Cahide Sonku, Sezer Sezin ve Ayhan Işık: Sinemamızın ilk yıldızları

0
1850

Cahide Sonku, Sezer Sezin ve Ayhan Işık

Türk Sineması’nın ilk ve gerçek yıldızı Sezer Sezin‘dir kuşkusuz. Kuşkusuz böyledir diyoruz çünkü tarihi doğru okumak ya da doğru yazmak gerekir. Bilgi eksikliğinden, varolan eksik ya da yanlış bilgilerin çoğaltılmasından, kişisel nedenlerle yok saymaya yönelik metinler üretmekten kaynaklanan yanılgılar zincirinin her yeniyayınlanan kitapta, metinde sürdüğünü görüyoruz. Henüz ve iyi ki Sezer Sezin hayatta, Lütfi Akad da, Memduh Ün de, o dönemi yaşamış bir çok sinemacı da…”İlk” ve önemli çalışmalar, kitaplar, metinler ürettiğini söyleyen araştırmacı arkadaşlarımızın, akademisyenlerin, tarih yazıcıların, sinemaüzerine fikir üretenlerin kendilerine ve “sahici” belgelere ulaşmaları zor değil.

Sinemamızın,”Damga” (Seyfi Havaeri, 1948) ve “Vurun Kahpeye” (LütfiAkad, 1949) filmiyle başlayan süreçte ilk yıldızlarını yarattığını söyleyebiliriz. Yıldızlığın henüz bir sisteme dönüşmediği günlerin yıldızlarınıyok saymak, öncesinde sadece Cahide Sonku‘dan söz edip “yıldızlar geçidini” Ayhan Işık ve sonrasına bırakmak, dahası eğer yıldızlardan sözedilecekse başrol oyuncularıyla yıldızları ayırt etmemek bir yanılgı ve bilgi eksikliği olarak tanımlanabilir.

Bir efsane: Cahide Sonku

Sinemamızın efsane ismi Cahide Sonku, öncesinde bir tiyatro yıldızıdır. Bir yıldız olarak geldiği sinemada ilk filminden itibaren daha da büyür, ününe ün katar. Sinemanın yarattığı bir yıldız olmamakla birlikte, sinemada da yıldız olarak sürdürürününü. Yıldız mecmuasının 18 Ağustos 1951 tarihli sayısında “Senenin En Beğenilen Yerli Film ve Yıldızları” yarışmasının sonuçları açıklanır.”Vatan ve Namık Kemal” en beğenilen film, Cahide Sonku en beğenilen kadın yıldız ödülünü kazanır. Cahide Sonku‘nun ilk filmi 1933‘de Muhsin  Ertuğrul‘un yönettiği “Söz Bir Allah Bir“dir. 1916 yılında Yemen’de doğan Cahide Sonku, ilkokulu bitirdikten sonra halkevlerinde tiyatro çalışmalarına başlar ve 1932‘de Şehir Tiyatrosu’nagirer. Önceleri operetlerde küçük rollerde oynasa da kısa sürede önemli oyunlardaki başarısıyla tiyatronun en önemli yıldızı olur. 1934 yılında oynadığı “Bataklı Damın Kızı Aysel” filmiyle sinemada da fırtınalar estirir. Filmde boynuna bağladığı eşarp moda olur. Artık o zirvededir, herkes onun güzelliğini ve ulaşılmazlığını konuşur.

Yaşadığımız dünyada çığlıklarınız boşlukta yankılanır, kimseye duyuramazsınız. İyi gününüzde yanınızda olanları, zor anlarınızda yanınızda bulamazsınız. Cahide için de böyle olmuştur. Yaşadığı zengin hayattan, oyunculukta tırmandığı zirveden, yoksulluğave meyhane köşelerine düştüğünde çevresinde “eski dostlarından” kimse kalmamıştır. Oysa bir zamanlar zengin bir hayat sürüyor, lüks içinde yaşıyor,evinde ünlüler, başbakanlar ağırlanıyor, kurduğu Sonku Film‘in yazıhanesinin önünde oyuncular kuyruğa giriyordur. 1954 yılında Zeki Müren‘le oynadıkları “Beklenen Şarkı” filmiyle hem çok para kazanır hem de ihtişamlı yaşamını sürdürme olanağı ve büyük bir prestij. Fakat 1958 yılında yaşadığı talihsiz yangın, çöküşün başlangıcıdır belki de. Depoda çıkan yangında filmleri yok olur. Sonrasında iç burkucu bir serüven başlar.
Kimilerine göre”düşüş” başlamıştır artık. O, ulaşması mümkün birçok lüksü ve serveti elinin tersiyle itmiş, başka bir hayatı seçmiştir. Gittikçe yalnızlaşmış,dostluğu alkolde aramaya başlamıştır. Belki de unutmalıydı, geçmişini unutmakiçin içiyordu. Güzelliğinin ve duruşunun bedelini ağır ödemeye başlamıştır. Artık tanıdıkları ona, Kumkapı meyhanelerinde, Beyoğlu‘nda Balık Pazarı‘nın ucuz meyhanelerinde rastlıyorlardır. Hep alkollü, parasız ve yalnızdır.

Bir efsanenin hüzünlüve trajik yaşam öyküsü böylesine iç burkucuydu. Hayatının son günlerini Beyoğlu‘nun ara sokaklarında, salaş meyhanelerde, ucuz otel odalarında alkol şişelerinde dostluk arayarak geçirir Cahide Sonku. Bir zamanlar kraliçe olarak yürüdüğü sokaklarda…

1981 yılında yaşamını yitirdiğinde bu trajik öyküyü anlamayanlar da, eski ve yeni fotoğraflarını yan yana basarak “neydi, neoldu” demekle yetinirler.

Tiyatroculardan sinemacılara geçiş dönemi

Muhsin Ertuğrul‘un başındansonuna kadar damgasını vurduğu, tek isim olarak anıldığı, 1922’de başlayıp 1939 yıl 1930’lu yıllar biterken sinemaya farklı sesler, farklı isimler gelip filmler yapmaya başlar, yeni film yapım şirketleri kurulur.  40’lı yılların ilk yönetmeni Faruk Kenç, fotoğraf vesinema okumak için gittiği Almanya’dan dönerek film yapmaya başlar. Ha-Ka Film’in sahibi Halil Kamil akrabasıdır ve bu dönemi başlatan ilk filmi “Taş Parçası“nı 1939 yılında çeker. Faruk Kenç‘i tiyatro dışından gelen yeni yönetmenler izler. Fakat tiyatronun etkisinden, tiyatrovarilikten birden bire kurtulma söz konusu değildir, yine de gittikçe azalan bu etki veyeni arayışlar sinema diline yolculuğun ilk adımlarıdır.

Bu dönemde yeni yönetmenlerle komedi, macera, melodram ve tarihi filmlerin sayısı da artar. İkinci Dünya Savaşı‘nın olumsuz etkileri sürerken, Batı sinemasıyla bağları kopan film ithalatçıları sıkıntılı günler yaşarken, salonları Mısır filmleri doldurur. Bu filmlerin yoğun ilgi görmesi, bu filmlere benzer filmler yapılmasına yol açar. Üretilen filmlerle, gösterilen Mısır filmlerinin sayısı neredeyse yarı yarıyadır. Bu etkiyi kırmak için, bir dizi önlem alarak film sayısını arttırma yoluna gidilir. Bu yıllarda çekilen film sayısı artmış fakat bunu karşılayacakteknik imkanlar, alt yapı aynı oranda gelişmemiştir.Bu şartlarda yapılan filmlerle sinemayla seyirci arasında büyülü bir ilişki kurulur. Bu etki Yeşilçam döneminde de artarak sürer. Yeşilçam seyirciyi, seyircisi Yeşilçam’ı sevmiş, etkilemiş, yönlendirmiştir. Film sayısının ve film şirketlerininarttığı bu koşullarda, sinemanın ilk yıldızları da yansır beyazperdenin büyülüdünyalarına, farklı suretlerde.

