüken yayınları incelemek isteyen Max, kız arkadaşı Nicki Brand ile birlikte kendilerini bir dizi garip olayın içinde bulurlar.

Sado-mazoşist “uyanmalar”,şiddete yönelim ve sanrıların oluşturduğu bu karışık dünya onları VIDEODROME’ un “sahibi” Brian O’Blivion’ a dek sürükler…

Yarattığı Videodrome tarafından yok edilmesine rağmen kızı tarafından tüm görüntü ve konuşmaların kayıt edildiği video kaset arşivinde “yaşayan” O’Blivion Max ile konuşur. Kasetleri almak için soğutulmuş arşiv odasına girdiklerinde kızı Bianca O’Blivion dindar bir edayla “Ben babamın ekranıyım…” der sanrılar içinde kıvranan Max’e…

Brian O’Blivion ile Videodrome arasındaki sahip-köle ilişkisi başlardaki konumunu artık değiştirmiştir. Yarattığı Videodrome tarafından ele geçirilmiş O’Blivion’un durumu tekinsiz Frankenstein öyküsünü hatırlatır bize. Bilginin peşinde olduğu sırların yarattığı yeni gövde, Videdrome’un gelecek için planladığı ”new flesh” Doktor Frankenstein’ı ve profesör O’Blivion’u yok eder. Ancak O’Blivion’un durumu Videodrome ile kurduğu Symbiosis(1)

İlişki açısından daha da karmaşıktır. Artık O’Blivion içindeki Videodrome virüsü ile birlikte gövdesini terk etmiş, video kasetlerin ve televizyonun elektronik izlerinde varolmaktadır…


(1) Ana ile oğul arasında olduğu gibi, kadının çocuğu olduğu için Ana, çocuğun ise anası olduğu için çocuk olabildiği birlikte varoluş kazanma biçimi.

“Sertleşen” dünyaya karşı Amerika’nın televizyon tarafından programlanmış bireyler ile savaşabileceğini söyler O’Blivion. Bu sertleşme ancak masumiyetin yitirilmesi ile gerçekleşecektir ona göre. Videdrome’un nasıl bir sanrı makinasına dönüştüğünü anlattığı konuşmaları ise iletişim bilimci McLuhan’ın “İletişim araçlarının insan üzerinde
gerçekleştirdiği etkiler”
adı altında toplanabilecek savları ile büyük benzerlikler taşımaktadır.

20. yy.‘da elektronik alanındaki büyük gelişmelerin özellikle televizyonun bulunmasının iletişimde hızlanmaya yol açtığını ve tek tek insan davranışlarını birbirine benzer kıldığını savunan McLuhan,bu tür kitle iletişim araçlarının insanın düşünme tarzlarını etkilediğini ve
uygarlığı nasıl yeniden biçimlendirdiğini belirtmişti. İletişim araçlarının yapısının ve niteliğinin “mesajı” belirlediğini açıklayan “araç mesajdır” deyimine denk düşen mizahi bir benzetmeyle “araç masajdır” deyişiyle özetleyen McLuhan iletişim araçlarının insanları istenen kalıba döktüğünü öne sürmüştü.

Görüldüğü gibi Videodrome programını izleyenlerin gördüğü sanrılar McLuhan’ın ütopik iletişim arcı televizyonun ( iletinin algılama sürecinin tamamlanabilmesi için izleyicinin zihinsel düzeyde bir şeyler katmasını gerektiren “soğuk” televizyonun ) karmaşık ve şiddetli bir dünyaya ayak uydurmuş bir benzeridir.

Ben tüm bu “araçların” filmde yok olumuna neden oldukları ya da bunun için çalıştıkları “masumiyet” temasında Cronenberg’i ilgilendiren yanın daha önceki konuşmalarında sinemasını anlatırken bahsettiği “akıl-beden beraberliğinin yitimi ve deformasyonu”
olduğu kanısındayım.

“Benim için korkunun temel kaynağı insanın kendi vücududur,bu da vücudun deformasyonundan,bu süreçten başka bir şey değildir.Beni bu çürüme ve değişim ilgilendiriyor.”(2)

Max kimliğiyle James Woods, Nicki Brand kompozisyonuyla soğuk sıkılgan Debbie Harry filmde sorunlu modern bireyler olarak kişilikleriyle bütünleşirler.

Videdrome’un yayın yaptığı yerin Pittsburg olarak seçilmesinin hoş bir atıf olduğunu düşünüyorum. Korku sinemasının kilometre taşlarından olan George Romero’nun The Night of the Living Dead (1968) filmi çok az bir bütçe ile Pittsburg’da çevrilmiştir. Filmin ana fikri “Yeni ve şiddetli bir toplum” ütopyasıdır.

Teknoloji ve sanayi kültürünün bireye verdiği gelişmiş dünyanın karşısında olamam…
Ama verdiğinden çok alan sosyalizasyon, kültürel homojenleşme ve bunlara bağlı yabancılaşmanın getirdiği modern sorunlar Cronenberg sinemasının temelini oluşturuyor.

(2) BBC Radyosunun Cronenberg ile yaptığı röportajdan.

Yazan: VIDEODREAM