Pazar Yazısı: Puma bakışlı adam’ın Türkiye serüveni

2
1995

Charles-Bronson-640

Bu haftaki pazar yazımız Ali Murat Güven‘in daha önce yeni şafak gazetesinde kendi köşesinde yayınladığı bir yazı. Bir yeşilçam sitesinde Charles Bronson ne arıyor diye merak ediyorsanız bir dönem sinemamızı etkileyen ama sansüre kurban giden Paralı Askerler filmiyle ilgili pek çok detayı okumanızı israrla tavsiye ederiz. yazı Ali Murat Güven‘in izniyle yayınlanmaktadır.

ALİ MURAT GÜVEN
Yasalara sonuna dek saygılı, “ideal yurttaş” Paul Casey’in New York karakollarından birinde ifade verirken yüzüne sinen o dehşet ve şaşkınlık dolu ifade, aralarında bizim de bulunduğumuz orta yaşlı bir kuşağın belleğine belki de hiç silinmemek üzere kazınmıştır. Karısı ve kızı, evlerini basan sokak serserilerinin tecavüzüne uğrayıp vahşice öldürülen New Yorklu mimar kahramanımız, ailesini yok eden suçlulara dair bir ipucu bulunup bulunmadığını sormak için polise sayısız gidiş-gelişlerinden birinde, görevli memurdan şu beylik vaazı dinlemek durumunda kalır:

charlesbronson11“Elimizden geleni yaptığımızı bilmelisin Bay Casey. Başına gelenler için elbette üzgünüz, fakat unutma ki senin karın ve kızın bu şehirde öldürülen ne ilk ne de son kişiler olacak!”

Yüreği yaralı kahramanımız işte o gün uysal adamlığa tövbe eder ve “smith wesson”una davranma zamanının geldiğini anlar. O artık sinema tarihinin en özgün kent polisiyelerinden “Death Wish“in, sokaklardaki dehşete aynı türden bir dehşetle karşılık veren karanlık cellatına dönüşmüştür.

2003 yılı, James Coburn ve Gregory Peck‘in hemen ardından, sinemanın bir başka simge ismini daha aramızdan aldı. Bir süreden bu yana Los Angeles Cedars Sinai Tıp Merkezi‘nde tedavi gören beyazperdenin puma bakışlı aktörü Charles Bronson‘un, 81 yaşında zatüreeden hayatını kaybettiğini duyurdu ajanslar. Ve herhalde –tıpkı bizim kuşak gibi- uluslararası kamuoyunun belleğinde de ayrıcalıklı bir iz bırakmış olsa gerek ki, normalde bir ayağı çukurda Hollywood ünlülerini çeyrek sayfalık rutin haberlerle toprağa göndermeye alışkın olan batı medyasında, Bronson’un ölümü alışılagelenden çok daha geniş yer işgal etti geride bıraktığımız hafta boyunca.

Şöhretin zirvesindeyken Türkiye’ye geldi

Charles Bronson‘u 1970‘lerde bir efsaneye dönüştüren “Death Wish” filmi, sivil silahlanmaya aşırı prim verdiği gerekçesiyle yıllarca tartışılmıştı. Charles Bronson‘un ülkemiz sinemaseverleri açısından ayrıcalıklı önemi ise, onun –ne yazık ki günümüz Türk gençliği tarafından hemen hiç bilinmeyen- “yasaklı” bir filminden kaynaklanıyor. 1969 yılında, senaryosunu Leo Gordon’un yazdığı, yönetmenliğini Peter Collinson‘un gerçekleştirdiği “Paralı Askerler” (Soldiers of Fortune) adlı tarihsel bir serüven filminin çekim çalışmaları için Türkiye’ye gelen ünlü aktör, Tony Curtis ile başrolü paylaştığı bu yapım vesilesiyle İstanbul ve İzmir’de tam üç ay kalmıştı. Çekim çalışmaları o günlerde Türk magazin medyasına bolca konu olan bu filmin bizim açımızdan en ilginç özelliği ise öyküsünün tamamen Türk kurtuluş savaşıyla bağlantılı olması, ayrıca diğer iki başrolünün de Türk oyuncular Fikret Hakan ve Salih Güney tarafından canlandırılmasıydı. Yönetmen Collinson tarafından gerek oyunculukları gerekse fizikleri çok beğenilerek filmin kadrosuna dahil edilen Hakan ve Güney’in yanı sıra, Türk tiyatro sanatçıları Yüksel Gözen ve Suna Keskin de “Paralı Askerler“in diğer yardımcı rollerini üstlenmekteydiler.

