Metin Oktay Beyazperdede: Taçsız Kral (1965)

Değerli Sinematik Yeşilçam okuyucuları futbol yazılarımın son bölümünde sizlerle beraberim. Finali gerek saha içi gerek saha dışındaki saygınlığı ve başarısıyla gönüllere taht kurmuş Metin Oktay’ın ilk ve tek filmi olan Taçsız Kral ile yapmayı istedim.

1965 yılında Atıf Yılmaz’ın yönettiği ve başrolünü dönemin Galatasaraylı ünlü futbolcusu Metin Oktay’ın Gönül Yazar – Ajda Pekkan – Ayten Gökçer üçlüsüyle paylaştığı Taçsız Kral, melodram normlarına uygun bir salon filmidir. Film, Türk Sinemasında bir futbolcunun ilk ve şimdiye kadar ki son biyografisidir. Metin (Metin Oktay) İzmirli fakir bir ailenin oğludur. En büyük tutkusu ise mahalle aralarında arkadaşlarıyla oynadığı futbol maçlarıdır. Fabrikada işçi olarak çalışan babasıysa futbola karşıdır. Bunda yaşanılan dönemde futbolun bir meslek olarak görülmemesi ve meselenin özünde iyi para kazandırmaması vardır. Babasının oğluna karşı çıkışının temeli ekonomik olmaktan ziyade dini ve sosyolojiktir. Bu fikirlerini Metin yaşındaki çocuklar için bir korku unsuru olan dini ve batıl inançlar vasıtasıyla dikte etmektedir. “Bindir söylüyorum. Topla oynamak günahtır! Dinleyen kim! Bir daha görürsem!”

Oğlunu dayakla ve günah korkusuyla yola getirmeye çalışan baba bir yana, futbola zaman kaybı ve getirisiz bir uğraş gözüyle bakan annesi okuyup çalışması, eve ekmek getirmesi gerektiğini söylemektedir. Metin ailesine karşı gelme pahasına Murat (Erol Taş) abisinin de yardımı ve antrenmanlarıyla futbolda kendisini geliştirir. (Buradaki hikaye tanıdık geldiyse 20 sene sonra çekilen Ya Ya Ya Şa Şa Şa filmini de hatırlamış olmanız lazım)

Metin’in yaptığı hem aileden onay alma hem toplumda kabul görme gibi gündelik yaşamı etkileyici ve kişinin toplumla ilişkisinde belirleyici yazısız kuralları çiğnemektir. Bu esnada da Mine’ye (Ayten Gökçer) gönül verir. Futbolda gerçekten yetenekli olan Metin, önce yerel takımların profesyonel kadrolarına girer. Ardından İstanbul’a Galatasaray kulübüne uzanacağı kapılar aralanır. Ne var ki şöhretle birlikte gelen para, alkol ve kadınlar hayatını değiştirecektir.

Metin Oktay Beyazperdede: Taçsız Kral (1965)

Film, dönemin en gözde futbolcusu olup gol krallıkları kazanan Metin Oktay’ın hayat hikâyesini temel alarak bunu dönemin melodram kalıpları içerisinde anlatan bir popüler sinema örneğidir. Metin’in başarı öyküsü ve hayatının şekillenmesi kolay olmayacaktır. Metin’in çocukluğundan başarıya ulaşana kadar olan kısmı özel hayatını da kapsayarak ele alan filmde Mine (Ayten Gökçer), Gönül (Gönül Yazar) ve Hülya (Ajda Pekkan) ile olan aşk ilişkilerine de çokça yer verilir. Oktay’a eşlik eden bu üç kadın oyuncu filmin biyografiden salon filmine dönüşmesini sağlayan etkenlerin başında gelir. Üç kadın oyuncunun da dönemin melodram sinemasının üretken isimleri olması filme gidecek olan izleyici kitlesine kadınları da çekme amacı taşımaktadır.

Yeşilçam döneminin gerçekçilikten uzak masalsı dili belge niteliğinde görünen biyografik metine aşk üçgenleriyle farklı bir boyut kazandırır. Karakter değil karton tipler yaratan senaryo Metin’i de kimi zaman kendi hayatını oynarken bir kahramana dönüştürür. Hikâyenin işlenişi ve anlatım dili Metin’i filmin başrol oyuncusu olmasının ötesinde Cüneyt Arkın, Kartal Tibet gibi melodram jönü olarak aşk üçgeni içinde resmederken kimi zaman gerçekçi dokunuşlar yapar. Bu bağlamda filmin serbest bir uyarlama olduğunu söylemek mümkündür.

