Murat Hattatoğlu’ndan Tarık Akan’a mektup

Yine bir 16 Eylül… Türk Sineması’nın dev aktörü, efsane sanatçısı Tarık Akan’ın vefatının üzerinden 6 yıl geçti. Acısı hala dün gibi. Onu asla unutmayacağız. Tarık Akan; filmleriyle, düşünce dünyasıyla, çizgisiyle, duruşuyla, yakışıklılığıyla yüreğimizde yaşıyor ve sonsuza dek yaşamaya devam edecek.

Sinematik Yeşilçam editörü ve yazarlarından, Tarık Akan’ın sosyal medya danışmanı ve yakın dostu Murat Hattatoğlu, Tarık Akan’ın ardından ona bir mektup yazdı ve bu mektup, geçtiğimiz yıl piyasaya çıkan, duayen gazeteci ve siyaset adamı Mustafa Balbay’ın kaleme aldığı “Yüreği Yüzünden Güzel: TARIK AKAN” kitabında yer aldı. Bu mektubu, vefat yıldönümünde sizlerle paylaşmak istedik.

TARIK AKAN’A MEKTUP

Beni ben yapan, canım kardeşim;

Gittiğin yerde huzur içindesin, biliyorum. Rüyalarıma giriyorsun devamlı. Geçenlerde rüyamda, Mustafa Balbay biyografini yazıyor demiştim ya sana, o güzel yüzünle bana bakıp tebessüm etmiştin. İşte o kitap için yazıyorum bu mektubu.

“O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler” demişti Yaşar Kemal, o iyi ve güzel insan sendin. 16 Eylül 2016’da Amerikan Hastanesi’nde o güzel atlara binip, uçup gittiğinde o gece sabaha kadar yağmur yağdı. İstanbul, ağlıyordu o gün. Her şey senin istediğin gibi oldu. “Güzel yaşadım” demiştin ya, vedan da güzel oldu. Yakışıklıydın her zamanki gibi. Seni sevenler oradaydı, binlerce insan. Görülmemiş bir kalabalık seni uğurladı. Bakırköy caddeleri, sokakları dolup taştı. Görsen şaşırırdın. Öyle bir kalabalık ki seni sevmeyenler de oradaydı, onlar da seni alkışladı, dualar ettiler. “Onların ne işi var ulan?” diye güldün şimdi, biliyorum. Onlar da seni gizliden sevmiş demek ki. Sayfaya ise (facebook.com/TarikAkanOfficial) trollerden binlerce yorum yağdı o gün. O yorumları silmem, engellemem tam 12 saatimi aldı. Sayfada seni anlatmaya devam ettim. Bilinen değil, bilinmeyen Tarık Akan’ı. Senin dediğin gibi, sanatsal bir sayfa olmasına özen gösterdim. Ama trollerin şikayetleri sonucu geçtiğimiz günlerde Facebook tarafından sayfa kapatıldı. Seni tanıyanlar bana ulaşmaya devam ediyor. Anılarını anlatıyorlar. Okuyunca, dinleyince mutlu oluyorum. Son görüşmemizde, biyografini yazmayı bırakmıştın “Ben yazamıyorum, artık sen devam et” demiştin ya, taslak hazır. Yakında başlayacağım destansı hayatını yazmaya.

Bu yıl senin 50. sanat yılın. Şöyle dönüp baktığımda, inanılmaz bir sinema kariyeri. Öyle ki dünyada hiçbir oyuncunun başaramadığı, cesaret edemediği bir değişim. Jönlükten aktörlüğe uzanan bir yol. Tüm ülkenin sevgilisiyken, o filmleri bırakıp sosyal içerikli filmler çekmek istedin. Bu düzen karşısında “Sürü” olmayın dedin, Atatürk’ün “Yol” undan yürüyün dedin, bu halkın acılarına “Derman” olun dedin. Politik filmlere geçiş yaptın. Yurt içi ve yurt dışında en prestijli ödülleri aldın. Altın Portakal ve Altın Kelebek ödüllerinin rekorları hala sende. Bu ülke sana pasaport vermedi ya o gün çok üzülmüştün. Büyük emekler verdiğin, Sansür Kurulu’ndan geçirdiğin “Yol” filminin, Cannes Film Festivali’nde aldığı Altın Palmiye’yi almaya gidemedin, “Pehlivan”la en iyi erkek oyuncu ödülünü aldığın Berlin Film Festivali’ne de. Ve gidemediğin birçok festival, ödül töreni. Hangisini anlatsam ki. Yalan haber yapıp cezaevine de attılar, işkence de yaptılar, suikast de yaptılar sana. Ama sen asla duruşunu, çizgini bozmadın. 12 Eylül yönetimine de faşizme de gericiliğe de meydan okudun. Sana o çileli günleri yaşatan gazete battı, o kişiler de yok oldu, gittiler. Ama sen, çok sevdiğin Nazım’la aynı mertebedesin. Türkiye tarihinin en büyük sanatçılarından birisin. 

