Baha Boduroğlu – İnsanın içinin cız ettiği anlar

0
2141

baha adile selim gazanfer fulya

İnsanın içinin cız ettiği anlar..
Yaşam okulu, sadece akademik değil… Okullarda öğrenilenle pratikte yaşananlar arasındaki fark, “peki ben bu boş bilgiyle neden doldurdum beynimi?” diye sordurur insana…

Çok sevdiğim bir okulda,lise birinci sınıfta,tüm derslerim iyiyken,bir bayan fizik öğretmeninin koca bir yılıma engel oluşu beni, çok etkilemiştir… 1962 lerde Cumhuriyet dönemi eğitim neferlerinden biri olduğunu düşündüğüm,emekli olmasına yakın bir zaman kalacak kadar yaşlı bir Fizik öğretmeni.nedenini hala bilemediğim bir antipatiyle davrandı bütün sene…

Herkese gülen yüzü bana geldiğinde kötü bir şeye bakarmış gibi bakar, konuşmaz emrederdi… “Demek ki ne yapacağız, Newton 1687 yılında hareket ile ilgili 3 temel kanun belirledi. Bu kanunlar: 1) Eylemsizlik kanunu 2) Dinamiğin temel ilkesi yani? (F=m.a) 3) Etki-tepki kanunudur.

E bu harflerin açılımını bileceğiz… Bunları bilmeden sınıf geçmek yok. ” Haydaaaa! Aradan elli iki yıl geçmiş kelimesi kelimesine anımsıyorum söylediklerini… Onun o kalıplı balık etli fiziğiyle,sert ses tonu,insanın içine delen bakışları, fizik derslerini bana işkence haline getirdi… Koskoca sınıfta bir tek ben tek dersten fizikten çaktım…

Yıllar sonra öğrendim,bu antipatinin nedenini… Dedem Laleli de ilk otel açanlardan Emin efendi,aynı zamanda CHP teşkilatında çalışırmış… Laleli üniversite muhuti, Profosörlerin,döçentlerin oturduğu sosoyal seviyesi yüksek hala varlıklarını sürdüren zengin sanayicilerin, ailelerin oturduğu bir semt.. İşte benim fizik hocamın eşi prof bilmem ne bey de yeni kurulan Demokrat Parti teşkilatında çalışıyor…

Sınıfta kalma nedenini, öğretmenimin davranışlarını anlattığımda, dedem dersinin hocasını sordu, ”işte bilmem ne bimem ne hanım “dedim.. ”Dedemin yüzünün ekşidiğini fakettim… Babam döndü: ”Yahu soyadları aynıö bizim prf blmem ne beyin hanımı olmasın, onun eşi de öğretmendi” dedi…

Sınıfta kalmak beni yıkmıştı… Okumak istemiyordum… Ben çalışacağım dedim hatta Laleli’de eczacı Haydar Bekdoğan’ın eczanesinde çırak olarak çalışmaya başladım.. Moral yerlerde sıfır ,sürünüyor… Sınıfdaki arkadaşlarıma mahçup olduğuma mı yanarsın.”teeen age” aşkına mı ?

Olayın gerçeğiniı babam anlattı… Babam, seni sınıfta bırakan öğretmenin beyi,dedenin  ,partide suistimalini yakaladığı aynı zamanda doçent olan bir görevliymiş… Partiden atmışlar, o da Demokrat Partiye geçmiş… İşte seni yakan şey soyadın… Kimya öğretmenin de dedenin arkadaşı, nereden nereye işte…  Anladın mı şimdi…  Neyse o okula gitmezsen başka okula giderşin… Okumadan olmaz deyip,benim o hiç sevmediğim, ”ben çarığımla okuyup,üniversite bitirdim” muhabbetine girdi…

Eğitime devam ettim tabi… Ama Newton beni bir yılıma malolodu… Yaşamımda da çok yararı oldu Newtonun… Radyo dinlerken Orhan Boranın yaptığı yarışmalardaki Newton sorusunu yarışmacı bilemedi,ama bir tek ben bildim sanırım…
Okul yaşamı belki de neden öğrenmem gerekiyor diye sorguladığımız şeylerle dolu… Ben bütün düş kırıklığına rağmen eğitimde her şeyin bir nedeni olduğuna inanıyorum… Aslında benim yaşam eğitimim konservatuar tiyatro bölümünde hazırlık sınıfından sonraki yıl Gönül Ülkü Gazanfer Özcan Tiyatrosu’na oyuncu olarak girmemle başlar…

