70’lerin Dram Klasiği: Dönüş (1972)

Dönemin siyasi ve sosyal yapısının beyaz perdede kendine yer bulmaya başladığı 70’li yıllar, bize geçmişe nazaran daha toplumsal bir perspektiften bakmamızı sağlamıştır. Bunun örneklerinden biri de Türkan Şoray’ın ilk yönetmenlik deneyimi ve başrolünde olduğu Dönüş (1972) adlı filmdir. Tabi ki filme sadece Türkan Şoray üzerinden yaklaşmak mantıksız ve diğerlerine haksızlık olacaktır. O yüzden incelemeye başlamadan önce Safa Önal (Senarist) ve Kaya Ererez’e (Görüntü Yönetmeni) gereken takdiri kendimce vereceğim.

Safa Önal o yıla gelene kadar, Türk sinemasının klasikleri haline gelen “Vesikalı Yârim”, “Ah Güzel İstanbul”, “Ah Müjgan Ah” gibi eserlere imzasını atmıştır.  Kendisi, özellikle Vesikalı Yârim’de var olan melodram kalıplarını kendine göre harmanlayarak ortaya kült ve yıllarca hakkında yazılar yazılan bir film çıkarmıştır. Bu filmle birlikte Türkan Şoray’la da yolları kesişmiş, daha sonraki yıllarda Şoray’ın çekeceği, “Azap (1973)” – “Bodrum Hâkimi (1976)” filmlerinin senaristliğini yapmıştır. Başarılı kaleme ilaveten o zamanlar daha yeni yeni ünlenen ve Yılmaz Güney‘in “Umut (1970)” filmiyle ilgileri üzerine çeken Kaya Ererez de işe eklenince hem içerik hem biçim tarafından değerleniyor.

Dönüş 1

Film; Gülcan (Türkan Şoray) ile İbrahim’in (Kadir İnanır) gelgitli aşkına odaklanıyor. Daha ilk sahneden kendini köyün ağasına karşı diklenirken gördüğümüz Gülcan, adeta film boyunca asla geri adım atmadan güçlü kalacağının sinyalini seyirciye veriyor. Arkadan çalan “Hasretinle Yandı Gönlüm” şarkısını da unutmamak gerek. Açılış sahneleri her zaman karakter ve filmin ilerleyişi hakkında bize mesajlar vermektedir. Dönüş’te bu kodları kullanarak hikâyeye başlıyor. İlerleyen dakikalarda bu güçlü kadına âşık olan köy ağasının elde etme mücadelesi ile Gülcan-İbrahim aşkını izliyoruz. İkisi bir müddet sonra evlenerek İbrahim’in tarlasından elde ettikleri hasatlarla beraber hayatlarını idame ettirmeye başlıyorlar. Aşkından hiç vazgeçmeyen Ağa ise kirli oyunlarla aldıkları arsanın üzerine konarak, borç yazdırıyor. Var olan şartlarıyla o borcu ödeyemeyecek olan İbrahim; kendini diğer herkes gibi Almanya’ya çalışmaya giderken buluyor ve filmin kırılma noktası gerçekleşiyor. İbrahim Almanya’ya giderek çok sevdiği karısı Gülcan ile yeni doğan çocuğunu arkasında bırakıyor. Gülcan’ın, İbrahim’in yokluğunda hem çocuğuna bakmak hem de kendi ayaklarının üzerinde durmasının gün geçtikçe zorladığını görüyoruz. Kocasının gidişiyle birlikte ağanın daha da şiddetlenen hamleleri, en son tarlasının yanmasına kadar devam ediyor. Gülcan bu problemleri her defasında köylülerinde desteğiyle bir şekilde atlatıyor. İbrahim’e artan özlemi, onun gurbetten dönmesiyle son buluyor.

Filmde zamanın geçtiğini yeni doğan çocuk üzerinden anlıyoruz. Tıpkı o dönemki diğer insanlar gibi İbrahim’de gittiği ülkede dejenerasyon geçirerek memleketine dönüyor. Sonlara doğru Gülcan’ın ağzından çıkan “Sen İbrahim değil misin ?” sorusu da aslında bireyselleşme – göç ilişkisini net şekilde sorguluyor. Burada kentten köyüne döndüğünde hoşnutsuz ve memnuniyetsizlikle karşılaşan insan profilini görüyorken, aynı dönemlerde çekilen “Otobüs (1974)“ de ise değişime uyum sağlayamayan insanların yabancılaşarak dışlandığını görüyoruz. Bu iki seçenek ile de günümüz Türkiye’sinin sahip olduğu göçmen profili hakkında sosyolojik bir değerlendirme yapabileceğimizi düşünüyorum.  Film; İbrahim’in dönmesiyle birlikte yan hikâye olarak bu konuyu efektif şekilde ele almaya başlıyor. Onun Almanya’dan getirdiği hediyeleri Gülcan’ın anlamlandıramaması… İbrahim’in yer yer gördüğü; duş başlığı – kova, kara lastik ayakkabı – topuklu halüsinasyonları ile köye ait olmadığını anlıyoruz. Bu düzene fazla dayanamayan İbrahim, geri döneceğini söyleyerek Almanya’ya tekrar gidiyor ve Gülcan’ı bırakıyor. Kocasının gitmesini hiç istememesine rağmen boyun eğmek zorunda kalan Gülcan, ağanın dozajı her geçen gün artan baskılarına ise dimdik duruşuyla karşılık vermekten çekinmiyor. Konu İbrahim olunca hafifleyen gücü, ondan mektup gelmemesiyle daha da azalıyor. Aylar geçiyor İbrahim’den ne haber alıyor ne de döneceği tarihin bilgisini. Köylüler acıyarak üzülmesin diye kendi ağızlarından mektup yazıyorlar, bunun sahte olduğunu öğrendiğinde ise aşkına olan inancından o yaşında okula giderek okuma yazma öğrenmeye başlıyor. Zamanla köylüler arasında dedikodular ve iftiralar boy gösteriyor.

