32. İstanbul Film Festivali’nde Türk sineması ve Yeşilçam Filmleri

1
1327

32FilmFestAfisBu yıl yine dopdolu bir film festivali bizleri bekliyor. Şüphesiz pek çok filmi dev ekranda yeniden izlemek için kaçırılmaz bir fırsat. Biz de sizler için bu yıl gösterilecek Yeşilçam  filmlerini listeledik. Bunun yanı sıra 32. İstanbul Film Festivali’nin açılış töreninde Türkiye’de sinemaya yıllar boyu emek vermiş dört önemli isme festivalin Sinema Onur Ödülü verilecek.

30 Mart-14 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek 32. İstanbul Film Festivali’nin Türkiye’den, yapımı 2012-2013 sezonunda tamamlanmış filmlerin bir araya geldiği “Türkiye Sineması” bölümünde “Ulusal Yarışma“nın yanı sıra “Yarışma Dışı“, “Belgeseller” ve “Yeni Türkiye Sineması” başlıkları altında 31 film gösterilecek. Altın Lale Ulusal Yarışma jüri başkanlığını yazar ve yönetmen Tayfun Pirselimoğlu üstlenecek ve yapımı 2012-2013 sezonunda tamamlanan filmler yarışacak.

Groupama sponsorluğunda 6 yıl önce başlayan “Özel Gösterim: Türk Klasikleri Yeniden” bölümünde yönetmenliğini Lütfi Ö. Akad’ın yaptığı, başrollerinde İzzet Günay ile Türkan Şoray’ın yer aldığı 1968 yapımı Vesikalı Yarim filmi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu Sinema-TV Merkezi tarafından restore edilmiş haliyle gösterilecek. Ayrıca Metin Erksan anısına 5 filmi de festival içerisinde gösterilecek. Daha detaylı bilgi almak için festival kitapçığını almanızı öneririz.

Gösterilecek filmler:

Yeşilçam Klasikleri:

Kalbimin Efendisi  – süresi: 94′ (gösterim: 30 mart 16:00 beyoğlu)
Ah Güzel İstanbul – süresi: 97′ (gösterim: 07 nisan 11:00/ 11 nisan 13:00 pera müzesi salonu)
Bir Türk’e Gönül Verdim  – süresi: 100′ (gösterim: 31 mart 16:00 beyoğlu)
Vesikalı Yarim – süresi: 88′ (gösterim: 11 nisan 21:30 feriye)

Metin Erksan Anısına:

Geçmiş Zaman Elbiseleri – süresi: 51′ (gösterim: 12 nisan 11:00 /13 nisan  13:00 pera müzesi salonu)
Hanende Melek – süresi: 43′ (gösterim: 12 nisan 11:00 /13 nisan  13:00 pera müzesi salonu)
Bir İntihar – süresi: 38′ (gösterim: 12 nisan 13:30 /13 nisan  16:00 pera müzesi salonu)
Müthiş Bir Tren – süresi: 42′ (gösterim: 12 nisan 13:30 /13 nisan  16:00 pera müzesi salonu)
Sazlık – süresi: 44′ (gösterim: 12 nisan 13:30 /13 nisan  16:00 pera müzesi salonu)

Sinema Onur Ödülleri bu yıl oyuncu Lale Belkıs, görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı, oyuncu Ahmet Mekin ve senarist Ayşe Şasa’ya verilecek. Atıf Yılmaz’ın 1966 yılında çektiği, senaryosunu Ayşe Şasa’nın yazdığı Ah Güzel İstanbul, Lale Belkıs’ın rol aldığı Kalbimin Efendisi ve Ahmet Mekin’in rol aldığı Bir Türk’e Gönül Verdim filmleri de festival kapsamında izleyicilerle buluşacak.

Lale Belkıs

“Mankenden oyuncu ya da şarkıcı olur mu?” sorusu 2000’li yıllarda hepimizi çok yormuş, çok uğraştırmış sorulardandır. Ya da “manken” dediklerimizin başka bir alana kayması/karışması olağan bir şey midir?

Cevabı (henüz) çok net verilebilmiş sorulardan değildir bunlar. “Katiyen olmaz!” diyenlerin, hiç şüphesiz kendilerine göre haklı sebepleri, sağlam gerekçeleri vardır. “Pekâlâ olur!” diyenlerin ise ellerinde kapı gibi bir örnek vardır: Lale Belkıs.

