Kartal Tibet ve Filiz Akın’dan Benim De Kalbim Var (1968)

0
615

AKŞAMLARI YILDIZLARA KARŞI KALDIRACAK BİR KADEH İÇKİM OLSUN

Klasik, sıradan bir Yeşilçam filminde küçük şeyleri sevmeyi hatırlamak…

Benim De Kalbim Var (1968) yapımı Kartal Tibet ve Filiz Akın’ın başrollerini paylaştığı romantik komedi türünde bir film. Birçok Yeşilçam severin hafızasında çok da yer edinmiş bir film değil belki de.

Selma karakterini canlandıran Yeşilçamın Kolejlisi Filiz Akın’ı bu filmde bir köşkte hizmetçi olarak görüyoruz. Adı Selma.

Bir yaşam amacı var Selma’nın. Zengin bir adamla evlenmek… Selma’ya göre erkekler müstakbel eşlerinde namus, iffet, temizlik biraz da güzellik ararken şimdi bir de bunlara zenginlik eklenmiş. Selma da bu durumdan şikayetçi. Hizmetçi olduğu için Manav Mehmet, Oto Tamircisi Fethi gibi flörtleri ondan vazgeçmiş. Selma’nın evlilikten beklentisi kocasının onu bu hayattan çekip alması, hususi araba ve rahat bir hayat. Erkekler evlilikte maddiyatı kriter bilmişken; Selma’nın beklentileri çok mu? Onun da kalbi var. Yeşilçam bir kez daha evliliğin gizli bir fonksiyonu olarak kadının sosyo- ekonomik düzeyini arttıracağı yönünde mesaj veriyor.

YEŞİLÇAM FIRSATLARI AYAĞIMIZA SEREN DÜNYADIR

Yeşilçam burası… Fırsatları insanın ayağına serer. Selma’nın iş verenleri yani köşkün sahipleri Necmettin Bey ve Eşi Şaziment Hanım aylar sürecek bir seyahate çıkarlar. Selma gençliğinin ve güzelliğin farkında. Bu seyahati fırsat bilir. Zengin bir kadın gibi yaşayacak ve böylelikle zengin bir eş bulacaktır. Evdeki uşak hariç tüm çalışanlara izin verir. Ama bir şoför lazımdır. Selma bir sandalyeye kurulup insan kaynakları müdürü edasıyla şoför adaylarını incelemeye başlar.

Hiçbiri pek iç açıcı değildir Selma için. Derken esas oğlan sahneye çıkar. Kartal Tibet yani Murat… Kartal Tibet ekranda belirince bir kez daha “Ve Tanrı erkeği yarattı” demekten kendimizi alamıyoruz. Murat serin duruşundan, derin bakışından mı bilinmez Selma’nın gözüne girer… Tabi işe de girmiş olur. Uşak alır Murat’ı odasına götürür. Burada güzel bir detay çıkıyor karşımıza. Murat küçük bulduğu odası için bir gece lambası istiyor; okumadan uyuyamazmış. Kitap okuyan bir erkek detayı burada hoş olmuş.

Kuaför, alış veriş derken, Selma bir hanımefendiye dönüşüyor. Ama pek üzerinde taşıyamıyor sanki. Yine de her türlü sakarlığı bize sempatik geliyor. Gece kulübünde, dans ederken pot üstüne pot kırmalar derken kötülüğün en çekici hali Önder Somer karşımıza çıkıyor. Kenan Tüzmen milyoner bir tekstil mühendisi… Selma’nın ilk zengin koca adayı. Ama zenginlikle alakası olmadığı gibi o da para peşinde. Murat’a göre aşağılık bir jigolo. Derdi Selma’nın mücevherleri, biraz da Selma. Ama kahraman şoförümüz son anda yetişerek Selma’nın namusunu ve mücevherlerini kurtarıyor… Kenan’ın da maskesini birkaç tokatla düşürüyor. Derken bir Yeşilçam düsturu olarak bu hadise yakınlaştırıyor esas kız ve oğlanı. Deniz kenarında sohbet edecek kadar samimiler artık…

Portrait Of My Mother melodisinin verdiği huzur eşliğinde Murat Selma’ya hayallerini anlatıyor.

  • Ufacık bir teknem olsun isterim. Gürültüsüz şirin bir köyde oturayım.

Şoförlüğü falan da bırakırım. Balığa çıkarım. Ne fazla para kazanma hırsı, ne de büyük bir hayat… Herkesle merhabam olsun. Kıyıda bir evim olsun. Akşamları yıldızlara doğru kaldıracak bir kadeh içkim olsun.

MURAT’TAN KÜÇÜK ŞEYLERİ SEVME DERSİ

Benim De Kalbim Var filmini zihnime kazıyan bu diyalog oldu. Murat Selma’ya ve bize küçük şeyleri sevmeyi hatırlatıyor. 2020’ye yaklaştığımız bugünlerden bakınca hangimiz kaçıp gitmek istemiyoruz küçük, şirin kasabalara…

Şehir insanının bu isteği ne kadar samimi tartışılır. Ancak Murat bize azda olan çokluğu hatırlatıyor. “Ne fazla para kazanma hırsı, ne de büyük bir hayat” Oysa olumlanan nedir? Daha fazlası, hep daha fazlası. Büyük ideallere sahip olmak, çok kazanmak, çok da harcamak. En iyisine, en lüksüne sahip olmak…

Belki de Murat’ın anlattıkları lüks bugünden bakınca. Murat Selma’ya hayallerini anlatırken ne kadar huzurlu… Devam ediyor Murat… “Herkesle merhaba, kıyıda bir ev” … “Akşamları yıldızlara karşı kaldıracak bir kadeh içkim olsun” sigarasıyla birlikte elinde kadeh varmışçasına kolunu kaldırırken genç adam karizmatik bir şekilde içimizi sızlatıyor. Küçük bir hayat ama o hayatın içine yerleşebilmeyi hayal ediyor Murat. Günümüz insanının sorunu olan kendi hayatına yabancılaşmanın, aidiyetsizliğin çok ötesinde Murat’ın hayalleri.

Bir de “akşamları yıldızlara karşı kaldıracak bir kadeh içki” İşte burası romantizmde katıyor bu hayata. Murat hayal ettiği hayatta yabancılaşmış, bir koşturmanın içine hapsolmuş bir adam değil. Zevk de alıyor bu hayattan. Küçük hayatlarına küçük bütçeler yetiyor. Öyle büyük paralara ihtiyacı yok insanların o yıllarda sade bir hayat yaşamaları için. Balıkçılık genç bir adam yaşamını sürdürmesi için yeterli bir meslek. Üstelik bu hayatın içinde yıldızlara karşı bir kadeh içki kaldırmak zevki de var. İnsanların çalışmanın yanı sıra bugüne nazaran daha fazla nefes alabildiği hayatlar.

Balıkçı bir adam kıyıdaki evinde akşamları yıldızlara karşı bir kadeh içki içebiliyor. İçki şimdi çeşitli sebeplerden giderek varsıllara ait bir zevk olma yolunda. Oysa Yeşilçam erkekleri hangi sosyo ekonomik düzeyde olursa olsun günün sonunda içkisini içebiliyor. Ya kareli örtülü masaların bulunduğu meyhanelerde bir araya geliyor arkadaşlarıyla ya da bir gazete kağıda sarıp evine götürebiliyor. Şimdi ekranlarda buzlanıyor içki şişeleri… Bizlere kötülüğün anası olarak gösteriliyor. Birçok kötülüğü yapanlar ağzına içki sürmezken….

Murat’ın hayalleri bu kadarla sınırlı değil. Bir de sevdiği kadınla yaşamak istiyor. Selma’ya açıkça ifade etmeye çekinse de hepimiz anlıyoruz bunu. Neyse ki Selma’nın unutulduğunu sandığı kalbi temizmiş. Zengin eş hayallerine aşık olduğu adamla kavuşuyor. Küçük, sade ve samimi bir hayatın hayallerini kuran bir Murat mesela zengin bir ailenin oğluymuş… Yeşilçam işte…. Her şey mümkün o masalsı dünyada…

İyi seyirler:

Sinematik Yeşilçam için Kaleme alan Ayşe Havva Geyik

Yorumlar