Gazanfer Abi, Ziya Keskiner Adile Naşit’in eşi, ünlü Yunanlı yönetmen Taki Müzenidis’in Türk asistanı Ziya Keskiner (onun asistanı da bendim )..Ve tabii Selim Naşit… O tiyatroda, kontrplaktan gök gürlemesi efekti, su küpünden eletrik reostası,uçurtma kağıdından vitray yapmayı ve dublörü olduğın rolü her gece seyretmek gerektiğini de orda öğrendim… Para sıkıntısı, sigortalı olmanın yararları, Ti-sen Sendikası (Tiyatrocular Sendikası) Oyun sorası içki içilen barlar.. O barlarda Ruhi Su yu dinlemek. .Bu arada eğitime,kitap okumaya ara vermeyeceksin… Oku o ku babam oku… Ha bir de müzik…. Hadi madem heveslisin ,gitar çalmayı öğren bakalım…

İşte genç yıllarım… Usta oyuncularla oynamak, oyun hazırlamak, dekor yapmak,asistanlık, her anı dolubir yaşam…

İşte o fotoğrafta, turnede İzmirde Nebioğlu tesislerindeyiz… Bir okey sırası… Adile Ablam, Selim Abim, Gazanfer Abim ve ben…Gazanfer abimin kızı, Fulyacım da girmiş aramıza, on üç veya ondört yaşında… Hani her dakika Tiyatro tarihi solumak, özellikle Adile Abla, Selim Abi, Gazanfer Abi ve Ziya Bey den yaşanmış olayları dinlemek,birinci ağızdan…

guzin ve baha

Ziya bey yaşadıklarıyla Türk Tiyatrosu tarihi gibi. .dinle Baha dinle.. Bir aile gibiydik.. Beni çok severlerdi.. Kastamonu’kökenli olduğum için “Hass yufga ,tel gadayüüüf! diye eğlenirlerdi…. Kızmazdım hoşuma da giderdi çünkü onlar BENİ USTAM, beni kahramanlarım dı… Sonradan başkaları yaşamlarına bir kaç an girmiş kişiker, okadar çok sahiplendiler ki, ”yahu bu insanlar benim canımdı ailemdi diyecek bir söz bile bırakmadılar… Senede bir kez bile görenler, belgesellerde ahkam kestiler… Ama biz yaşadık en şaşalı günleri… Sümer Tilmaç, Rahmetli İhsan Bilsev, Güzin Sokullu, Ender Köseoğlu, Güler Boran (Alış), yanı buraya adını aldıklarım,benim yaşımda çırak olanlar…

Şimdi,bir garip hüzündür,eski bir film,ya da adı değiştirilmiş bir vodvil, Ya da Enis’te Refik Erdura’nın “DELİ sini izlemek… Adile abla ve Selim abi,anne ve babamı oynuyorlardı… Ben de Amerika’dan gelmiş züppe bir genç… İşte dostlar, ben bunlarla zenginim… Hem de çooook…

Baha Boduroğlu 2014

NOT: Yazı ve Fotoğraf Baha Boduroğlu’na aittir ve onun izni ile sitemizde yayınlanmaktadır.

baha selim adile gazenfer fulya
1968 GÖNÜL ÜLKÜ-GAZANFER ÖZCAN TİYATROSU İZMİR TURNESİ.KONSEVATUAR ÖĞRENCİSİ İKEN KENTER TİYATROSU’NDAKİ FİGÜRANLIK,MÜNİR ÖZKUL TİYATROSU’NDAKİ OYUNCULUĞUMDAN SONRA ,GÖNÜL ÜLKÜ GAZANFER ÖZCAN TİYATROSU’NA GİRDİM.GECE FUARDA OYNARKEN GÜNDÜZLERİ GAZANFER ABİ’NİN ARABASINA DOLUŞUR SEFERİHİSAR VEYA NEBİOĞLU’NA DENİZE GİDERDİK.BU FOTOĞRAF ORADA ÇEKİLMİŞTİR.