Hakikaten de öyledir; kendini dâhil ettiği her alandan yüzünün akıyla çıkabilmiş sanatçılardandır. Çok az böyle sanatçımız oldu: Hümeyra, Zuhal Olcay ve çok az sayıda benzerleri. Çünkü bambaşka sanatçılardır bunlar; “talep bu yönde” diye değil, yapabileceklerini/anlatabileceklerini, o farklı alan içinde yapabileceklerini/anlatabileceklerini düşündükleri için yer/zaman değiştirirler.

Lale Belkıs da öyle. Bu nedenle müzikte de sinemada da kimselere benzemez işler yapmıştır; çünkü “öğrenmenin yaşı yoktur”un canlı bir örneğidir. Arar, araştırır, çalışır ve öyle dener ya da başlardı işe… Tabii “yetenek” dediğimiz nadir özelliğe sahip olmak da gerekirdi bunlarla birlikte, ama zaten Belkıs’ta gani gani mevcut olan bir şeydi bu da.

Ülke sinemamızın Lale Belkıs’a, kendisini tamamıyla gösterebileceği, bir film boyu oyunculuğunu sergileyebileceği imkânları verdiğini söyleyemeyiz. Hatta tersi söylenebilir: Bu imkân ona verilmemiştir. Ama ne gam; o kendisine uygun görülen irili ufaklı rollerde dahi (tabir burada çok caiz) bütün rolleri, hatta nerdeyse filmin tamamını kapıp gitmiştir.

Bir de şu: Ona hep “kötü kalpli” roller reva görülmüştür. Ama o her nasıl yapmışsa yapmış, bu rollerin içinden de “iyi insan” olarak çıkabilmiştir. Üvey anne ya da para düşkünü bir yuva yıkan olması hiç fark etmemiş, bir biçimde seyirciye kendisini “aslında iyiyken, şartlar gereği kötülüğe meyletmiş bir kader kurbanı” şeklinde nakledebilmiştir.

Nasıl mı? Oyunculuğuyla, sadece bu. – Naim Dilmener 

 

Ahmet Mekin

Ahmet Mekin etkileyici fiziği, derin ifadeli çakır gözleriyle, yaşattığı karakterleri ölümsüz kılmıştır. Son derece yakışıklı olduğu için, sinemaya başladığında baş erkek oyuncu olarak filmlerde oynadı. Ama karakter oyuncusu olarak, daha zor ve etki bırakan rollerde oynamayı tercih etti. Oyunculuğunda kendinden emin, son derece rahat oluşu, kamera önü hâkimiyetini sağladı.

Filmleri, güçlü karakterler bir yere taşır… Ahmet Mekin rol aldığı her filmde etkileyici performansıyla seyirciyi hemen etkisi altına alır. Bunun en güzel örneği Selvi Boylum Al Yazmalım filmindeki Cemşit karakteridir. Yol ustası, sağlam karakterli Cemşit o kadar sahicidir ki filmin sevilmesinde çok önemli bir etkendir. Mekin, özel yaşamındaki duruşu, kültürü ve sinemaya verdiği emeğiyle saygınlık kazanmış ve giderek daha çok ifade kazanan karakteristik yüzüyle daha birçok filme imza atacak bir aktördür. En sevdiğim meslektaşlarımdan biridir. Maalesef sadece birkaç filmde birlikte çalıştık. Kişiliklidir, dürüsttür, dosttur. Gayet mütevazı bir yaşam tarzı sürdürmektedir. Meslektaşım olduğu için gurur duyuyorum. – Türkan Şoray

Ayşe Şasa

Dünyanın imgesi olan sinema içinden geçen çileli bir macera onunki. Shakespeare “Dünya sahnedir” diyordu. Dünya sinemadır. Hayyam’ın dediği gibi, “oynaşmadayız perdede, kuklasıyız feleğin”. Ayşe Şasa, bu sahnede oldukça güç bir rolün üstesinden gelmeyi başarmış, ıstıraplı ve bereketli bir yaşam sürmüş, bugün hâlâ, yaşlı kürede olup bitenlere karşı oldukça duyarlı bir film sanatçısı, emekçisi ve düşünürü.

Dünya macerası 1941 yılında bir Amerikan hastanesinde başlar. 1963 yılında Çapkın Kız’la başlayan senaryo serüveni ise sırasıyla, Son KuşlarMurad’ın TürküsüToprağın KanıAh Güzel İstanbul (1966), KozanoğluBalatlı ArifHarun Reşid’in Gözdesiİlk ve SonCemile,KöroğluUtançYedi Kocalı Hürmüz (1971), GüllüUnutulan KadınBattal Gazi DestanıCemoKamburDeli KanHacı Arif BeyVe Recep ve Zehra ve AyşeÖlmez AğacıMerdoğlu Ömer BeyGramofon Avrat,Arkadaşım ŞeytanHiçbir GeceHer Gece BodrumKanayan Bosna ve Dinle Neyden ile sürmüştür.