Dönüş (1972)

Film bu seferde bağnaz – ilerici çatışmasını bize aktarıyor. Köylerinin namusunun bozulmasına daha fazla dayanamayan halk bir gün sınıfın içine girerek öğretmen ve Gülcan’ı yan yana görüyor. Kendi kör gözleriyle gördükleri bu manzara sonrası kadına namussuz damgası basarak üstüne gidiyorlar. Hem ağa hem de köylülerin bu zorbalıklarına boyun eğmeyen, aşkından geri adım atmayan Gülcan; çocuğunun trajik ölümüyle beraber yerle bir oluyor. İbrahim’e gelmesi için son bir mektup atıyor ve olan sevgisinden de vazgeçtiğini anlayacağımız sahnede getirdiği hediyeleri evin önünde yakıyor. Geçmişiyle yüzleşme seansı gerçekleşiyor. Karşısındakinin yapacak hamlesi kalmadığını sanan Ağa son kez yanına gittiği Gülcan’dan bu sefer olumlu yanıt alıyor ve beraber kasabaya doğru yol alıyorlar. Onlar giderken, bizde İbrahim’in yanında evlendiği kadın ve çocuğuyla beraber köye gittiklerini görüyoruz. Yolda çocuğunun öldüğü yere geldiklerinde yanında getirdiği tüfeği çıkartarak Ağa’yı vuruyor. Sonunda yapılanların intikamını alıyor fakat başı eğik bir şekilde yürümeye devam ediyor. İntikamını alsa da acısının dinmediğini anlıyoruz. İbrahim, yeni eşi ve çocuğu ile yolda giderken yüksek hızdan dolayı kaza yapıyor ve çocuk hariç hepsi ölüyor. Kazanın yanından tesadüf olarak geçen Gülcan kocasını görünce, kendisini aldattığı halde, sevgisinden ödün vermeden ona sarılarak ağlamaya başlar. Filmin en can alıcı kısmı olan “Dönüşün böyle mi olacaktı İbrahim ?” sorusuyla beraber şarkı girer. Ağlamaklı gözlerle oradan uzaklaşırken, İbrahim’in yanında olan ve kazadan sağlam olarak kurtulan çocuğu fark eder. Gülcan onu aldatmış kocası ve aldatan annesine rağmen çocuğu oradan alarak uzaklaşır… Bize umudun devam ettiğini, pes etmediğini göstererek film biter.

Dönüş (1972), hem senaryonun içinde barındırdığı yan hikayeler ve temalar, hem dönem Türkiye’sinin gerçeklerini aktarış tarzı, hem kullanılan müzik, hem western-vari uzak planlarla süslenen sinematografisi hem de oyunculuklarıyla unutulmaz bir film olarak hafızalara kazınmıştır. Üslup ve biçimin birbirlerini tamamlayarak sonuna kadar gittiğini görmek açıkçası keyif veriyor. Yer yer kendi içerisinde eleştiriyi de barındırıyor. Şehirden geleni de eleştirdiğini görüyoruz, köyünde kalanını da… Negatif yanlarına geldiğimizde naçizane eleştirim ise seste gerçekleşen yer yer kaymalar ve film de yok sayılamayacak kadar olan devamlılık hataları. Çoğu kişi bundan kaynaklı sonuna kadar izleyemeyebilir. Ama her şeye rağmen başarılı, üzerine konuşulması gereken bir film olan Dönüş (1972) karşımıza çıkmaya devam edecek.

Dönüş (1972)

70’lerin Dram Klasiği: Dönüş (1972) – Sinematik Yeşilçam için Hazırlayan : Orkun Alp Eğinlioğlu – Haziran 2022

One thought on “70’lerin Dram Klasiği: Dönüş (1972)

  • 27 Haziran, 2022 tarihinde, saat 01:43
    Permalink

    Yakında bizim televizyoncular bunun da dizisini yaparlar yada filmini hazırı varken yeni şeylere ne gerek var ki kopyala yapıştır yaparlar.

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: