Tarık Akan ve Yol filminin çekilemeyen karakterleri

0
1202
Murat Hattatoğlu yeni yazısında darbe dönemi şartlarından dolayı Yol filminin çekilemeyen karakterlerini yazdı

Yılmaz Güney’in İmralı Yarı Açık Cezaevi’nde yazdığı Yol filminin senaryosu 2 ciltten oluşuyor. Bu senaryoların ilkinin adı Arife, ikincisinin adı ise Bayram’dır. İlk bölüm olan Arife’nin senaryosunda cezaevindeki mahkumlar ve cezaevi ilişkileri anlatılıyor. Bayram olan ikinci ciltte ise Kurban Bayramı’nda izne çıkan 11 mahkumun hikayesi anlatılıyor. Güney, izne çıkan arkadaşlarından yaşadıkları olayları anlatmalarını istemiş ve bu olayları kaleme almış, filmin senaryosu temel olarak böyle oluşturulmuştur. Senaryo bittikten sonra ise Yol filminin çileli öyküsü başlıyor.

O günün sıkı yönetim koşullarında, Yılmaz Güney’in yazdığı senaryonun Sansür Kurulu’ndan geçmesi ise imkansızdır. Fakat Tarık Akan, zorluklar içinde Ankara’da Sansür Kurulu’ndan filmi geçirir. Yönetmen ise Erden Kıral’dır. 1981 yılının Ocak ayında Cunda Adası’nda filme başlanır. Şubat ayında ise “Bayram” filminin yarım kaldığı haberi ortalığa yayılır. Yılmaz Güney, yönetmen Erden Kıral‘ı görevden almıştır ve filmden vazgeçmiştir. Tarık Akan, filmden vazgeçmemesi için Yılmaz Güney‘i ikna eder. Güney ve Akan, yönetmen olarak Zeki Ökten’i düşünmüş fakat Ökten, başkasının başladığı bir işi devam ettirmek istemediği için kabul etmemiştir. Filmi yönetecek birisi henüz bulunamamıştır.

Bir kaç gün sonra Tarık Akan, gazetede Yılmaz Güney’in asistanı Şerif Gören’in hapisten çıktığını okur. Yılmaz Güney’e müjdeyi verir. Cezaevinden yeni çıkan, daha önce Yılmaz Güney‘in asistanlığını yapmış yönetmen Şerif Gören‘e ulaşırlar. Şerif Gören, kendi projesini erteleyip işi kabul eder. Fakat senaryo çok uzundur. Şerif Gören, senaryonun içinden çekebileceği bölümleri ayıklamış, yirmi sayfalık bir özet çıkarmıştır. Bu özette, on bir değil, altı mahkum anlatılıyordu. Yılmaz Güney, bu mahkumların tamamının çekilmesini istemiş, fakat Şerif Gören zamanı olmadığı için, yeniden cezaevine döneceğinden dolayı 6 mahkumu çekebileceğini söylemiş ve uzun tartışmaların sonrasında bu şekilde anlaşmışlardır.

Murat Hattatoğlu yeni yazısında darbe dönemi şartlarından dolayı Yol filminin çekilemeyen karakterlerini yazdı

Filme çekilemeyen diğer 5 mahkumun hikayesi ise şöyle;

Mercan; lisede okuyan oğlu vardır ve okulu bırakıp siyasi olaylara karışmıştır. Bu yüzden gözaltına alınmıştır ve oğlunu göremez. Küçük yaşta olan oğlunu sünnet ettirir ve yeniden cezaevine döner.

Battal; Toros köylerinde yaşamaktadır. Cezaevine girene kadar hep kız çocuğu olmuştur. İzine çıktığında bir oğlu olduğunu öğrenir fakat karısı ölmüştür. Sonunda erkek çocuğu olmuştur ama karısını kaybetmiştir.

İsmail; Eskişehirli’dir. İzinde Eskişehir’e gider. Bayram izninde düğün yapıp evlenir ve gerdeğe girer.

Abbas; Tarsus’ta yaşamaktadır. Okuma-yazması yoktur. Fakirdir, geçim sıkıntısı içindedir. İzin gününde Belediye’nin kamyonundan kıyma çalar. Fakat çaldığı kıyma zehirlidir. Kıymayı evine götürür. Evde köfte yaparlar. Bu köfteyi herkes yer, evin köpeğine bile verirler. Akşam ise hepsi zehirlenir köpek dahil hepsi ölür.

Adanalı Hıdır; Çocuğunu bulmak için Adana’ya gider. Hıdır, hapse girmeden once kızını evlatlık olarak vermiştir. Kızının izini surer. Bu esnada sapık olduğu ihbar edilir ve karakola düşer.

Erden Kıral’ın çektiği sahnelerde oynayan oyuncular, yeni çekilecek filmde oynamak istemez. Yılmaz Güney‘in altı mahkumun çekilmesine onay vermesiyle yeni bir ekiple hazırlıklar başlar. Tarık Akan’ın karlı sahnelerinden dolayı, karların erimemesi için filme Bingöl’den başlanacaktır. Karlıova’da çekime başlanır.

Tarih; 6 Mart 1981 Cuma. Tarık Akan’ın bir atla köye giderken fırtınaya yakalanması ve donma tehlikesiyle karşılaştığı sahne çekilmeye başlar. Sürekli kar yağmadığı için straforlarla ekip kendi karını kendi yapar. Bu yüzden akşamları bütün ekip, konakladığı Kayakevi’nde strafor tabakalarını rendeleyip çuvallara dolduruyordu. Atın öldürüldüğü sahne setteki herkesi çok yormuş ve üzmüştü. Tarık Akan, merhametinden dolayı atı öldürememiş, orada mermi istenen astsubayla tartışmaya girilmiş, defalarca vurulan at ise şaha kalkıp direnmiş, en sonunda can vermişti. Tarık Akan‘ın zorluklarla çekilen karlı sahneleri ise tamamlanmıştı. Karların beyazlığı settekilerin gözlerini bozmuş, ekip kızarmış gözlerle çalışmıştı. Tarık Akan’ın oğlunu oynayan Engin ise yoğun kar yağışı devam ederken kar körü olmuştu. (Gözleri kızartan ve kapanmasına neden olan bir hastalık.) Tarık Akan, Engin’i Bingöl merkezindeki hastaneye götürdü fakat göz doktoru bulamadı. Sonunda Engin’in gözlerine patates koyarak iyileştirmeye çalıştı.

Filmin diğer sahneleri de zorluklarla, sıkıyönetimle, doğa koşullarıyla, yokluklarla, parasızlıklarla mücadele ederek çekiliyor ve 18 Ağustos günü Halil Ergün’ün oynadığı “Kuyumcu Soygunu” sahnesiyle film tamamlanıyordu. Böylelikle Yol filmi, 46 günde çekilmiş oluyordu. Çekimler bittikten sonra ise negatifler yurtdışında yıkanıyor fakat kurguyu yapması için Şerif Gören‘in de yurtdışına gitmesi gerekiyordu ancak pasaport verilmiyordu. Ertesi yıl film, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye‘yi alıyor, Tarık Akan‘da En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösteriliyordu. Yol, ardından Golden Globe’a da aday oluyor. Film, ancak on bir yıl sonra İstanbul’da seyirci karşısına çıkabiliyordu. 1 Ekim 1993’te Abdi İpekçi Kapalı Spor Salonu’nda yedi bin kişi çok kötü koşullar altında, yarı aydınlıkta filmi izliyordu. “Yol”un çileli öyküsü bitmek bilmiyordu. Film, izleyicinin karşısına çıkabilmek için altı yıl daha beklemişti. Çekiminden ancak 18 yıl sonra Türkiye’de sinemalarda gösterime girebilmişti. Yaklaşık üç ay içinde 430 bin kişi filmi izleme şansına ulaşmıştı. Filmi görebilenlerin ortak kanısı, Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en iyi filmin YOL olduğudur.

“Yol”, aslında Yılmaz Güney’in yazmış olduğu senaryonun kırpılmış, yeniden düzenlenmiş halidir. Bu haliyle bile bir başyapıttır. Tarık Akan’ın tabiriyle ise bir “destan” dır. Film, zaman içerisinde “gelmiş geçmiş en iyi film” ve “başyapıt” ünvanlarını almıştır.

Yılmaz Güney, senaryoyu yazarken aylarca düşünmüş, bütün ayrıntıları hesaplanmış ve tam sekiz kez yeniden yazmıştır. Senaryoda, Kurban Bayramı için izne çıkan on bir mahkumun öyküsü bir mozaik oluşturmuştur. Böylece 12 Eylül darbesi sonrası Türkiye’nin geniş panoraması gözler önüne serilmiştir. Yılmaz Güney, Kurban Bayramı’nı ise özellikle seçmiştir. İzne çıkan mahkumlar (kurbanlar) dışarısının bir hapishaneden daha beter olduğunu anlamıştır. Mahkumlar, bayram izni boyunca kurbanlar da verir. Mehmet Salih ile karısı trende vurulur, Ömer’in abisi sınırı geçerken kurşunlanır, Seyyit Ali’nin karısı ise karda donarak ölür. Çekilmeyen bölümlerde yer alan Battal’ın karısı doğururken ölür. Yine çekilemeyen karakterlerden olan Abbas ve ailesi ise yedikleri zehirli kıyma yüzünden ölürler.