Kemal Tahir’in düşünce çevresinde bulunmuş olan Şasa, Türk sinemasının önemli yönetmenleriyle çalışmış, Lütfi Akad, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz, Yusuf Kurçenli ve Bülent Oran’la kader birliği de etmiştir.

Yeşilçam Günlüğü adıyla kitaplaşan Dergâh yazıları, sinema tutkusu ve çabasıyla yanıp tutuşan genç kuşaklar nezdinde hayli ilgi görmüş, onların muhayyilesini genişletmiş, bu topraklara özgü bir film dilinin oluşmasına katkı vermiştir.

Şasa, sinemanın lüks bir kategori olmadığını ve bu sanata yaşamın bütün alanlarıyla ilişkili biçimde, bütüncül bir bakışla yaklaşılması gerektiğini de ısrarla ima etmiştir.

Onun çileli yaşamı, “kendi derdini söyleyen” dili, düşüncelerini bizatihi yaşamının içinden çıkarışı, yerli duyarlıktan yola çıkıp evrensel öze doğru yürüyen zihni, manevi-entelektüel hayatımız için özgün bir değerdir. Bu yolculukta, Mağripli bilge İbn Arabi’ye uğrayan yolu, Batılı dramaturjiyi Türk filmine giydirmeye çalışanlar açısından daha da ilgi çekici sonuçlar üretmiştir.

“Sinema tekniğinin temeli, toplumsal kültürdür. Her toplum ya da her uygarlık birimi sinema tekniğinin ana çekirdeğini –sinematografisini– kendi sosyal kültürünün işlevlerine uygun olarak kurmak, geliştirmek durumundadır” diyen Şasa’nın Yeşilçam GünlüğüŞebek RomanıVakte Karşı Sözler ve Bir Ruh Macerasıkitaplarıyla düşünce yolculuğu sürüyor. – Sadık Yalsızuçanlar

Aytekin Çakmakçı

Aytekin Çakmakçı 1949 Trabzon doğumlu. Çok genç yaşta set fotoğrafçılığı ve kamera asistanlığıyla girdiği sinemada, usta bir görüntü yönetmeni oldu. 1984’te Acı adlı filmden başlayarak yetmiş beş sinema veya TV yapımında görev aldı. Bunların arasında 80’lerdeKanYılanların ÖcüGüneşe KöprüPrensesSen Türkülerini SöyleÇağdaş Bir Köle,Bir Avuç GökyüzüBiri ve DiğerleriMuhsin BeyİpekçeArabeskDüttürü Dünya; 90’larda Kurt KanunuUzlaşmaCazibe Hanımın Gündüz DüşleriYumuşak Ten,Işıklar SönmesinMum Kokulu KadınlarAvrupalı gibi filmler ön plana çıkıyor.
Çakmakçı, Şerif Gören’den Tunç Başaran’a, Ertem Eğilmez’den Orhan Aksoy’a, Zeki Ökten’den Bilge Olgaç’a, Erdoğan Tokatlı’dan Ersin Pertan’a, İrfan Tözüm’den Sinan Çetin’e, Reis Çelik’ten Ümit Elçi’ye birçok yönetmenimizin en başarılı filmlerine katıldı. Mesleğini çok iyi bilen, kuramdan pratiğe her alanda deneyimli ve yetkin bir sanatçı olarak tanındı. Bu nedenle, Eskişehir Anadolu’dan Marmara’ya, Mimar Sinan Sinema-TV Merkezi’nden 9 Eylül’e, İTÜ Mimarlık’tan İFSAK Sinema Kursları’na, sayısız üniversite veya kursta verdiği dersler de onun hayatının ayrılmaz bir parçası.

1986’da Yılanların Öcü ile Altın Portakal’da, 1996’da ise Mum Kokulu Kadınlar ve Işıklar Sönmesin’le Altın Koza’da En İyi Görüntü Yönetmeni seçilen Çakmakçı, 1987’de Yalnız Efe ve ardından Yaprak Dökümüdizileriyle başladığı TV çabalarını daha sonra ön plana aldı. Ve 2000’li yıllarda hemen tümüyle TV için çalıştı. Ancak son yıllarda yine sinemaya dönmüş gözüküyor. Ayrıca fotoğraf da çekiyor ve 1999’da Galata’da açtığı ilk kişisel sergisinden sonra bu etkinliğini de sürdürüyor. – Atilla Dorsay

Kaynak:

http://film.iksv.org/tr/oduller/yasamboyubasari

32FilmFestAfis yatay

Yorumlar