YouCantWinemAll-Still2

Ordu kaçkını iki Amerikalı askerin (Bronson ve Curtis) ağzına kadar silah yüklü bir gemiyle 1922 yılında işgale altındaki İzmir’e gelişleriyle başlayan “Paralı Askerler“, bu iki çıkarcı adamın Türk kurtuluş savaşında sık sık saf değiştererek yollarını bulma çabalarını anlatan eğlenceli bir serüven filmiydi. Sonunda Mustafa Kemal Paşa‘nın liderliğindeki ulusal Kurtuluş güçleri tarafından derdest edilerek Türkiye’den kovulan kahramanlarımız, Anadolu’da umduklarını bulamayınca bu kez de dünyanın diğer karışık bölgelerine doğru açılıyorlardı.

Senaryosunda Türkiye‘yi ve Türkleri kötüleyen herhangi bir unsur bulunmamasına karşın, o dönemde Türk medyasından bazı gazetecilerin bir bardak suda kopardıkları fırtınalar nedeniyle sonradan Türk sansür kurulu tarafından anlamsız biçimde yasaklanan film, bugün hâlâ ülkemizdeki genç kuşak sinemaseverler açısından “sır” olma özelliğini koruyor. Şimdiye dek televizyonda ve sinema salonlarında hiç gösterilemeyen “Paralı Askerler“, 10 milyon dolarlık bütçesiyle o günkü standartlara göre gerçek bir “üstün yapım”dı ve Charles Bronson‘un sinema kariyerinin de en yüksek bütçeli çalışması olarak kayıtlara geçecekti. Sanatçı, bu filmin ABD’de gösterime girmesinin hemen ardından ertesi yıl “Dünyanın en sevilen oyuncusu” seçilerek “Altın Küre” ödülünü kazanmış, benzeri bir ödülü bir kez de 1979‘da (“Altın Yıldız” Ödülü) almıştı.

Dişiyle tırnağıyla zirveye çıkmıştı

300px-Charles_Bronson-YCWAE1921 yılında Litvanya göçmeni madenci bir babanın 15 çocuğundan biri olarak “ABD’nin Zonguldak’ı” Pennsylvania‘da dünyaya gelen Bronson, ikinci dünya savaşı yılları boyunca diğer bütün kardeşleri gibi babasının işletmelerinde çalışarak aile işlerine yardım etti. Gençlik yılları boyunca zorlu bir hayatın bütün cepheleriyle yüzleşen ünlü aktör, 1950‘lerin başında sinema sektörüne figüran olarak girdi. Bu arada Buchinsky olan soyadını da daha rahat okunabilsin diye, o günlerde küçük roller almaya başladığı Paramount şirketinin platolarındaki çıkış kapılarından birinden ilham alarak (“Bronson Kapısı“) Bronson olarak değiştirdi.

50’ler boyunca bir dizi western filminde nispeten önemsiz roller üstlendikten sonra ilk büyük çıkışını 1960 yılındaki “Muhteşem Yedili” filmindeki Bernardo O’Reilly rolüyle yapacaktı. Alışılmadık fiziği ve sert görünümüyle özellikle aksiyon yönetmenlerinin gözdesi olan Bronson 1970’lerin başına kadar bir çok başarılı filmde ardı ardına başroller üstlendi ve Hollywood’daki yıldızı iyice parladı. 1971 yılında “Dünyanın en popüler aktörü” seçilerek altın küreyle ödüllendirilen Bronson, hiç kuşkusuz ki en büyük sükseyi, yukarıda da andığımız “Death Wish” (Öldürme Arzusu, 1974) ile yapacaktı. Yargının yavaş işleyişi karşısında karısı ve kızının katillerini bulmak için sokaklara açılan ve onları bizzat kendi elleriyle yakalayıp cezalandıran (ardından da New York halkının desteğiyle geceleri suçlulara kan kusturan bir katile dönüşen) mimar Paul Kersey karakteri tüm dünyada öylesine derin sosyolojik tartışmalara yol açtı ki, toplam beş filmden oluşan “Death Wish” serisi ilerleyen yıllarda hukuk fakültelerinde tez konusu olarak dahi ele alındı. Bir çok insan hakları örgütü filmi sivil faşizme açık destek vermek ve toplumsal silahlanmayı kışkırtmakla suçlarken, Bronson ise filminin insandaki çok temel bir içgüdünün, öç alma içgüdüsünün yansımasından ibaret olduğunu savunacaktı.

Ölümünden sonra medyada yer alan ayrıntılı biyografilerinden de bir kez daha öğrendiğimiz gibi, ünlü aktörün yaşamı aslında Casey karakteriyle taban tabana zıt bir dinginlik içinde geçmişti. Ancak, bazen illüzyon gerçeklerden daha baskın çıkar. Hele de sinema sözkonusuysa!

Bu nedenle bizim kuşağımız Charles Bronson‘u hep, tekinsiz New York gecelerinde ailesini yitirmenin öfkesi ve yılgınlığı içinde silahıyla dolanıp duran uzun pardesülü, mahzun bakışlı adam olarak hatırlayacak.


