Utku Uluer – Otobüs, Göç ve Oryantalizm

1
2368

Otobus film banner 02Türkiye’de sinema dönemleri araştırmacılar, yönetmenler ve tarihçiler tarafından farklı şekiller de irdelenen bir tartışma konusu olmuştur. Otobüs filmi gerek çekildiği dönem, gerek konusu ile Türk Sineması içerisinde kendine farklı bir yer edinmiştir.Öyleki Yeşilçam’ın altın yıllarında çekilen bu filmi Yeşilçam’ın içerisinde tanımlamak zordur. Otobüs filmini 2008 yılında Gökay Gelgeç ve Nurdan Özçin‘in ele aldığı filmin daha geniş bir dosyaya dönüşmesi de arayışlarımızın sınırlarının olmaması ile ilgili. Film olarak aldığı onca ödüle, kadrosuna ve teknik başarısına rağmen benim mesafeli durduğum bir yapıttır. Mesafeli olmam filmin irdelenmemesi gerekmediğini göstermiyor tabiki. Hatta tam tersine pozitif ve negatif yanlarıyla, film üzerine yapılan eleştiriler ile farklı bakış açılarından ele almamız gereken bir film Otobüs .

Özellikle Tuncel Kurtiz‘e ithaf etmemiz aslında biraz da benden kaynaklanan bir durum. Dosyayı yayına hazırladığımız da Fantasturka‘nın 2.sinin yapılacağı haberini aldığımız için filmin dosya halinde sunumunu ertelemiştik. Suzan Dilek Yılmaz‘dan gelecek Aziz Nesin ve Onat Kutlar yazılarını daha okumamıştım ancak filmi izlediğim zaman  düşündüklerim ve otobus ss utku0001Tuncel Kurtiz‘in film üzerine kitabında yer verdikleri ben de soru işaretleri yaratmıştı. Filmin Tuncel Kurtiz ve Tunç Okan olarak anılması gerektiğini düşünüyorum veya Kurtiz’in payının altının çizilmesi gerektiğini düşündüm. Aziz Nesin‘in yazısını okuduktan sonra da Tuncel Kurtiz‘in yazısındaki eksik parçalar tamamlanmış oldu benim için.

Maalesef dosyayı yayına almayı düşündüğümüz haftabaşından 3 gün evvel Kurtiz’in aramızdan ayrılması nedeniyle bu dosyayı Ona ithaf etmenin daha doğru olduğunu düşündüm.

Bunun dışında filmin başında yazan “Bir Tunç Okan filmi” ibaresi de ilk filmini yapan bir yönetmen için oldukça garip tavır belki de. Tabi okuduklarımdan sonra  bu ibareye daha da mesafeli durduğumu söylemem gerekiyor. Ancak Tunç Okan‘ın Truffaut’ın etkisinde kalarak bu girişi yazdığını düşünüyorum.

Tabi dosyayı da olabildiğince objektif sunmaya ve zenginleştirmeye çalıştım. Bu konuda Suzan Dilek Yılmaz’ın katkısı çok önemlidir. Onun yolladığı yazılardan biri olan Onat Kutlar’ın irdelediği ve parmak bastığı noktalarda ilginçti; ” acaba yönetmen daha geniş bir gerçekliğin belirli bir yönünü ,kapitalist iki toplum yapısının çarpıklıklarından doğan unsurların bir karşılaştırmasını mı göstermek istemiş, bu nedenle abartmalara başvurmuştur; yoksa yönetmen, batıyı filmde gördüğümüz biçimde, Türk köylüsüne de gene orada gördüğümüz gibi mi kavramaktadır.”

otobus ss utku0011 OtobüsBence film bu ikisini de yapmaktadır. Ama Tunç Okan‘ın bazı noktalarda İsveç ile ortak bir çalışma olduğu için oryantalizme istemeden yenik düştüğünü düşünüyorum. Elbette kara mizahi olayları yakaladığı noktalar var ancak kara mizahın altının çok iyi çizilmediği noktaların da seyirciye farklı mesajlar vereceği gerçeğini gözardı etmemek gerekli.

70li yıllar, özellikle Almanya’ya giden işçilerimiz için önemli bir geçiş yılı olmuştu çünkü artık 2. jenerasyon vardı ve Almanya’da neo nazi sayısı artıyordu. Özellikle de kuzey avrupa ülkelerine Türkiye‘nin doğusundan pek çok insan işbulma umuduyla göç ettiği için bu ülkelerde bri reflekste oluşmaktaydı. Türkiye‘nin ekonomisi ciddi anlamda kötüleşirken ve iç savaşa doğru gidilirken 2. dünya savaşı sonrası Avrupa’nın en parlak dönemi olan 80′li yıllara doğru bir ekonomik büyüme yaşanıyordu. Sadece Türkiye’den değil Yunanistan ve hatta İtalya‘dan da göç vardı avrupanın kuzeyine. Almanya‘ya ailesi 70lerde gitmiş arkadaşlarımdan gümrükte yaşanan insanlık dışı davranışları dinlemiştim.  Göçmen politikalarının zayıflığı, ekonominin iyi olmasının getirdiği, özgüvenin yarattığı ukalalık ve ayrımcılık ile Türkiye’nin hükümet olarak pasif kalması insanımızı “kendi işini kendin halletmelisin” tavrına yönlendirmişti. Otobüs filmindeki uyanık şoför Ahmet, o tavrın ürünü olan bir şark kurnazını oldukça iyi anlatan bir karakter. Kendi sorunlarını halletmeye çalışırken kullanılan yöntemler ve bunları yapan insanlar da özellikle ayrımcılık yapanlar kadar zarar vermişlerdir.

otobusBu açıdan baktığımızda filmin bu soruna değindiğini ama belki de elindeki gücü kullanmadan  sisteme çok sert bir eleştiri yapamadığını görüyoruz. “Bizi sevmiyorlar”, “bizi istemiyorlar” gibi Türk’ün Türk’e propagandası dışında gelişen bir gerçeklik daha göç gerçeğinin içersinde ve filmde çizilen Avrupalı Türk ilişkisi tam da o yıllar da oryantalizmin istediği bir portre gibi. Zaten Aziz Nesin‘de sanırım bu yüzden sinirlenmiş filme diye düşünüyorum. Yurtdışında domuz eti yememek için aç kalmayı veya hergün aynı yemeği yemeyi göze alan, kendi içine kapanarak soyutlayan ve farklı davranışlara yönelen pek çok insanla karşılaştım ancak Otobüs filminde verilen örnekler fazlasıyla uç örnekler.

2013 yılında Otobüs benzeri bir filmi “Tekne” ismi ile yapıp o tekneyi Cannes plajında Cannes film festivali sırasında karaya oturtursanız ve günümüz Türkiye’sinden Avrupa’ya kaçak olarak girmek isteyenleri aynı şekilde sunsanız iddia ediyorum Avrupa’da pek çok insan Türkiye‘nin sadece bir 3. dünya ülkesi olduğunu düşünecektir. Oryantalizm dediğimiz tek dişi kalmış canavarı  bunu kullanmayı çok sever. Türkiye’yi “kebap, hamam, köprü çok güzel” diyerek sema gösterileri eşliğinde pazarlamaya çalışan bir yaklaşım ile Egzotik Türkiye, kara kuru bıyıklı insanlar diye satın alanın durduğu nokta hep aynı çemberi tamamlamaktadır.

Türkiye öyle bir ülke ki batısından doğusuna gidildikçe fakirleşiyor ama bunu nasıl bir filmle doğru şekilde verebileceğimizi bilemiyorum. Sonuçta hepsi ülkemizin gerçeği ama Tek gerçeği değil…

Öte yandan filmin yasaklanması, Türkiye‘de gösteril(e)memesi ve sansür raporunu hazırlayanlar gibi kafasını kuma sokmuş bir düşüncenin hakim olduğu bir tavır da aslında oryantalizme hizmet ediyor. Öyleki Otobüs filmine konulan yasak Türk insanını koruma adına Türk insanına en büyük zararı veren bir düşünce sisteminin sansürlenmiş bir şekli olarak günümüze kadar taşınabiliniyor. Bir ülkeyi kötülemek için yapılacakların başında sansür geliyor…

Filmde Türk insanının veya anadolulunun aşağılandığına katılmıyorum. Sansür raporunda yer alan pek çok madde komik olmaktan öteye gidemiyor ancak Tunç Okan film içerisinde zaman zaman oryantalizmin kaygan zemininde yuvarlanıyor veya yolundan çıkıyor. Bu  durum yer yer doğru bir eleştiri yapmasının önüne geçmiş ve radikal örneklerden anlatmaya doğru yöneltmiş olabilir. Koskoca bir meydan da Otobüs’ün trafik tarafından çekilmemesi güzel bir detay olurken gece kulübündeki et yeme sahnesi oldukça abartılı olduğu için amacından çıkmış.

Sonuç olarak Türkiye Avrupaya göç üzerine çok daha film yapmalı ve ülkemiz oradan da gösterilmeli. Belki 70ler ve 80lerde yaşananları daha farklı irdelemek bugün Türkiye’nin yaaşdığı pek çok politik sorunun da nasıl geliştiğini görebilmemize olanak sağlayacaktır. Otobüs’ten sonra göç ve gurbetçilerin sorunları üzerine film sayısı artmasına rağmen, Fatih Akın gibi göçmen filmleri ile dünya sinemasında yerini almış isimlere sahip olmamıza rağmen “gastarbeit (4 jenerasyon nasıl konuk işçi olunuyorsa?)”, “kaçak işçi” gibi konularda ülkemizden çok fazla hikaye çıkacağını düşünüyorum. Umarım oryantalizmin şevkatli ve ödül dolu yollarına kaçmadan, gerçekleri objektif olarak sunabilen filmelerimiz ortaya çıkar.

Otobüs filmi bana göre verdiği mesaj sebebiylehataları olan ancak bugün için bile pek çok şey anlatan, teknik olarak zamının önünde, artı ve eksi yönleriyle sinemamazın önemli kilometre taşlarından birisi. O yüzden teşekkürler Tunç Okan ve teşekkürler Tuncel Kurtiz.

Utku Uluer (Ekim 2013)otobus ss utku0019