Sinemanın yarattığı İlk büyük yıldızdır Sezer Sezin

Muhsin Ertuğrul ve Geçiş Dönemi sonrasının, sinemacılar kuşağının ilk büyük yıldızı Sezer Sezindir. Kendi kendini yaratan insanlardandır Sezer Sezin. Çok küçükyaşlarda, annesinden habersiz evden kaçarak “Hürriyet Apartmanı“(1944) ve “Yayla Kartalı” (1945) filmlerinde küçük rollerde oynar. Yapımcı Necip Erses‘in isteğiyle, “Köroğlu” filminde başrollerden birini oynar. “Damga” (1948) filmindeki ilk önemli oyunuyla ünlenir.Filmin bir hafta salonlarda kalmasını umarlarken, dört hafta gösterilir, kapılardauzun kuyruklar oluşur. Arkasından “Vurun Kahpeye” (1949) filmi ile yıldızlaşır.

Üstelik sadece oyuncuolarak da yer almaz sinemada. Oynadığı filmlerin öykü-senaryo seçiminden,yönetmen seçimine, oyuncuların belirlenmesine kadar bütün aşamalarında yeralır. Lütfi Akad usta,”Işıkla Karanlık Arasında” adıyla yayınlanan anılarında o günleritekrar şu cümlelerle aktarır: “Bir gün Hürrem Erman bir kitap uzattı ‘Bunu oku bakalım’ dedi. Halide Edip Adıvar‘ın ‘Vurun Kahpeye‘ adlı kitabıydı, Sezer Sezin getirmiş. (…) Bir gün sırf merakımı gidermek için sordum: ‘Yönetmeni kim olacak bunun?’ Hürrem Erman gülerek ‘Sen’ dedi. Gülüyordu ama şaka eder bir hali yoktu. Ciddi olduğundan kuşkulanarak ‘Ben böyle bir şey yapamam’ dedim. Sakin bir şekilde ‘Yaparsın, biz düşündük yaparsın‘ dedi. Biz dediği Sezer Sezin‘di. ‘Vurun Kahpeye’ kitabını o seçtiği gibi ‘Aliye öğretmen’ rolünü kendisinin oynayacağı doğaldı. Bu nedenle kafa dengi, rahat konuşacağı, ortak çalışma yapabileceği bir yönetmen arıyordu. Benim bu işin altındankalkabileceğime kendince inanmış olacaktı.”(2)

Sezer SezinDamga’ filmindeki başarısına ‘Vurun Kahpeye’  filmindeki başarısını da katarak Türk sinemasının ilk gerçek yıldızı oluyor.”(4) Bu cümleler Lütfi Akad ustanın “Işıkla Karanlık Arasında” adıyla yayınlanan anılarından. Örnekler çoğaltılabilir, belge ve kaynak çok,tanıklar hayatta; yeter ki araştırılsın. 1996 yılında “Sezer Sezin Türk sinemasının ilk yıldızıdır, öncü sinemacılarındandır” cümlesini yazdığımda“efsane yaratma” türünden çeşitli eleştiriler almıştım. Oysa o günlerin en önemli tanığı Lütfi Akad usta, anılarında bu gerçeği gerekçeleriyle ve yaşanmışlıklarla anlatıyor, açıklıyor, belgeliyordu. Öncesinde efsaneler yaratıp, tarihi kendilerine göre yorumlayanlar, kişisel nedenlerle ya da bilgi eksikliğinden Sezer Sezin’i yok sayanlar için için belgeler, bilgiler,tanıklıklar ulaşılacak kolaylıkta.

Sezer Sezin 50’liyıllar boyunca sürdürür sinemadaki başarısını. 1960 yılında oynadığı “Şoför Nebahat” filmi ile ikinci önemli çıkışını yapar Sezer Sezin.”Şoför Nebahat” filmleri seri olarak çekilir. Önünde uzun kuyruklaroluşan, tıka basa dolu salonlardan çıkanlar filmdeki şarkıyı söyleyerekçıkıyordur: “Haydi Nebahat abla, Dodge arabana atla / Dümenimiz yolunda,gazla ablacığım gazla…”

NOT: Mesut Kara’nın SEZER SEZIN ile ilgili yazısının tamamını okumak için BURAYA TIKLAYINIZ


Taçsız Kral Ayhan Işık

“Yıldız’ın açtığı müsabakada erkeklerden birinciliği kazanan Ayhan Işıyan, İpekçilerin çevireceği ‘Yavuz Sultan Selim‘ filmi ile henüz ismi açıklanmayan diğer bir filmde başrolleri oynamak üzere parlak bir kontrat imza etmiştir.”29 Eylül 1951 yılına ait haftalık sinema dergisi Yıldız’ın, yerli haberler sütununda yer alır busatırlar. Sonraki yıllarda Yeşilçam’a kral olarak damgasını vuran Ayhan Işık’tır sözü edilen Ayhan Işıyan. O yıl, Yıldız dergisinin açtığı yarışmada Belgin Doruk‘la birlikte birinci seçilmiştir.

Bu yıllarda hızla artışgösteren film şirketleri ve üretilen film sayısı yeni oyunculara gereksinimi dearttırır. 50’li yıllardan itibaren sinema en popüler ve kitlesel iletişim aracı olmaya başlar. Bu yıllar ticari sinemanın da gelişim yıllarıdır. Böylece sinema kitleleri peşinden sürükleyebilecek ikonlara, yıldızlara daha fazla ihtiyaç duyar. Bunu sağlamanın yollarından biri olarak da dergilerin açacağı yıldız yarışmaları gündeme gelir.

Ayhan Işıkın, Ayhan Işıyan olarak öyküsü 1929 yılının Mayıs ayında, İzmir’de başlar. Yoksul bir çocukluk yaşar. Babasını kaybettiğinde altı yaşındadır. Aile İstanbul’a göçer. Küçük yaşlarda bir kunduracının yanında çırak olarak çalışır. Ortaokul yıllarında Paşabahçe Cam Fabrikası’na girer, işçi olarak. Darphanede lastik mühür yapmaya başlar. O günlerde Güzel Sanatlar Akademisi‘nin resim bölümüne de kayıtyaptırır. Akademide okurken de sürdürür çalışmayı. Artık “Ressam Ayhan Işıyan“dır ve Bab-ı li’de çeşitli dergilerde ressam olarak çalışıyordur. Çok düzgün bir fiziği vardır. 1.80 boyunda, yakışıklı bir gençtir. Türkiyeyayınevinde çalışırken, Atlas Film‘in sahibi Murat Köseoğlu, Ayhan Işıyan‘a artist olmasını teklif  eder. Yine o günlerde tanıdığı Yıldız dergisinin yazıişleri müdürü Sezai Solelli’nin ısrarı ve teşvikiyle, derginin açtığı yarışmayakatılır ve birinci seçilir. İlk filmi “Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan“da Gülistan Güzey, Orhon M. Arıburnu ve Ayla Karaca ile oynar.Hayatı da soyadı da değişmiştir artık Ayhan Işık’ın.

Sezai Solelli, OsmanSeden‘e Ayhan Işık‘tan söz etmiştir. 1952 yılının Mart ayında ‘siyah saçlı,uzun boylu bu yakışıklı gençle birlikte’ Osman Seden‘in yazıhanesine giderler. Osman Seden o günlerde, gerçek bir olaydan esinlenerek yazdığı senaryosu”Kanun Namına“yı filme çekme hazırlığındadır. Filmi Lütfi Ö. Akad yönetecektir. Sezai Solelli, Ayhan Işık‘ın oynamasında ısrarcı olur. Üstelik”bir artist namzedi için hayli para” olan 1.800 lira istemiş ve kabulettirmiştir. Böylece Ayhan Işık henüz “Krallığını” ilan etmeden kurallarını koymaya başlamıştır.

Kanun Namına” (1952) filmi, Ayhan Işık‘ı zirveye taşır. İkinci filminde yıldızolmuştur. Aynı kadroyla, “İngiliz Kemal Lawrence’e Karşı” (1952) filmini çekerler. Arka arkaya filmlerde oynuyordur artık. Kendi kurallarıyla gelmiştir sinemaya. Yeşilçam’ın Sezer Sezin örneği dışında alışık olmadığı,yeni kurallardır bunlar. Prensiplerinden ödün vermez. Ayhan Işık, efendiliğiyle, dürüstlüğüyle, işine olan saygısıyla, çalışma disipliniyle Yeşilçam’ın 50’li, 60’lı yıllarına damgasını vurur. İlk dönemi diyebileceğimiz 1951-1958 yıllarında, iyi filmlerde iyi yönetmenlerle (Lütfi Ö. Akad, Orhon M.Arıburnu, Osman Seden…) çalışma şansını bulmuştur.

Ayhan Işık, 1958yılında Amerika’ya gider ve şansını Hollywood‘da da denemek ister. Kısa sürede MGM, Paramount ve Fox gibi büyük film şirketleriyle ilişki kurar. Dokuz ay kaldığı Amerika’dan döndüğünde, Yeşilçam bıraktığı gibi değildir artık. Ortam değişmiş, Göksel Arsoy, Orhan Günşiray gibi yeni yıldızlar çıkmıştır. Yapımcılar onların peşindedir. Zirvedeyken, ‘en büyük yıldızken‘ ara verdiği Yeşilçam‘da,tahtına başkaları oturmak üzeredir. Şaşkındır, ani kararlar alır. İlk iş olarak, diğer yıldızların iki katı olan ücretini düşürür. Filmler peş peşegelmeye başlar.  Mücadeleyi yine kazanmıştır. Amerika’da büyük yıldızlara “king” dendiğini görmüştür. Yeşilçam‘ın yıldızı Ayhan Işık, krallığını da ilan eder. Üstelik bu kez ‘komedi, dram, avantür demeden ne olursa olsun oynamaya’ karar vermiştir. Salon filmlerinde de, komedilerde de oynayacağını kanıtlayıp, seyircinin de beğenisini kazanınca ücreti yeniden artar. Kralın koyduğu kurallar yine geçerlidir. Asla ikinci rolde oynamaz. “Otobüs Yolcuları” (1961), “Üç Tekerlekli Bisiklet” (1962),”Acı Hayat” (1962), “Hızlı Yaşayanlar” (1964) gibi önemli filmlerde de oynamıştır o yıllarda.

1961 yılında Nejat Saydam‘ın çektiği ve Belgin Doruk‘la iyi bir ikili oluşturduğu “Küçük Hanımefendi” filmi, seyirci tarafından çok beğenilip ticari başarı dakazanınca devamı gelir. “Küçük Hanımın Şoförü”, “Küçük HanımınKısmeti”, “Küçük Hanım Avrupa’da”.
Yeşilçam krizdedir ve Kral’ın yer alamayacağı filmler dönemi başlamıştır.  Ayhan Işık, kendisine gelensahne tekliflerini kabul eder. Münir Nurettin Selçuk’tan ders alarak sahneyeçıkan ve Klasik Türk Müziği söyleyen Ayhan Işık, sahne çalışmalarında dabaşarılıdır. Kendi adına film yapım şirketi kurar. Senaryosunu da yazdığı”Örgüt” filmiyle yönetmenliği deneyen Ayhan Işık,”Harakiri”, “Haşhaş” ve “Kana Kan” adlı filmlerinde yapımcılığını üstlenir.
1979 Haziran’ında beyinkanaması geçiren Ayhan Işık, komada geçirdiği günlerin ardından hayata veda eder.

Kimse Ayhan Işık‘a ölümü yakıştıramasa da Yeşilçam Kral‘sız ve Işık’sızdır artık.

Yazan: Mesut Kara
Bu yazı Sinematik Yeşilçam’da ilk olarak 15 Ağustos 2011’de yayınlanmıştır
 (1-Alim Şerif Onaran.lütfi Ö. Akad, Sf 23, 24, 25. Afa Yayınları Mart 1990
(2-3-4) Lütfi Akad. Işıkla Karanlık Arasında, Sayfa 54, 56.Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Nisan 2004
(5-6) Atıf Yılmaz. Hayallerim, Aşkım ve Ben, Sf. 44. SimaviYayınları, 1991

Yorumlar