Türkiye’de yeni komedi filmlerindeki Skeç Sorunsalı

0
2275

sinematik yesilcam komedi 001 banner

Komedi filmlerinin Türk sineması içerisindeki önemi tartışılmaz. Siyah beyaz döneminde Holywood’tan etkilenen ama kendi tarzını da oluşturabilen Yeşilçam, 60lar ve 70lerdeki kalabalık kadrolu filmleri ve daha sonra öne çıkan Kemal Sunal filmleri, Şener Şen’in 80lerdeki çıkışı, İlyas Salman filmleri, İtalyan seks komedilerinin değişik versiyonlarının sükse yaptığı 70ler gibi çok zengin bir komedi sinemamız var. Pek çoğumuz için şüphesiz Gülen Gözler, Neşeli Günler, Hababam Sınıfı filmleri, Tosun paşa ve Şabanoğlu Şaban gibi filmler önemlidir.

Benim Yeni Türk Komedi filmlerindeki “Skeç Sorunsalı” yazıları ile ele almak istediğim orta oyun, meddahlık ve gölge oyunu gibi bir temelde gelişen ve kalabalık kadrolu filmlerle 60lar ve 70lerde altın dönemini yaşayan Türk komedi filmlerinin 2000 yıllarda geldiği noktayı analiz etmek. Yeniden canlanan sinemamızda pek çok komedi filmi çekiliyor. Ancak bu filmlerin %90’ın yukarıda saydığımız örneklerinden farklı bir yerde. Bu yazı dizisinde  70lerden sonra yaşanan toplumsal değişimlerden de yola çıkarak sinemamızdan uzaklaşmadan yeni filmlerimizdeki skeç sorunsalına eğilmek istiyorum. (Utku Uluer)

Komedi Filmlerimiz sadece Türkiye için mi yapılıyor?

hababam sınıfı sunal vs ozkul_n

Her ülkenin komedi filmleri öncelikle kendi iç piyasasına yöneliktir bu hollywood’ta bile bazen böyle. Ama konu Türk sineması olduğu zaman çok daha içe dönük bir sinema karşımıza çıkıyor kanımca. Hababam sınıfı efsanesi, hepimizin babası/müdürü Munir Özkul, hepimizin annesi ninesi Adile Naşit, bitirim, duygusal anti kahraman Sadri Alışık, Metin Zeki‘nin performansları, Cilalı İbolar yani kısaca anlayacağınız oldukça geniş bir altyapımız ve sinema geleneğimiz var komedi üzerine.

Birçok aktörün ölümsüzleştirdi tiplemeler aslında bu temel yapının sağlam taşları içinde yer alır. Bu çok kolay bir iş değil o yüzden bu alt yapıyı doğru analiz etmek gerekiyor. Halka nasıl ulaşıldığı konusu, üzerine tezler yazılmış bir konu aslında. “Hababam sınıfı”, “Köyden İndim Şehre”, “Gülen Gözler” veya “Neşeli Günler” gibi içten ve amatör bir ruhu da içinde barındıran Arzu film filmleri gişe açısından başarısı yanında Ulusal sinemamız içinde önemli kilometre taşları idi.

Mesela İtalyan sinemasından özellikle etkilendiğini düşündüğüm 60lar ve 70lerdeki filmlerin içinde yer alan pek çok espri Türkiye‘ye özeldir ama İtalyan sinemasından filmleri Türk sinemasına uyarlayıp bu esprileri yerelleştirmiştir. Bu sebepten dolayı Türkiye‘deki sinema izleyicisi kendisi için de özel olanı sahiplenmiştir. Ama bazen bu sahiplenme yanında bir içe kapanışı da getiriyor ve sinemamızda komedi filmlerinin uluslararası olamama durumu ortaya çıkıyor. Bu geçmişte daha zor iken gelişen iletişm araçlarına rağmen değişmemiş gözüküyor. 80lerde ise umut ışığı doğacak gibi oluyor ama o kadar…

Bu konuyu kafama taktığım bir dönemde Italya’nın Modena kentinde Hababam Sınıfını göstermek için bir festivalin sanat direktörüne izlettiğimde negatif bir tepki almıştım. Düşünebiliyor musunuz bütün bir ülkeyi kahkaya boğan bir film yurtdışında ilgi görmeyebilir miydi? O yüzden uzun süre bu filmleri sadece Türkiye’ye özel olduğuna ikna oldum. Yine bazı arkadaşlarıma hababam sınıfını izlettiğimde çoğu espriye gülmediler burada genellikle bozulan dostlar olabbilri ama bir taraftanda doğal olduğunu düşünüyorum. İlginçtir Modena‘da ve Trieste kentinde GORA filmi gösterildiğin de ilgi çektiğini okudum. Sanırım pek çok yönden baktığımızda kalabalık kadrolu filmleirmiz komedi sinemamızın en önemli yapıtalrı bize özel bir ortak değerimiz. Belki de bizi bir arada tutan yapı taşlarından birisi haline gelmiş… Bu sağlam harç 80 darbesi ile birlikte değişecekti tabiki.

neolacakimdi79Oray Eğin’in 80 sonrası için bazı güzel tespitleri var:
“Levent Kırca, dünya çapında bir komedyen olabilecekken kendi egosuna yenilmiş, starlık şehvetine kendini kaptırıp hak ettiğinden çok daha aşağı bir noktada kariyerini sonlandırmış biridir… Halbuki bir ‘darbeci generaller’, bir ‘Associated Press’ skeci olsun hala insanın aklına gelince gözünden yaşlar gelene kadar güldürür. Keşke, bu yaratıcılığı kariyerinin tamamına yaysaydı. Ve hala çok izlenen, çok gülünen, çok konuşulan bir sanatçı olsaydı…

Müjdat Gezen, hiçbir zaman insanı gözünden yaşlar gelerek güldüremeyen vasat bir komedyendir… Bir ‘Darbukatör Baryam’ tiplemesi vardır zihnimizde; o da dönemseldir, kendini yeni kuşaklara kabul ettirememiş, bulunduğu dönemin dışına çıkamamıştır. Zamanında Perran Kutman’la kurduğu ikili de vasattır; bugün bakınca gülmek bir yana, insan sadece acı çeker. Ama Gezen, kendi adına bir sanat merkezi kurarak birçok isme umut kaynağı olmuş, bir sürü insanın yetişmesine ön ayak olmuş bir şöhrettir.

Zeki-Metin ikilisi Türkiye’de bilinen anlamda bir ‘sağ-sol’ çatışmasıdır. Zeki Alasya, tipik bir Yeni Sağ’cıdır. Kapitalisttir, iktidar partilerine oy vermiştir, onlara destek olmuştur. Ticari işlere girmiş, genelde batırmış, batmış ve savunduğu ideolojinin kurbanı olmuştur. Metin Akpınar ise solcudur, muhaliftir, çizgisinden ödün vermemiştir. Ha bir de parasını sanata yatırır…

Eğin’in degindigi gibi son dönem komedyenlerimizden Şener Şen dışında pek bir ilerleme olmamıştı ancak komedi sinemamız televizyonla beraber bir değişime giriyordu. Yukarda değinilenin etkiler ise çok daha farklı olacaktı.
Peki aslında değişen ne idi? Etkileyen gerçekler nelerdi?
Devamı Haftaya…
Yazan: Utku Uluer

İki Komedi ustası üzerine bir video: Kemal Sunal – Şener Şen

Bu yazı 2011’de yayınlanmış yazı dizisinin güncellenmiş halidir…

Yorumlar