426Rol arkadaşı Fikret Hakan’ın gözüyle Charles Bronson:
“Çok kibar ve disiplinli bir adamdı”

Charles Bronson’un ölüm haberi hafta boyunca uluslararası medyada hüzün yüklü haberlerle yankılanırken, biz de onun “Paralı Askerler”deki rol arkadaşı, Türk sinemasının saygın aktörü Fikret Hakan‘ı aradık. Bronson’un ölümünden derin bir üzüntü duyduğunu belirten Hakan, onunla irtibatının başrolünü paylaştıkları bu filmden sonra da devam ettiğini belirterek Yeni Şafak’a şunları anlattı:

Paralı Askerler gibi dev bütçeli süper bir film ne yazık ki bir hiç uğruna Türk izleyicisine yasaklandığından dolayı, milyonlarca sinemasever bizim onunla bu başarılı işbirliğimizden habersizdir. Bu bakımdan, sizin vasıtanızla güzel anılarla dolu bu çalışmayı bir kez daha yâdetmiş oldum.

Charles Bronson ile 1969 yılı sonbaharında Türkiye’de tam üç ay aynı seti paylaştık. Çalışma bölgelerimiz İstanbul, Kuşadası ve İzmir’di. O Amerikalı eski asker ve maceraperest Josh Corey, ben ise Osmanlı ordusu albayı Elçi Bey karakterini canlandırıyordum. Gündüzleri yorucu bir tempoda çekimlerimizi yapıyor, akşamları da aynı otelde kalıyorduk. Ben uzun meslek hayatımda bir çok batılı aktör ve aktrist tanıdım, ancak Charles Bronson kadar alçakgönüllü, iyi kalpli ve kibar birini görmedim desem hiç yalan olmaz. Çocukluğunda çok çile çekmiş ezgin bir adamdı; bu yüzden de setteki diğer rol arkadaşlarına karşı son derece yardımsever bir tutumu vardı. Tecrübeli ya da tecrübesiz, “Paralı Askerler‘in bütün oyuncu kadrosuna çekimler sırasında destek olmuş, özellikle tecrübesiz olanların heyecanlarını yenmeleri için elinden geleni yapmıştı.

Filmimizin diğer uluslararası yıldızı Tony Curtis daha matrak bir adamdı. Curtis ile her akşam otelde tavla atıyor, neşeli sohbetlere dalıyorduk. Bronson da bu dinlenme anlarında bize katılır, ancak çok fazla konuşmazdı. Biraz içine kapanıktı, o daha ziyade dinlemeyi seviyordu. Bunun da yaşadığı o sıkıntılı hayattan kaynaklandığını öğrendim sonradan. Yoksulluk yüzünden 6 yaşında kızkardeşinin elbiselerini giyerek okula gönderilmiş, 10 yaşında babasını kaybetmiş, tüm gençliği de babasından kalan kömür madeninde çalışmakla geçmişti. Öte yandan son derece düzgün bir aile yaşantısı olduğunu da biliyorum. Kendisi gibi sinema oyuncusu olan eşi Jill Ireland ile, göğüs kanserinden öldüğü 1990’a kadar yirmi yılı aşkın süreyle mutlu bir evlilik yürüttü.you-can-t-win-em-all--fotobusta-1-

İzmir’in ardından, son durağımız olan İstanbul’da da çekimlerimizi tamamladıktan sonra onu ve bütün ekibi büyük bir veda partisiyle ABD’ye yolcu ettik. Ayrılışımızda da aynı içtenliği sergiledi, “Fikret sen çok başarılı bir aktörsün, seninle çalışmaktan büyük keyif aldım. Gelecekte yeniden böyle kaliteli projelerde karşılaşmak isterim” deyip bana sarılmıştı. Sonraki yıllarda da zaman zaman çeşitli vesilelerle birbirimize selamlar yolladık, ara sıra haberleştik.

Birlikte çektiğimiz filmin Türkiye’de yasaklanmış olmasının hiçbir mantıkî sebebi yoktur. O sıralarda Günaydın gazetesinin magazin şefliğini yürüten bir kadın, Bronson ile özel bir röportaj yapmak istemişti. O da çekimlerinin çok yoğun olduğu gerekçesiyle bu isteği geri çevirdi. Hatun bunun üzerine “Vay efendim, Amerikalılar ülkemizi kötülüyor” falan diyerek gazetesinde filmin aleyhine acımasız bir saldırı kampanyası yürütmeye başladı ve bu durum sonradan bizim sansür kurulunu da etki altında bıraktı.

Hafta başında Bronson’un ölümünü duyduğumda yüreğim cız etti. Çünkü o gerçekten sıradışı bir aktördü. Bakışı, duruşu ve etkileyici oyunculuğuyla aksiyon sinemasında eşi bulunmaz bir kahramandı benim sevgili arkadaşım. Batı sineması kendi alanında “büyük yıldız” kategorisine lâyık olabilmiş en güçlü oyuncularından birini yitirdi.”