Bu halk, insan gibi yaşasın, emeği çalınmasın, sömürülmesin, kimsenin hakkı yenmesin, insanlar ezilmesin diyeydi bütün çaban. “Ulan Murat, abartma” dediğini duyuyorum, hayatın boyunca mütevazi oldun ya şimdi olma boş ver, abartı değil gerçek ve destansı bir yaşamdı seninki. Bin yıl geçse de asla unutulmayacaksın. Gerçek olan sensin, senin varlığın.

Hayatın boyunca kimseden korkmadın. “Ben Albay çocuğuyum, korku nedir bilmem” demiştin, korkusuzca, dimdik yaşadın. Yiğidim, aslanım. Bu ülkenin sana borcu var. Bu borç asla ödenmeyecek biliyorum. Ama güzel şeyler de oluyor. Bazı mahalle, sokak ve caddelere ismin verildi. Senin adına kültür merkezleri yapıldı. Sen heykelleri severdin ya, TÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi’nde ve Madame Tussauds İstanbul’da balmumu heykelin yapıldı. Birçok parka ismin verildi. Karşıyaka Belediyesi ise bu parka heykelini yaptı. Çok güzel bir heykel. Çok sevdiğin Bakırköy Özgürlük Meydanı’na da ismin verilecek. Oraya da bir heykelin yapılabilir belki. Bakırköy’ü o kadar çok severdin ki oradan hiç ayrılmadın. Her adımında senin ayak izlerin var.

Albay çocuğu olmana rağmen, çocukluğundan beri çalıştın durdun. Su sattın, gazoz sattın, işportacılık yaptın. Taksi işlettin. Bir sürü işte çalıştın. At yarışlarında tabela değişikliği bile yaptın. Hatta ilk sigortalı işin o oldu. Televizyonlar, hemen her gün filmlerini vermeye devam ediyor. Hiçbir zaman telif falan almadın o filmlerden. Parayı sevmezdin sen, umursamazdın. Dert etmezdin. 45 yıldır hiçbir markanın reklamında oynamadın. Yeşilçam’ın krize girdiği yıllarda gazinolardan sahneye çıkma teklifleri geldi, siyasi partilerden milletvekilliği teklifleri geldi, çuvalla paralarla dizi film teklifleri geldi, hepsini elinin tersiyle ittin. Sanatçı kalmayı seçtin. Hangi birini yazsam ki. Paranın satın alamadığı bir stardın. Gösterişten de nefret ederdin. Halkına karşı her zaman sorumlu davrandın ve hiçbir zaman halkına yalan söylemedin. Ülkenin en yakışıklısı olup, 45 yıl boyunca şöhretin zirvesindeyken, bütün kadınlar peşindeyken bir gün bile magazin gazetelerine düşmedin. Bugün ise şöhret olanlar her gün bir reklamdalar, dizideler, mide kaldırmayan iğrenç haberlerle magazindeler. Senin filmlerin ve onurlu yaşamın dilden dile anlatılıyor.

Okulun, senden sonra da Doğu ve Güneydoğu’daki çocuklara her yıl kaban, bot, çorap ve kitap gönderdi. Öğretmenlerin yine mükemmel çocuklar yetiştiriyor. Ve okulun yine Türkiye’nin en iyi, en başarılı okulu şu an. O limon ağacının gölgesinde kedilerle konuşurduk ya. Merhametini, güzel yüreğini onlar da görürdü. Peşinden ayrılmazlardı. Okuldaki ilk tanışmamızı hatırladım şimdi, Çanakkale’ye gidecekken yoldan dönüp geldiğin, beni okulun bahçesinden aldığın o güzel gün. Yeşil gözlerinle, yakışıklı gülüşünle, uzun saçlarınla seni hep hatırlıyorum. Ve kıtlama çay denemelerimiz. İkimiz de mahalle çocuğuyduk ya, ağzımız bozuktu ikimizin de, o yüzden iyi anlaşırdık. Ben bazen serserilik yapardım, sen bana gülerdin. Erzurum’da, Kayseri’de geçen çocukluğunu anlatırdın bazen. İlkokul öğretmenini 56 yıl sonra nasıl bulduğunu, fotoğrafını gururla gösterirdin bana. Sen işte öyle vefalı biriydin. Kimsenin olamayacağı kadar.

Bizi sorarsan eğer, mücadeleye devam ediyoruz. “Her şey güzel olacak” dedik, “Güzel günler göreceğiz” dedik, bekliyoruz umutla. Ne zaman umutsuz olsam, senin bir filmin karşıma çıkıyor,ya da “Canım Kardeşim Murat’a” diye yazdığın imzalı posterine bakıyorum. Sen gittikten sonra hayat o kadar anlamsız ki, Bakırköy’e bile gelmek çok zor. Senden sonra; demirin tuncuna, insanın piçine kaldık. Hoşça kal, “Canım Kardeşim”, hoşça kal hocam, ustam, ağabeyim…

Murat Hattatoğlu

19.11.2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

%d blogcu bunu beğendi: