Konuk Yazar Aydın Özkan (Byaydın): Türkiye neden Hollywood’a giremiyor?

1
1842

kamera

Çoğu yapımlarımız ne yazık ki çok iyi olmasına rağmen ödül almakta zorlanıyor. Daha doğrusu ödülden de öte Hollywood’a giremiyor.

Peki Hollywood’a girsek ne fark eder?
Sanat için hiçbir şey belki, ama filmlerimizin yatırımları için elbette önemli.

331391670 yılından bu yana Türkiye de ortak yapımlar ön plana geçmeye başladı, aslında Türk sinemasının ortak yapım serüveni 1923’ten bu yana başlamıştır.

Pek bilinmese de Muhsin Ertuğrul 1924 yılında “Sözde kızlar” filmini bitirdikten sonra Rusya’da (O zamanlar SSCB biliniyordu) 1925 – 1927 yılları arasında 2 film çekmişti; 1925’te “Tamilla“nın çekimlerine başladı, 1926’da ise “Spartakus” çekimlerine başladı. Muhsin Ertuğrul 1927’de Türkiye’ye dönüp, 1 yıl ara verdikten sonra “Ankara Postası” filmine başladı. 1931 yılında da “İstanbul Sokaklarında” filmi çekildi. Bu filmin Türk-Yunan-Mısır yapımı olması sebebiyle Türk sinemasının ilk ortak yapımı olma özelliğini de taşımaktadır. Yapım firmaları Hollywood’a giremese de oyuncularımızın bazıları zamanında pek çok Hollywood filminde görev aldı.

Yurtdışında ortak çalışmalar içinde yer alan Cüneyt Arkın, Ayhan Işık gibi önemli Türk oyuncular var. Bunların arasında bildiğim kadarıyla Hollywood ya da İngiliz filmlerinde en çok görev alan kişi Haluk Bilginer’dir. Kaldı ki Haluk Bilginer‘in oldukça iyi bir de ingilizcesi vardır tabi buda ona avantaj sağlamıştır. Yer aldığı dizi, film ve projelerden bir kaç örnek verecek olursak;

  • Bergerac – 1981 (Dizinin 1. sezonunda görev almıştır)
  • BergeracAvenge o Lord – 1985 (Dizinin filimi)
  • Murder of a Moderate Man – 1985
  • Half Moon Street – 1986
  • East Enders (Bu dizinin 1986-87 sezonlarında epeycegörev almış)
  • Ishtar – 1987
  • Lionheart – 1987
  • The Young Indiana Jones Chronicles – 1992 (Dizi)
  • Buffalo Soldiers – 2001
  • She’s Gone – 2004
  • Spooks”Persephone – 2004 (Dizi)

you cant win em all 026 yıl önce tv8’de Fikret Hakan’ın hazırladığı, Fikret Hakan ile Zerrin Özer’in sunduğu bir program vardı. Programın ilk konukları, Salih Güney ve Sevda Ferda idi. Program esnasında ilk kez öğrendiğim bazı gerçekler beni şaşırtmıştı; Konu Türk sinemasında ortak yapımlar ve bu filmlerin neden Türkiye’de gişe yapamaması yada Türkiye’ye sokulamamasıydı. Programda sözü geçen en ilginç film ise “You Can’t Win ‘Em Allidi.

Salih Güney bu film hakkında elinde belgeler ile hazırlıklı gelmişti programa. Konu “You Can’t Win ‘Em All” filmine geldiğinde; Film çekilip, sinemalara dağıtılacağı dönem Salih Güney ile Fikret Hakan filmin Türkiye’de de oynatılmasını istemiş. Yapımcı firma Türkiye’nin de bir pazar payının olduğunu göz ardı etmeyerek Türkiye ye gelmiş. Ancak öyle bir olayla karşılaşmışlar ki bizim piyasanın ne kadar “Dolu” görünüp, aslında “Boş” olduğunu anlamışlar. Kısacası yapımcı firma “Siz bu kafa ile Türkiye’de hiç bir şey yapamazsınız!” nasıl saçmalık bu demiş ve çekmiş ülkesine gitmiş.

Dönemin sansür kurulu (Nasıl bir prosedür uyguladıklarını tam olarak bilemiyorum) bir şekilde Fikret Hakan ve Salih Güney’i neredeyse “Vatan Haini” ilan ederek, bu konu yüzünden ikilinin yargılanmalarına sebep olmuşlar.

Film; İzmir, İstanbul, Balikesir ve Göreme’de toplam dört ayda çekilmiş. Epey kalabalık bir ekip ülkemize gelerek kurulan dev setlerde dört ay boyunca emek vermişler;

  • Savaş sahnelerinde kullanılan tonlarca patlayıcı.
  • Osmanlı hava kuvvetleri amblemli eski model uçaklar.
  • Devlet Demiryolları’nın film ekibi için özel olarak hazırladığı eski tip bir kömürlü tren.
  • Topkapı Sarayı,
  • Sait halim paşa Yalısı,
  • Ürgüp Peri Bacaları,
  • Efes Antik Kenti,
  • Sultanahmet Camisi,
  • İstanbul Üniversitesi ve Beyazıt Meydanı dekor olarak kullanılmış.

Filmle ilgili bir video: Aytekin Akkaya ile You can’t win ‘Em all (Paralı Askerler)
üzerine bir söyleşi



Yukarıda bahsettiğim bütün özelliklerine rağmen maalesef bu film:

  • Türkiye sinemalarında oynamadı!
  • Türkiye Televizyonlarında gösterilmedi! ( Halen de gösterilmiyor)
  • Türkiyede Dvd yada VCD satışı olmadı (Pek emin olmamakla beraber Dünyanın hiçbir yerinde Dvd’ye basılmadı sadece VHS olarak basıldı)

superadam piraye uzunOrtak yapımları bir tarafa bırakıp, sorunu Türkiye içinden ve Türk filmleri açısından ele almamız gerekiyorsa;Türk insanı, bir Türk filmini mutlaka Hollywood veya herhangi bir yabancı filmle aynı kefeye koyar. Bizim filmlerimizde oyuncu 50 metreden atlar üzerinde toz bile olmaz. Elbette komiktir ancak kitlesini hiçbir şekilde kaybetmeyen bir mittir. Uçmak Kriptonlu Superman’in ve tabii ki Matrix’in Neo’su gibi seçkin kahramanların hakkı mıdır?
Ya Çin filmlerine ne denmelidir?

1000 kişinin arasına giren ve saç jölesi bile bozulmayan savaşçılar ya da yaprakların üzerinde duran, suyun üzerinde yürüyen efendiler. Bir çeşit savaş sanatları uzmanı hazretlerinin diyarı. Superman’in çekildiği dönemde aynı bütçe Çetin İnanç’ta olsaydı Dünyayı Kurtaran Adam filmi Superman filminin önüne geçebilirdi. Nedense Çetin İnanç filmleri Ed-wood filmleri gibi değerlendirilmekteler. Aynı filmler, seçkin sinema fetvacılarımızın, yüzyılın en iyi filmlerini defalarca anlatması gibi bu filmlerde ki yetersizlikleri de oburca aktararak kendi kalelerinin duvarlarını ulaşılmaz kılmaya çalışmalarına da yardımcı olmaktalar. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki Ed wood bir hazır afişe bakıp o afişe senaryo yazıp çekmiştir.

ed-wood

Aslında önemli olan, Sinema filmini fazla eleştirmeden yada eleştirilerle yıpratmadan izlemektir.

Bence keyifli olanıda budur… Film izlemeyi bir pencereden mazara izlemeye benzetmişimdir. Bazen o manzaranın içinde bir dağ olur, bazen bir deniz, cadde,park ve araba olur.Bunların hiçbirisine müdahele edemeyiz ve edemeyeceğimizi de biliriz. Sadece izleriz. Her filmde mutlaka bir “Son” vardır ve bu “Son”a ne yaparsak yapalım müdahele edemiyeceğiz.

O yüzden arkanıza yaslanın ve sadece o görsel şölenin keyfini çıkartın derim.

Yazan ve Videoyu ekleyen: Aydın Özkan (Byaydın)

Not: Bu yazı 2008 yılında blogspottaki adresimizide ilk yayınlandı. Aydın Özkan namı diğer byaydın sinematik yeşilçam için kaleme almıştı.