Metin’in kadınlarla olan aşk üçgenleri, içki ve kumar âlemleriyle kendini kaybettiğini gösteren sahnelerle kusursuz bir kahraman yaratma çabası olmadığı görülür. Metin’in futboldan uzaklaşması ise Metin’den çok dış etmenlere bağlanır. Seyirci gözünde Metin’i masumlaştırarak duygusal bir boyut eklenmesi, dişiliği öne çıkarılmış kadınların onu yoldan çıkararak Metin’de kalp yetmezliği saptanmasıyla pasifize edilir. Böylece hikâyenin kahramanı Metin’in yaptığı yanlışlar affedilebilir hale getirilir. Filmin üretim dinamikleri ele alındığında amaçlanan şeyin gerçekçi sinemadan çok dönemin meşhur futbolcusunun kitle kültürüne hizmet eden bir filmini çekerek onun sahip olduğu şöhretten yararlanmaktır. Böylesi bir filmde futbolcunun kendisine ve futbol dünyasına esaslı bir eleştiri yapması düşünülemez.

Yaşadığı hastalık başarısızlığa neden olan duygusal bir etmen olarak Metin’in hatalarının unutturulmasına zemin sağlar. Dönemin sinema anlayışında melodram filmlerinde sık kullanılan duygusal faktörlerin başında körlük başta olmak üzere ciddi rahatsızlıklar hikâyeye serpiştirilir. Bu sayede araları bozulan karakterlerin birleşmesi sağlanırken diğer yandan o dakikaya kadar seyircinin uzaklaştığı karakterler hastalıkları nedeniyle affedilir. Hastalığın yenilmesi ile Metin başarılı günlerine dönecek ve hikâyenin kodladığı en uygun kadın olan Mine onun bu başarısında yanında olacaktır. Ünlü bir futbolcunun şöhretinden yararlanarak bir kitle ürününü çekici hale getirmek yeterli olmadığı için dönemin melodramlarında rol almış kadın oyuncuların desteğiyle sadece futbolseverlerin ve Galatasaray takımına gönül verenlerin değil, Yeşilçam’ın en önemli hedef kitlesi olan kadınları da senaryonun içerdiği aşk üçgeniyle içine çekmek isteyen yapıt neresinden bakarsanız algılaması kolay bir filmdir.

Aşk filmi olarak da futbol filmi olarak da izlenebilir.

Filmde futbolun ele alınışı ile günümüze kıyasla çok daha farklıdır. Endüstriyelleşmemiş, paradan çok insani ilişkilerin, takım aidiyetinin, taraftarlık ruhunun kaybedilmediği, profesyonelliğin, rakibe ve mesleğine saygının, şöhret kazanılsa da köklerine yabancılaşmamanın olduğu bir futbol iklimi göze çarpar. Taçsız Kral’da göze çarpan en önemli kısımlardan biri budur. Futbolcuların giydiği formalarda reklam veya benzeri ibare yoktur. Metin Oktay reklam kampanyalarında oynamaz, gazetelerde manşet olsa da afişlerde şehrin çeşitli bölgelerinde boy göstermez. Filmde futbol üzerinden doğrudan veya dolaylı ayrıştıran söylemler bulunmamaktadır. Fenerbahçe-Galatasaray maçı öncesi iki takım kaptanının saldırgan ve kibirli biçimde değil rekabet ve saygıdan beslenen kibar atışması dönemin futbol ikliminin ve futbol algısının kodlarını net biçimde verir.

Bu açıdan yaşanılan değişimi filmler açısından gözlemlemek mümkündür. 2008 yılında Aşk Tutulması adlı Tolgahan Sayışman ve Fahriye Evcen’in başrolünü oynadığı filmde yönetmen Murat Şeker ilaç mümessili bir genç ile astım hastası genç bir kızın aşklarını konu eder. Hikâyede fanatik Fenerbahçeli olan gencin üzerinden Fenerbahçe güzellemesi yapılır. Hastanede yaşam savaşı veren sevgilisini hayata bağlamak için Galatasaray’ın öndeyken Fenerbahçe’ye yenildiği maçı anlatarak pes etmemesini söyleyen genç bu sayede rekabetin geldiği noktaya temas eder. Fenerbahçeli bir gencin hikâyesi anlatırken Fenerbahçelilik yüceltilerek rakip Galatasaray takımına yenilmek, hastanede hayat savaşı veren kızın ölüme yenilmesi ile benzer gösterilir. Burada rakibine yenilmek hastalık ve ölüm ile bir tutulur.

Taçsız Kral filminde ise Galatasaraylı bir futbolcunun biyografisi anlatılırken ve temasını Galatasaray’dan ve Galatasaraylılık ’tan alan bir film olmasına rağmen başta Fenerbahçe olmak üzere ezeli rakiplere herhangi bir gönderme veya sataşma bulunmamakla birlikte sadece rekabet olgusu üzerinden bu kulüplerin adı zikredilmiştir. Bu 1965’ten 2009’a geçen sürede çekilen filmler arasındaki fark Türkiye’deki futbol ikliminin ve takımlar arası rekabetin dönüşümünü resmeder. Jübilesinde 10 dakika da olsa özdeşleştiği kulübün ezeli rakibinin formasını giyecek kadar centilmen ve sportmen bir kişiliğe sahiptir Metin Oktay.

Onun gibi sporcuların rol model olarak topluma tanıtıldığı 60’lar ile 2000’li yılların karşılaştırılması yapıldığında göze çarpan en önemli nokta taraftarlık aidiyetine bağlı olarak artan fanatizmdir. Taraftarlık aidiyetinin geçirdiği dönüşümün fanatizme evrilmesi takımına olan sevginin tutkulu biçimde yeniden inşa edilmesinin ilerisinde rekabet edilen kulüplere olan saygı ve tahammülün azalması şeklini de almıştır. Bu saygı kaybı ise rekabet edilen takımın rakip değil nefret objesi olarak algılanması sebebiyle farklı şekillerde tezahür etmiştir.

Metin Oktay Beyazperdede: Taçsız Kral (1965)

Filmin gerçeğe uygunluğu profesyonel futbol adamlarının varlığı ve gerçek maç görüntüleriyle desteklenir. Metin Oktay’ı Galatasaray’a kazandıran Gündüz Kılıç, aralarında tatlı bir rekabet olan Fenerbahçe kaptanı Naci Erdem ve en yakın arkadaşı Turgay Şeren’in rol alması bu minvalde dikkat çeker.

Film boyunca Metin’in babasından ziyade Gündüz Kılıç’ın daha çok göründüğünü ve baba figürü olarak gösterildiğini söylemek mümkündür. Bu baba figürü futbolun ataerkil yapısına da işaret etmekle birlikte Galatasaray’ı bir aile gibi göstermektedir. Başarıya giden yolda Metin’e hem kulüp içinde hem özel hayatında aile kurumu destek olur. Böylece aile olma kavramı yüceltilir. Buradaki davranışın temeli kulüp sevgisinden ileri gelmekle birlikte dönemin futbolcusunun bağlı bulunduğu kulüpten maddi değil manevi doyum beklediği anlatılır.

Filmdeki Metin ile 1978 yılında Kemal Sunal’ın İnek Şaban filminde oynadığı Bülent karakteri ile iki ayrı kutupta yer alır. Taçsız Kral ile İnek Şaban filmleri ait oldukları döneme dair çeşitli anekdotları paylaşan ve birbirine taban tabana zıt yapımlardır. Taçsız Kral‘ın betimlediği aidiyeti yansıtabilen filmler arasında Dar Alanda Kısa Paslaşmalar (2000) gösterilebilir.

Filmde Metin Oktay görsel olarak bir jön gibi perdeye yakışmasıyla birlikte ilk ve son oyunculuk deneyiminde epey zorlanmış. Bana kalırsa Hayri Esen’in sesi de tam oturmamış. Maçları anlatan Pertev Tunaseli’nin ışık hızındaki konuşması ile ağız hareketleri uyumsuz olmuş ve bir senkron sorunu göze çarpmış. Kadın oyuncular bildiğimiz ataerkil kodların baskın olduğu ve bu suretle ikincil konuma düştükleri senaryoda melodram kalıplarına uygun oyunculuk göstermişler. Erol Taş ise filmde göreceğiniz en önemli oyunculuk performansına imza atmış. İyi bir adama hayat verirken Kemal Ergüvenç seslendirse daha bir babacan görünüme kavuşurmuş rolü. Film beklenen ilgiyi görmemiş ve gişede iş yapmamış. Aynı zamanda yönetmen Yılmaz da çektiği filmi beğenmediğini de belirtmiştir.

Tüm bunlara rağmen film, üzerinden yarım asrı aşkın süre geçmesine rağmen hala futbol filmleri kategorisinde ilkler içermesi anlamında değerini korumaya devam ediyor. Metin Oktay’a, Türk Futbolu’nun bir dönemine ve Galatasaray’a dair bir belge olarak döneme ışık tutmakla birlikte Yeşilçam ve futbolu harmanlayan nostaljik bir eser olmasıyla saygıyı hak ediyor.

TSA‘da Taçsız Kral Metin Oktay

Sinematik Yeşilçam için hazırlayan : Can Sönmez (Şubat 2021) – Metin Oktay Beyazperdede: Taçsız Kral (1965)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir